| Konu: | Gelir Vergisi Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 11 |
| Tarih: | 25.10.2022 |
CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi Cumhuriyet Halk Partisi adına saygıyla selamlıyorum.
Bugün görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifi 49 madde ve 4 geçici madde olmak üzere toplam 53 maddeden meydana gelmektedir. Bu 53 maddeyle 21 ayrı kanun ve 3 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmaktadır. Yani 53 maddelik bu teklifin hemen hemen her maddesi farklı bir konuda, birbiriyle ilişkisi olmayan değişik konularda düzenlemeler yapıyor. Bir bakıma, toplumda meydana gelen birtakım talepler ve şikâyetler burada giderilmeye çalışılmıştır. Birbiriyle ilişkisi olsun olmasın, hepsi bu torbanın içerisine doldurulmuştur. Ancak, toplumdaki bu şikâyetleri yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi ve diğer muhalefet partileri sürekli söylemişlerdir, dile getirmişlerdir, "Toplumun şu kesiminde bu sorun var, bunun çözülmesi lazımdır." diye Hükûmetin, iktidarın üzerinde baskı uygulamışlardır ama maalesef, iktidar, aylardır, yıllardır bu sorunlara bir çözüm getirme yolunda hiçbir adım atmamıştır. Ve netice itibarıyla, iktidarın kendisinin ürettiği ve toplumda kangren hâline gelen bazı hususları düzeltme ve düzenleme çabası var burada. Ama bununla birlikte, toplumdaki rahatsızlıkları giderecek bir temel yasadır demek mümkün değil. Her ne kadar burada bir temel yasa olarak ele alınıyorsa da böyle bir niteliği yoktur çünkü bu sorunların tamamının sebebi, mevcut iktidarın ekonomiyi kötü yönetmesinden kaynaklanmaktadır. Ekonomiyi yönetemeyen, düzgün politika üretemeyen ve ortaya çıkan birtakım politika araçlarını düzgün kullanamayan Hükûmet, Türkiye'yi bir yangın yerine çevirmiştir; bu yangını söndürecek gücü, kuvveti, basireti, politik zihniyeti müsait olmadığı için de palyatif tedbirlerle uğraşmaktadır. Yani bu kanun teklifi içerisinde, bu torba yasa içerisinde bulunan şeyleri Hükûmetin bir pansuman tedbirleri olarak değerlendirmek mümkün veya bir aspirin tedavisi olarak değerlendirmek lazım ancak Türkiye'nin ekonomik sorunları aspirinle, pansumanla tedavi edilecek düzeyi çoktan aşmıştır. Ama tabii, bütün sorunlar da yok burada, cımbızlama çekilmiş bazı sorunlar dile geliyor ama mesela EYT'lilerin dertleri, sıkıntıları bu torba yasada çözülmüyor. Dün Plan ve Bütçe Komisyonundan bir başka torba yasa geçti -önümüzdeki hafta muhtemelen Genel Kurulda olacaktır- orada da EYT'lilerin sorunları çözülmüyor. Sadece EYT'lilerin değil, Türkiye'de pek çok sorun var, dert var, bunların hiçbiri bu torba yasalarda yoktur. Örneğin, sözleşmeli personelin sorunları, sözleşmeli öğretmenlerin, PİKTES öğretmenlerinin sorunları burada yok. "O hâlde bu paketin içerisinde ne var?" derseniz, bazı para cezalarının veya faizlerin silinmesi vesaire vesaire; buna benzer konularda düzenlemeler var.
Kangren olmuş bu cezaların sorumlusu kim? Önce onun cevabını bulmak lazım. Neden? Aylardır, yıllardır muhalefet sürekli söylediği hâlde, Hükûmeti uyardığı hâlde, bu kangren hâline gelmiş sorunları çözmek için bu Hükûmet, bu iktidar hiçbir adım atmamıştır. Bunun neticesinde, bu sorunlar nedeniyle, Türkiye'de vatandaşlarımız, gençlerimiz, yaşlılarımız, çiftçilerimiz, esnaflarımız büyük acılar çekmişlerdir, ızdırap çekmişlerdir ama muhalefetin her türlü uyarısına rağmen, yıllarca vatandaşlarımızın acı ve çile çekmesine yol açmışlardır. Sonra "Aman, şimdi düzeltelim." deniliyor. Ne düzeltiliyor? Mesela "Covid-19 cezalarının affı" diyor. Vatandaşların çoğuna, Covid-19 dönemiyle ilgili cezaları zaten baskıyla, zorla ödettirmişsiniz şimdi "Ödeyemeyenleri de şu ana kadar ödememiş olanları da biz silelim." diyorsunuz. Bir şeyi yapıyor ama geç yapıyor; ama geciken adalet, adalet sayılmaz.
Başka bir örnek verecek olursak; bu torba yasanın içerisinde öğrenci kredilerinin faizlerinin silinmesi var. Aslını istiyorlar, "Aslını ödeyeceksin ama faizlerini siliyoruz." diyorlar. "Eğer öğrenci iş bulamamış ve çalışmıyorsa önce ilk yıl faizsiz tahsil edeceğiz, daha sonraki yıllarda ise belli bir zamla bunu tahsil edeceğiz." diyorlar ve "Taksit sürelerini geçirdiği takdirde ilgili öğrencilerden bunu gecikme zammıyla alacağız." diyorlar.
Şimdi, değerli arkadaşlar, burada temel bir sorun var; bu sorun bugünün sorunu değildi, yılların sorunuydu ve gerçekten üniversitelerden mezun öğrencilere iş bulamayan, ülkenin altyapısını eğitim sonrası gençlerimizin iş bulmasına uygun şekilde hazırlamayan Hükûmet, iş veremediği öğrencilerden kredi borçlarını, yıllarca faiziyle istemiştir; evlerine haciz göndermiştir, şu anda bile 1,5 milyon öğrenci hacizlidir. Bu kadar kangren hâline gelmiş bir tablo sonrasında "Aman, bir düzenleme yapalım." diyor ama onda da "Bu borçları, iş bulamayanlar için silelim." demeyi beceremeyen bir Hükûmet vardır. Aslında krediden öte, burs vermek lazım; bundan da öte, okuyan, tahsilini tamamlayan gençlerimize iş verebilmek lazımdır. Siz, iş veremiyorsanız, çalışma imkânlarını geliştiremiyorsanız, sonunda bir sorun kangren hâline geldikten sonra, onlarca acı yıllarca sürdükten sonra yaptığınız iş, sorunu çözmek olmaz.
Bazen de bakıyoruz, bu paketin içerisinde, bir işi yapıyormuş gibi gözüktükleri hâlde, hiçbir şey yapmadan konuyu kapatmış oluyorlar. Mesela "Nedir?" derseniz, bu torba yasanın altında bir madde var "İşverenler tarafından çalışanlara elektrik, doğal gaz ve ısınma giderlerine karşılık olmak üzere 2023 yılı Haziran ayı sonuna kadar bin Türk lirayı aşmayan ödemelerden sigorta ve vergi almayacağız." diyor yani işveren çalışanlara bin lira verecek, bu bin liradan vergi ve sigorta almayacak çünkü "İşçi bununla yakıt ve ısınma giderlerini karşılayacak." diyor. Ama değerli arkadaşlar, biz piyasayı biliyoruz; bu, söylediğiniz ve yazdığınız gibi işlemeyecek zaten. Ne olacak? İşveren normal ücretin bir kısmını, bin lirasını "İşçiye, çalışana yakıt desteğidir." diye gösterecek, o bin liranın sigortasını, vergisini ödemeyecek ama işçinin maaşı da değişmeyecektir. Bununla neyi amaçladınız, ne getirmeye çalıştınız? Bir yasal düzenleme yaptığınız zaman, efradını cami, ağyarını mâni olur; kapsaması gereken her şeyi kapsar, dışarıda bırakılması gereken her şeyi de dışarıda bırakır ama öyle bir basiret yok.
Pek çok düzenlemede de aslında, gerçek niyetini gizleyen bir iktidarla karşı karşıyayız. Bakın, bu iktidar döneminde kamuoyuna fazla yansımamakla, hak ettiği kadar yansımamakla birlikte, ortaya çıkan en önemli sonuçlardan biri kıyı yağmalarıdır. Bugün Türkiye'de korkunç bir kıyı yağması vardır. "Bu kıyı yağmasının patladığı dönem hangisidir?" diye baktığınızda, hemen, 2017 Anayasa değişikliğini görürsünüz. Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle kıyıların kullanımının düzeltilmesine imkân sağlayan bir madde 2017 değişikliğinde Anayasa'ya girmiştir. "Anayasa'nın temel haklarla ilgili ikinci kısmının birinci, ikinci, dördüncü bölümleri hariç, diğer konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılabilir." diyor Anayasa yani temel haklarla ilgili ikinci kısmın üçüncü bölümünü atlamış. "Üçüncü bölümde ne var?" diye bakıyorsunuz, kıyıların kullanımı var ve Cumhurbaşkanlığı kararıyla kıyılar sürekli olarak bir yerlere tahsis edilmek suretiyle Türkiye'nin kıyıları, bu gidişle, sade vatandaşların gezip dolaşabileceği alanlar olmaktan çıkacaktır. Böyle bir yağma olmaz. Dolaşırken bir bakıyorsunuz, kıyının, denize girilebilecek bir sahilin bir bölümünü bir otel kapatmış; bakıyorsunuz, yanı başında bir villa var, villa kapatmış; bir bakıyorsunuz, tesisler kapatmış; böyle bir kıyı yönetimi olmaz. Onun için, bu iktidarın kabahatlerini, günahlarını sayarken bu kıyı yağmasının da önemli olduğunu düşünüyorum ve buraya, bu torba yasa teklifinin içerisine bir madde yerleştirilmiş, o maddede ne deniliyor: Bakanlık yani Kültür ve Turizm Bakanlığı kıyılarda birtakım tesisler kurduğu zaman -adını da halk plajları gibi koymuşlar, ilgisi yok, adıyla müsemma değil- bu takdirde ecrimisilin alınmayacağını ifade ediyor. İlk görünüşü böyle ama ayrıntıya girdiğiniz zaman kanun teklifinin maddeleri ve cümleleri arasında hemen şunu görüyorsunuz: "Bakanlık Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğü veya iştiraki şirketler tarafından bu Bakanlığın açtığı halk tesisleri işletilir." diyor. Yani işleten kim? Döner Sermaye İşletmesi ve bunun içinde olduğu iştirakler. Döner sermayelerden bürokratların pay aldığını biliyoruz değişik kurumlarda ama iştirakler neler? İştirakler de özel kişilerin oluşturduğu, az veya çok bu Döner Sermaye İşletmesinin de içinde payının olduğu yerler. Yani özel bir şirketin, iştirakin işletmesine müsait bir tesis alanı oluşturuyorlar. Burada "Efendim, giriş parasız." Girişin parasız olduğunu nereden söylüyorsun? İçeri girenden şezlong parası alıyorsun; büfeler var, tekel fiyatına içecekler, yiyecekler satıyor; büyük bir gelir alanı. Ortaya çıkan gelir alanı, doğrudan doğruya ilgili bürokratların ve iştirakin içerisindeki özel kişilerin zenginleştirilmesine, kazançlarının artırılmasına yönelik bir mekanizmaya dönüşecek niteliktedir. Böyle bir madde buraya sıkıştırılıyor. Zaten Hükûmetin sicili var; üç yerden, beş yerden maaş alan bürokratlar, bu iktidarın ortaya çıkardığı, ürettiği yapıdır. Ben siyasi hayatım boyunca hiçbir dönemde bürokratların üç beş yerden maaş aldığını, kırk yerde yönetim kurulu üyesi olduğunu duymadım, işitmedim, görmedim; ilk defa bu iktidar döneminde ortaya çıkmış bir yapıdır ama görüyoruz ki iş sadece maaşlarla dönmeyecek, ufaktan piyasadan da para devşiren bürokrat tipi oluşturulmaya çalışılıyor. Nitekim bakıyoruz, üç beş yerden maaş derken bir bürokrat bakan yardımcısı olmuş, özel bir şirketin yönetim kurulu üyesi olarak da 50-60 bin lira maaş alıyor değerli arkadaşlar. Ya, bir bürokrat, kamu görevlisi, bir bakanlığın üst makamlarında çalışan biri piyasadaki özel bir şirketin yönetiminden bu şekilde para alabilir mi? O kadar maaş aldığı yerin işlemi önüne geldiği zaman tarafsız davranabilir mi veya tüm hükûmette, diğer bakanlıklardaki işleri ortaya çıktığında bu şirketin, o ilgili bakan yardımcısı bürokrat işe müdahil olmadan kenarda durabilir mi? Devlet böyle yönetilmez. Devletin çivisini çıkarmış bir iktidarla maalesef karşı karşıyayız.
Bu pakette başka ne var? Kur korumalı mevduat var. Değerli arkadaşlar, kur korumalı mevduatı getirdik ve kuru 18'den 13'e, 14'e düşürdük diye davul zurnayla bayram etmediğiniz kaldı. İşte, aradan çok fazla bir zaman geçmedi, üç beş ay sonra bir baktık ki bu kur korumalı mevduata rağmen 18,5 dolar kuru, 19'a çıkıyor, 19'u zorluyor. Peki, hani kuru düşürmek için getirdiydiniz, ne işe yaradı? Ne işe yaradı değerli arkadaşlar? Ama görünen odur ki bu işin büyük maliyeti de vardır, Türkiye'nin geleceğini ipotek altına alan bir maliyeti var bu kur korumalı mevduatın. Nedir o maliyet? Yedi aylık bir uygulaması var, yedi ay içerisinde, marttan eylül sonuna kadar hazinenin katlandığı toplam maliyet 85 milyar Türk lirası, hazine ödüyor. Hazine, bankaya mevduat yatıran kişinin faizinin bir kısmını niye öder? Banka niçin vardır? Bir taraftan mevduat toplar, o mevduata belli bir miktar faiz veya kâr payı öder, sonra kredi verir, krediden de faiz alır, banka kazanır, ticari bir müessesedir. Siz bankanın ödemesi gereken faizi Hazinenin sırtına niçin yıkarsınız? Bunun neticesinde yedi ayda bu ülkenin, fakir fukaranın, evine ekmek götüremeyen insanların arada bir yapmış olduğu alışverişlerle, KDV'dir, ÖTV'dir diye ödedikleri vergilerle bu mevduat sahiplerinin faizlerinin bir kısmını ödüyorsunuz.
Maliyet sadece Hazinenin ödediğiyle de kalmıyor, bir de Merkez Bankasının bu mevduatlara ödemeleri var, kur farkları var. Yedi ay içerisinde bu kur farkı da, Merkez Bankasının ödediği kur farkı da patlamış. Her ne kadar Plan ve Bütçe Komisyonuna Merkez Bankası yetkilisi çağrılmışsa da, sorduğumuzda da "Ben cevap veremem buna." demişse de, hatta "Vermiyorum." demişse de yapılan hesaplar en az 116 milyar Türk lirası da Merkez Bankasının yükümlülüğü olduğunu gösteriyor. İkisini topladığınız zaman, yedi aylık maliyeti Merkez Bankası ve Hazineye toplam 202 milyara çıkıyor değerli arkadaşlar; 202 milyarlık bir maliyet yedi ayda. Peki, bu torba yasa ne diyor? "2022'nin sonunda sona erecek olan kur korumalı mevduat sistemini 2023'ün sonuna kadar uzatıyoruz." diyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun, toparlayın.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Yedi aylık maliyeti ülkeyi çökertmeye yeten, borç stokunu patlatan bu kur korumalı mevduatın önümüzdeki bir yıl içerisinde de ülkeye maliyetinin ne olacağını Hükûmetin buradan açıklaması lazım ama açıklayamaz çünkü kurun ne olacağıyla ilgili şimdiye kadar ne öngörmüşlerse, ne tahminde bulunmuşlarsa hiçbiri tutmamıştır. Kurun ne olacağını bilmeyen bir Hükûmetin kur korumalı mevduatın Merkez Bankasına ve hazineye maliyetinin ne olacağını da bilmeyeceği kesindir. Onun için, değerli arkadaşlar, öncelikle bu Hükûmetin yapması gereken şey bir genel görüşme çerçevesinde uyguladığı ekonomi politikalarını tartışmak olmalıdır diyorum ve hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve İYİ Parti sıralarından alkışlar)