GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:83
Tarih:03.04.2023

ÇETİN OSMAN BUDAK (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, organize sanayilerle ilgili getirilen bazı uygulamalar var, uygun denilebilir. Fakat bir uygulama var ki, 5'inci madde, Anayasa'ya aykırı, birincisi bunu söyleyeyim. İkincisi mülkiyet hakkına aykırı. Organize sanayilerde... Şu anda Türkiye'de 353 OSB var, 353 OSB, yapım aşamasında olanlar da var bunların, 264'ü faal. 264 faal organize sanayinin tamamında yüzde 70 bile değil kullanılan alanlar değerli arkadaşlar. Önce bunları bir dolduralım, sonra organize sanayilerin genişlemesi ya da yeni organize sanayilerin kurulmasıyla ilgili çalışma yapalım. Üstelik de çok büyük bir deprem felaketi yaşadık. Biliyorsunuz, depremler doğal olaylar; depremin felakete dönüşmesinde aslında siyasi iradelerin orada etkisinin ve katkısının çok fazla olduğunu da burada ifade etmek gerekiyor. Organize sanayilerle ilgili bölgedeki 11 kenti gezdiğimiz zaman...

(Uğultular)

BAŞKAN - Siz Genel Kurula hitap edin.

Lütfen yerimize oturalım arkadaşlar.

ÇETİN OSMAN BUDAK (Devamla) - Organize sanayilerin neredeyse büyük bir bölümünde büyük tahribatlar yaşanmış. 11 ildeki organize sanayilerin tamamını gezdik, oradaki sanayicilerin, imalatçıların durumlarını da yerinde tespit ettik fakat Bakanlık ne yapıyor arkadaşlar? Bakın, burada çok dikkat çekecek bir konu: Bakanlık oturuyor; bir, yüz yüze görüşme yapıyor; ikincisi, telefonla anket yapıyor. "Ne kadar hasarınız var?" Beyana dayalı. Ya, anket kurumu değildir Bakanlık; 11 ildeki organize sanayilerdeki yatırımcılara tek tek gidilir, zarar tespit edilir ve bununla ilgili bir an önce nasıl üretime geçilecek çözüm yolları aranır ve bu yüce Mecliste de bununla ilgili ürettiğiniz çözümler Komisyona gelir. Komisyonda deriz ki: "Acil olan budur." Bu değil, bu gelen kanun acil olan değil. Dersiniz ki: "Burada, 11 ildeki deprem bölgesindeki sanayiyi ayağa kaldırabilmek için bunları bunları yapmamız gerekiyor; bununla ilgili de şöyle kanuni düzenlemelere ihtiyaç var." Evet, o zaman hep birlikte, 600 milletvekili buna destek verir ve biz o kanunu burada gönül rahatlığıyla geçiririz. Ama şimdi ne yapıyorsunuz? Daha önce yaptığınızı tekrarlıyorsunuz. Bakın, Erzurum'da -Erzurum Milletvekili arkadaşımız burada- daha deprem yok, hiçbir şey yok, üstelik de acele kamulaştırma meselesi de yok o zaman; bugün getirdiniz. Erzurum'da bir organize sanayi alanı tespit ediliyor, organize sanayi alanı o kadar kötü bir yere yapılıyor ki organize sanayi daha içine sanayici girer girmez yıkılmaya başlıyor çünkü heyelan bölgesi. Üstelik de o zaman Sanayi Bakanlığından, Ticaret Bakanlığından, Çevre Bakanlığından da onay alınmış ve inanın, buradaki fabrikalar, üstelik de bir teknoloji lisesi, depremden çıkmış gibi.

Şimdi, arkadaşlar, Kahramanmaraş'ta yapılan ve daha sonra organize sanayi olarak ilan edilen, sanayi kuruluşlarının olduğu yerin yüzde 90'ı yıkılmış ve siz yine bunları buraya getirdiniz, bir kanunla geçirdiniz "İhtisas organize sanayi yapalım." dediniz, sonradan da "Organize sanayi yapalım." dediniz. Şimdi buraya getirdiğiniz kanunun -özellikle 5'inci maddesinin- buradan çekilmesi gerekiyordu; bazı maddelerini çektiniz, eyvallah. Yani, orada bizim de itirazımız oldu, ısrarımız oldu; onları çektiniz fakat bu kanunun da çekilmesi lazım. Eski bir organize sanayi başkanı olarak söylüyorum, bu kanunun geri çekilmesi lazım; şu anda buna ihtiyaç yok.

Bakın, Marmara Bölgesi'nde büyük bir deprem bekleniyor ve bu büyük depremin, Marmara Bölgesi'ne yığdığımız sanayinin, Türkiye'nin felaketi olacağını bilmeniz gerekiyor. Ben eminim ki şu anda bu talepler o bölgedeki, organize sanayideki yatırımcılardan geliyor. Bazı organize sanayilerde, genişleme alanlarında tarım arazisi olduğu için, mera olduğu için bu kanunu getiriyorsunuz. Bir de Amasya'da böyle bir organize sanayi var. Köylüler direnmişti "Tarım alanlarımızda organize sanayi istemiyoruz." demişti. Şimdi, burada yetkiyi tek bir kişiye veriyorsunuz; o da, tek bir kişi de Sanayi Bakanı. Sanayi Bakanı "Evet, burayı organize sanayi yapın." derse orası bataklık mı, orası mera alanı mı, orası tarım alanı mı; hiç önemli değil. Şu anda eti 300 liraya yiyor bu halk, bu vatandaş; eti 300 liraya yiyor ve biz ithalatçıyız, net ithalatçı hâline geldik tarım sektöründe. Biz tarım alanlarını, mera alanlarını korumak zorundayız ve bugün, maalesef, bu kanun teklifini buraya getirip geçirmek istiyorsunuz. Şimdi, bir taraftan "Yeşil OSB yapacağız." diyorsunuz -çok güzel, gerçekten güzel; bu kanun teklifinin geliş amaçlarından bir tanesi o- bir taraftan da yeşil OSB yapılacak yerdeki tarım alanlarını tamamen yok edecek bir uygulamayı, mera alanlarını yok edecek bir uygulamayı da burada getiriyorsunuz; bu büyük bir çelişki.

Değerli arkadaşlar, kanun teklifinin diğer maddelerinde çok fazla -geri çektiklerinizi de eleştirmiştik- üstünde durulacak bir konu yok fakat -yine Antalya'dan bir örnek vereceğim- bu yağma düzeninin nerelere kadar uzandığını -tarım alanları, mera alanları- burada birkaç cümleyle ifade etmek istiyorum.

Şimdi, Antalya'da Antik Phaselis var; dünyanın göz bebeği, Dünya Kültür Mirası'nda yedek listeye girmiş. O dönemin, Akdeniz'de kıyısı bulunan ülkelere tamamen ihracat yapan bir limanı ve Antalya'nın gerçekten göz bebeği. Turizm Bakanlığı buraya öyle bir el attı ki ve üstelik de tek bir çivinin çakılamayacağı Phaselis Antik Kenti'nde şu anda inşaat yapıyor, bin metreküpün üzerinde beton döküldü; tabii, hiçbirinizin umurunda değil "Ya, ne olacak? Taş parçası." dersiniz. Hâlbuki bizim, bunları olduğu gibi devam ettirip hatta ayağa kaldırıp gelecek nesillere, dünyaya hediye etmemiz gereken eserleri yok etmek için elinizden geleni yapıyorsunuz. Ya, bakın, Turizm Bakanı arkadaş -artık yani dilim varmıyor ama- nerede para yapacak, rant yapacak bir yer varsa oraya dalıyor. Buraya giren, daha önce sizin bir Bakanınızın yeğeni bu şirketin sahibi ve ihaleyi alan o, üstelik de ihale yasaklı Ergezen Bakanın -ismi de belki merak edersiniz- yeğeni, aynı zamanda da kardeşi, ihale yasaklı kardeşi ve buraya ihaleye girmiş. Antik kenti yok ediyorsunuz; 2 tane yer var, 2 sahil var, Antalya'da halkın denize girebileceği bütün yerleri tükettik, şimdi antik kentlere elimizi atıyoruz; olmaz böyle, bu kabul edilebilir değil ve üstelik de yürütmeyi durdurma alınan yerlere de bu şekilde girilmiş durumda.

Bir başka örnek de -"yürütmeyi durdurma" demişken- kanunla, hukukla, mahkemeyle alakası olmayan Turizm Bakanlığı daha önce yürütmeyi durdurma aldıkları -"Ulualan" diye bir bölge var- Ulualan'da üstelik de projede hiçbir değişiklik yapılmadan -bu arada, Ulualan da meradır arkadaşlar, mera, mera alanı- mera alanında 3.500 dönüm, bakın, 3 milyon 500 bin metrekare alanda yine bir el atma var, yine meraya el atma var ve buraya da 3 tane otel bir de golf sahası; o 3 otelin golf sahası var. Manavgatlının ve üstelik de o bölgeye gelen turistlerin denize girebildiği, ulaşabildiği alana şu anda kanuna aykırı bir şekilde el atılıyor.

Organize saniyelerde arkadan dolanıp insanların mülkiyet hakkını gasbedecek 5'inci maddenin geri çekilmesi ve biraz önce saydığım... 2 uygulama sadece, daha uzun uzun verilebilecek örnekler var bunlarla ilgili. Artık bu yağma düzenine "Dur!" deme zamanı geldi. Geliyor gelmekte olan, az kaldı. Bu kırk gün içinde hiçbir şey yapamayacaksınız, biz engel olacağız ve kırk gün sonra da hep beraber görüşeceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)