GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİNİN KURULUŞUNUN 93?ÜNCÜ YIL DÖNÜMÜNÜN VE ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI?NIN KUTLANMASI, GÜNÜN ÖNEM VE ANLAMININ BELİRTİLMESİ GÖRÜŞMELERİ
Yasama Yılı:3
Birleşim:95
Tarih:23.04.2013

BARIŞ VE DEMOKRASİ PARTİSİ  EŞ GENEL BAŞKANI GÜLTAN KIŞANAK (Siirt) - Sayın Başkan, Sayın Cumhurbaşkanımız, saygıdeğer milletvekilleri, değerli konuklar ve sevgili çocuklar; hepinizi şahsım ve Barış ve Demokrasi Partisi adına saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Doksan üçüncü yılında bütün çocuklarımızın ve Türkiye halklarının Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nı kutluyorum.

Doksan üç yıl önce kurulan ilk Meclis çoğulculuk esasıyla oluşturuldu, "biz" kavramının kapsamadığı hiç kimse kalmadı. Kadim Anadolu ve Mezopotamya halkları ortak bir gelecek, eşit ve özgür bir yaşam için kader birliği yaptı. Erzurum Kongresi'nde, Sivas Kongresi'nde, Amasya protokollerinde ve 23 Nisan 1920'de kurulan Büyük Millet Meclisinde ve 1921 Anayasası'nda bu anlayışı görmek mümkündür. 1921 Anayasası'nda siyasal birlik tanımlanırken hiçbir etnisiteye vurgu yapılmadı ve Büyük Millet Meclisini oluşturan temsilciler kendi kimlikleriyle Mecliste yer aldılar. Kurucu Meclis, öz yönetime sahip vilayet şûralarına geniş özerklikler tanıdı; böylece, tüm yurttaşların farklılıklarıyla birlikte yönetime katılma imkânları ortaya çıktı. 1921 Anayasası'nda ademimerkeziyetçilik, çoğulculuk, temsilde adalet prensipleri esas alındı. Ne yazık ki üç yıl sonra bu ruh, bu kapsayıcılık 1924 Anayasası'yla yaralandı. Yeni cumhuriyetin önünde çoğulculuğa dayalı, demokratikleşme ve insan haklarına saygılı bir tarih yaratma fırsatı varken "biz" kavramı teke indirgenerek 1924 Anayasası ile bu fırsat heba edildi ve cumhuriyet tarihi, büyük acıların, travmaların, çatışmaların, isyanların ve katliamların yaşandığı bir tarih oldu. Tekçi zihniyet ve devlet yapılanması bir deli gömleği gibi tüm toplumu cendereye aldı. Eşitlik, özgürlük ve özerklik ilkelerine dayalı ortak gelecek hedefi zedelendi. Tekçi zihniyet ve inkârcılık beraberinde asimilasyon ve imhayı da getirdi. Zilan'da, Dersim'de, Sivas'ta, Kızıldere'de katliamlar yaşandı. Darbeler, derin devlet yapılanmaları, antidemokratik uygulamalar, çeteleşmeler birbirini izledi. Mamak'ta, Metris'te, Diyarbakır'da insanlık dışı işkenceler yaşandı. Cumhuriyetin demokrasiyle buluşması engellendi. Karanlık bir anlayış geleceğimizi teslim almaya çalıştı. Öyle ki "özde vatandaş", "sözde vatandaş" kavramları bile kullanıldı. Cumhuriyetin özde-sözde vatandaşları olmaz, eşit yurttaşları olur; bu, en temel ilke bile unutuldu. Mustafa Suphileri Karadeniz'in dalgalarına teslim eden bu karanlık anlayış Saidi Kürdi'nin fikirlerine bile tahammül göstermedi; Şeyh Said'i, Seyit Rıza'yı, Deniz Gezmiş'i darağacına götürerek bu ülkeye büyük bir vicdan muhasebesini, vicdan yaralanmasını yaşattı. Madımak'ta yakılan sadece insan bedeni olmadı; yakılan, hasret kaldığımız kardeşlik türkülerimiz oldu.

Değerli milletvekilleri, saygıdeğer Türkiye halkı; bütün bu politikalara karşı direnen her kesimden demokratlar büyük bir insanlık mücadelesi verdiler. Özellikle Kürt halkı inkâr, baskı ve asimilasyon politikalarına karşı büyük bedeller ödeyerek amansız bir demokrasi ve insanlık mücadelesi yürüttü. Ezilen, ötekileştirilen, dışlanan bütün kesimlerin yürüttükleri demokrasi ve insanlık mücadelesi karşısında tekçi, otoriter, darbeci zihniyet iflas etmiştir ve kuşkusuz özgür yarınlar, bu mücadelenin, bu mücadelelerin üzerine inşa edilecektir.

Geldiğimiz noktada tarih bize yeni fırsatlar sunmaktadır. Cumhuriyetin kuruluşundaki kapsayıcılık bize tüm renklerimizle birlikte yeni bir gelecek kurma konusunda ışık tutmaktadır. Artık bu ülkede, yok sayılan bütün kimliklerin eşitlik hukukuyla bir arada yaşayacağı demokratik bir cumhuriyeti inşa etmenin zamanı gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, saygıdeğer Türkiye halkı; bu Parlamentoda her birimize tarihî bir görev düşüyor. Bu görev de demokrasiyi ve barışı inşa etmektir. Barış hakkı kutsaldır, demokrasi vazgeçilmezdir. Onurlu bir barışı, eşit, özgür ve ortak bir ülkenin temeli olacak demokratik adımları atarak inşa edebiliriz. Mutlaka ki hepimiz aynı olmak zorunda değiliz ama hepimiz bir diğerinin inancına, kimliğine, değerlerine saygı duyarak demokratik bir ortamda, eşitlik hukuku içerisinde, bir arada yaşayabiliriz, bir gelecek kurabiliriz.

Öncelikle, demokrasi önündeki tüm engelleri kaldırarak yeni bir anayasa yapma sorumluluğuyla karşı karşıyayız. Çoğulculuk anlayışına dayalı, demokratik ve özgürlükçü bir anayasa toplumdaki bütün renkleri birleştirecek, bir çatı altında buluşturacak güçte olacaktır. Bu tarihî sorumluluğa sahip tüm siyasi partiler, kurumlar ve yurttaşlar demokratik cumhuriyeti inşa edebilecek demokratik bir anayasa yapma görevinden kaçınamazlar.

Değerli Türkiye halkı, hiç kuşku yok ki yeni süreci, demokratik hakların tanındığı ve güvence altına alındığı bir aşamaya hep birlikte yürüteceğimiz demokratik, siyasal mücadele ile taşıyabiliriz. Demokratik bir ülke için kurulacak hukuk eşitlik hukuku olacaktır. Eşitlik hukuku ile bu ülkenin köklü halklarından olan Türkler, Kürtler, Araplar, Çerkezler, Lazlar, Süryaniler, Ermeniler, Rumlar ve ismini burada sayamadığımız tüm halklar; bu ülkenin en büyük değerlerinden olan tüm din ve inançlar; bu ülkenin siyasal zenginliği olan tüm düşünceler; yaşamı her gün elleriyle yeniden kuran, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin en önünde yürüyen kadınlar, emekçiler; umudu her daim gözlerinde ışıldayan çocuklar ve gençler; bu gökkuşağı altında hep birlikte eşit ve özgür bir gelecekte yaşayabiliriz. Yağmurda birlikte ıslandık, güneşi de hep birlikte karşılayabiliriz.

Değerli milletvekilleri, bugün tarihî bir sorumlulukla karşı karşıya bulunan bu Parlamento, 93'üncü yılını tutsak karşılamaktadır. Temsiliyeti tutsak olan bir parlamentoda demokratikleşmeden, demokratik bir anayasa yapmaktan bahsetmenin trajedisi içerisindeyiz. Yüce bir görev addedilen bu Meclis ve değerli üyeleri demokratikleşmenin bu kamburundan bir an önce kurtulmalıdır. Halkın iradesiyle seçilmiş ve mevcut antidemokratik yasalar nedeniyle temsiliyet hakkı gasbedilmiş milletvekillerimizin temsiliyet hakkı iade edilmeli, bir an önce Meclisteki görevlerine başlamaları temin edilmelidir.

Sevgili çocuklar, Meclisin açıldığı bu gün, aynı zamanda size, dünyadaki tüm çocuklara armağan edilmiştir. Bu gün tüm çocuklara, tüm dünya çocuklarına kutlu olsun. Bütün çocuklara selam ve sevgilerimi sunuyorum. Ancak, maalesef, bugün dünyada çocuklara bayram armağan etmiş tek ülke olmanın kıvancını içtenlikle yaşayamıyoruz. Sokaklarda gece yarılarına kadar üşüyen eller bizim çocuklarımızın elleri. Ağır mesleklerde çalışan ve teninin gerçek rengini unutan bizim çocuklarımız. Cezaevlerinde geleceği elinden alınan çocuklar bizim çocuklarımız. Küçük yaşlarda evlenmeye zorlanan ve hayallerini kaybeden çocuklar bizim çocuklarımız. Ceylan Önkol, Enis Ata, Uğur Kaymaz, Serhat Eser, Serhat Encü, Mazlum Akay ve isimlerini tek tek sayamadığım, devletin ihmali ya da güvenlik kuvvetlerinin kasti tutumu sonucu yaşamını yitiren 600 çocuk, bizim çocuklarımız. Onlar, oyun oynarken patlayan bombalar nedeniyle hayatlarını kaybettiler. Onlar, bazen de hedef gözetilerek katledildiler. Bedenlerinde yaşlarından büyük sayıda kurşunlarla toprağa emanet edilenler de var aralarında, hayallerini yükledikleri katırlarla cennete gidenler de. Hepsinin önünde, anıları önünde saygıyla eğiliyorum ve artık çocuklarımızı katletmeyecek bir yönetim anlayışı ve bir demokrasi anlayışı bu ülkeye gelsin diyorum.

Saygıdeğer halkımız, değerli milletvekilleri; çocuklarımıza atfedilen bu günde hepimizin bu çocuklara bir özür borcu olduğunu düşünüyoruz. Bizler, bugün bu çatının altında cumhuriyeti demokratikleştirerek çocuklarımıza gözlerindeki ışıltının sönmediği, umutlarının gerçek olduğu mutlu yarınları vermek zorundayız. Cumhuriyeti artık çocukların temiz yüreğine yakışır bir niteliğe kavuşturmak sorumluluğuyla karşı karşıyayız.

Bu dünya bize atalarımızdan kalan bir miras değil, çocuklarımızın emanetidir. Bu emanete toplumsal barışa sahip çıkarak layık olmalıyız.

Çocuklarımızın barış hakkıyla yaşayabileceği özgür yarınlarını oluşturabilme umuduyla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından ayakta alkışlar)