GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde 8/2/2023 Çarşamba Günü Saat 01.00'den İtibaren Üç Ay Süreyle Olağanüstü Hâl İlan Edilmesine İlişkin 8/2/2023 tarihli ve 6785 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararı'na İlişkin Tezkeresi münasebetiyle
Yasama Yılı:6
Birleşim:61
Tarih:09.02.2023

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri ve bizleri izleyen değerli yurttaşlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Etki gücü ve alanı yüksek, sonuçları çok ağır olan bir felaketle karşı karşıyayız. 2 büyük depremle 10 ilimiz enkaza döndü. Acımız ve üzüntümüz çok büyük. Tüm halklarımızın acısını yürekten paylaşıyoruz. Tüm halklarımızın başı sağ olsun. Hayatını kaybedenlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Hâlen enkaz altında olan binlerce insanımızın bir an önce kurtarılması en büyük dileğimiz.

Ayrıca, komşularımızda, Suriye'de ve Rojava'da ağır hasar ve ölümler yaşandı, 3 binin üzerinde insan hayatını kaybetti; Suriye halklarına da başsağlığı diliyoruz, acılarını paylaşıyoruz.

Bizler deprem haberini alır almaz partimizin bütün organlarıyla seferberlik ilan ettik, hem Genel Merkezimizde hem de yerel örgütlerimizde koordinasyonlar oluşturduk, anbean gelişmeleri takip ediyoruz. Enkaz altındaki insanların kurtarılması, kurtarılanlara yardımların ulaşması, dayanışmanın büyütülmesi konusunda kriz merkezlerimiz gerek yerel yönetimlerle gerekse de kurumlarla, sivil toplum kuruluşlarıyla ve yurttaşlarımızla iletişim hâlindedir. Ayrıca, yöneticilerimiz ve milletvekillerimiz depremin yaşandığı 10 il ve ilçelerindedir. Eş Genel Başkanlarımız ve milletvekili arkadaşlarımız deprem bölgesinde halkımızla birliktedir. Büyük bir dayanışmayla acıları paylaşmaya, her insanımıza yardım etmeye çalışıyoruz.

Sayın vekiller, üzüntümüz ve acımız büyük ama öfkemiz de büyük. Fakat öfkeyle değil, akılla konuşacağız. Bakın, "deprem" deyince 5 kavramdan söz etmek istiyorum: Tedbir, hazırlık, zamanında müdahale, yurttaş dayanışması ve yerel yönetimler. Tek tek değerlendirelim. Depremler olur, şiddetli de olabilir, depremlerde yıkılmayacak binalar yapmak tedbirdir. Var mı? Yok. Devletin görevi, binaların uygunluğunu ve yerini kontrol etmek ve ona göre ruhsat vermek veya vermemektir. Yeterince ve doğru yapılıyor mu bu görev? Hayır, yapılmıyor. Deprem olduğunda yaraları sarmak için hazırlıklı olmak gerekir. Yeterli hazırlık var mı? Yok. AFAD yetersiz, ayrılan bütçe komik, hem eleman hem ekipman eksik; tablo apaçık ortada, biraz sonra sayılarla bunu tekrarlayacağım. Bu yetersizliğin yarattığı en önemli sonuç da zamanında müdahale edilmemesinin yarattığı ağır insanlık trajedisidir. Yaşanıyor mu bu trajedi? Evet, yaşanıyor.

Bakın, 1999 Marmara depreminin üzerinden neredeyse çeyrek asır geçti. Çeyrek asırdır ders çıkarmayan, yeterli politika ve çözüm üretmeyen, tedbir almayan bir ülke yönetimi ve yaklaşımını Maraş depreminde bir kez daha apaçık gördük. İstanbul'da yaşanabilecek bir depremin sonuçlarını düşünmek bile istemiyoruz, tablo ortada. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin verilerine göre, İstanbul'da toplam 1,5 milyon bina bulunmaktadır. Olası bir depremde yıkılacağı tahmin edilen bina sayısı en iyimser beklentiyle 190 bin civarındadır. Bugün deprem bölgesinde yıkılmış olan bina sayısı resmî açıklamaya göre 6.444'tür. Felaketi düşünebiliyor musunuz? Durumu tahayyül edebiliyor musunuz? Defalarca bunu sorduk ve sormaya devam edeceğiz. Defalarca araştırma önergeleri verdik; sonunda, muhalefetin bu ısrarlı teklifleri sonucunda bir araştırma komisyonu kuruldu; 500 sayfalık bir rapor yayınladı bu araştırma komisyonu, 268 öneri var bu araştırma komisyonu raporunda. Peki, gereği yerine getirilmeye başlandı mı bu iktidar tarafından? Hayır. Çünkü iktidarın önceliği bu değil; önceliğiniz rant projelerinde, yandaş müteahhide para kazandırmakta.

Bakın, bakanlıklara depremle ilgili çok sayıda önerge, soru önergeleri verdik. En son Adana Milletvekilimiz Tulay Hatımoğulları Hatay'la ilgili soru önergesi verdi 2022 yılının Aralık ayında. Cevap geldi mi Çevre ve Şehircilik Bakanlığından? Hayır, ciddiye diye bile almadı Bakanlık bunu ve o soru önergesindeki sorular aslında bugün Hatay'da yaşanılacak olanlara işaret ediyordu. Çok sayıdaki önergelerimize cevap gelmedi, 4 Bakanlık dışında; Aile Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Hazine ve Enerji Bakanlığı rutin mevzuat cevapları verdi ama esas sorumlu bakanlıklar cevap vermedi çünkü ilgilenmiyorsunuz bu durumla.

Şimdi, bakın, değerli vekiller, hemen her gün bilim insanları, İzmir, Bingöl, Erzincan ve İstanbul kentlerinde büyük depremlerin eli kulağında olduğunu bas bas bağırmaya devam ediyor ancak iktidar sağır. Sayın vekiller, devletin 1999'dan bu yana yeterli bir hazırlığının olmadığı acılarla birlikte defalarca ve şimdi bir kez daha ortaya çıktı. Yöneticiler "Büyük ders aldık." diyorlar. Nerede o dersler? Göremiyoruz. Hep söylüyoruz, Türkiye bir deprem ülkesidir; deprem gibi bir afeti felakete dönüştüren ise tedbirsizliktir, zamanında gerekli önlemlerin alınmamasıdır. Yapılaşmadan tutalım da arama kurtarma faaliyetlerine varıncaya kadar gerekli derslerin çıkartılmadığı, organize olunmadığı görülmektedir. Çok açık ve çok yazık. Bilim insanları yıllardır uyarmaktadır. Maraş depremi "Geliyorum." dedi, bunun bilinmemesi imkânsızdı. "Geliyorum." diyen bir deprem karşısında hangi hazırlıklar yapıldı? Maalesef, yine aynı vurdumduymazlıklar yaşandı, görmezden gelindi.

Bakın, size küçük bir paragraf okuyacağım; alıntı yapıyorum: "Yer altında fay kırıklarından önce -bağışlayın, söylemek zorundayım- kırılan ar damarlarıdır. Malzemeden çalmanın arkasında ahlak hırsızlığı, demokrasiden çalmak, hukuk kapkaççılığı, siyaset yankesiciliği ve kamu yönetimi kalpazanlığı yatmaktadır. Bu olay, kamu otoritesinin devlet imkânlarını nasıl kullandığını bütün çıplaklığıyla ortaya koymuştur. Olay 'kader' diye geçiştirilemez." Kim söylemiş bu sözleri biliyor musunuz? Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan olduğu dönemde, 2003 yılında Bingöl'de yaşanan depremin hemen ardından bu sözleri etmiş. Şimdi bir düşünün bakalım. "6.444 bina yıkıldı." diyor resmî açıklamalar. "Geleceği açıkça belli olan bu depremin önlemi neden alınmadı?" sorusuna vereceğiniz cevap yok. "Neden deprem tehdidi karşısında kentsel dönüşümler gereken hızla gerçekleştirilmedi?" Cevap yok. Sorumlu sizsiniz, bu iktidardır; önlem alınmamış vaziyette, ne kadar pembeye boyarsanız boyayın. Bir kent nasıl yıkılır tamamen? Akıl alır gibi değil. Hatay'la ilgili raporlara baktık; depremde yarısının yıkılmasına zaten bu raporlarda kesin gözüyle bakılıyormuş, riskli bina oranı yüzde 80 verilmiş bu raporlarda. Yani Hatay çoktan terk edilmiş bu iktidar tarafından; işte, sonucu bugün görüldü.

Sayın vekiller, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda "sosyal devlet" tanımlaması vardır. Sosyal devlet nedir? Afette, salgında, yangında, depremde, kriz durumlarında önceden gerekli tedbirleri, önlemleri alan; kriz planlarını yapan; yurttaşın yanında olan, yaralarını saran, kurtaran, el uzatan bir sosyal organizasyonu, sosyal koordinasyonu içerir sosyal devlet anlayışı; bizde bunun adı var, kendisi yok. Selde, orman yangınlarında gördük; yurttaş çaresizliğe sürüklendi, yurttaşa yardımcı olması gereken sosyal devlet, IBAN'la halktan para toplayan devlete dönüştü.

Sayın vekiller, bu iktidar o kadar merkeziyetçi bir anlayışa sahip ki sivil alanı teşvik edeceğine her şeyi merkeze toplamaya çalışıyor; yerel yönetimleri de güçsüzleştirip merkezi güçlendirmek bunun bir yansımasıdır; büyük bir yanlıştır ve bu yanlış sonucunda büyük insani bedeller ödenmektedir, şimdi de öyle oldu. Bu depremde de gördük ki devlet merkezinin mutlak iktidar biçiminde sarayda toplanması, yaşanan sorunların çözümünde büyük yanlışlara yol açmaktadır. Deprem bir kez daha aşırı merkezîleşmenin bu ülkenin en büyük felaketlerinden biri olduğunu göstermiştir. Bugün deprem değil, merkezin büyük beceriksizliği insanlarımızın yaşamını alıyor maalesef. Ülke çapında tarihte görülmemiş bir felaket karşısında devletin merkezî kurumları geç kalmıştır, zamanı kaçırmıştır; devlete bağlı yerel kurumlar âdeta felç olmuştur, hiçbiri sarayın izni olmadan adım atamamaktadır. Oysa felaket anında sorunları hızlıca çözebilecek bir güç aynı zamanda yereldedir ama yerelin gücü ve kapasitesi yok edilmiş, her şey merkezde toplanmıştır. Elbette devletin bütün gücünü seferber etme kararlılığında olması önemlidir ancak 10 kentin büyük ölçüde yerle bir olduğu bu depremde iktidar, devlet gücünü zamanında seferber edememiş ve geç kalmıştır, tekrar söylüyoruz ve geç kalmakla binlerce insan, hayatını kaybetmiştir. Sorumlu, bu iktidarın zihniyetidir.

Sayın vekiller, her felakette gördüğümüz tablo şudur: Organizasyon ya yoktur ya da yetersizdir, koordinasyon ya yoktur ya da yetersizdir. 10 ili etkileyen Maraş depreminde de organizasyonsuzlukla, koordinasyonsuzlukla karşı karşıyayız çünkü yeterli tedbir alınamamıştır, ön çalışma yetersizdir, en başta alınması gereken tedbirler günler sonra alınmıştır. İşte, bu yaklaşım, öngörüsüzlük, tedbirsizlik ve organizasyonsuzluk anlamına gelir.

Arama kurtarma çalışmalarına katılan AFAD personeli sayısında tablonun ne olduğu tam belli değildir. AFAD yaptığı bir açıklamada 24 bin personeli görevlendirdiğini söylemiştir, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay yaptığı açıklamada 12.181 personelin görev yaptığını söylemiştir, Oktay'dan bir saat sonra açıklama yapan Cumhurbaşkanı ise 53 bin AFAD personelinin görev yaptığını söylemiştir. Hangisi doğru, belli değil ama şuna bakmamız lazım: Yani yıkılan bina başına 2, 3, 4 AFAD personelinin düştüğü bir depremde arama kurtarma çalışması nasıl başarılı bir şekilde yürütülebilir, insanlar nasıl kurtarılabilir? İşte, depremi asıl afete dönüştüren gerçeklerden biri budur. AFAD yeterince koordine olamıyor, elemanları sayısı itibarıyla yetersiz ve büyük aksaklıklar yaşanıyor. Canla başla orada çalışan, insan kurtaran AFAD elemanlarına sonsuz ve yürekten teşekkür ediyoruz; sorun onlarda değil, AFAD'ın liyakatsiz yönetimindeki zihniyetten kaynaklanıyor.

Türkiye bir deprem ülkesidir ama arama kurtarma çalışması yürüten görevli sayısı bu risk planlamasına göre istihdam edilmemiştir ya da depremin yarattığı yıkıma orantılı bir görevlendirme yapılmamıştır, öyle olsaydı ulaşılmayan enkaz kalmazdı. Bugün hâlâ ulaşılamayan köyler vardır ve sayının ne olduğu belli değildir; enkazın altında olan insan sayısının ne olduğu belli değildir. Güvenlikçi bir devlet var ama sosyal devlet yok. Bu, iktidarın tercihidir.

Neredeyse her mevsimde bir felaketin yaşandığı bir ülkede AFAD gibi acil müdahale kurumlarının bütçesi vahimdir. Bakın, AFAD bütçesi, 2021 yılında başlangıç bütçesi 2 milyar 85 milyondur. Bütçedeki oranı nedir, biliyor musunuz? Yüzde 0,15. 2023 yılı bütçesinde bu rakam 8 milyar 75 milyona çıkarılmıştır. Bakın, AFAD personeline, AFAD personelinin sayısı, kadrosu 5.294'tür, 1.811 boş kadro vardır, neden boş tutulduğu da belli değildir yani arama ve kurtarma teknisyeni sayısı 1.798'dir, 352 boş kadro vardır, neden boş olduğu belli değildir. Yani niye bu tür rakamları veriyorum? Sosyal devlet yok, AFAD'ın durumu bu, iktidarın yanlışı budur; kabahat, AFAD çalışanlarında, AFAD emekçilerinde değildir, iktidarın yanlış tercihlerindedir.

Olası depremlere hazır hâle gelebilmek için acil durumlar, afet bakanlığı hemen ilan edilmelidir ve güçlü bir bütçe ayrılmalıdır; buna var mı bu iktidar? Hiç zannetmiyoruz çünkü bu iktidarın zihniyeti bu değil ama bu yaşanan, bundan ders çıkarmayı gerekli kılmaktadır.

Sayın milletvekilleri, şimdi, tüm bu yaşananlar sosyal devlet olamama gerçeğini acı bir biçimde ortaya koymaktadır, halk kendi imkânlarıyla kendi yarasını sarmaya çalışmaktadır birçok yerde, insanlar tırnağıyla, elleriyle enkaz kazmaktadır. Dün televizyonda izledim, yaşlı bir kadın diyordu ki: "Dikkat edin, başınıza bir şey gelirse devlet yok, bunu bilin." Bu duruma insanları düşürme hakkı yok bu iktidarın. Yirmi yıldır deprem vergisi veriyoruz, bugün içindi her şey; ne oldu? Deprem vergileri ranta dönüştürüldü, bunu hak etmiyor bu toplum, bir kez daha vurgulamış olalım.

İmar afları çerçevesinde olan kaç bina yıkıldı, biliyor musunuz, var mı elinizde bir rakam? Çok önemli. Bakın, deprem olmasaydı bu hafta vergi yapılandırmasıyla ilgili kanun teklifini görüşecektik; bilin bakalım bu teklifte ne vardı? İmar affını vicdansızca el kaldırıp geçirecektiniz bu Meclisten. Açık söyleyelim: Bugüne kadarki imar aflarında elini kaldırıp oy veren, bu teklifleri hazırlayan, siyasi irade desteği sunan herkes yaşananlardan sorumludur. Hatırlatalım, 2018 tarihli imar affı kanunu ne yaptı? 31/12/2017 tarihinden önce yapılan tüm yapılara sağlam, çürük olduğuna bakılmaksızın ruhsat verdi, durum bu, bunu bu Meclis yaptı. Bunu sorgulamayacak mıyız, bunu tartışmayacak mıyız?

Sayın vekiller, şimdi, gelelim OHAL meselesine. Bu iktidarın elinde yeterince yetki yok mu? Var. Afet bölgesi ilan edildi. O bölgede yapılması gerekenlerle ilgili yeterince yetkiniz yok mu? Var. Peki, OHAL'i niye istiyorsunuz? İnsan soruyor "Neden OHAL'e ihtiyaç var?" diye. Şimdi, neden bunu soruyoruz? Çünkü 2016'dan sonra ilan edilen OHAL'de yaşananlar nedeniyle bunu soruyoruz. Olağanüstü hâl rejimi, yönetim makamlarının yetkisinin genişlemesi sonucunu yaratır. İktidarın önceki OHAL pratiğine bakarsak, bunun, afet yönetimi değil, tam tersi, böylesi bir dönemde halkı baskılamak, basını susturmak, muhalefeti engellemek gibi sonuçlar çıkaracağı kuvvetle muhtemeldir; 2016'dan sonra yaşananlar bunu göstermiştir. Ayrıca, basiretli bir yönetimin afet yönetimi için OHAL'e de ihtiyacı yoktur.

Çok değil, 2016'yı ve sonra yaşananları hatırlatalım: Birbirini takip eden fazlaca hukuksuz uygulama devreye sokulmuştur. Anayasa Mahkemesi de OHAL kanun hükmünde kararnamelerini incelemeyeceğine hükmetmiştir maalesef. Tüm bu sebeplerle, ilan edilen OHAL'in iktidarın elinde neye dönebileceğini madde madde söylemeye çalışalım:

1) OHAL bahanesiyle, birbirini takip eden hukuksuz uygulamalar devreye koyulabilir.

2) OHAL ilan gerekçesiyle bağdaşmayan kısıtlama kararları alınabilir.

3) OHAL'le ilgisi olmayan ve olağan yasalarla düzenlenmesi gereken konuları düzenleyen ve dolayısıyla, yasama yetkisinin devri niteliğini taşıyan kanun hükmünde kararnameler çıkarılabilir.

4) Genel, soyut ve kişilik dışı kurallar içermeyen, kişiselleştirilmiş cezalandırma niteliğinde olan ve bu nedenle yargı yetkisinin devri niteliğini taşıyan kanun hükmünde kararnameler çıkarılabilir.

5) Bir OHAL kanun hükmünde kararnamesinin taşıması gereken nitelikleri haiz olmayan kanun hükmündeki kararnameler yasa hâline getirilebilir. Tüm bu saydıklarımız ihtimal dâhilindedir ve OHAL'in uzatılma ihtimali de vardır çünkü o 2016 yılında ilan edilen OHAL'le birlikte bunların hepsi yapılmıştır. Bizler, hepimiz bunları yaşadık. Tekrar söylüyoruz, afet bölgesi ilanıyla bu iktidarın yapamayacağı hiçbir şey yoktur. Ayrıca, yürütmenin elindeki olağanüstü mutlak iktidar yetkileriyle de yapamayacağınız hiçbir şey yoktur. Peki, derdiniz ne OHAL ilanıyla? Derdiniz ne? Seçimlere gidiyoruz, mayısta seçimler yapılacak diye konuşuluyordu, OHAL ilanıyla bunun bir alakası olabilir mi acaba? Bunları düşündürtüyorsunuz herkese ve bu nedenlerle OHAL ilanına karşıyız, doğru ve gerekli bulmuyoruz.

Sayın vekiller, "Geç kalındı." dedik, defalarca vurguladık çünkü iktidar hazırlıklı değildi. Böyle bir zihniyete sahip bir iktidar önlem almadı ve aslında mesele bu kadar açık ve net; iktidar beceriksiz davranıyor, özellikle afet yönetiminde, bunun altını özenle çiziyoruz. Deprem meselesinde yapılması gereken hiçbir şey yapılmıyor, önlem zamanında alınmıyor. Neyse ki sivil toplum kuruluşları var. Neyse ki halkın kendi çabası, fedakârlığı, vicdanı ve çalışması var. Neyse ki yerel yönetimler var. Bunların sayesinde, sivil toplum kuruluşlarının ve halkın olağanüstü dayanışması sayesinde herkese buradan yürekten teşekkür ediyoruz, iyi ki var insanlar, iyi ki bu dayanışma kültürü -Kocaeli depreminde de çok görüldü, bugüne kadar geldi- yaşıyor, iyi ki herkes elini taşın altına sokuyor ve bir an evvel, acıların azaltılması için, daha fazla insanın ölmemesi için elinden yapıyor.

Yüzlerce, binlerce tır o bölgeye gönderildi ve gönderilmeye devam ediliyor. Herkese yürekten teşekkür ediyoruz. Bunların AFAD eliyle dağıtılması için en başında engeller çıkarıldı. Neyse ki bu engeller, yapılan konuşmalar ve görüşmelerle ortadan kaldırıldı ve sivil toplum kuruluşlarının, yerel yönetimlerin, halkın gönderdiği ve değişik yurttaş inisiyatiflerinin gönderdiği yardımlar halka dağıtıldı.

Bu konuda Sayın Meclis Başkanımıza da çabaları için gerçekten buradan teşekkür ediyoruz. Aksi takdirde, zaten yetersiz olan AFAD'a bırakılmak zorunda kalınsaydı bu yardımların dağıtılması daha büyük bir felaketle karşı karşıya kalınırdı.

Sivil toplum kuruluşlarının, halkın, yurttaşların çabalarından korkmayın, çekinmeyin, bu zarar değil, büyük bir yarar getirir; gerçekten bu, toplumun zor günlerde dayanışmasını, birlikte hareket etmesini, bütünlüklü hareket etmesini, duygu birliğini artırır. Bunu bir kez daha özellikle vurguluyoruz.

Duyarsızlıktan uzaklaşın ve afet yönetimiyle ilgili öncelikle bir bakanlık kurulmasını; ikincisi, AFAD'ın o kuruluşların bütçelerinin artırılmasını, gereken önlemlerin alınmasını bir an evvel hep birlikte sağlayalım ve tekrar uyarıyoruz: İstanbul depremi başta olmak üzere birçok deprem gümbür gümbür geliyor. İstanbul önemlidir diye söylüyorum ve vurguluyorum, İstanbul'da yaşanacak bir felaket, Türkiye açısından çok daha karanlık, çok daha zor günler demektir. Eğer, bir an evvel, bu konuda gereken adımlar atılmazsa, önlemler alınmazsa daha zor bir durumla hep birlikte toplum olarak karşı karşıya kalacağız.

Bunu bir kez daha vurgulayarak, tekrar, hayatını kaybetmiş olan yurttaşlarımıza Allah'tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum, halklarımıza başsağlığı diliyorum ve bundan sonraki çalışmalarımızı başarılı bir şekilde sürdürebilirsek, tedbirleri başarılı bir şekilde alabilirsek bu tür felaketlerin önüne geçmek mümkün hâle gelebilir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum.