GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Sansür yasasına, Van'ın Başkale ilçesi Haşkan Mahallesi'ne bağlı Sersul mezrasında Özel Harekât polisleri tarafından halka işkence yapıldığına, tutuklu ve hükümlülerin ailelerine uzak cezaevlerine nakledilmesine ve HSK'nin yaz kararnamesine ilişkin açıklaması
Yasama Yılı:5
Birleşim:105
Tarih:21.06.2022

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Konuşurken herkes maske çıkarıyor, siz taktınız.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Ben de onu açıklayacaktım. Bu siyah maskeyi takmamın nedeni, basın emekçileri ve örgütleriyle dayanışmadır. Biliyorsunuz, basın emekçileri ve örgütleri "Sansür yasasına hayır!" başlıklı bir eylem dizisi başlattılar ve bunun içinde çok geniş bir yelpaze var. Basın Konseyi, Çağdaş Gazeteciler Derneği, DİSK, BASIN-İŞ Sendikası, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Ankara, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, KESK, HABER-SEN Sendikası, Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Foto Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Konfederasyonu, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Türkiye Haber Kameramanları Derneği bu kampanyayı başlattılar ve önümüzdeki günlerde Genel Kurula gelecek olan sansür yasasına "Hayır!" diyorlar ve bu sansür yasasının geri çekilmesi için taleplerini iletiyorlar. Ben de onlarla dayanışmamızı göstermek için siyah maskeyi takıp çıkardım; teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Van Başkale'de bir vahşet yaşandı. Van'ın Başkale ilçesi Haşkan Mahallesi'ne bağlı Sersul mezrasında bir soruşturma kapsamında arama kararı bulanan bir yurttaşı sabah gözaltına alan Özel Harekât polisleri havaya dakikalarca ateş açtı. Yani videosu var, görseniz şaşırırsınız. Yaşananlara tepki gösteren köylüler darbedildi. Köylülerin feryat figanı, darbedilmeleri, bir kişinin darbedilerek panzere bindirilmesi, kar maskeli birçok Özel Harekât polisinin dakikalarca havaya ateş etmesi; dehşet görüntüleri. Yani âdeta Amerikan filmlerinde görülen şeyler; hukuk yok, silahın gücü gösteriliyor. Yani söylenecek çok laf var da uzatmayayım lafı. Peki, tabii, tepkiler arttı, mesele sosyal medyaya düştü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Van Valiliği açıklama yaptı. Neymiş? O kişinin gözaltına alınması sırasında yakınları tarafından Jandarma aracına taş atılmış, onun için personel de havaya ateş açarak kalabalığı dağıtmış. Yani biz, Van Valiliğinin bu tür açıklamalarını biliyoruz. Osman Şiban ve Servet Turgut; işkence yapılmış ve helikopterden atılmışlardı. Servet Turgut hayatını kaybetti, Osman Şiban aylarca tedavi gördü, hâlâ kendine gelemedi. Van Valiliği o zaman da bu Osman Şiban ile Servet Turgut'un kayaların üstünden atlarken kayalardan düştüklerini iddia etmişti. Yani Van Valiliğinin bu tür açıklamalarını biliyoruz. Şimdi, tam anlamıyla halka işkence görüntüsü; manzara bu, başka hiçbir şey değil. Yani dedik ki iktidar acaba seçim kampanyasına mı başladı? Hani, silahla, panzerlerle, tehditlerle; seçim kampanyasına böyle mi başladınız acaba?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Başkan.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - 1990'lı yıllarda Çillerler, Ağarlar bu tür yöntemlerin hepsini kullandılar ama Kürt halkını korkutma, sindirme, onlara diz çöktürme konusunda herhangi bir başarı elde edemediler. Dolayısıyla, iktidara tavsiyemizdir: Bu tür baskılarla, işkencelerle, bu tür gösterilerle Kürt halkına diz çöktürebileceklerini, boyun eğdirebileceklerini zannediyorlarsa çok büyük yanılgı içindeler. Hatırlatalım: 1990'lı yıllar geldi geçti, 2020'li yıllar da geçecektir, bundan eminiz.

Sayın Başkan, cezaevlerini hep konuşuyoruz burada, konuşmaya da devam edeceğiz. Cezaevlerinde birçok ihlal var, biliyorsunuz ve başta yaşam hakkı ihlali olmak üzere, tedaviye erişim, haberleşme hakkı, görüş hakkı, insanca yaşam ve muamele hakkı ihlal ediliyor. İtiraz edince çeşitli yerlerde darba, hakarete, disiplin cezalarına da maruz kalıyor tutuklu ve hükümlüler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bu konudaki şikâyetler de zaten büyük ölçüde Türkiye Büyük Millet Meclisi cezaevleri komisyonuna dilekçeler yoluyla iletiliyor, komisyondaki arkadaşlar da bunları inceleme şansına sahip oluyorlar. Fakat bu konuların en önde gelenlerinden bir tanesi, ailelerine uzak cezaevlerine nakledilmesidir tutuklu ve hükümlülerin. Bu, iki taraflı, ciddi bir cezaya dönüşmüş vaziyettedir. Yani o kadar uzağa nakledilmektedirler ki aileler cezaevlerindeki yakınlarını ziyaret edememektedirler. Bakın, bunun sonucunda ne oluyor? Bir taraftan, aile cezalandırılıyor; öbür taraftan, kişinin, hükümlünün ya da tutuklunun hakları kısıtlanıyor; aileyle tutuklu, hükümlü arasındaki bağlar koparılıyor, aileye de düşmanlık yapılıyor, aile yakınlarından mahrum bırakılıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Yani son derece sorunlu bir durumla karşı karşıyayız. Bu konuda, Abdulkerim Avşar ve Abdulkerim Tekin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurdular bu nedenle. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi konuyu görüştü ve Türkiye'yi bu konuda mahkûm etti, aile hayatına saygı yükümlülüğünü ihlal ettiği gerekçesiyle mahkûm etti, "Keyfî davranıyor idare." dedi ve tazminat ödenmesine karar verdi ama bu uygulamadan vazgeçilmedi. Mesela, daha evvel Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanımız Selçuk Mızraklı Kayseri'ye gönderilmişti; Diyarbakır nere Kayseri nere. 2,5 yaşında çocuğu olan Songül Erdem var Elâzığ'dan ki yaşadığı yer esas itibarıyla Dersim'dir, o da gönderildi Kayseri'ye. Mersin'de oturan bir aile var, üç yılda ancak 2 defa görebilmişler oğullarını çünkü Giresun Espiye'ye gönderilmiş, aile Mersin'de yaşıyor yani bunun aslında bir anlamı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Oluç.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum efendim.

Hani şu ünlü bir laf var ya sık sık duyduğumuz: "Kürt anasını görmesin." diye. Bu yapılan tam da bu işte, tam da bu çünkü "Neden?" derseniz, bakın: Kayseri, Afyon, Tekirdağ, Bolu, Balıkesir, Çorum, Aksaray, Konya, Silivri, Gebze, Düzce ve Karadeniz'deki tüm cezaevleri aslında Vanlılarla, Mardinlilerle, Hakkârililerle, Diyarbakırlılarla dolu yani Kürt anasını görmesin diye ailelerin arasına bu kadar kopukluk koyan bir uygulama var. Bunu eleştiriyoruz, bunu kınıyoruz ve bir kez daha ilgililere ve iktidara şunu söylüyoruz: Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Kendi istekleri ile nakil" başlıklı 54'üncü maddesinde mahpusların aile bütünlüklerinin ve psikolojik sağlıklarının korunması amacıyla, istekleri dâhilinde ailelerine veya evlerine yakın cezaevlerinde tutulmasını sağlayacak düzenlemenin acilen yapılması gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Oluç, buyurunuz.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Değinmek istediğim son bir konu vardı efendim, herhâlde onu konuşmaya da daha devam edeceğiz. HSK bir yaz kararnamesiyle epey sayıda, 5 binin üzerinde hâkim ve savcının yerini değiştirdi. Biz buna "yaz kararnamesi" değil de "ödül-ceza kararnamesi" demeyi tercih ediyoruz. Çünkü o kararname sonucunda, sürmekte olan çok tipik birkaç tane davanın neden açıldığını ve nasıl sürdüğünü görmüş olduk. Mesela, Kobani davası iddianamesini hazırlayan Savcı Ahmet Altun Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğine atandı, terfi etti. Niye? Çünkü Kobani kumpas davasını hazırladı. Mesela, geçtiğimiz hafta Kürt gazetecilerden 16 kişiyi, 16 Kürt gazeteciyi tutuklamış olan ve o soruşturmayı yürütmüş olan savcı ve hâkim ne olmuş?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurunuz efendim.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bismil Cumhuriyet Savcısı gönderilmiş İzmir'e, ödül verilmiş; tutuklama kararını veren hâkim de Bismil'den Sakarya'ya gönderilmiş yani ona da bir ödül verilmiş. Normal, bunu da yadırgamadık. Cemal Kaşıkçı davasında şerh düşen hâkim Kahramanmaraş'a gitmiş, üstelik de son derece kıdemli bir hâkimden söz ediyoruz; o da ceza kararnamesinin sonucunda.

Yani neresinden tutsak elimizde kalan bir konu. Ya "çadır hukuku" desek çadır hukukuna benzemiyor, "çadır sistemi" desek ona benzemiyor yani bu HSK, bu sistemi, bu hukuku, bu devleti bir çadır devleti hâline getirmek için bütün adımlarını atıyor. Son olarak şunu da hatırlatmak istiyorum: Kobani kumpas davasına ceza reisi olarak da çete reisini atamıştı bu HSK, onu da söylemiş olayım.

Teşekkür ediyorum.