| Konu: | Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 66 |
| Tarih: | 28.02.2023 |
SÜLEYMAN GİRGİN (Muğla) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.
Binlerce yurttaşımızı yitirdiğimiz, binlercesinin yaralı olarak tedavi gördüğü, kentlerimizde taş üstünde taşın kalmadığı acı bir deprem sürecini hep beraber yaşıyoruz. Yurttaşlarımızla birlikte binlerce canlıyı da yitirdik. Ölenlere Allah'tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Aç, susuz, uykusuz, günlerce enkazı elleriyle kaldırarak hiç tanımadıkları canlar için binlerce insanımızı göçük altından kurtaran yerli, yabancı kurtarma ekiplerine, madencilere, gönüllülere minnettarız.
Değerli milletvekilleri, insan ne söyler şimdi bu on binlerce önlenebilir ölümün ardından? Yaşama hakkı da gömülme hakkı da yok edilen on binlerin ardından insan ne söyler şimdi? Annesiz-babasız kalan çocuklar için, çocukları ardından ağlayan anne-babalar için insan ne söyler şimdi? En insani ihtiyaçlarını karşılayamayan milyonlarca evsiz için, salgınla, hastalıkla, yoksullukla yüz yüze kalan milyonlar için insan ne söyler şimdi? Toplu mezara dönüşen şehirlerde enkaz başında çaresizce yakınlarını bekleyenlere toplu konut müjdelenirken insan ne söyler şimdi? Yas bile tutamayan, acılarını yaşamaları bile mümkün olmayanlar için insan ne söyler şimdi? Boğazımızda bir yumru gibi takılı duran acımızla şunu haykırıyoruz: Sadece binalar çökmedi, piyasacılık çöktü; arsızlık, hırsızlık, bencillik düzeni çöktü; kibir çöktü "Ben bilirim." çöktü, çok bilmişlik çöktü; tek adam rejimi çöktü. Kamuculuğun yerini piyasacılık aldığı için, bilimin yerini kadercilik aldığı için, devletin yerini şirket aldığı için, planın yerini idareimaslahat aldığı için, liyakatin yerini kayırmacılık aldığı için, erdemin yerini kurnazlık aldığı için, nezaketin yerini nobranlık aldığı için, iyiliğin yerini kötülük aldığı için yaşadık biz bu büyük felaketi. Tutunabildiğimiz tek umut dayanışmaydı; dayanışma ezilenlerin inceliğidir. Yeni doğum yapan anneler bebeğinin sütünü paylaştı annesiz kalan yavrularımızla; öğrenciler burslarını bölüştü, yollara düştü "Bir enkazda işe yararım." diye; kentlere gelen depremzedelerimize eşya bulmak için dayanışmalar oluştu. "Bu ülke bizim, bu halk bizim." diyen milyonlar, iktidarın acziyetine karşı bu ülkenin insanına sahip çıktı; hepiniz onurumuzsunuz.
Değerli milletvekilleri, yalnız başına acı değil yaşadığımız, acımızı katmerleyen bir de öfkemiz var. Türkiye Cumhuriyeti'ni vatandaşlarına günlerce çadır dahi bulamayacak acziyete düşürenlere öfkeliyiz; yirmi yıldır ülkeyi depreme hazırlamayan iktidara öfkeliyiz; vergisini veren halkın devleti yanında göremediği için öfkeliyiz. Deprem milyonlarca yıldır oluyor ve olmaya da devam edecek. Depremi felakete dönüştüren, bilimden, sosyal devletten uzaklaşan iktidarın rant odaklı politikalarıdır. "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir." diyen bir liderin çizdiği yoldan ayrılırsak doğa olayları bir felakete dönüşür, bunu en acı şekilde yaşadık. Bir deprem ülkesi olduğumuzu bilmemize rağmen neden depremler bizde bir faciaya dönüşüyor? Örneğin Japonya'da 9,1 şiddetinde deprem olurken can kaybı olmuyor da neden biz canlarımızı kaybediyoruz? Biliyoruz ki bilimin kılavuzluğunda ve kamucu bir yaklaşımla etkin önlemler alınsaydı bu depremler böylesine bir felakete dönüşmezdi. Şimdi çıkıp "asrın depremi" diyerek neden olduğunuz asrın cinayetinin, asrın ihanetinin üstünü örtemezsiniz. Halkımıza sözümüzdür: Fay hatları kadar tehlikeli bu siyasi rant faylarını temizleyeceğiz.
Değerli milletvekilleri, bu iktidar, pandemide 2 maskeyi dağıtamadı, orman yangınlarında yeterli uçak kaldıramadı, depremde çadır temin edemedi, insanları kefen bezi için feryat etmek zorunda bıraktı. Yirmi yıllık AKP iktidarının özeti: Sarayımız var, çadırımız yok; hâlâ yok!
İktidar koltuğundakiler, size söylüyorum: Hiç mi yüzünüz kızarmıyor? Sözde uzaya gidecektiniz; depremzedelere çadır götüremediniz, çadır!
Değerli milletvekilleri, Sayın Erdoğan 2015 yılında ne demişti? "Ben, ülkenin anonim şirket gibi yönetilmesini istiyorum." İşte bu anlayış Kızılay gibi bir kurumu anonim bir şirkete, ticarethaneye çevirdi. Halk "çadır" diye inlerken Kızılay, Ahbapa utanmadan satış yapıyormuş! Ey Kızılay, sen kimin çadırını satıyorsun? Kızılay Başkanı o çadırları evindeki çeyrek altınları bozdurarak mı yaptırmış da utanmadan satışı savunuyor? O çadırları vatandaşın vergileriyle yapmadınız mı?
Bir de Sayın Erdoğan çıkmış "İstediğimiz birkaç çalışmayı yapamadık, helallik istiyorum." diyor. Senin görevlendirdiğin çadır ticareti yaparken helalliği istenenler donarak öldü, canlarını enkazda bıraktı Sayın Erdoğan.
Değerli milletvekilleri, "Tek adam rejiminde hızlı karar alacağız." dediler, gördük ki tek adam korkusundan afette bile bir adım atılamıyor. Devlet kurumlarının tüm refleksleri törpülenmiş; bürokrasi, basiretini kaybetmiş; tek adamdan icazet almadan hiç kimse adım atmaya cesaret edemiyor. Bu kadar canımız göz göre göre gelen bir depremde yitirilmişse bunun sorumluluğu iktidarda değil de kimdedir? Bu sorumluluğu hatırlatınca küplere binip "Siyaset yapıyorsunuz." demek en büyük aklama siyaseti değil midir? Hastaneden okullara, tüm bürokrasiye, hatta fare deliğine kadar siyaseti sokan siz değil misiniz? Tüm kurumların tek adamdan talimat almaksızın harekete geçme yetisinin olmaması nedeniyle tüm bir devlet organı felç edildi. Siyaset bacadan girince liyakat kapıdan çıktı.
Değerli milletvekilleri, eşi, çocuğu, kardeşi, ana-babası enkaz altındayken "Yardım!" diye feryat eden insanlar bile konuşmalarını niçin "Ne yaparlarsa yapsınlar, isterlerse beni tutuklasınlar." diye bitiriyor? Bunu lütfen sorgulayalım. İnsanlar gözyaşı içinde çaresizce tepkisini dile getirirken tutuklanacağını düşünebiliyor. İktidara soruyorum: Bu sizi utandırmıyor mu? Ey iktidar sahipleri, ey tehdidi alışkanlık hâline getirenler; Halkın isyanı ilk seçimde sizi belirli bir süre oturttuğu o koltuklardan söküp atacak; tribünler bunu söylüyor, haykırıyor. Halkına parmak sallayanların sonu tarihin tozlu raflarıdır. O kof kibrinizden fışkıran öfkenin ardında yatanı biliyoruz. Beceriksizliğinizle yüzleşmenin öfkesini yaşıyorsunuz. Ağzınızdan küfürler dökülürken gözlerinizdeki korku da ele veriyor kendisini.
ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) - Sizin ağzınızda...
SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Kaybedeceğiz diye korkudan ödünüz patlıyor, patlasın. Üniversiteleri kapatsanız da, statları boşaltsanız da, televizyonları karartsanız da, sosyal medyayı sustursanız da bir şey değişmeyecek; yolun sonu görünüyor, az kaldı.
Değerli milletvekilleri, EYT'lilerin örgütlü mücadelesi ve Genel Başkanımızın ısrarla dile getirmesi sonucu EYT teklifi nihayet Meclise geldi. Getirilen teklifte yaş şartı kalktı, kademeli prim şartı devam ediyor. Oysa Sayın Bakan "1999 öncesi haklar tamamen iade edilecek." demişti. Teklifte 2000 sonrası için adil bir kademeli geçiş yok, emekliler için intibak yok, norm birliği yok, çıraklık ve stajın sigorta başlangıç tarihi sayılması yok, 1999 depremi mağdurları yok, emekli aylık bağlama oranlarının yükseltilmesi yok, aylıkların bağlanmasında refah payı verilmesi yok; kısacası, iktidarın arkasında mağdur bırakmadan bu işi çözme yetisi de yok.
Değerli milletvekilleri, demokratik, sosyal bir hukuk devletinde bir gün, bir ay veya birkaç yıl arayla bir hakka erişim on yedi yıl fark yaratamaz. 2000 sonrası için kademeli geçiş sistemi getirilmelidir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Tamamlıyorum Başkanım.
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
SÜLEYMAN GİRGİN (Devamla) - Aynı koşullarda prim yatırıp ve çalışıp farklı emekli aylığı alanlar arasındaki farklar giderilmeli ve intibak düzenlemesi mutlaka yapılmalıdır. Aylık bağlama oranları eski düzeylerine çekilmeli, emekli aylıklarının alt sınırı asgari ücret olmalı, emekli aylığı artışlarında enflasyonun yanında büyüme de mutlaka dikkate alınmalıdır; aksi hâlde, emekli yoksulluğunun büyümesi kaçınılmaz. EYT sorununun bütün emeklilik sistemini hakkaniyetli bir yapıya dönüştürecek şekilde çözümü ilk seçimden sonra Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında olacaktır.
Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.