| Konu: | Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar'ın 362 sıra sayılı 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ve 363 sıra sayılı 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifi'nin dördüncü tur görüşmelerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 33 |
| Tarih: | 09.12.2022 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan, sayın vekiller.
Sayın Millî Savunma Bakanı, esas itibarıyla sizin söylediklerinize cevap vermek istiyorum. Şimdi, dünyanın başka ülkelerinde olduğu gibi Türkiye'de de hiçbir devlet kurumu sütten çıkmış ak kaşık değildir yani Türk Silahlı Kuvvetleri de sütten çıkmış ak kaşık değildir.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Sütten çıkmış ak kaşıktır!
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Eğer milletvekillerinin Meclisteki görevi eleştirmek, denetim yapmak, araştırma ve soru önergeleriyle bazı gerçeklerin ortaya çıkmasını sağlamak ise -ki böyle tarif edilmiştir- o zaman biz, bu işi yapmaya devam edeceğiz, eleştireceğiz, sorular soracağız, araştırılmasını isteyeceğiz. Bunu, bu bizim görevimiz olduğu için, halka yönelik görevimiz olduğu için yapacağız ama biz bunu yaptığımız için siz bize hakaret ettiğinizde, siz bizi rencide etmeye çalıştığınızda sanmayın ki bu tutumumuzdan vazgeçip geri adım atacağız, ta ki istediğimiz sonuçları alana kadar bu mücadelemizi sürdüreceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bakın, size bir örnek vereceğim: Yıl 1994, 26 Mart. Şırnak ilindeki Kuşkonar ve Koçağılı köylerine F-16'larla bombalama yapılıyor; 7'si bebek, 38 Kürt sivil katlediliyor. Bunun üzerine AİHM'e gidiliyor, AİHM bir karar veriyor; Türkiye'nin, kurbanların ailelerine 2,3 milyon avro ödemesine karar veriyor. Ama daha önemlisini söyleyeceğim, Anayasa Mahkemesi, Türkiye Anayasa Mahkemesi 2020 yılında yani yirmi altı yıl sonra, Şırnak'taki bu katliamdan yirmi altı yıl sonra diyor ki: "Evet, savaş uçakları köyleri bombalamıştır ve köylülere tazminat ödenmesi gerekir." Yani yirmi altı yıl sonra gerçekler ortaya çıkabiliyor; o yüzden, biz bu gerçekleri konuşmaktan vazgeçmeyeceğiz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - O zaman -hatırlatmak için söylüyorum- bir "tak-şak" Genelkurmay Başkanı vardı Doğan Güreş, bu olan olayı nasıl açıklamıştı biliyor musunuz? "Uçaklardaki kayışların gevşemesi nedeniyle bombalar yanlışlıkla 38 köylünün üzerine düştü." Böyle açıklamıştı. Yirmi altı yıl sonra gerçek ortaya çıktı.
Şimdi, çok başka örnekler de var ama lafımız uzatılamayacak çok fazla, o yüzden kısa keseceğim. Demek ki bazı şeyleri konuşmak, sormak, eleştirmek bizim hakkımızdır ve bunu yapacağız.
Şimdi, bakın, diyorsunuz ki: "Sapasağlam hiyerarşik yapı içinde çalışmalarımıza devam ediyoruz." Sapasağlam hiyerarşik yapı içinde 4 kere bu ülkede darbe yapıldı, unuttunuz mu siz? 27 Mayıs 1960'da hiyerarşik yapı içinde, emir komuta içinde darbe yapıldı; 12 Mart 1971 emir komuta zinciri; 12 Eylül 1980 emir komuta zinciri; 28 Şubat 1997 emir komuta zinciri.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Niye bunu söylüyorum? Ben bugün darbe olacak diye söylemiyorum, yanlış anlamayın ama sütten çıkmış ak kaşık değildir Türk Silahlı Kuvvetleri, onu anlatmak için bu örnekleri veriyorum.
Şimdi, bakın, siz kendiniz biraz evvel burada söylediniz Sayın Bakan, dediniz ki: "Türk Silahlı Kuvvetlerinden 24.700 personel uzaklaştırıldı." Değil mi? Bunun 10 bin civarı sizin döneminizde ve 150'den fazla da general var bunların içinde. Türk Silahlı Kuvvetleri nasıl sütten çıkmış ak kaşık gibi değerlendirilebiliyor? Yani demek ki bu kadar insan içine sızmış ve siz bunları uzaklaştırmışsınız.
Ben şimdi size birkaç isim söyleyeceğim, kimler olduğunu siz çok iyi hatırlayacaksınız. 2. Ordu Komutanı Orgeneral Adem Huduti -hatırlıyorsunuz değil mi- Yüksekova 3. Taktik Piyade Tümen Komutanı Tümgeneral Halil İbrahim Ergin...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - ...Hakkâri Dağ ve Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Ahmet Otal, 2. Ordu Kurmay Başkanı Tümgeneral Avni Angun, Şemdinli 34. Hudut Tugay Komutanı Tuğgeneral Ali Salnur, Yüksekova 3. Piyade Tümen Komutanlığı Kurmay Başkanı Albay Mehmet Sezgin, Şırnak 23. Jandarma Sınır Tümen Komutanı Tümgeneral Abdullah Baysar; bunlar nerede şimdi biliyor musunuz? Bunları siz tutukladınız, yargıladınız ve bunların hepsi bu bulundukları yerlerde, Yüksekova'da, Şırnak'ta, Sur'da, Nusaybin'de, her tarafta, her türlü insanlık düşmanı işi yapmışlardı ama siz FETÖ'den bunları tutukladınız ve bunların içinde aynı zamanda bu Meclisi bombalayanlar vardı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin sütten çıkmış ak kaşık olduğunu bize anlatamazsınız kolay kolay. Niye bunları söylüyorum? Şimdi, her kurumda olduğu gibi yanlış yapanlar vardır ve bu yanlış yapanların ortaya çıkarılması ve bunların yargılanması eğer yanlış varsa...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Şimdi, Sayın Özkoç bana "beş dakika" deyince tamam dedim, "altı dakika" dedi, son dakikanız yani, bu son dakika.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ama Sayın Akçay on dakika konuştu efendim, ben saydım.
BAŞKAN - Tabii tabii veriyorum, buyurun ama bu son dakikanız yani.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Şimdi, dolayısıyla söylemeye çalıştığım esas itibarıyla budur. Yani bütün bunları söylediğimiz zaman, eleştirdiğimiz ve soru sorduğumuz zaman bize hakaret etmeniz bizi ikna etmiyor; dolayısıyla araştırılması, konuşulması gerekiyor. Şimdi, uluslararası alanda başka bir devletin sınırları içinde operasyon yapıyorsanız o zaman uluslararası denetime de açık olacaksınız. Irak'tan bahsediyorum, Suriye'den bahsediyorum; oralarda eğer suç işleniyorsa bakın, ÖSO'nun, sizin koruduğunuz, himayeniz altında olan HTŞ çetelerinin -maaş verdiğiniz, "İş birliği yapıyoruz." dediğiniz burada Plan ve Bütçe Komisyonunda- bunların savaş suçu ve insanlık suçu işledikleri Birleşmiş Milletler raporlarına girdi. Şimdi biz bunları konuşmayalım mı? Yani bunları konuşup "Araştırılsın." dediğimiz zaman niçin biz hakaret işitmek zorunda kalıyoruz. Şimdi, çok fazla konuşacak şey var. Yani sizin aslında kuzeydoğu Suriye'de...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Oluç, altı dakikayı doldurdunuz ya.
Buyurun Sayın Özkoç...
ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Sözünü bağlasın hiç olmazsa.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sekiz dakika konuştu Sayın Akçay.
BAŞKAN - Hayır, hayır; gelin bakın, gelin bakın; sekiz dakika...
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ama biz de saydık.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Sözünü tamamlasın.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sözümü tamamlayayım Sayın Başkan. Yani eleştiriyorum, Sayın Bakan bile daha tahammüllü davranıyor.
BAŞKAN - Sayın Özkoç, buyurun....
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ya, bu kadar olmaz.
BAŞKAN - Altı dakikayla sınırladık Sayın Oluç, bu sabaha kadar devam edecek değil.
SERPİL KEMALBAY PEKGÖZEGÜ (İzmir) - Kesiyorsunuz.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ama yani son sözümü söyleyeyim.
ALİ KENANOĞLU (İstanbul) - Cümlesini bari tamamlasın, böyle şey mi olur Başkan ya!
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Yani Sayın Bakan bile daha büyük bir tahammülle dinliyor, siz bana izin vermiyorsunuz.
BAŞKAN - Ben izin veriyorum, verdim izni.
Buyurun Sayın Özkoç...
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Ama Mecliste böyle bir yöntem yok Başkan.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Böyle bir şey olur mu ya, yani gerçekten...
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Siirt) - Mecliste böyle bir yöntem yok yani söz tamamlanmadan kesilmez.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Son cümlemi söyleyeceğim yani izin verirseniz.