| Konu: | 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin 8'inci Tur Görüşmeleri münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 37 |
| Tarih: | 13.12.2022 |
HDP GRUBU ADINA SEZAİ TEMELLİ (Van) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 2023 yılı bütçesi aslında bir yönüyle AKP iktidarının yirmi yıllık özetidir; uzun sürdü, nihayet sonuna geldik. İktidarın tüm bütçeleri ekonomi anlayışıyla, siyasete ve topluma yaklaşımıyla hakkını vermek gerekir ki istikrarlı bir hat izledi, çizgisini hiç bozmadı. Asla neoliberal politikalardan taviz vermediniz, kapitalizmin en vahşi döneminin liderliğini kimseye kaptırmayarak küresel sermayenin övgüsüne mazhar oldunuz. Bütçe hakkı, çalışma güvencesi, sendikal haklar başta olmak üzere her türlü hakkı gasbetme konusunda Chicago Çocuklarının Şilisi'ni aratmadınız. Bugün yaşanan durum, artık bir ekonomik kriz değil, onun da ötesinde ekonomik yıkımdır ve bu yıkım bir günde ortaya çıkmadı; bugünkü tablo yirmi yıllık birikimin sonucudur; işçilerle, kadınlarla, yoksullarla, halkla kavganızın bir sonucudur.
"Bütçe" dediğimiz yasa metni, aynı zamanda, bir siyasi metindir. Yaptığınız tüm bütçelerde siyaset anlayışınızın değişmez karakteri olan otoriterlik aslında hep vardı. Siyasi özgürlükler ve demokrasi meselesi sizin için hep bir araçtı, tıpkı bugün getirdiğiniz başörtüsü düzenlemesinde olduğu gibi yine bu meseleyi de amacınız açısından bir araca çevirme peşindesiniz. Amacınız hiç değişmedi; o da faşizmin kurumsallaştırdığı bir sistemde otoriter, şefçi bir yönetimi hayata geçirmekti çünkü hayat anlayışınızı bu çoğulcu topluma dayatmanın en stratejik yolu olarak işte bu yöntemi gördünüz. Kâh Gülen cemaatiyle kâh liberallerle kâh Ergenekoncularla kâh Katar'la kâh Sisi'yle yol yürüme beceriniz takdire şayan, yol arkadaşlarınızı saymakla bitirmemiz mümkün değil. Bugün yaratmış olduğunuz, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi denilen uydurma sistem "Türk tipi başkanlık" da diyorsunuz buna; aslında zihniyetinizin en berrak hâlidir. Sonucu ise siyasi yıkımdır. Siyasi kriz tanımını biz çoktan geçtik; yarattığınız yıkımı restorasyon bile düzeltemez.
Bütçe, Anayasa'dan sonra en önemli toplumsal mutabakat metnidir bildiğiniz gibi, her yıl düzenlenir ve bu, ona çok önemli bir üstünlük ve bir vasıf kazandırır. Bu, onun esnekliğini, toplumla olan barışıklığını, krize karşı duyarlılığını ortaya çıkarır, gücü buradan gelir. Toplumsal barış dediğimiz bir arada yaşamanın harcı da bütçelerde karılır. Aradan geçen yirmi yılda toplumsal barışı dinamitleyerek âdeta ayrımcılığı normalleştirdiniz; halkların, emekçilerin, kadınların, gençlerin hakkını despotik anlayışınızla gasbettiniz. Sonuç itibarıyla yirmi yıllık serüven çoklu krizi de aşarak büyük bir yıkımı beraberinde getirmiştir. Hep ne yaptığınızı anlattınız, aslında yaptığınızdan daha önemlisi nasıl yaptığınızdır. Yaptığınız icatların yaratmış olduğu maliyetler, ortaya çıkan yıkım, yönetim anlayışınızın sakatlığını olabildiğince açık bir şekilde ortaya koymaktadır. İşin zıvanadan çıkması, buralara kadar sürüklenmesi hiçbir toplumda mümkün olamazdı. Nasıl oldu da bu sistem yirmi yıldır iktidarda kalabildi ve biz buralara sürüklendik? Yanıtı çok zor değil; yanıtı Kürt sorununda saklıdır. Bu sorunun çözümsüzlüğü, maalesef, iktidarınızın ömrünü uzattı. Siz de bu çözümsüzlükten beslenmeyi tercih ettiğiniz için ortaya işte bu yıkım çıktı. Bu meseleyi çözmeyen çözülür, sonunda siz de çözüldünüz. Aslında, bir ara çözüme dair ortaya çıkan önemli bir tarihî fırsatı ıskalamasaydınız bugün, farklı bir Türkiye'yi, farklı bir ekonomiyi, farklı bir siyaseti konuşuyor olacaktık ama sizde o feraset yoktu.
Neden Kürt sorunu, bu mesele, neden bu denli kritik? Bu mesele, Türkiye'nin demokratikleşmesinin kapısında duran zebanidir. Bu zebaniyle baş etmeksizin o demokrasi kapısını açmanız mümkün değil. Bununla nasıl baş edileceğini, aslında cumhuriyetin demokratikleştirilmesi gerektiğini söyleyerek Öcalan, tüm Türkiye'ye bu meseleyi anlattı. Büyük bir dönüşüm iradesiyle Türkiye ve Orta Doğu'nun yüzyılı aşkın yapısal, siyasal, ekonomik ve toplumsal krizine nasıl çözüm üreteceğimiz konusunda önemli bir anlatıydı. Siz ne yaptınız? Masayı devirdiniz. Zebaninin karşısına dikilmektense onun sunduğu dünyevi nimetlere tamah ettiniz.
Bu meselenin çözümünün yolu kuşkusuz demokratik cumhuriyetten geçiyor. Demokratik cumhuriyet, her şeyden önce, siyasi özgürlüklerin, ekonomik adaletin ve toplumsal barışın bir arada gerçekleşebileceği bir anlayışı ifade eder. Oysa siz, sürekli demokrasiden kaçarak, siyasi özgürlükler yerine siyasi tutsaklığı, ekonomik eşitsizliği bu ülkeye reva gördünüz. Çözüm hemen yanı başınızdayken İmralı mutlak tecridiyle istisnai bir hukuk anlayışını normalleştirdiniz, bir OHAL düzeni yarattınız.
Buraya Van'dan geldim. Bugün, Van'da hiçbir yurttaş Anayasa'dan doğan hakkını kullanamıyor. Van Valisi ya da sizin Van İl Başkanınız da diyebilirim buna, hatta kayyumunuz, net -aslında o kadar çok sıfatı var ki- Anayasa suçu işleyerek her türlü demokratik hakkı engelleyebiliyor. Van gibi, Amed'de ve birçok ilde aynı uygulamaları görmeniz mümkün. Bu, tecrit hukukunun yaygınlaşmasından başka bir şey değildir, tüm ülkeyi hukuksuzluğa mahkûm etmektir, hak arama mücadelesini idare eliyle terörize etmektir.
Sebahat Tuncel, Gültan Kışanak, Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş Eş Başkanlarımız şahsında tüm cezaevlerindeki siyasi koğuşlara buradan saygılarımı iletmek istiyorum. (HDP sıralarından alkışlar)
Evet, o kadar çok siyasi koğuş açtınız ki demokratik siyasetin en müstesna insanlarını tutsak ettiniz. Yasaları, Anayasa'yı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını ihlal ederek bu düzeni sürdürmek istiyorsunuz. Adalet Bakanlığı, adalet dağıtmak yerine, yeni cezaevi yapacağını müjdeliyor. Siyasi özgürlüklere tahammülünüz yok. Siyasi özgürlüğün olduğu yerde, tecritin kırıldığı yerde çok iyi biliyorsunuz ki Kürt meselesi çözülür, tahammül edemediğiniz işte bu. Demokratik siyaseti tasfiye etmek için baskıyı, şiddeti ve savaşı sürdürüyorsunuz. Bütçenizde militarist harcamalara baktığımızda demokrasiye karşı savaşta kararlı olduğunuz gözüküyor, hatta kurmaylarınız artık bir topun kaç para olduğunu dahi burada, bu kürsüde çok açık bir şekilde hesap edebiliyor. Kürt düşmanlığı üzerinden toplumu bu harcamalara ikna etmeye çabalıyoruz. Şoven bir siyaseti hâkim kılarak kitleleri kendi oy deponuza çevirme, yaşama karşı ölümü yüceltme peşinde koşmaya devam ediyorsunuz ama artık halkımız bu tuzağa düşmeyecek. Sosyal medyayı kısıtlasanız da dezenformasyon yöntemlerinde çığır da açsanız bu maya tutmayacak; Taksim senaryosu, işte bu nedenle tutmadı. Sadece burada İçişleri ve Savunma Bakanının çizdiği portreye bile baksanız, demokrasi güçlerinin bu mücadeleyi kazanmak üzere olduğunu zaten hissedeceksiniz; telaş, korku, saldırganlık, nefret söylemi, yalan, inkâr, ne ararsanız var. Durum o kadar absürt ki Savunma Bakanı "Kimyasal silah için bir heyet gönderip araştırma yaptırdık." diyor. Nerede ne kullandıklarını bilmiyor olabilirler mi? Şebnem Hoca da bunu söylemişti, bir farkla, o heyetin uluslararası olması gerektiğini dile getirmişti. Diğer taraftan, heyet gönderdiyseniz bir şey de bulamadıysanız -çünkü öyle söylüyorsunuz- o zaman uluslararası heyetin gitmesinde ne mani var? Yanıt verebilir misiniz? Sanmıyorum.
Siyasi yıkımın en önemli nedenlerinden biri de şüphesiz kayyum uygulamalarıdır. Vesayetçi bir cumhuriyetin geldiği son nokta olarak kayyumlar, aslında, sürdürülen savaş ve şiddet politikasının kapsamlı bir uygulamasıdır. Örnek vermek gerekirse, Van'ın Kolpaga köyüne mutlaka gitmelisiniz, yolunuz oradan geçmelidir. Neden? Çünkü oraya gittiğinizde "kayyum" dediğimiz meselenin yaşamda nasıl bir karşılığı olduğunu o mikro hayatın içinde görmeniz mümkün; orada mezralar satılmış, okul kapatılmış, köylüler yerinden yurdundan edilmeye yıllardır çalışıldığı gibi şimdi kayyum şiddetiyle durum daha da vahim bir hâl almış. Şimdi, oradaki o küçücük yaşamda bile kayyumun olabildiğince açık şiddetini görmek, hissetmek mümkün. Bu anlayış halkın sadece varlıklarına değil aynı zamanda iradesine de ipotek koymaktadır. Halkın öz kaynaklarını yönetme hakkını gasbetmektedir. Bu yerel bütçelerin tasfiyesidir de aynı zamanda.
Değerli milletvekilleri, demokratikleşmenin önünde en önemli engellerden birinden bahsediyorum burada. Yerel demokrasi gelişmedikçe bir ülkenin demokratikleşmesi mümkün değil. Merkeziyetçi anlayış bizi her seferinde otoriter sistemlere sürüklemeye devam ediyor. Bu yetmediğinde de bildiğiniz gibi diktatör bir sistemle karşı karşıya kalıyoruz. Cumhuriyet tarihine dönüp baktığınızda aslında bu tarih Şark Islahat Planı'ndan bugüne kadar bir kayyumlar tarihidir. Bu siyasi yıkımdan çıkmanın yolu, siyasi krizleri ortadan kaldırmanın yolu seçimlerden sonra bu Meclisin tecride, siyasi tutsaklığa, savaşa, kayyumlara neden olan tüm uygulamaları ilgili yasalarıyla birlikte ortadan kaldırmasından geçmektedir. Kürt meselesinin çözümü için bu zebaniyi yenmek zorundayız.
Değerli milletvekilleri, ekonomiye gelirsek. Nasıl yaptığınızı hiç anlatmıyorsunuz dedim ya, yanıtını ekonomi alanında da çok belirgin bir biçimde görmeniz mümkün. Siz hep kendinizden önceki dönemi kötüleyerek yaptıklarınızı savunageldiniz. Neredeyse sizden önce kabile devletinde yaşıyorduk. Evet, sizden öncekiler kötüydü, size katılıyorum ama bu sizin iyi olduğunuz anlamına gelmez, siz de kötüsünüz. Aslında aynı fabrikanın ısrarla ürettiği defolu ürünlere benzeyen bir siyasi anlayışı ve onun ekonomi yönetiminden bahsediyoruz. Bizden önce dediğiniz aslında sizsiniz. Yirmi yıl olmuş artık öncesi mi olur yirmi yılın? O kadar uzun ki Cumhurbaşkanı bile alzaymır emareleriyle geçmişi bize anlatıyor. Bugün ortaya çıkan bu yüksek enflasyonun, hayat pahalılığının, işsizliğin, açlığın, yoksulluğun bir nedeni de bu, iktidara geldiğiniz günden beri yaptığınız özelleştirmelerdir mesela. Mesela, bir başka örnek, borçlanma anlayışınızdır. Bu ekonomik yıkımın belki de en önemli nedeni oligarklarla olan muhabbetinizdir. Poligarklarla olan aslında, bir ekonomi yönetme anlayışınızdır. Nepotizmdir; kayırmacılık, haksız zenginleşme, yolsuzluk ne ararsanız maalesef var. Enerji, inşaat ve savunmaya yönelik yatırım tercihleri bu ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda bir planlamaya ve programa tabi olmadan sadece kendi çıkarlarınız uğruna hayata geçirildiği için ekonominin bu hâle gelmesi aslında şaşırtıcı değil. Küresel finans sermayesinin her dediğine boyun eğen, faiz konusunda sınır tanımayan ama içeride faizleri düşürerek yandaş sermayeyi fonlayan bir sistem hepimizi ciddi bir kopuşa sürüklemiştir. Türkiye ekonomisinin ve emekçilerin içerisinde bulunduğu son büyük krizin esas sebebi 2018'de yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemidir. Tek adam, her şeyi bilen adam böyle de davranınca, ekonomide tek başına aldığı kararlar toplumu, hepimizi derin bir yoksulluğa sürüklemiştir. Erdoğan tarafından dile getirilen "Faiz sebep, enflasyon sonuç." gibi sadece Bakan Nebati'nin anladığı Neoneoheterodoks yaklaşım, enflasyonu resmî rakamlarda bile yüzde 84'e, yoksulluk sınırını 27 bine, yine, Bakanın ifadesiyle -ne acıdır ki- "fukaralık ücretlerini" yani asgari ücreti kastediyor, açlık sınırının altına sürüklemiştir.
Değerli milletvekilleri, toplumsal yıkıma gelirsek bunun ne denli ciddi bir hâl aldığını 6 yaşında evlendirilen çocuk haberiyle, öyle sanıyorum ki, siz de bir nebze anladınız. Siz de tepki verdiniz ama hâlâ toplumsal yıkımın boyutunun farkında değilsiniz. Münferit bir olay sanıyorsunuz, öyle değil. Toplumun parçalanmışlığının neden olduğu bir gerçeklikle karşı karşıyayız. Bu parçalanmışlığın nedeni bir yönüyle de işte bu bütçede saklıdır. Bildiğiniz üzere toplumsal barış çok kapsamlı ve karmaşık ilişkileri içinde barındırır. Burada çocuk hakları ve çocuğun korunması, eğitim sistemi, çocukların gelişimi, aile içinde çocukların hakları gibi birçok konu yerel ve merkezî devletin denetimine açık olmalıdır ve bu alan titizlikle düzenlenmek zorundadır. Siz ne yaptınız? Toplumsal yıkımın en ağır yükünü çocukların sırtına yüklediniz, tarikatlar, cemaatler âdeta yaşam tarzının belirleyicisi oldu. Çocuk yaşta evlilik üzerine fetvaların ortalığı kapladığı bir yerde bu tür vakalar sistemik bir gelişim gösterir. Yaşamın belli bir zihniyete göre düzenlenmesinden aslında burada bahsediyoruz. Bu konuda bir tedbir almak yerine çocuk hakları konusunda mücadele veren, çocuğun üstün yararı için çabalayan insanları suçladınız, hedef gösterdiniz. Eğitim sisteminiz zaten başlı başına bu anlayışın değirmenine su taşıyor, 4+4+4 sistemi aslında bir yönüyle bu sorunların kaynağıdır.
Çocuk işçiliğinde de bu sorunu bir farklı yönüyle görmekteyiz. Çocuk yoksulluğunda aynı şeyle karşılaşmamız mümkün. Eğitime kaynak ayırmakla övünüyorsunuz ama ayırdığınız kaynaklar hem yetersiz hem de sorunları çözecek niteliğe sahip değil. Aynı sorunu Diyanet İşleri Başkanlığında da görmemiz mümkün. İnanç farklılıklarının bir arada, eşit yurttaşlık temelinde temsiliyeti ve inanç kesimlerinin ihtiyaçlarının giderilmesi için yapılandırılması gereken bir kurum bugün âdeta cemaat formunda çalışıyor. Bunca vaka yaşanmışken hâlâ sorunun nedeniyle ilgilenmek ve bu konuda adım atmak yerine sorunu dile getirenleri tehdit eden bir Diyanet yaklaşımı asla kabul edilemez.
Toplumsal barış adına bütçelerin toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeler olması gerekirken hiçbir bütçenizde bu özellik söz konusu olmadı, olamadı. Erkek egemen, faşist bir zihniyetten farklı bir şey beklemek zaten mümkün değil. Ama bundan daha kötüsü olur mu? Maalesef oldu. Bütçeleriniz ve yönetim anlayışınız cins ayrımcılığını o hâle getirdi ki bugün kadın cinayetleri -hatta, dün haberlerde izlemişsinizdir, Ankara'nın ortasında bir cinayet daha bağıra bağıra işlendi- kadına yönelik şiddet ve kadın yoksulluğu çok ciddi, yıkıcı bir tabloyu karşımıza çıkarmaktadır. LGBTİ+'ların mağduriyetini bırakın konuşmayı, yaşam haklarını bile yok sayıyorsunuz. Bu kesime yönelik şiddeti âdeta meşrulaştırdınız ve bunun sonucunda da toplumsal parçalanmayı kontrol edemeyeceğiniz, hatta tahmin edemeyeceğiniz bir ölçüde derinleştirdiniz.
Değerli milletvekilleri, tüm bu gidişatı sonlandırmak mümkün. Ülkemiz için, halklarımız için artık iyi olanı yapmalıyız. Bir söz vardır, mutlaka duymuşsunuzdur: "İyi, iyidir." İyiyi bulmak zorundayız, bu kötülüğe hep birlikte son vermek zorundayız. "Bunun için ne yapmalı?" sorusuna yanıt bulmak zorundayız. Bu yanıtı tarihte aramamız gerekiyor. Bu Parlamento 2018 yılında seçildi, 1918'in 100'üncü yılında. Tam beş yıl boyunca tarihimizin en önemli yüzyıllık dönemini aslında bir yerde karşılaştırmalı olarak yaşadık. Bakın, Amasya Tamimi'ne bakın, Erzurum ve Sivas Kongrelerini değerlendirmek gerek, 1920 Meclisini anlamak gerek 1921 Anayasası'nı yeniden düşünmek ve bugün ile geçmişi karşılaştırmak gerek inanın bu, hepimize içine düştüğümüz siyasi krizden çıkma anlamında yol gösterici olacaktır.
Türk ve Kürt halklarının ortak vatanının inşası, Kürdistan mebuslarının kurucu rolü, muhtariyet anlayışının anayasal bir çerçeveye kavuşması ve cumhuriyetin ilanı... Bu beş yıl, bu toprakların kimyasını, tarihini, kültürünü idrak etmiş bir siyasetin, ittihatçı anlayışa karşı kendisini var ettiği bir beş yıldır. Sonrasında bu çoğulcu anlayıştan vazgeçilerek tekçi bir anlayışla örülmüş uzun bir yüzyıl söz konusu. Son beş yıl ise ilk beş yılın tam zıddıdır, büyük bir yabancılaşmanın sahnesidir. Bu yüzyıl içinde Takrir-i Sükûn var, umumi müfettişlikler var; Zilan var, Dersim var, Roboski var, Maraş var, Çorum var, 1960 darbesi var, 12 Mart ve 12 Eylül var, 28 Şubat var, 15-20 Temmuz 2016 var, darbeler, OHAL'ler var, asılan Başbakan, asılan çocuk var; olmayan ise barış, olmayan ise toplumsal barış. Ekonomide ve yargıda adalet yok, özgürlükler hep tahdit altına alınmış, zaman zaman kusurlu demokrasiyle ancak yetinilmiş. Şimdi durum daha da vahim, bu otoriter sistem, kalıcı olmak adına despotik bir yönelimle herkesi tehdit ediyor. Bu gidişatı sonlandırmak mümkün, bunun için önümüzde bir seçim var. Bu seçim sürecinin ülkemiz ve halklarımız için barışçıl bir ortamda geçmesini sağlayabilirsek gelecek adına umutlu olabiliriz. Seçim güvenliğinden adaletli seçime kadar bu konuda yapılması gerekenleri tüm engellemelere rağmen mutlaka başarmalıyız. Bu iktidardan, bu zihniyetten mutlaka kurtulmalıyız. Bu iktidardan kurtulmak yeterli mi? Gerekli ama yeterli değil. Yerine ne koyacağımız konusunda geçmişten gereken dersleri çıkarmak zorundayız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
SEZAİ TEMELLİ (Devamla) - Bugünün sorunlarını aşabilecek bir siyaseti, ekonomi programını ve toplumsal mutabakatı sağlayacak güzergâhı var etmeliyiz. Bizler HDP olarak bu güzergâhı biliyoruz; bu, 3'üncü yoldur. Bu yolda mesafe katetmenin bugün için en önemli buluşması da demokrasi ittifakıdır. Hedefimiz de demokratik cumhuriyettir. Bu hedefe ulaşmak adına da radikal demokrasi mücadelemizi büyütmeye, halklarımıza, kadınlara, emekçilere umut olmaya devam ediyoruz.
Hepinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)