GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılışının 103'üncü yıl dönümünün ve Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı'nın kutlanması ile günün anlam ve öneminin belirtilmesi görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:87
Tarih:23.04.2023

HALKLARIN DEMOKRATİK PARTİSİ GRUP BAŞKAN VEKİLİ HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ekranları başında bizleri izleyenlere yürekten sevgilerimizi ve saygılarımızı iletiyorum, bayramlarını kutluyorum.

Konuşmama başlarken, cezaevlerinde siyasi rehin tutulan tüm seçilmiş vekillerimizi, tüm belediye eş başkanlarımızı, parti yöneticisi ve üyesi arkadaşlarımızı sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Yüz üç yıl önce Meclisin kuruluşunu ve süreci değerlendirmek için bir araya geldik. Öncelikle şunu belirtmek istiyorum: Çocuk Bayramı olarak da kutlanan bugün, milyonlarca çocuk maalesef çocuk işçiliğinden şiddete ve istismara, ana dilinde eğitimden mahrum bırakılmaktan iş cinayetlerinde hayatını kaybetmeye, uyuşturucu batağında geleceğini yitirmeye kadar yaşının taşıyamayacağı çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Yüz yıl önce çocuklar için bayram olarak hayal edilmişti bugün, buradan sözümüz olsun; barış ve demokrasi, huzur ve refah içinde bir ülkeyi çocuklara bırakmak boynumuzun borcudur, çocuklara güzel bir ülke ortamını yaratmak bizlerin görevidir.

Sayın milletvekilleri, keşke bugün bu kürsüden, son derece önemli olan Meclisin kuruluşunun 103'üncü yılında gelişmiş demokratik bir ülkeden, toplumsal adaleti sağlamış olan bir sistemden, halkın temel ekonomik, siyasal ve sosyal sorunlarına çözüm üretebilen güçlü bir demokrasiden ve egemenliği sürekli engellenmemiş bir halk iradesinden söz edebilseydik, keşke yüz üç yıllık tarihi böyle değerlendirebilseydik ama ne yazık ki tablo böyle değil. Bugün demokrasi ağır bir baskı altındadır, kuvvetler ayrılığı terk edilmiş; yerine, tek kişide toplanan kuvvetler birliğine geçilmiştir; denge-denetleme mekanizmaları çalıştırılmamakta, yürütmenin vesayeti altında bulunmaktadır. Halk egemenliğinin tecelli etmesi gereken Meclis yürütmenin egemenliği altına alınmıştır. Kimlikler, inançlar, diller, kültürler, evrensel ve temel insan hakları, yurttaş hakları bu ülkede gerçek bir anayasal güvence altında değildir. Demokratik siyaset, toplumsal muhalefet ve sivil toplum ağır bir kuşatma ve baskı altındadır. Yerel yönetimler üzerindeki merkezî vesayet güçlendirilmiş, bir kayyumlar rejimi yaratılmıştır. Yerel demokrasi yok edilmiş, halk iradesi gasbedilmiştir. Adalet duygusu ayaklar altına alınmıştır. Her alanda kendi hukukunu, anayasal ilkelerini, imzaladığı uluslararası sözleşmeleri uygulamayan bir keyfî yönetimle ve hukuksuzlukla karşı karşıya kalınmıştır. Hukuk bugün için herkes için yoktur artık, sadece üstünler ve güç sahipleri için vardır, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukuku geçmiştir. İktidara bağlı ve taraflı yargı, aldığı siyasi kararlarla Meclisin de iradesine müdahale ederek kendisini âdeta Meclisin üzerinde görmektedir; düşünce, ifade, basın ve iletişim özgürlüğü her gün çiğnenmektedir. Emekçi yoksul halkların, adil gelir dağılımı ve sosyal adalet talepleri karşısında bütün zenginlik iktidar ve çevresinde toplanmakta, halk ise her gün daha da yoksullaşmakta, işsizlikle ve açlıkla karşı karşıya bırakılmaktadır. Kısacası, Meclisin 103'üncü yılında kötü ve yanlış yönetilen bir Türkiye'yle karşı karşıyayız. Demokrasi değil, mutlak kişi iktidarına dayanan totaliter bir rejimle karşı karşıyayız. Yüz üç yıl sonra ne hazindir ki askerî ve siyasi darbelerin kalıcı olarak beceremediği bir otokratik yönetim oluşturma hevesini bugünkü iktidar gerçekleştirmiştir ve bunu derinleştirmek istemiştir.

Meclisin 1920'de kurulduğunda gerçek halk egemenliğine dayandığını biliyoruz. 1921 Anayasası ademimerkeziyetçi bir anlayışı esas alıyordu, bu kuruluş esasları zamanla yerle bir edildi ve bir yüzyıl boyunca bu ülkenin tüm kimlikleri ve kültürleri dışlandı, ötekileştirildi, yok sayıldı, inkâr edildi. Tekçi bir anlayış kimi zaman zor ve baskıyla, kimi zaman asimilasyonla yönetti, çoğulcu toplum yapısı yok sayıldı. Cumhuriyetin demokratikleşmesi her defasında darbelerle, derin siyasi müdahalelerle engellendi, baskıcı otoriter sistem ve yönetimlerle sorunların üzerine sürekli yeni sorunlar, yeni krizler eklendi. Cumhuriyetin demokratikleşmemesinin önemli bir sonucu da yüz yıldır çözülemeyen Kürt sorunu oldu. Türkiye'nin en temel sorunlarından biri olan Kürt sorununa yaklaşımda, diyalog ve müzakere yerine çatışma ve yok sayma siyaseti izlendi. Çözümsüz bırakılan Kürt sorunu, sorunları çözülemeyen bir Türkiye yarattı. Bugün cumhuriyet demokratikleşmediği için Kürt sorunu çözülemiyor, Kürt sorunu çözülemediği için cumhuriyet demokratikleşemiyor. Kürt sorununun var olması devlet ve iktidar sistemini hukuksuzluğa ve demokrasi eksikliğine itiyor. Aynı şekilde bu sistem, Alevilik başta olmak üzere inanç kimliklerini eşit olarak tanımadı. Aynı zamanda cinsiyetçi olan bu otoriter sistem, kadın kimliği ve iradesi ile kadınların eşit ve özgür varlığını kabul etmedi ve dışladı. Örneğin, kadınların çok önemli bir kazanımı olan İstanbul Sözleşmesi'ni tek kişi, bir gece yarısı kararıyla feshedebildi, milyonlarca kadın adına bir erkek karar verebildi ama o sözleşme bu Mecliste kabul edilmişti, dolayısıyla bu adım Meclis iradesine karşı da bir adım oldu.

Kayyum darbelerinde halkın seçme ve seçilme özgürlüğü, sandık hukuku gasbedildi, halkın sandıktan çıkan iradesi çalındı, siyasi bir yolsuzluk yapıldı. Peki, gelinen nokta nedir? Kayyum belediyeleri yolsuzluklarla iç içe anılır oldu. Yolsuzluk çarkı yerele taşındı ve merkezden atanan kayyumlar tarihe yolsuzluk, usulsüz harcama ve hırsızlıkla geçti.

Sayın vekiller, hukuksuzluk, usulsüzlük, keyfîlik, kibir ve güce tapma bir yol hâline getirilirse, denetim ortadan kaldırılırsa her şey çığırından çıkar ve yaşanan da tam olarak işte budur. Bu yapılanların hesabının sandıkta ve demokratik yollarla sorulacağı gün 14 Mayıstır işte.

Sayın milletvekilleri, temeli 2017'de atılan Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi 6'ncı yılına girmiştir. Ayrımcılık, eşitsizlik, baskı, zulüm, hukuksuzluk, iktidar şatafatı, israfı dışında ne getirdi bu sistem? Hiçbir şey getirmedi; tam tersine, bu sistem çok şey götürdü. Bu sistem, kırıntı düzeyindeki demokrasiyi götürdü; adaleti, hukuku, Anayasa'nın ilkelerini, Parlamentonun yetkilerini götürdü; halkın cebine ve sofrasına yansıması gereken kaynakları götürdü. İktidar bu tutumuyla sadece ve sadece kendi geleceğini düşünen bir hâle geldi. İnsanlar aç ve işsizken yandaşları trilyonluk araçlarla, para balyalarıyla poz veren bir anlayış bu ülkenin de toplumun da üzerinde ağır bir yük hâline geldi. İşte bu yapılanların hesabının da sandıkta ve demokratik yollarla sorulacağı gündür 14 Mayıs günü. Bu iktidar bunun farkında olduğu için, yarattığı krizin, enkazın ve çöküşün üzerini kapatmak için seçim kampanyasını bir kez daha kutuplaştırma, ayrıştırma, hedef gösterme üzerine kuruyor. Kaybetmeyi bir demokrasi işleyişi olarak görmediği, kendisinin beka meselesi olarak değerlendirdiği için hırçınlaşıyor ve saldırganlaşıyor.

Sayın vekiller, cumhuriyetin 2'nci yüzyılının önünde tek bir yol bulunmaktadır: Demokratik cumhuriyet yolu. Türkiye'nin ihtiyacı olan şey cumhuriyetin demokratikleşmesidir. Demokratikleşmeyi ekonomik ve sosyal politika tercihleriyle güçlendirmek gerekmektedir. Yaşanan rejim krizinin derinleşerek büyümemesi için cumhuriyet gerçek anlamda demokrasiyle buluşmalı, demokratik ve özgürlükçü bir yapıya kavuşmalıdır, katılımcı ve müzakereci demokrasi anlayışıyla güçlenmelidir, eşit ve özgür yurttaşlık hukuku hâkim olmalıdır; bu cumhuriyet, tekçilik üzerinden birliği değil, çokluk ve farklılıklar üzerinden saygıyı, bütünlüğü ve eşitliği esas almalıdır. Bizler demokratik siyasette ısrarcıyız. Şu çok açık ki demokratik siyaset güçlendikçe sorunlarımızın konuşularak, diyalogla müzakere edilerek aşılması imkânları da genişler ve artar. Türkiye'nin hiçbir sorununu çatışma ve şiddet yoluyla çözemeyiz; müzakere ederek, diyalog yoluyla, konuşarak, tartışarak bütün sorunlarımızı çözebiliriz; Kürt sorunu başta olmak üzere, hiçbir sorunumuz yoktur ki konuşarak çözemeyelim, bunu size bir kez daha hatırlatıyorum. Çatışma ve şiddet değil, diyalog ve karşılıklı müzakere, toplumsal uzlaşma ve toplumsal barıştır esas olan. Bir yüzyılın ağır tecrübeleri gelecek yüzyılın da aynı krizlerle yaşanmaması gerektiğini herkese göstermiş olmalıdır. Herkesin diliyle, kimliğiyle, rengiyle bir arada olduğu, birlikte dertlenip birlikte neşelendikleri bir ülke çağrısını yapıyoruz. Barış ve huzur içerisinde yaşamak bu ülkedeki tüm insanların hakkıdır.

Sayın vekiller, yaratılan umutsuzluğun karşısında umudu, korkunun karşısında cesareti, karanlığın karşısında aydınlığı ayakta tutuyoruz ve tutmaya devam edeceğiz. Türkiye toplumunun mevcut iktidar düzeninden ve anlayışından acilen kurtulması ve acil demokrasi en ciddi ve acil ihtiyaçtır, bunu bir kez daha vurguluyoruz; güçlü Parlamentonun bütün sorunların çözüm zemini hâline getirilmesi acil ihtiyaçtır, bunu bir kez daha vurguluyoruz; hem toplum hem ülke hem de bölge açısından kaçınılmaz olan budur. Eşit yurttaşlığın tüm haklarla birlikte tanınması, hakikatlerle yüzleşme ve onarıcı adaletin gerçekleşmesi hepimizin yararınadır.

Çağrımız Parlamentoya ve bütün ülkeyedir, toplumadır: Gelin, hep birlikte, kutuplaştırmadan, ayrıştırmadan demokrasiye ve yeni bir toplumsal mutabakata, toplumsal barışa zemini hazırlayalım, ülkeyi hep birlikte düzlüğe çıkaralım. Cumhuriyetin 2'nci yüzyılını demokrasi yüzyılına çevirmek bizlerin elindedir; bunun için ortak mücadeleyi büyütmek, vicdanlarda kazandığımız demokrasiyi sandıkta da pekiştirmek gereklidir. Birkaç ay sonra geride bırakacağımız cumhuriyetin ilk yüzyılı, sorunların, krizlerin yüzyılı oldu; 2'nci yüzyıl çözümlerin, demokrasinin yüzyılı olacaktır ve bizler bunun için elimizden geleni yapacağız. Bu iktidarın Türkiye'ye kaybettirdiği yıllar, yok ettiği umutlar, gasbedilen haklar yeniden halka kazandırılacaktır. Bu iktidar ve tek adam yönetimi kaybettiğinde Türkiye kazanacak, bütün toplum kazanacaktır.

14 Mayısta sandığa gitmek, oylarımızı ortak geleceğimiz ve haklarımız için kullanmak, umudu büyütmek, sandığa ve demokrasiye hep birlikte sahip çıkmak hepimizin görevidir. 14 Mayıs seçimleri bu ülkenin ve toplumun kaderini belirleyecek seçimlerdir, cumhuriyetin 2'nci yüzyılında kaderimizi belirleyecek olan seçimlerdir. 15 Mayıs sabahı itibarıyla Türkiye'de krizlerin, sorunların değil kalıcı çözümlerin konuşulacağı ve hızlı adımların atılacağı yeni bir dönem başlayacak ve bizler bunu başaracağız.

Yeşil Sol Partinin temsil ettiği özgür, eşit, demokratik yaşam fikri Türkiye'de büyük demokratik değişim dalgasını yaratacaktır. Güven, barış, adalet, istikrar, huzur ve demokrasi içinde bir yaşamın inşasındaki rolümüz ve önemimiz açıktır; özgür ve eşit yaşamın teminatı bizleriz.

Hepinizi sevgiyle saygıyla bir kez daha selamlıyorum.