GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2025 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2023 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle
Yasama Yılı:3
Birleşim:29
Tarih:09.12.2024

KESKİN BAYINDIR (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, saygıdeğer halkımız; sizleri Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) adına saygıyla sevgiyle selamlarken aynı zamanda cezaevlerinde ve sürgünde bulunan tüm mücadele ve yol arkadaşlarım adına hepinize saygılarımı ve sevgilerimi sunuyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Yeni bir düzen ve paradigma arayışına giren küresel siyaset İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en çalkantılı buhranını yaşamaktadır. Bugün artık dost ve düşman politikası yerini demokrasi ve diktatör siyasetine bıraksa da şiddet, savaş ve yıkım politikalarında herhangi bir değişiklik söz konusu değil. Dönemin ruhu hâlâ "belirsizlik" ve "politik kriz" kavramlarında asılı durmaktadır. Tüm krizlerin restleştiği ve test alanına da çevrildiği yer şüphesiz ki Orta Doğu'dur. Burada din ve mezhep, sınıf, hiyerarşi, iktidar, ahlak, politika, demokrasi, kadın ve nihayetinde de demokratik devrim başat sorunlar olarak ele alınmaktadır. Üçüncü dünya savaşı bu zeminde gelişmekte ve devam etmektedir. 2025 yılına sayılı günler kala tüm senaryolar yeni jeopolitik merkezler üzerine kurgulanırken Orta Doğu’nun geleceği de Suriye sahasında dağıtılacak olan yeni kartlarla şekillenecektir. Daha dün Esad rejiminin düşmesi tek başına bize bu gerçeği ifade etmektedir. Suriye'de yaşananlara baktığımız zaman, kuzey ve doğu Suriye özerk yönetimi modeli bugün en gerçekçi ve doğru çözüm yöntemi olarak karşımızda durmaktadır. Rojava'da hayat bulan bu modele bütün dünya gıptayla bakarken "teröristan" diyen bir tek sizsiniz. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) İşte, bu kadar yanlı, işte bu kadar yalnızsınız. Türkiye'nin bu modele yaklaşımı Orta Doğu'daki gidişat açısından da elbette ki belirleyici olacak. Rojava'daki Kürtlerin Türkiye'yle bir sorunu olmadığı gibi; tam tersine, birbirini tanımanın her iki tarafı da güçlendireceği hep ifade edilmektedir. Mazisi ortak olanın geleceği de ortaktır. Bugün Münbiç'te yaşananlar bu saldırı dalgasının devam ettiğini en açık ve en çıplak bir şekilde bize göstermektedir. Mevcut iktidar bugün izlediği stratejiyle buradaki yaşamı açık bir şekilde boğmayı hedeflemektedir. G20 zirvesinde iktidar "Sivillere ve altyapıya yönelik bütün saldırıları kınıyoruz." ifadelerinin altına imza atarken aynı iktidar Ayn İsa'dan Haseke'ye ve buradan da Kobani'ye kadar elektrik, su, doğal gaz ve altyapıları açık bir şekilde hedef aldı ve hedef almaya devam etmektedir. Biz buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Bu bir siyaset değildir, hele hele işgal ve sömürü hiçbir şekilde bir çözüm değildir. Daha açık ifade etmek gerekirse siyaset, kendisini boğan kibir sendromundan arınmalıdır, ulus devletin inkârcı kodlarını terk ederek Kürt meselesine yaklaşımda kendisini güncellemelidir. Yüz yıllık cumhuriyet tarihi de bu güncellemenin gerektiğini bize en açık şekilde göstermektedir.

Hepimiz şu gerçekliğin farkında olmalıyız: Fahrettin Kırzıoğluların, Nazmi Sevgenlerin ve Abdulhaluk Çayların dönemi artık sona ermiştir. Kürt sorununda Kürt'ü küçük harfe indirgeyerek yol alma dönemi artık bitmiştir. Bu soruna ilişkin aynı yöntemi deneyip farklı sonuçları bekleyen anlayışların izinden gitmek ise tam anlamıyla siyasi bir şaşılıktır. İlk yüzyılda darağaçları ve istiklal mahkemeleriyle çözüm arayan akıl, geçmişin bu çözümsüz deneyimlerinden mutlaka ama mutlaka ders çıkarmalıdır. Unutmayalım ki menteşesinden çıkmış bir kapı ne üzerimize kapanır ne de açılır. Kayyum atamaları başta olmak üzere, demokratik siyasetin engellenmesinden görüldüğü üzere Kürt sorunu bilerek düğümden kördüğüme çekilmektedir. Bu yüzyılın çözümü kayyumlar mıdır, çöktürme planları mıdır, tecrit rejimi midir, tüm varlığını Kürtlerin yokluğu ve inkârı üzerine kurmak mıdır? Ya da sormak gerekir "..."(*) mücadelesini...

(Mikrofon kapandı)

KESKİN BAYINDIR (Devamla) - ....yasaklamak mıdır? (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)

Erkek egemen zihniyetini topluma dayatarak kadın kıyımını gerçekleştirmek midir? Başta kadınlar ve gençler olmak üzere tüm toplumu Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi. kimliksiz, geleceksiz ve mücadelesiz bırakmayı hedefleyen özel savaş politikaları mıdır? Buyurun söyleyin, bu toplumun karşısına çıkıp, bu muhalefetin, bu Meclisin karşısına çıkıp açık bir şekilde ifade edin: Çözümünüz nedir?

İnsan yaptıklarıyla vardır, söyledikleriyle değil; o hâlde bize, söylediğini yapan irade lazım, söylediğini yapamayan ve yapmayan değil. Bakınız, hiçbirimizin artık inkâr edemeyeceği bir gerçeklik var: Kürt sorununda demokratik ve barışçıl çözüm artık kaçınılmazdır. Bu sorunun çözümü siyasetin ve bizlerin tarihsel görevidir. Nitekim yeni dünya düzeni de artık Kürt sorununda sonuç odaklı bir çözümü dayatmaktadır. Bu kaçınılmaz sonuca ilişkin Sayın Öcalan daha önce şu ifadelerde bulunmuştu: "Artık gün bu acımasız ve yıkıcı tarihi sonlandırıp gerçek geçmişimize uygun barış, kardeşlik ve demokrasiye geçiş yapma günüdür." (DEM PARTİ sıralarından alkışlar) Bu anlamda biz zamanın da geldiğini ve zeminin de oluştuğunu, bu tarihî fırsatın doğru temelde değerlendirilmesi gerektiğini açık bir şekilde ifade ediyoruz. Toplumun beklentisi de onurlu bir barış için somut adımların atılması gerektiğidir. Tam da bu noktada bu Meclise yani bizlere düşen görev ise bu meselenin çözümü için sadece somut değil, yasal adımlar da atarak kararlı bir irade göstermemizdir. Bu bağlamda atılacak ilk adım Sayın Öcalan'ın çözüm önerilerine kapı açmak olacaktır. Kendisi Kürt sorununun demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözülmesi için şu ana kadar önemli görüş ve önerilerde bulundu, bu aynı zamanda tarihî bir fırsattır. Onun gösterdiği bu iradeye sahip çıkmak çözüme olan gidişatı da hızlandıracaktır, bu iradeye sahip çıkmanın yolu da elbette ki siyasi cesaretten geçmektedir. Çözüm için cesurca atılacak her adım hepimize ve Türkiye'ye kazandıracaktır. Bu sürece seyirci kalamayız. Filozofun da dediği üzere, korkarak yaşıyorsan sadece hayatı seyredersin. Bu toplumu bekleyen karamsarlığa, belirsizliğe ve umutsuzluğa seyirci kalmamak için hep birlikte ve hep beraber adım atmalıyız.

Değerli milletvekilleri, çözüm adına Türkiye siyaseti daha önce önemli bir süreci deneyimledi. Çözümün kodları cumhuriyetin kuruluş sürecinde ortaya konulan çerçevede mevcuttur. 1921 Anayasası'nda, bu ülkenin yöneticileri eğer dönüp bakarlarsa bizler, hepimiz ve herkes bunu açık bir şekilde görecektir. Çıkarlara göre değil ilke ve hakkaniyetlere göre hareket etmeliyiz. Bu bakımdan, 1 Ekimden bu yana başlayan tartışmalar bizler açısından önemlidir fakat bu tartışmalara dair hikâyenin başlangıç noktasını doğru bir yerden kuramazsak ortak paydada buluşmak mümkün olamayacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bayındır, toparlayın lütfen.

KESKİN BAYINDIR (Devamla) - Şimdiye kadar Kürt sorunu bağlamında demokratik çözüm ruhu ve bilincinin demokratik cumhuriyetle bütünleşmesi gerektiğini hep ifade ettik. Bu bakımdan, Kürt sorununun çözümünü esas alan her adımı, her söylem ve girişimi önemli buluyor, toplumsallaşması ve gerçekleşmesi için de büyük emek vereceğimizi açık yüreklilikle ifade ediyoruz. Tüm muhalefetin, tüm toplumsal dinamiklerin destek verdiği böylesi bir süreçte Rojava'ya savaş; Batman'a, Mardin'e kayyumla yol alınamaz. Terör mefhumuyla bu gerçekleri değiştiremez, Pirus zaferi bile elde edemezsiniz.

Kuzey İrlanda ve Bask bölgesinde kaygı eşiği toplumsal olarak nasıl aşıldıysa bizler de -bu Meclis, bu Parlamento bu kaygı eşiğinden çok rahatlıkla çıkabilir- bugün toplumun yaşadığı kaygı eşiğini aşabiliriz.

Her koşulda biz şunu ifade ediyoruz ve etmeye devam edeceğiz: Kürtlerin çıkarı, Türkiye'nin demokratikleşmesinden geçmektedir. Bu durum, tarihin bizlere dayattığı en hakiki ve sahici bir çözüm yoludur.

Genel Kurulu saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (DEM PARTİ sıralarından alkışlar)