| Konu: | Mehmed Uzun'un ölüm yıl dönümüne, Iğdır Milletvekili Habip Eksik ile Hakkâri Milletvekili Sait Dede'nin uğradıkları saldırı karşısında Meclis Başkanlığının tutumuna ve Hakkâri Valisinin açıklamalarına ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 6 |
| Birleşim: | 5 |
| Tarih: | 11.10.2022 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller, çağdaş Kürt edebiyatının usta ismi Mehmed Uzun'un ölüm yıl dönümüydü dün. Mehmed Uzun'un yaşamı Urfa'da başladı, sürgün ve hapislerden sonra Amed'te son buldu. Bu yaşama "Nar Çiçekleri", "Dicle'nin Sesi", "Yaşlı Rind'in Ölümü" gibi birçok eser bırakarak Kürt edebiyatında önemli bir yer buldu. Mücadelesindeki ve yazarlığındaki kararlılığı ve verimliliği selamlayarak kendisini saygı ve minnetle anıyoruz.
Sayın vekiller, vahim bir şey yaşadık, birçoğunuz fark etmiş olabilir, bir kısmınız önemsememiş olabilir ama biz bu konuyu burada da konuşmak istiyoruz. Iğdır Milletvekilimiz Habip Eksik ağır bir polis saldırısına uğradı, aynı zamanda Hakkâri Milletvekilimiz Sait Dede de bu saldırıya uğradı ama Habip Vekilimizin bacağında 3 kırık oluştu Hakkâri Yüksekova'da. Oradan Ankara'ya getirildi, ameliyat oldu, şimdi hastanede yatıyor. Kendisine geçmiş olsun diyoruz. Vahim bir durum çünkü vekillere yönelik kolluk gücünün saldırısı ilk defa değil gerçekten, daha önce de çeşitli saldırılarda bulundular. Bunun birçok örneğini burada hep konuştuk, konuşmaya da devam edeceğiz, öyle anlaşılıyor, bu iktidar sürdüğü müddetçe. Ama bu seferki çok açık bir şekilde hayatına kastedilerek yapılmış vaziyette. Yani biz kendisiyle de dün konuştuk ameliyat sonrasında, anlatımını dinledik, gerçekten vahim bir durum; ölüme kast var, öldürmeye kast var, kolluğun kastı var. Planlı ve bilinçli bir şekilde yapılmış, hazırlanmış yani önce etraftaki bütün yurttaşlar uzaklaştırılmış, basın uzaklaştırılmış ve ardından bu saldırı gerçekleşmiş 2 vekilimize dönük olarak. Sait Vekilimizde de ağır darp var, rapor aldı ama maalesef Habip Eksik Vekilimiz ameliyat olmak zorunda kaldı 3 kırıkla.
Şimdi, bu durumu bugüne kadar Meclis Başkanlığı kınamadı. Sayın Meclis Başkan Vekili, sizin vasıtanızla da Meclis Başkanlığına bunu bir kez daha iletmiş olalım, kınamadınız. Meclis Başkanlığı bir milletvekiline yönelik bu ağır saldırıyı kınamadı, bu vahim bir durum. Yani nasıl olur da Meclis Başkanı kınamaz? Söylediklerini sahiplenmek anlamına gelmez. Zaten bir şey de söyleyememişler, açıklama da yapamamışlar. Bir basın açıklaması yapmak için milletvekillerimiz orada; kınanmadı. Bunu bir kenara koyuyoruz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bu demektir ki bir milletvekiline kolluğun yaptığı saldırıyı Meclis Başkanlığı kınanacak bir durum olarak görmüyor yani bu saldırının arkasında duruyor; bu anlama geliyor. Yok, böyle değilse Meclis Başkanlığı İçişleri Bakanından mı korkuyor, korkuyor mu gerçekten, gerçekleri konuşmaktan korkuyor mu? Bu milletvekilimizi savunamayacak mı kolluğun bu şiddet saldırısı karşısında? Şimdi bunu bir kenara koyalım.
Peki ne oldu? Hakkâri Valisi bir açıklama yaptı ve açıklamada dedi ki: "Aşırı güç kullanıldığına dair algı oluşturmak amacıyla bu vekiller kendilerini yere atmışlar."
Sayın Mahir Ünal, bakın, dezenformasyon yasasını konuşuyoruz değil mi? Açık dezenformasyon... Hakkâri Valisi...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ya, bu valileri yalan söyleme eğitiminden mi geçiriyorsunuz siz iktidar olarak? Hani "Dezenformasyonu nasıl yaparsınız?" diye özel eğitim mi veriyor yürütme, İçişleri Bakanlığı bu valilere? Daha önce de gördük, Van'da helikopterden 2 kişi atıldı işkenceyle, Servet Turgut hayatını kaybetti, Osman Şiban ağır yaralandı, hastanede yattı, sonra evinde aylarca yattı hafıza kaybıyla. O zaman Van Valisi dedi ki: "Kayaların üstünden koşarken aşağı düşmüşler." Şimdi de "Bu vekiller kendilerini yere atmışlar..." Yani bizim vekil kendini öyle bir yere atmış ki ayağında, bacağında 3 kırık oluşmuş. Ya, sen nasıl bir Valisin? Nasıl bir dezenformasyon, nasıl bir yalan eğitiminden geçtin de böyle yalan bir açıklama yapıyorsun? Niye? Algı oluşturmak istiyorlarmış. Ya, pes! Böyle bir şey görülmüş bir şey değil. E, tabii yani şimdi bu Vali kime bağlı? Bakıyorsunuz, İçişleri Bakanlığına değil mi?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Hani toparlanacak gibi değil ama yani yine de toparlamaya çalışacağım.
İçişleri Bakanlığına bağlı değil mi bu Vali? Evet, İçişleri Bakanı ne diyor? İçişleri Bakanı diyor ki: "Demokrasiyi istismar etmelerine izin vermedik." Söyleyen kim? Söyleyen, İçişleri Bakanı. Hani ben "suç işleri bakanı" filan gibi kelime oyunları filan da yapmak istemiyorum; çok açık, doğrudan, net söyleyeyim, mafyayla iltisaklı ve irtibatlı bir İçişleri Bakanı bu, mafyayla iltisaklı ve irtibatlı. Yahu her türlü uyuşturucu baronuyla, yolsuzluk yapanla, hırsızlık yapanla, ülke dışına kaçırılanla, her türlü musibeti yapanla ortak fotoğrafları olan, bir fotoğraf albümü oluşturmuş bir İçişleri Bakanı; Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en berbat İçişleri Bakanından bahsediyoruz. Bu İçişleri Bakanı diyor ki: "Demokrasiyi istismar etmelerine izin vermem." Öyle mi? Ya, senin demokrasiden ne haberin var?
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum.
Senin demokrasiden ne haberin var, senin hukuktan ne haberin var? Burada "Önce yık, sonra hukuk." diye kendisi demedi mi? "Kırın ayağını, sonra hukuk." demedi mi daha geçen gün? Bu İçişleri Bakanı diyor "Demokrasiyi istismar..." Yani adamın ne demokrasiden haberi var ne hukuktan haberi var ne uluslararası sözleşmelerden haberi var -Türkiye'nin altına imza attığı- ne yasadan ne Anayasa'dan. Ama kimden haberi var? Mafya artıklarından haberi var, fotoğraf çektiriyor; ülke dışına kaçırdıklarından haberi var, fotoğraf çektiriyor, uçaklara biniyor; mafyayla iltisaklı veya irtibatlı. Eh, işte bu iktidarın İçişleri Bakanı böyle yaparsa Hakkâri Valisi de o açıklamayı yapar. Peki, iktidar ne yapıyor? Hiç sesiniz çıkmıyor. Ya, bunu nasıl savunabiliyorsunuz? Bunun arkasında nasıl durabiliyorsunuz?
Ben Meclis Başkanlığına son bir soru sormak istiyorum. Zamanım da bitiyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bitiriyorum.
BAŞKAN - Evet, son sözünüzü alayım Sayın Oluç.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Mesela bir milletvekilinin ayağında 3 kırık oluşturulmuş, kolluk saldırmış, vahşice, insanlık dışı, hukuk dışı saldırmış, ne zaman Meclis Başkanlığı açıklama yapmayı düşünüyor? Bir milletvekili öldürüldüğü zaman mı? O zaman mı yapacaksınız? Bunun için mi bekliyorsunuz? Soruyoruz, cevabı yok ya. Böyle bir şey olabilir mi? Gruplar, Meclisteki bir milletvekiline yönelik bu saldırıyı -sizin bu milletvekilini savunmanız gerekmiyor, söylediklerini, düşüncelerini ama- böyle bir saldırıyı kınamayacak mısınız ya? Yarın sizin bir milletvekilinizin başına gelse ilk biz kınarız böyle bir şeyi, bir polis sizin bir milletvekilinize uygunsuz davranışta bulunsa -ki daha önce yaptık da bunu- ilk biz kınarız böyle bir şeyi ama siz hiç sesinizi çıkarmıyorsunuz, bravo! Demek ki demokratik siyasetten anlaşılan buymuş. Biz de bunu bir kez daha gördük. Halkımız da görmüş olsun diyorum.
Teşekkür ediyorum.