GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: (10/6996, 7004, 7005, 7006, 7007, 7009, 7010, 7024, 7026, 7034, 7035, 7036, 7037, 7038, 7039, 7040, 7041, 7042, 7043, 7044, 7045, 7046, 7047, 7048, 7049, 7050) No.lu Kahramanmaraş Merkezli Depremlerin Sonuçlarının Tüm Yönleriyle Araştırılması, Depreme Dirençli Yapı Stokunun Oluşturulması ve Kentsel Dönüşüm Uygulamalarının Etkinliğinin Artırılması İçin Alınması Gereken Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Açılmasına İlişkin Önergelerin Ön Görüşmeleri münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:68
Tarih:02.03.2023

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın vekiller; saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, depremde hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı ve sabır diliyoruz; tabii ki yaralılara da acil şifalar diliyoruz. Bütün toplum olarak çok büyük bir acı yaşadık, bir daha böyle bir acıyla karşı karşıya kalınmaması hepimizin dileğidir elbette.

Şimdi, bugün, burada, deprem komisyonunun kurulması meselesini tartışacağız, elbette ki daha önce de bu konuları tartıştık. Deprem komisyonunun kurulmasına bizim "hayır" dememiz mümkün değil fakat yani deprem komisyonunu laf olsun diye kurmamamız gerekiyor; hakikaten etkili bir iş yapması ve bu yapılan işin de takip edilmesi gerekiyor. Şimdi, bakın, daha önce bir Deprem Komisyonu kurduk yakın zamanda. Bu Deprem Komisyonu yaklaşık 500 sayfalık bir rapor çıkardı, burada da okundu o rapor, tartışıldı. 268 öneride bulundu bu Deprem Komisyonu yani sanıyorum bu önerilerden hiçbir tanesi ama istisnasız hiçbir tanesi yürütmenin uygulamasında herhangi bir şekilde dikkate alınmadı yani belediyeler tarafından da yerel yönetimler tarafından da merkezî yürütme tarafından da dikkate alınmadı. Dolayısıyla, deprem komisyonunu tekrar böyle bir şey için kuracaksak yani kurmuş oluruz sadece. Hâlbuki tehlike çok büyük yani hepimiz herhâlde farkındayız bunun. Burada hemen şunu söylemiş olayım: Geçici araştırma komisyonlarıyla bu meselenin ele alınmasının yetersiz olduğu kanaatindeyiz. Bir kanun teklifi de vermiştik, biraz sonra Grup Başkan Vekilimiz Meral Hanım bu konuda daha detaylı konuşacak ama mesele bir ihtisas komisyonu olarak ele alınmalıdır; kalıcı ihtisas komisyonu, afet komisyonu oluşturulmalıdır. Bu, diğer var olan komisyonlar gibi çalışmalıdır çünkü bu mesele Türkiye bir deprem bölgesinde yer aldığı için geçici bir konu değildir, kalıcı bir konudur. Dolayısıyla, grupların bir ihtisas komisyonu kurulması doğrultusundaki fikirlerini de doğrusu duymak istiyoruz geçici adımlar yerine, bunu söyleyeyim.

Şimdi, bakın, bu kuracağımız komisyonun yapması gereken iş, esas itibarıyla bu konunun siyasi sorumluluğunun ortaya çıkartılmasıdır. Siyasi, hukuki, idari sorumluluk nerededir, kimdedir? Hani, ben en sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Siyasi, hukuki, idari sorumluluğun tamamı siyasi iktidardadır, var olan Cumhur İttifakı'ndadır; başka bir yerde değildir siyasi sorumluluk. Bunu neden böyle söylüyorum, birkaç örnekle bunu anlatmaya çalışacağım.

Birincisi, meselenin ele alındığı iddia edilen kurumla ilgili: AFAD, değil mi? Şunu burada OHAL tartışması yapılırken de söylemiştim -sıcağı sıcağınaydı o zaman- şimdi tekrar edeyim: AFAD'ın alandaki çalışanlarıyla ilgili bizim bir sorunumuz yok; büyük bir emek harcadılar, fedakârca çalıştılar, o başka bir şey. AFAD'ın yönetiminin, AFAD'ın bütçesinin, AFAD'ın ekipmanının, AFAD'ın personel sayısının, bunların konuşulması gerekiyor.

AFAD İçişleri Bakanlığına bağlanmış. O İçişleri Bakanı bu Meclisin önüne gelir, ikide bir "Şu kadar bekçi alınması gerekir, bu kadar polis alınması gerekir, şu kadar özel harekâtçı alınması gerekir; güvenlik bütçesi şöyle artırılmalıdır, böyle artırılmalıdır." der. İçişleri Bakanlığının güvenlik bütçesine baktığımız zaman AFAD'ın şu anda olan bütçesinin 55 katıdır, 55. AFAD İçişleri Bakanlığına bağlı. Ne bekliyorsunuz bu AFAD'dan? Bütçenin tamamı açısından baktığımızda AFAD'a ayrılan bütçe yüzde 0,25 oranında sayın vekiller, yüzde 0,25 -2023 bütçesi, hani burada kabul ettiğiniz bütçe var ya- şimdi bu bütçeyle AFAD ne yapacak? 7 bine yakın personeli var, bir kısım da kadro açığı var; ekipmanı eksik -çok açık, ortada- ekipman listesine baktığınız zaman bunu görüyorsunuz. AFAD'ın bu durumda olmasının sorumluluğu kimdedir? Siyasi iktidardadır, Cumhur İttifakı'ndadır, başka bir yerde değildir. AFAD'ın bu kadar güçsüz örgütlenmiş olmasının, bu kadar az bütçe ayrılmış olmasının sorumluluğu başka bir yerde değil. Bütçe tercihlerine baktığınızda yani faiz giderlerine baktığınızda bütçede, hazine garantili ödemelere baktığınızda bütçede, kur korumalı mevduata hazineden ayrılan paya baktığınızda bütçede, bütün bunların hepsi AFAD'ın bütçesinin katbekat üstündedir; siyasi sorumluluk elbette ki iktidardadır, başka bir yerde değildir. Ama meseleyi sadece AFAD'la sınırlı ele almamak gerekiyor, bakın, imar afları meselesi. Dün, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı, grup toplantısında çeşitli sözler sarf etti ve dedi ki: "Son yirmi yılda geçmişle kıyaslanamayacak kadar ilerleme kaydetmişiz." Nerede kaydetmişiz ya? Nerede kaydetmişiz? Böyle bir durum yok. İmar afları meselesini konuşmayacak mıyız? Yirmi yılda 9 tane imar affını bu siyasi iktidar çıkarmadı mı ve bu imar aflarının sonucunda -en son 2018'de çıkarılan imar affından da söz ediyorum- şu anda deprem bölgesinde yıkılmış olan şehirlere baktığımızda orada ne kadar çok imar affının uygulandığını biliyor musunuz? Kaçar bina olduğunu biliyor musunuz? İnanılmaz sayılar: Hatay'da 56 bin, Maraş'ta 39 bin, Adıyaman'da 10 binin üzerinde, Malatya'da 22 bin imar affından faydalanmış bina var. Bu imar affını kim çıkardı? Bu iktidar çıkardı. Demek ki bu yıkımın siyasi sorumluluğu bu açıdan da baktığımızda nerededir? Siyasi iktidardadır, başka hiçbir yerde değildir.

Şimdi, bakın, bir başka konu -siyasi iktidarda neden sorumluluk var- şu: Bir şeytan üçgeni oluşturmuş sayın vekiller, şeytan üçgeni. Nedir bu şeytan üçgeni? Müteahhitler, yapı denetim firmaları ve belediyeler; şeytan üçgeni oluşturmuşlar yani büyük bir insanlık suçu, büyük bir ahlaksızlık var işin arkasında. Peki, bu nereden kaynaklanıyor? Nereden kaynaklanıyor, biliyor musunuz? 2013 yılında bir düzenleme yaptınız ve o zaman 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8'inci maddesinde yapılan değişiklikle bir kamu kurumu olan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin vize ve rapor onay yetkilerini kaldırdınız yani kamusal denetimi kaldırdınız. Kim kaldırdı? 2013 yılında bu siyasi iktidar kaldırdı. Yani siyasi sorumluluk yine iktidardadır, Cumhur İttifakı'ndadır, başka bir yerde değildir. Ve kaldırıldı, özel firmalar kuruldu. Bu özel firmalar... Öyle bir şeytan üçgeni yaratılmış ki adam müteahhit, bir tane de yapı denetim firması kurmuş. Projeyi kendisi hazırlatıyor, kendi kendini denetletiyor kendi firmasına, belediyede de imar işlerinde ve fen işlerinde adamlarını yerleştirmiş, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı yakınlarını, yandaşlarını yerleştirmiş, onlar da her şeyi onaylıyorlar, şeytan üçgeni sayesinde çürük binalar yapılıyor ve yanlış yerlere yapılıyor, doğru dürüst zemin etütlerinin yapılmadığı yerde. Kimde siyasi sorumluluk? Elbette ki siyasi iktidarda, başka bir yerde değil.

Şimdi, deprem vergilerini hep konuştuk, konuşmaya devam ediyoruz. Bu Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde toplanmış olan deprem vergileri verilere göre 38,5 milyar dolar civarında. Defalarca sorduk nereye harcadınız bu deprem vergilerini diye. Oraya buraya harcanmış, deprem için harcanmamış ama belli, oraya buraya harcanmış. E, kimde şimdi siyasi sorumluluk? Elbette ki bu siyasi iktidarda, başka bir yerde değil.

Yani bütün bunları arka arkaya koyduğumuzda, bakın -son konu- yerel yönetimlerin yetkilerini o kadar gasbetmişsiniz ki, sadece kayyum atama meselesinden söz etmiyorum, yerel yönetimlerin yetkileri o kadar azaltılmış ki bu iktidar tarafından, kıpırdayamıyorlar. Hâlbuki böyle bir konu söz konusu olduğu zaman, afet söz konusu olduğu zaman en önemli şey merkezî kararlar değil, yerel yönetimlerin harekete geçmesidir. Siz her şeyi merkezîleştirdiğiniz için, bir tek adam rejimi inşa ettiğiniz için yerel yönetimler de kıpırdayamaz hâle geldiler; işte bu, büyük felakette de bir kez daha ortaya çıktı. Nerede bunun siyasi sorumluluğu? Siyasi iktidarda, başka bir yerde değil yani neresinden bakarsanız bakın. Hani, bunun en hafifi -burada birkaç gündür tartışıp duruyoruz, kamuoyunda da tartışılıyor- Kızılay meselesidir, Kızılay en hafifidir; Kızılaydaki yapılan rezalet, oradaki kepazelik... Zaten Kızılayın başında şaibeli bir adamı kaç zamandır tutuyorsunuz, o da sizin siyasi sorumluluğunuzda. Kızılayın en tepesinde kim var? Siyasi iktidar var. Kızılay, yürütmeye bağlıdır, herhangi bir yere bağlı değil dolayısıyla oradaki bütün kepazeliğin sorumlusu da siyasi iktidardır. Yani, adam en kötü zamanda kalkmış çadır satmış, kalkmış konserve satmış.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Tamamlıyorum.

Bir de utanmadan çıkıp bunu savunmaya kalkışıyor, olacak iş değil ama hani o, bunun en hafif yanı; diğer konuların, siyasi sorumluluklarınız, AFAD, imar afları, kurulmuş olan belediye-müteahhit-yapı denetim firmaları şeytan üçgeni, deprem vergilerinin yanında çok hafif kalıyor ama o da çok ağır ahlaki, insani bir sorun olarak Türkiye tarihine yazıldı. Bizim çocukluğumuzda Kızılay hepimiz için önemliydi, gençliğimizde de öyleydi ama şu anda Kızılay tam bir rant ve arpalık alanı hâline getirildi, o da siyasi iktidarca.

Şimdi, niye bütün bunları söylüyorum? Bakın, bütün bunları topladığımız zaman bir komisyon kuracağız ama eğer bu komisyon siyasi, idari, hukuki sorumluluk konusunda atılması gereken adımları konuşmayacaksa aslında bir şey yapmamış olacaktır, bunu bir kez daha vurgulamış olalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Son cümlem efendim.

BAŞKAN - Son cümlenizi alayım.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Dün sizin Genel Başkanınız "Cumhurbaşkanı" sıfatıyla yaptığı grup konuşmasında dedi ki: "Biz tabii ki siyasi ve idari alanda sorumlu olanlardan bunun hesabını soracağız." Yani biraz ciddi olalım lütfen; eğer bir siyasi, hukuki ve idari sorumluluktan söz edilecekse iktidar önce kendi sıralarından başlamak zorundadır. "Sıralar" derken Meclisteki sıraları kastetmiyorum, yürütmenin içinde olan bakanlardan söz ediyorum, bakan yardımcılarından söz ediyorum, bütün karar mercilerinden söz ediyorum ve bu toplum bütün açıklığıyla görmüştür ki yaşanmış olan büyük felaketin nedeni bu siyasi iktidardır ve bu siyasi iktidardan hesap da siyasi olarak mutlaka sorulacaktır; 14 Mayısta olacaksa seçimler 14 Mayısta sorulacaktır, 18 Haziranda olacaksa 18 Haziranda sorulacaktır ama mutlaka sorulacaktır; bunu da toplum görmüştür ve susmayacaktır.

Teşekkür ediyorum.