| Konu: | Hazine ve Maliye Bakanının açıklamalarına, Ipsos'un ve İstanbul Ekonomi Araştırmanın yeni sonuçlarına, Diyarbakır'da bugün sabah erken saatlerde gazetecilerin evlerine polis baskını yapılmasına ve Adana ve Mersin Valiliklerince "kamu güvenliği" gerekçe gösterilerek Moliere'in "Tartuffe" adlı eserinin Kürtçe oynanmasının yasaklanmasına ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 100 |
| Tarih: | 08.06.2022 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın vekiller -haberlerde, eğer doğruysa- Sayın Hazine ve Maliye Bakanı Nebati'ye konuşma sınırlaması getirilmiş saray tarafından. Yapmayın lütfen ya, yani gerçekten konuşsun istiyoruz, yapmayın; Hazine ve Maliye Bakanının düşünce ve ifade özgürlüğünü sınırlamayın.
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Saray sol tarafta, niye buraya bakıyorsunuz Sayın Oluç?
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Şimdi niye böyle söylüyorum? Biraz bozuk saat misali olsa da günde 2 defa doğruyu söyleyen -sadece- tek Kabine Bakanı, Kabinedeki tek Bakan Nebati. Geçen gün -biliyorsunuz- dedi ki: "Enflasyonu düşürmek için çok sert tedbirler alabilirdik." "Almadık." diyor yani, sert tedbirler almamışlar enflasyonu düşürmek için; ikrar. Sonra "Enflasyonla birlikte büyümeyi tercih ettik." yani "Memlekette enflasyonu bu hâle getirdik." diyor, sonra da diyor ki: "Bu sistemden, dar gelirliler hariç, üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar." Ya, bu "dar gelirliler" dediği var ya, dar gelirliler; yoksullar, asgari ücretliler, emekliler, orta sınıf yani Hazine ve Maliye Bakanı, açıkça "Biz, bütün yükü, aslında krizin bütün yükünü dar gelirlilerin üstüne yıktık." dedi. Şimdi, bunun konuşmasını engellemeyin lütfen, doğru şeyler söylüyor. Bu "dar gelirli" dediğiniz yaklaşık 10 milyon emekli, yaklaşık 12 milyon asgari ücretli, 8 milyon işsiz yani neredeyse 30 milyon insan; haneleriyle birlikte hesapladığımızda geriye zaten bir sizin müteahhitler, bir de çoklu maaş alan saray bürokratları kalıyor, başka kimse kalmıyor.
Şimdi, biliyorsunuz, bakın, Ipsos'un ve İstanbul Ekonomi Araştırmanın yeni sonuçları var, diyor ki: "Her 10 kişiden 9'u geçim sıkıntısı çekiyor. Halkın yüzde 75'i önümüzdeki altı ay içinde faturalarını ödemekte zorlanacak.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Halkın yüzde 37'si "Geçinemiyoruz." diyor. Geçinmekte zorluk yaşadığını söyleyenlerin oranı yüzde 33. Ucu ucuna geçinebildiğini söyleyenler de eklenince, Türkiye'de geçim sıkıntısı yaşayanların oranı neredeyse yüzde 90'lara varıyor bugün. Ekonomi yönetimi Türkiye'yi bu hâle getirdi. E, işte, Hazine ve Maliye Bakanı bunu itiraf etmiş, itiraf etmiş açıkça. Yani siz iktidar olarak "Hepimiz aynı gemideyiz." diyorsunuz ya, yani aslında halkın yüzde 90'ına yakınını siz gemiden atmışsınız çoktan, bütün krizin yükünü onlara yıkmışsınız. O yüzden, lütfen, Hazine ve Maliye Bakanının konuşmasını sınırlamayın, engellemeyin, daha çok konuşsun, konuştukça gerçekler daha çok görünüyor çünkü.
Şimdi, bu Hazine ve Maliye Bakanına sesleniyorum: Ben buraya inmeden evvel baktım, dolar 17 lira 14 kuruştu, şimdi belki daha da yükselmiştir.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin, buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Mayıs ayı başından bugüne kadar Türk lirasının değer kaybı yüzde 12'ye ulaşmış vaziyette. Şimdi "kur korumalı mevduat" diye bir şey icat ettiniz, o kur korumalı mevduatla hazineyi batırdınız, batırdınız ve aslında bugün yine o kur korumalı mevduatı icat ettiğiniz "Büyük icat, ekonomiyi kurtaracağız, yeni ekonomik model." diye anlattığınız duruma geri döndü doların seviyesi. E, peki, ne oldu? Hazineye mal olmuş yaklaşık 100 milyar Türk lirası... Bu 100 milyar Türk lirası kimin parası? Halkın vergilerinden oluşmuş olan para. Siz halkın vergilerinden oluşmuş olan parayı, 100 milyar Türk lirasını "kur korumalı mevduat, yeni ekonomi" diye bir avuç insana peşkeş çektiniz ya, peşkeş çektiniz ve bunu yapan Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati. O daha çok konuşsun, daha çok modeller üretsin ki aslında bu iktidarın nasıl bir iktidar olduğunu halk biraz daha fazla görsün.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Devam edin.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - O nedenle, Nureddin Nebati'nin konuşmasını sınırlamayın, daha çok konuşmasını sağlayın diyoruz.
Sayın iktidar, bakın, bugün Diyarbakır'da sabah erken saatlerde gazetecilerin evlerine polis baskını yapıldı. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği -yasal bir dernek- JINNEWS -kadın haberleri- ve Mezopotamya Ajansı üye ve çalışanları; yaklaşık 20 kişi gözaltına alındı. Neden? Gazetecilik yapıyorlar. Nasıl gazetecilik yapıyorlar? Özgür gazetecilik yapıyorlar. Yani yolsuzlukları, hırsızlıkları, kayyumların yaptıklarını, ceberut devlet uygulamalarını, insan hakları ihlallerini yazdıkları için özgür gazetecilik yapıyorlar ve siz buna tahammül edemiyorsunuz. 20'ye yakın gazeteciyi gözaltına aldınız, belki onların bir kısmını da tutuklayacaksınız.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın sözlerinizi.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Toparlıyorum.
Ya, bunlar gazetecilik yapıyorlar, suçları gazetecilik yapmak; böyle, durum bu.
Şimdi, bakın, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü açıkladı: Türkiye, dünyada 180 ülke içerisinde basın özgürlüğünün en kötü olduğu ilk 30 ülke arasında. Kim bunu bu hâle getirdi? Bu iktidar bu hâle getirdi. Yani bu gazeteciler, şimdi, gözaltına aldığınız gazeteciler, aynı zamanda Kürtçe gazetecilik yaptığı için de tutuklanıyor, gözaltına alınıyor. Yani bir kez daha söylüyoruz: Gazetecilik yapmak suç değildir, Kürtçe gazetecilik yapmak suç değildir. Bu Dicle Fırat Gazeteciler Derneğine, JINNEWS'a ve Mezopotamya Ajansına yönelik bu saldırılarınızdan vazgeçin, gazetecileri serbest bırakın.
Bununla bitmiyor, bakın, "Moliere" diye biri var, duymuşsunuzdur; bir de onun ünlü oyunu var, "Tartuffe", onu da duymuşsunuzdur.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayın lütfen.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Bitiriyorum efendim. Moliere'le bitiriyorum.
Moliere bunu yeni yazmamış, yaklaşık dört asır evvel, 1664 yılında bu "Tartuffe" adlı komedi oyununu yazmış. İşte, o zamandan beri dünyanın bütün ülkelerinde birçok dilde oynanan bir oyun. Şimdi, bu "Tartuffe"u Kürtçe oynamak için çalışmalar yapıldı ve oynanıyor da. Son dört yılda 140 kez sahnelenmiş bu oyun. Adana Valiliği keyfî bir şekilde yasakladı Moliere'in "Tartuffe" oyununun oynanmasını, arkasından Mersin Valiliği de yasakladı. Gerekçe ne, biliyor musunuz? Kamu güvenliği. Ya, dört yılda 140 kere oynanmış, Türkiye'deki birçok devlet sahnesinde Türkçe oynanıyor, kamu güvenliği tehdit altında değil, "Tartuffe" Kürtçe oynanıyor diye kamu güvenliği tehdit altında, öyle mi?
Adana ve Mersin Valiliği, sizin yapacak işiniz yok da Moliere'in "Tartuffe"ünü mü yasaklıyorsunuz "Kürtçe oynanıyor" diye? Bu nasıl bir Kürtçe düşmanlığı ya, nasıl yani?
BÜLENT TURAN (Çanakkale) - Öyle değil, öyle değil. Biz Kürtçeye özgürlük getiren insanlarız.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - "Değil değil." diyorsunuz da böyle.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Efendim, son sözümü söylüyorum.
BAŞKAN - Evet, son kez söz veriyorum.
Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Efendim, son sözümü söyleyeyim. Kürtçe oyun oynanmasını yasaklamak, Kürtçe konserleri yasaklamak, bunlar uygun işler değil, bu tür işlerden vazgeçin. Eğer siz "İktidar olarak biz bunu yapmıyoruz." diyorsanız, o zaman valilerinize, kaymakamlarınıza haber verin "Bu yaptığınız uygun değildir." diye. Yoksa, valinin, kaymakamın her yasağı doğrudan doğruya iktidarın yaptığı, İçişleri Bakanlığı eliyle yaptığı yasaklamalardır, bunu halk biliyor ve bu Kürtçe düşmanlığıdır, bir kez daha çok açık vurgulamış olayım.