| Konu: | 2023 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2021 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 29 |
| Tarih: | 05.12.2022 |
HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizleri ekranları başında izleyen çok kıymetli halkımız; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye her gün daha fazla yoksulluk, daha fazla açlık ve sefalet, daha fazla yolsuzlukla tarihinin en önemli seçimine doğru gidiyor. İktidar ortaklarının sözcüleri pembe tablo çizmeye çalışıyorlar ama gerçek öyle değil. İşsizler, emekçiler, emekliler, engelliler, gençler, kadınlar, çocuklar, çiftçiler ve küçük esnaf çok büyük bir krizle karşı karşıya; çok boyutlu bir krizin yarattığı enkazın altında bırakılmak isteniyor. İktidar bloğu bu enkazın üzerinde yükselmek ve yaratılan devasa imtiyaz düzenini sürdürmek için devletin bütün imkânlarını kullanıyor; adaletsizliği, eşitsizliği ve sömürüyü her alanda derinleştiriyor. İşte, 2023 yılı bütçesi bu çerçeve içerisine yerleştirilerek çıkarılmaya çalışılıyor. Plan ve Bütçe Komisyonundaki tartışmalarda bunun ön hazırlığını hep beraber gördük.
Değerli milletvekilleri, "Bu bütçe neyin bütçesi?" sorusuna şöyle birkaç başlıkla özet bir cevap vermek mümkün: Bu, öncelikle bir otoriterleşme ve savaş bütçesidir. Bu, bir faiz bütçesidir. Bu, bir seçim bütçesidir, enflasyonist bir bütçedir. Bu bütçe, sermayeye kaynakların daha çok aktarıldığı bir bütçedir; kamusal hizmetlerde reel kesintilere uğrayan bir bütçe; vergiler yoluyla yükün halkların omuzlarına bindirildiği bir bütçe. İktidarın "yüzde 85" dediği enflasyon, 2023 yılı bütçesinde karşımıza yüzde 160 olarak çıkıyor.
Türkiye halklarının boğazından geçen lokmayı her geçen gün küçülten bu enflasyonist politika, son derece asimetrik bir zenginleşmenin de zeminini yarattı, yaratmaya da devam ediyor. Bir yanda, gece yatağa aç giren çocuklar, gün boyunca yoksulluğu iliklerinde hisseden insanlar, gençler, emekçiler, emekliler varken diğer yanda, bu düzenin istismarından menfaat sağlayan sermayedarlar ve bürokratik oligarşi var. Utanma gibi erdemlerin yok olduğu, pişkinlikle savunulan bu düzen yalan, gerilim, çatışma ve savaş politikalarıyla sürdürülmeye çalışılıyor.
Evet, değerli milletvekilleri ve bizleri izleyen sevgili halkımız, bugün Türkiye'de 30 milyon insan açlık sınırının altında yaşıyor. Gençler umutsuz, Türkiye'yi terk etmenin yollarını arıyor. Eğitim sistemi tamamen çürümüş durumda, öğrenciler ne evrensel değerleri ve bilgi teknolojilerini hak ettikleri gibi edinebiliyorlar ne de bugünlerini ve geleceklerini güvende hissedebiliyorlar. Sağlık sisteminde beş dakikayla göstermelik tedaviye dönülmüşken halk, hastanelerde sabah karanlığında sıraya girerek aylar sonrasına verilen randevuların yarattığı sorunlarla boğuşuyor. Esnaf siftah yapamıyor, mutsuz ve umutsuz, kredilerle ayakta durmaya çalışıyor, ayakta kalamayanlar dükkan kapatıp işsizler ordusuna katılıyor. Çiftçi maliyeti karşılayamıyor, ithalat politikalarından kaynaklı sorunlar nedeniyle üretimden dışlanıyor. Kadınların yaşam hakkı her an tehdit altında, erkek şiddeti kadınları hayattan koparmaya devam ediyor. Kadın emeği daha derin bir sömürü çarkına bağlanmış durumda. Yüzlerce yıllık mücadeleyle elde edilen kazanımlar birer birer gasbedilmek isteniyor. Türkiye, toplumsal cinsiyet eşitliğinde dünya sıralamasında her yıl gerilere düşüyor. 10 milyona yakın engelli yardım, lütuf ve inayet anlayışıyla toplumsal ve siyasal hayattan soyutlanıyor. Kürt sorununda çözümsüzlük ve şiddet siyaseti her geçen gün daha fazla cana, kaynağa ve krize neden oluyor. Peki, bu iktidar bu bütçeyle ne yapmaya çalışıyor, neyi hedefliyor?
Değerli milletvekilleri, sevgili halkımız; 2023 merkezî yönetim bütçesiyle asıl kaynak aktarılan iki büyük kesim, savaş ve faiz lobileridir. Bu bütçe, halktan aldığı vergilerden faiz lobilerine 565 milyar lira aktarıyor, savaş lobilerine ise 468,7 milyar lira aktarmayı öngörüyor. Yani bütçe gelirleri kapsamında halktan toplanan her 3 Türk lirası verginin 1 lirası faiz lobilerine, savaş baronlarına altın tepsilerle servis ediliyor. Milyonlarca emekçinin ve emeklinin sofrasına düşen 3 ekmekten 1'i işte bu iki lobiye aktarılıyor, bu iki lobi arasında paylaşılıyor. Bu yetmezmiş gibi 660 milyar TL bütçe açığı öngörülüyor. Ne demektir bu? Bu bütçe bir seçim bütçesidir yani seçim yatırımı olarak yapılacak harcamalar bütçeye bir açık kalemi olarak önceden konulmuş durumdadır.
Bu iktidar, 2023 bütçesini seçim bütçesi yapmaya çalışsa da, bu kaynaklarla kendini ayakta tutmaya ve varlığını sürdürmeye çalışsa da bir kez daha diyoruz ki: Hayır, bu mümkün değil. Bu bütçe, sizlerin son bütçesidir. (HDP sıralarından alkışlar) Sizlerin tabelaları depolara inecek, çürümeye terk edilecektir. Bu bütçe, bu iktidarın veda bütçesidir, küçük ortağının da değersiz yalnızlığının müjdecisi bir bütçe olacaktır. (HDP sıralarından alkışlar)
Türkiye'yi bu çarpık ekonomi anlayışından kurtaracak, kaynakların savaşa, faize değil; emekçilere, emeklilere, gençlere, kadınlara, engellilere harcandığı ve HDP'nin yetki sahibi olduğu ilk bütçeye de çok fazla zaman kalmadı değerli milletvekilleri, en fazla sekiz ay.
İktidar, yirmi yıldır ülkeyi yöneten kendisi değilmiş gibi yarattığı sorunları çözmenin sözünü veriyor, böyle bir yaman çelişkiyle yüz yüzeyiz değerli arkadaşlar. Vaatler arka arkaya sıralanıyor ve bütün bunlar kendi ürünleri değilmiş gibi çözüm önerilerini sıralayan konuşmalar yapılıyor, nutuklar atılıyor, vizyon belgeleri açıklanıyor; oysa halkımızın büyük bir kısmı, bu toplumun büyük çoğunluğu gerçeklerin farkında. "Asgari ücreti arttıracağız." diyorlar ama kurdukları ekonomik sistem, enflasyonist politikalarla alım gücünü de yok ediyor; paranın değeri pula çevriliyor, tüm emekçiler artık açlık sınırında yaşayan asgari ücretli hâline getiriliyor.
"Emeklilikte yaşa takılanların emeklilik haklarını teslim edeceğiz." diyorlar, oysa AKP Genel Başkanı bundan bir süre önce ne demişti? "Seçimi kaybetme pahasına bu işi yapmayız." demişti yani "Seçimi kaybetme pahasına bile olsa yapmayız." demişti. Şimdi ne oldu, ne değişti, neden EYT'lilere haklarını vermekten söz ediyor bu iktidar? Çünkü bütün bunlar seçim yatırımı ve seçimi kazanmak, iktidarı sürdürmek amaçlı manevralar.
Yeni bir sosyal konut projesi açıklandı. Peki, nereden çıktı bu ihtiyaç? Barınma sorununun sorumlusu kim? Bugüne kadar ev sahipleri ile kiracıları birbirine düşüren, bu nedenle hayat kayıplarının dahi yaşandığı sorunu bu iktidar değilse kim yarattı? Peki, İstanbul'da en düşük kiranın 5 bin, Ankara'da 4 bin TL seviyesinde olduğu bu düzeni kim yarattı? Bu konut projesi için iki yıl sonrasına randevu veriyorlar; insanlarımızın umutlarını, gelecek kaygılarını istismar ediyorlar "Bize oy verin, iki yıl sonra bu projeyi hayata geçirelim." diyorlar.
KYK borçlarının faizlerini siliyorlar; oysa yapılması gereken bütün borçların silinmesidir, sadece faizlerin değil. Biz söz veriyoruz, evet, KYK borçlarının faizlerini değil, tamamını sileceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Çünkü bütün öğrencilerin karşılıksız eğitimlerini sürdürebilecek düzeyde bursa sahip olmaları bir haktır; bu hak sadece faiz silmekle teslim edilmiş olmaz değerli arkadaşlarım.
Evet, bütün bu saydıklarımızın hepsi yurttaşlarımızın, insanlarımızın haklarıdır, hiçbiri seçim malzemesi yapılamaz. HDP olarak bizler bütün yurttaşların ekonomik ve sosyal haklarını sonuna dek savunmaya, onlar için mücadele etmeye; insan onuruna yaraşan bir çalışma yaşamının, insanca ücret ve hak mücadelesinde emekçilerin yanında, onlarla omuz omuza olmaya devam edeceğiz.
Sevgili milletvekilleri, sevgili halkımız; diğer bütçeler için söylediğimiz bir söz var, başta da belirttim, Eş Genel Başkanım Sevgili Pervin Buldan da altını çizdi: Evet, bu bütçe bir savaş bütçesidir, esas olarak bir savaş bütçesidir çünkü ülkeyi yöneten koalisyon, iktidar ittifakı, bir savaş ittifakıdır, bir savaş yönetimi olarak sürüyor ve bu şekilde de varlığını sürdürmeyi amaçlıyor. İktidarını ayakta tutmak için kutuplaştırmaya, ayrıştırmaya, savaş ve çatışmaya ihtiyaç duyan bir iktidardan söz ediyoruz. İçi boş hamasi söylemlerle sürekli iç ve dış düşmanlar yaratarak toplumu korkuyla yönetmeye, siyaseti ve muhalefeti dizayn etmeye çalışıyor.
Bakın, kuzey ve doğu Suriye halklarına, Rojava topraklarına bir kez daha hava harekâtı başlatıldı; kara harekâtının da yapılacağı ikide bir söyleniyor. Daha önce de belirttik, yine belirtelim: Bu savaşın asıl nedeni Kürt karşıtı politikalarda yatıyor. Evet, bu savaş, en açık anlamıyla, iktidarın yürüttüğü Kürt karşıtlığı, Kürt düşmanlığı siyasetinin bir yansımasıdır; Kürt sorununda çözümsüzlükte ısrarın sonucudur; dünyanın neresinde olursa olsun, Kürtlerin kazanımlarına duyulan alerjinin ve fobinin bir göstergesidir. "Terörle mücadele" adı altında yürütülen bu politika, yedeğine alamadığı her Kürt'ü haklarından soyundurma siyasetinin bir parçasıdır. Ülke içinde dilini, kültürünü yasakladığı; bütün siyasi ve insani haklarını gasbettiği; gözaltı, tutuklama ve hatta ölümlerle sindirmeye çalıştığı Kürtlerin sınırların dışında dahi kazanımlarına bir tahammülsüzlüktür bu politikanın anlamı.
Değerli milletvekilleri, sevgili halkımız; bu politikalar, artık kendilerinin ve ortaklarının açıkça dile getirmekten imtina etmedikleri "emperyal fetih" fantezileri çerçevesine de yerleşiyor. Terörizm hamasetinin, yükseltilen milliyetçi hezeyanların ve her sıkıştığında dillerine doladıkları beka ve "Biz gidersek devlet çöker, vatan da gider." söyleminin arkasında gizlenen hakikat tam da budur değerli arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar) Bu savaş politikasının diğer önemli bir nedeni ise çöküşte olan iktidarın savaştan ve çatışmadan güç ve iktidar devşirme planıdır. Evet, iktidar özellikle seçim arifesinde tırmandırdığı bu siyasetiyle Türkiye'de seçim sürecini de dizayn etmeyi hedefliyor. Kendisi bu stratejiden kazanmayı hedeflerken topluma acı, yoksulluk ve geleceksizlik sunuyor. İşte bugün yaşadığımız siyasetten ekonomiye, toplumsal yaşamdan ekolojiye kadar her türlü ağır sorunun altında yatan sebeplerin en önemlisi bu zihniyet ve siyasettir. Buna onay ve destek verenler de kim olursa olsun iktidarın kazanması toplumun kaybetmesi planına destek verdiklerini artık görmek zorundadırlar. Evet, iktidar kendi politikalarını hayata geçirebilmek için muhalefeti de seçim sürecini de siyaseti de dizayn etme hedefini bu kadar açık ortaya koyarken buna karşı net bir tutum sergilemek de bütün toplumsal ve siyasal muhalefetin tarihsel görevi ve sorumluluğudur. Tüm siyasal ve toplumsal güçler iktidarın yolsuzluklarını, talanını, açlığı, yoksulluğu, adaletsizliği savaşla perdelemeye, muhalefeti de bu oyun sahası içerisinde tutmaya çalıştığı görmelidir. Bu savaş siyasetinin peşinden gidenler aynı zamanda toplumun barış içerisinde bir arada yaşama hakkının tehdit edildiğini ve buna onay verildiğini de anlamak zorundadır. Buradan bir kez daha ifade ediyoruz: Biz HDP olarak bu zihniyete, çatışma ve savaş politikalarında, çözümsüzlükte ısrar eden her türlü yaklaşıma karşı durmaya devam edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)
Kürt sorununun demokratik zeminde siyasal mekanizmalarla ve mümkünse ülke halklarının tümünün mutabakatıyla çözülmesini hedefliyoruz. Bu ülke halklarının barış hakkının sözcüsü ve bu konumda ısrarcı bir siyasi güç olmanın sözünü veriyoruz. Ülke halklarının barış hakkının sözcüsüyüz. Bu tutumumuzda ve politikamızda da sonuna kadar ısrarcıyız.
Kişisel çalışmalarım ve tecrübelerimle şunu ifade edeyim, çoğunuzun da elbette bilgisi dâhilindedir, bu konuda özel çalışmış bir arkadaşınız olarak belirteyim: Bu yerkürenin üzerinde denenmemiş savaş yöntemi yoktur, kalmamıştır. On yılları, hatta yüzyılları bulan savaşlar, yıkımlar geleceğe hep büyük sorunlar bırakmışlardır. İnsanlığın bu yüzyıla taşıdığı en önemli kazanımlardan biri ise sorunların savaşla değil, müzakere, diyalog ve mutabakatla çözülebileceği gerçeğidir. İşte bu gerçek, bugün, bize, bu ülkeye, bu ülkenin bütün halklarına kendini bir görev ve sorumluluk olarak dayatıyor. Şimdi, burada, 2 büyük dünya savaşını görmüş, savaşın ortasında yaşamını yitirmiş büyük bir düşünürün, Walter Benjamin'in sözünü de hatırlamadan geçmek istemem. Diyor ki: "Ortada bir düşman olmamasına ve barışın ne olduğu bilinmesine rağmen savaşı övmekten çekinmeyecek kadar dar ufuklu olmanın sonucu ufuktaki yıkımdır, savaşın yıkımıdır." Evet, bizler de tekrar hatırlatıyoruz: Savaş politikalarında ısrar yoksullukta ve yıkımda ısrardır. Çözüm diyalogdadır, siyaset zeminindedir, müzakerededir ve gerçek bir mutabakat arayışındadır. HDP, bu konuda üzerine düşen her türlü sorumluluğu bundan önce olduğu gibi bundan sonra da yerine getirmeye söz veriyor; bu tutumunda, bu yolda yürümekte ısrarcı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. (HDP sıralarından alkışlar)
Değerli milletvekilleri, sevgili halkımız; bütçe hakkı nereden çıkmış diye uzun uzun anlatacak değilim ama akademide basit bir örnekle ya da tarihsel göndermeyle açıklanır bu; başlangıcı 1215'e Magna Carta'ya dayandırmış. Evet, doğrudur da, bütçe hakkı Magna Carta'yla kazanılmıştır. Bütçe hakkı modern demokrasilerin girişiminde belirleyici bir dönüm noktasıdır. İşte, Kral John'un 13'üncü yüzyılda yani 1200'lerin başlarında aşırı vergi salmasına ve bu vergileri kullanarak aşırı harcamalarda bulunmasına karşı halkı da arkalarına alan baronların bir isyanı söz konusu olmuştur. Peki, buraya kadar olanı biliyoruz; diğer, anlatılmayan kısmını ise ben burada sizlerle paylaşayım, ders kitaplarında yok. Ne için topluyordu bu paraları Kral John? Sürekli vergileri artırmasının sebebi neydi? Sürekli savaş politikalarıydı. Durmadan savaşlar yürütüyordu, her seferinde kaybettiği yerleri geri almak için daha da büyük savaşlara soyunuyordu ve daha fazla paraya ihtiyaç duyuyordu. Dolayısıyla, yapacağı şey halkın varlıklarına daha fazla el koymaktı. Kendisi de öyle yapıyordu ama artık halkın, bıçak kemiğine dayanınca özellikle işte o dönemin baronlarının da öncülüğünde isyan başladı, kendisi de masaya oturup bu Magna Carta'yı imzalamak zorunda kaldı.
Magna Carta, aynı zamanda değerli milletvekilleri, barış hakkının sembolüdür yani hem bütçe hem barış hakkı aynı belgeyle ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla, altını çizelim, bütçe hakkını terk ettiğiniz veya kaybettiğiniz anda, barış hakkınız da tehlike altına giriyor, yok oluyor. Daha açık söyleyelim: Otoriterlik ile savaş arasında, demokrasi ile barış arasında kopmaz bir bağı işte bu tarihsel örnek bize açıkça gösteriyor. Eğer bütçe hakkını kaybederseniz barış hakkınız da tehlikeye girer. İşte, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, bütçe hakkını gasbeden bir sistem; bütçe hakkı gasbedildikçe savaş politikaları derinleşiyor, otoriterlik ilerliyor.
Bu denklemi bozmamız gerekiyor değerli arkadaşlarım. Bu denklemi bozmanın yolu çok kolay, o kadar zor değil; evet, barış koalisyonu. Büyük barış koalisyonunu demokrasi hedefiyle birlikte kurmak. (HDP sıralarından alkışlar) Türkiye'nin bütün halklarını, bütün ezilenlerini, bütün emekçilerini bir araya getirecek barış ve demokrasi birlikteliğini inşa etmektir. O zaman bütçe hakkını da onunla başlayan süreçte ortaya çıkan bütün demokratik hakları da ve en önemlisi barış hakkını da hayata geçirme imkânlarımız doğacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, sevgili halkımız; önemli bir sorun, eşitsizlik ve eşitlik denklemi, diyalektiğidir. Eşitsizliğin olduğu yerde toplumsal çöküş kaçınılmazdır. Bakın, ta 1770'te İrlandalı meşhur şair Goldsmith şöyle bir şiir yazmış, daha doğrusu yazdığı bir şiirde şunları söylüyor: "Kötülük kol geziyor, hızla kıskacına alıyor/Servetin biriktiği yerde insan çürüyor." Eşitsizlik, insanların hayatlarını şekillendirmede can alıcı bir rol oynar. Az sayıda zengin ile çok sayıda yoksul arasındaki uçurum genişledikçe toplumsal sorunlar da derinleşiyor, kötülük yaygınlaşıyor. İşte bizlerin hedefi, bu eşitsizliğe karşı toplumsal adaleti sağlayacak bir düzen kurmak olmalıdır. Hepimizin ortak hedefinin bu olması gerektiğini söylüyoruz ama hepimiz derken elbette buna en çok ihtiyaç duyanların, buna inananların olduğu bir birlikteliği kastediyoruz. Birlikte yürürsek eşitsizlikleri de adaletsizlikleri de bu otoriter gidişatı da mutlaka durduracağız. Buna herkesin yürekten inanması gerekiyor.
Sevgili milletvekilleri, değerli halkımız; eşit yurttaşlık da burada son derece önemli bir başlık olarak karşımızda duruyor. Eşit yurttaşlık, demokratik cumhuriyetin temel sütunudur ve bu ülkede en çok yok edilen, en çok hırpalanan, en çok ihlal edilen ilkedir; o nedenle, cumhuriyet, bir türlü demokrasiyle buluşamıyor. Eşit yurttaşlık taleplerinin yok sayılması, bir iktidarın meşruiyetinin de ortadan kalkmasının yolunu açıyor. Toplumsal itirazın ortaya çıkmasının da en önemli nedeni eşit yurttaşlık haklarının ve ilkesinin yok sayılmasıdır. Bugün bu itirazlarla baş edemeyen ve toplumsal meşruiyetini kaybeden iktidarın bu denli baskıya ve hukuksuzluğa başvurmasının nedeni de işte eşit yurttaşlığı yok etmesi, eşit yurttaşlığın gereklerini tanımaması ve keyfîlik üzerine, ayrımcılık üzerine, adaletsizlik üzerine bir düzen kurmasıdır. Önümüzdeki seçimler Türkiye tarihinin en önemli seçimleridir derken de işte tam bu gerçeklerden hareket ediyoruz.
Evet, değerli milletvekilleri, sevgili halkımız; karşımızda meşruiyet krizi yaşayan, talepleri yok sayan, her türlü baskıcı ve adaletsiz yola başvuran bir iktidar var. Bu seçimler, eşit yurttaşlık ve barış içinde bir arada yaşama iradesi ile otoriterliğin kurumsallaştığı tekçi bir sistemin kurulmasını isteyenler arasında olacaktır. Toplumsal ve siyasal muhalefetin bu gerçeği bilerek, sorumluluklarının farkında olarak hareket etmesi gerekiyor. Kısa vadeli hesaplar ve dışlayıcı tutumlar sadece ve sadece bu düzenin devamına hizmet eder; bu da bu tutumda olan herkesi tarih ve halk önünde büyük bir vebal altına sokar. Herkes atacağı adımları bu hakikati göz önünde bulundurarak atmalı, önümüzdeki tarihî fırsatı heba edecek her türlü sorumsuzluktan kaçınmalıdır.
HDP, üzerine düşen sorumluluğun farkındadır. Fikriyatıyla, yürüttüğü siyasetle ve baskılara karşı direnişiyle, ayakta kalıp büyümesiyle önümüzdeki dönemin belirleyici aktörü olacak konuma da gelmiştir. (HDP sıralarından alkışlar) Evet, bunun biz farkındayız ama bizim dışımızdaki herkes de farkında. Bu gerçeğin farkında olmak, aynı zamanda, sorumluluğumuzun bilincinde olma gibi bir mecburiyeti de önümüze koyuyor. Biz, demokratik sorumluluğumuzun bilinciyle hareket ediyoruz; önümüzdeki her gelişmeyi de bu sorumluluk bilinciyle karşılamaya hazırız. İktidarın kapatma davasıyla veya başka operasyonlarla bizim önümüze çıkaracağı engeller de, muhalefette yaşanabilecek yalpalamalar veya tökezlemeler de bizim bu yolda yürümemizi engellemeyecektir. Biz, kendi yolumuzda yürümeye devam edeceğiz; halklarımıza sesleneceğiz; bütün topluma dokunmaya çalışacağız ve geleceği kuracak gerçek fikriyatın, gerçek gücün burada olduğunu, HDP'yle birlikte ittifaklarında olduğunu, HDP ve ittifaklarıyla oluşacak büyük demokrasi blokunda olduğunu her vesileyle söylemeye devam edeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)
Bugün, bizler, gerçekten, demokratik geleceğin sigortası durumundayız. Bu ülkede çatışmanın, Kürt sorununda her türlü inkârcı ve imhacı yaklaşımın, toplumda inançlar arasına ayrımcılık ve baskıyı yaymaya çalışan her türlü politikanın karşısına "büyük barış" sloganıyla ve güçlü demokrasi hedefiyle çıkıyoruz. Bu nedenle, sorumluluğumuzun büyük olduğunu biliyoruz, bu sorumluluğun gereğini de yerine getirecek birikime, tecrübeye ve iradeye sahip olduğumuzu buradan bir kez daha hatırlatıyoruz. (HDP sıralarından alkışlar) Fabrikalarda, iş yerlerinde, üniversitelerde, sokaklarda, köylerde, farklı yaşam alanlarında, eşitlik, barış, özgürlük, adalet, hak, hukuk ve insanca yaşam mücadelesini daha da büyüteceğiz. Çözüm biziz; Türkiye'nin demokratik geleceğinin inşa gücü buradadır ve göreceksiniz, bu güç ve bu fikriyat mutlaka kazanacaktır.
Hepinizi bu duygu ve inançlarla selamlıyor, selam ve sevgilerimi sunuyorum. (HDP sıralarından ayakta alkışlar)