GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 655 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:92
Tarih:18.05.2022

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın vekiller; 327 sıra sayılı Bankacılık Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 655 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde konuşmak için söz aldım.

Sonunda söylemem gerekeni başında söyleyeyim, Türkiye ekonomisinde makro ve mikro verilere ve değerlere baktığımızda, bu iktidarın büyük bir enkaz ve büyük bir çöküş yarattığı açıkça görülmektedir ve bu enkaz bütün uyarılara rağmen yaratılmıştır. Yanlış ekonomik ve politik tercihler, safsata bir faiz-enflasyon tezi ve ardı ardına ilan edilen ekonomik modeller ve hiçbir öngörüsü doğru çıkmayan planlar bu sürecin birer adımlarıdır. Getirdiğiniz kanun teklifi de yarattığınız bu enkazı kaldırmaya dönük değildir, tam tersine enkazı büyütme adımlarıdır. "Bizden sonra tufan." anlayışına sahipsiniz çünkü ve sizden sonra geleceklere enkaz devredeceksiniz 1970'lerin deyimiyle. Türkiye ekonomisi 2015 yılı itibarıyla kötü sinyaller vermiş, 2018 yılında ise kriz aşamasına geçmişti, 2021 yılı itibarıyla ise çöküş aşamasına geçilmiş ve bu aşama tüm hızıyla sürmektedir. Milyonlarca insana yoklukta "Sabredin." derken iktidarla birlikte hareket eden sermaye grupları, şirketler, holdingler milyarlarca dolarlık servetler yapmaktadır.

Tarihin en büyük hastalıklarından birine yakalandınız; iktidar kibri. Bu hastalık sizleri "Gözleri var ama görmez, kulakları var ama duymaz." hâle getirdi, bu yüzden ekonomideki çöküşün taşlarını döşerken asla dönüp açlık, yoksulluk, yoksunluk çeken insanlara bakmıyorsunuz, onların dertlerini dert edinmiyorsunuz. Elitlere karşıydınız, en büyük elitler birliğini yarattınız. Devlet baskısına karşı olduğunuzu iddia ediyordunuz, devlete yerleşince Türkiye yakın tarihindeki en zalimleri, isimleri hayırla anılmayanları taklit ve takip ettiniz ve ediyorsunuz, hatta 1990'ların karanlık yüzlerine ve uygulamalarına sarıldınız sıkı sıkıya.

"Millet aç, aç!" diye bağırdığınız günlerden, vatandaşı "Vefasızlar, şükür bilmezler." şeklinde itham ettiğiniz günlere geldiniz. Sizler iktidar kibri hastalığıyla bu ülkedeki ekonomik çöküşe çözüm bulma kapasitenizi yitirdiniz, işte şimdi görüştüğümüz kanun teklifi gibi tekliflerle bu çöküşü derinleştiriyorsunuz çünkü halkın gündemi yoksulluk, işsizlik ve açlık iken iktidar bu teklifle kur korumalı mevduat düzenlemelerini, TMSF'yi ve bankacılık sektörünü düşünmektedir.

İçinde en çok "ekonomi" sözcüğü geçen bu kanun teklifinde bizler şunu beklerdik: Artan enflasyon, yüksek faizli kamu borçları, baskılanan kur politikası, işsizlik, evsizlik, açlık, yoksulluk gibi herkesin, her kesimin sorunu olan temel meselelere dair birkaç gerçek önlem alınsın, "Temel gıda fiyatlarında indirim, adil ve eşit bir vergi sistemi olsa fena mı olurdu?" soruları tartışılsın, "Bayramda dahi yüzü gülmeyen, içi kan ağlayan yurttaş nefes alsaydı fena mı olurdu?" sorusu tartışılsın ama teklifte halkın derdine derman olacak tek bir madde yok. Asgari ücretin artmasını bekleyen emekçiyi de; KYK borcunu ödeyemeyen genci de; pazarda son kalan sebzeyi almayı bekleyen teyzeyi de; okula aç giden, parası olmadığı için bayılan ve öylece evine dönen öğrenciyi de; dükkân kirasını ödeyemeyip kapatan esnafı da; ay sonunu getiremeyen öğretmeni de; mazotu karşılamadı diye ineğinin sütünü satmak yerine onu kesime gönderen çiftçiyi de görmüyoruz bu teklifin içinde, göremeyeceğiz de. Çünkü ekonomik kriz konuşulmasın diye dostlar alışverişte görsün misali projeler üreten bir başekonomist var. Ekonomi canlansın diye ev alımında faiz indiren muhteşem bir akılla karşı karşıyayız. "Geçinemiyorum." diyene "O zaman ev al." diyor bu akıl, enflasyon yangınına konut kredisi benzini döküyor. İktidar kibri, Adalet ve Kalkınma Partisinin gerçeklerle bağını koparmış vaziyette. Kanun teklifleri artık ekonomideki çöküşü durduracak nitelikte değil. Bugün içinde yaşadığımız, dedim ya, bir ekonomik çöküştür, büyük bir ekonomik çöküş ve bu ekonomik çöküş siyasi istikrarsızlık ve toplumsal bunalım yaratmaktadır. Biz "ekonomik çöküş" diyoruz ama siz inkâr ediyorsunuz; daha önce de sorunları ve ekonomik krizi inkâr ediyordunuz, şimdi onları kabul ediyorsunuz artık, yarın da bu çöküşü yarattığınızı kabul etmek zorunda kalacaksınız. Sizler de biliyorsunuz ki ekonomiyi bu çöküşten kurtaracak ve çıkaracak siyasi fedakârlık ve fikrî cesarete sahip değilsiniz; açıklar demokrasisi yarattınız, açıklar demokrasisi. Türkiye'de halk açlık sınırının altında yaşarken, ekonomide üst üste şoklar yaşanırken yirmi yıldır bu ülkeyi yönetmiyormuş taklidi yaparak yeni ekonomi modelini ilan ettiniz. Bu modele göre, Türkiye ihracat yapacak, ihracat istihdamı artıracak ve döviz getirisiyle kur dengede tutulacaktı. Dediniz ki: "Yeni Ekonomi Programı'nda Türkiye'nin ihracat avantajını kalıcı hâle getirecek ve bu çerçevede ülkemizin refahını artırmaya devam edeceğiz." Aradan dört ay geçmeden bu iddialarla birlikte yeni ekonomik modeliniz de çöktü. İhracat, nisanda geçen yılın aynı ayına göre yüzde 24,6 artışla 23,4 milyar dolara çıktı. Peki, ithalat ne oldu? Yüzde 34,9 yükselerek 29,5 milyar dolara ulaştı. Bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 98'lik bir artış yaşandı. Şimdi ocak-nisan döneminde dış ticaret açığı 32,5 milyar dolara yükseldi.

"Ticaret Bakanı" diyoruz ama Sayın Mehmet Muş kendisini sadece ihracat bakanı sanıyor ve hep ihracat verilerini konuşuyor ve büyük rekorlara koşulduğu hikâyesini anlatıyor. Peki, ithalat verileri ne oluyor? Artıyor, ihracatın ithalatı karşılama oranı düşüyor, dış ticaret açığı büyüyor ama bu gerçeği Ticaret Bakanı anlatmıyor; bardağın dolu tarafına bakalım da boş tarafını görmezsek gerçekleri anlamayız direnci gösteriyor.

Şimdi diyeceksiniz ki: "Enerji fiyatlarındaki artış sebebiyle böyle oldu." Gelin, bir de oraya bakalım. Ukrayna-Rusya savaşı başlamadan sadece dört gün önce Brent petrol fiyatı 96,5 dolardı, aynı gün Ankara'da 1 litre benzin 15 lira 29 kuruştu. Savaş başladı, Brent petrol 20 Martta 120 dolara çıktı; Brent petrol çıkınca benzinin fiyatı da fırladı ve 18 lira oldu. Sonra, Brent petrol fiyatları düşmeye başladı; en son 16 Mayısta 109 dolara düştü, dün 114 dolardı ama her ne hikmetse burada benzin fiyatları bir türlü düşmedi. 1 litre benzin önce 21,12 kuruştu, son zamla birlikte benzin şimdi İstanbul'da 23,85, Ankara'da 23,96 oldu; son zamla birlikte. Yıl başından bu yana 18'inci kez benzine zam yapıldı. Fiyat artışı küresel gelişmelerden kaynaklanıyorsa dünyada Brent petrol düşerken burada neden düşmüyor? Brent petrol artarken zam yapıyorsunuz da Brent petrol fiyatları düşerken niye indirim yapmayıp zam yapmaya devam ediyorsunuz? Çünkü ekonomik çöküş karşısında çaresizsiniz. Ekonomik çöküntüden kurtulmanın maliyeti sizin iktidar koltuklarınız olacak; bunu bilin.

Görüştüğümüz kanun teklifindeki ilk maddeler kur korumalı mevduatla ilgili düzenlemeler içeriyor. Kur korumalı mevduat sistemi son açıklanan nisan ayı sonundaki rakamla 800 milyar Türk lirasının üzerine çıktı. Türkiye ekonomisi için değil AKP için yürürlüğe konulan ve yeni ekonomi modeli olarak reklamı yapılan kur korumalı mevduat sisteminin hazineye maliyeti arttıkça artıyor. Dövizin yükselişi Hazine ve Maliye Bakanı Nebati'nin kur korumalı mevduatla ilgili dediği köpük alma kadar basit bir konu değil; bunu hepimiz biliyoruz. Dövizin yükselişi Türkiye ekonomisi için kanserli hücredir. Çözüm kur korumalı mevduat değildir; köklü ve yapısal çözümler üretmek gerekiyor ama bunu anlamak istemiyorsunuz. "Köpük" diyerek fakir fukaranın, yoksulun, on iki saat tekstil atölyesinde çalışanların, maden ocaklarında güneşi göremeyenlerin, yetimlerin, gencecik yaşamların, emekçinin, işçinin, esnafın, çiftçinin, köylünün, kadının hakkını dövizi veya milyonları olanlara üç ayda bir teslim ediyorsunuz. Emeklilikte yaşa takılanlara çok gördüğünüz maddi kaynağı, KYK borçları olan gençlerin borçlarını silecek kaynağı, emekli maaşlarına zam yapılacak kaynağı götürüp bir azınlığa veriyorsunuz. Nisanda kur korumalı mevduata ne kadar ödeme yapılmış? 4,5 milyar Türk lirası. Kur korumalı mevduat ödemesi iki ayda toplam ne kadar olmuş? 16,2 milyar Türk lirası. Peki, koskoca tarım sektörüne 2022 yılı için yani on iki ay için öngörülen toplam destek ne kadardı bütçede? 29 milyar Türk lirası yani 16,2 milyar Türk lirasını iki ayda kur korumalı mevduata vermiş bu iktidar, tarıma bir yılda 29 milyar Türk lirası öngörmüş. Kimin parasını veriyor iktidar? Kimin vergisini harcıyor bu iktidar? Nereden veriyor? Ekmeğinden kesiyor yurttaşın, sofrasından kesiyor, ödediği vergilerden ve alın terinden kesiyor yurttaşın; kur korumalı mevduata, rantiyeye kaynak aktarıyor. Nasıl yapıyor bunu? Hazine ve Maliye Bakanı nasıl yapıyor bunu? Bu açıkları gidermek için ne yapıyor Hazine ve Maliye Bakanı? Karşılıksız para basıyor, para matbaası harıl harıl çalışıyor. Para basmak enflasyonu tetiklemez sanıyor Hazine ve Maliye Bakanı çünkü o "Yüreğimizle enflasyonu yeneceğiz." diyor. Çok romantik bir Bakan, biliyorsunuz, gözlerden sonra, şimdi de yürek meselelerine takıldı; dünya ekonomi tarihine geçecek bir yürek maşallah. "Daha aşağıya düşmez." dediği, değersizleştirdiği, pul ettiği paradan bol miktarda basıyor. E, ne olacak sonu? 5 lira ve 500 Türk lirası hazırlıklarını tamamladığınızda bunların üstüne de kendi fotolarınızı basarsınız artık. Dövizi tutamıyorsunuz çünkü sorunları çözme kapasiteniz yok. Bakın, dolar yine 16 lirayı geçti; sadece kur korumalı mevduatla değil, aynı zamanda resmî ve arka kapıdan bu ülkenin dövizlerini satmanıza rağmen dolar artmaya devam ediyor. Neden? Doları frenlemek için -resmî olarak açıkladığınız- 7 milyar dolar sattınız; arka kapıdan ise -iddialara göre- 28 milyar dolar sattınız, döviz rezervlerini tükettiniz, yandaşlarınıza yüzlerce milyon dolar kazandırdınız. "Yeni modelle uçacağız." dediğiniz günden beri gözlerimizin önünde ekonominin çöküşüne tanık olmaya devam ediyoruz. Sadece son altı ayda bu ülkenin yaklaşık 35 milyar dolarını satmanıza rağmen doları durduramıyorsunuz çünkü size güven kalmadı ne uluslararası alanda ne de bu ülkede.

Kur korumalı mevduatla yaratmak istediğiniz algı bu ülkenin ekonomisinde her türlü açıkla birlikte büyük bir yıkımı getiriyor. Cari açık ve bütçe açığı büyüdükçe ekonomi daha fazla kara deliğe doğru yuvarlanıyor. 2022 yılı Nisan ayında merkezî yönetim bütçe giderleri 214,3 milyar Türk lirası, bütçe gelirleri 164 milyar Türk lirası, bütçe açığı olmuş 50,2 milyar Türk lirası. Merkezî yönetim bütçesi 2021 Nisan ayında 16 milyar 917 milyon Türk lirası açık vermiş, 2022 yılı Nisan ayında 50 milyar 167 milyon Türk lirası açık vermiş. 2002 yılı bütçesi için hazine tarafından verilmesi öngörülen toplam borç miktarı -2022 yılı, on iki aydan bahsediyorum- 61 milyar Türk lirasıydı, bu hafta başı açıklanan verilere göre hazinenin dört ayda verdiği borç miktarı 75 milyar Türk lirasını buldu yani dört ayda bir yılı yediniz ve aştınız.

Adalet ve Kalkınma Partisi karşılıksız para basıyor, milyarlarca lira para basılırken Hazine Bakanı "İktisada Giriş-1" dersinde sınıfta kalacak bir açıklama yapıyor: "Enflasyon tek haneli rakamlara düşecek." Buyurun. Peki, cari açık? Ekonomik model çökmüş durumda. Cari açık açısından baktığımızda yani cari işlemler hesabı martta 5 milyar 554 milyon dolar açık vermiş, on iki aylık cari işlemler açığı 24 milyar 223 milyon dolar olmuş; durum bu cari açıkta. Son üç ayda, ayda ortalama 6 milyar dolar cari açık vermiş Türkiye. İlk üç ayın cari açığı 18 milyar dolara ulaşmış. Bu şekilde gidilirse yılın tamamında cari açık 40-45 milyar dolara ulaşacak ama ne diyor Hazine ve Maliye Bakanı? "Modelimiz yüksek büyüme, düşük cari açık." Bunu söylüyor; cari açık düşecek, dolar bollaşacak, Türk lirası değer kazanacak, enflasyon düşecek. Ne oldu? Hazine ve Maliye Bakanının söylediklerinin tam tersi oldu.

Bu hafta itibarıyla Türkiye'nin risk primi son küresel finansal krizden bu yana en yüksek seviyeyi gördü, CDS 714 baz puanı gördü ya. Bu seviye Ekim 2008'den bu yana risk priminde görülen en yüksek seviye olarak kaydedildi. Bir yandan kur korumalı mevduatın hazineye yükü ve artan faiz giderleriyle, diğer yandan da bütçe ve cari açıkla bu ülkede tek bir pozitif makro gösterge bırakmadınız.

Karşı karşıya bulunduğumuz durumun adı büyük çöküştür. "Büyük lokma yiyin, büyük söz söylemeyin." demişler ya, siz çok büyük sözler söylediniz, açıklar yaratma iktidarı oldunuz; bütçede açık, cari açık, dış ticaret açığı... Bu çöküşe eşlik eden pembe tablo üreticisi TÜİK'in yüzde 70'e varmış TÜFE'sinden, yüzde 120 civarındaki ÜFE'sinden, dayanılmaz hayat pahalılığından, 8,5 milyon kişi civarındaki geniş tanımlı yüksek işsizlik oranlarından söz etmiyorum bile çünkü bunları, bu ülkede yaşayan herkes her gün görüyor ve derinden hissediyor.

Sayın vekiller, çöküşte hayatta kalabilmek için kamu, şirketler ve halk adına daha fazla borçlanıyor. Politikalarınız halkı borçlandırarak kendine tabi kılmayı amaçlıyordu ama artık insanlar borcu borçla bile idare edemez duruma geldi. Şubat sonu itibarıyla kısa vadeli dış borç stoku 2021 yıl sonuna göre yüzde 8,5 oranında artışla 130,5 milyar dolar olarak gerçekleşti. Yani sizin iktidarınızın yarattığı ekonomik çöküntüye karşı milyonlarca insan borçlanmaya devam ediyor. Geçen yıl ilk iki ayda 132 bin kişi kart ve kredi borcundan takibe düşüyordu, bu yıl bu sayı 367 bin kişiye çıktı. Sadece çiftçilerin durumuna baktığımızda borç cehennemini görebiliyoruz. Çiftçilerin bankalara 192, Tarım Kredi Kooperatiflerine 13, özel sektöre 50 milyar olmak üzere toplam 255 milyar lira borcu var. Ayrıca son bir yılda kısa vadeli borçlar yüzde 58 artmış durumda. Bugün insanlar öğün atlıyorsa, geçinmek için kredi borcu almak zorunda kalıyorsa, devlet borçları alıp başını gitmişse, şirketler döviz borçları altında eziliyorsa bunun adı iflastır, ekonomik çöküştür; bunu bir kez daha vurgulamış olalım.

Sorunları çözemiyorsunuz ama algı yaratmaya çalışıyorsunuz. Faizle de şizofrenik bir ilişkiniz var. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan faize savaş açtığını iddia edip "Bir Müslüman olarak naslar neyi gerektiriyorsa onu yapmaya devam edeceğim." diyordu ya, oysa gerçekler bambaşka. Merkez Bankası Erdoğan'dan aldığı talimatla faizi yüzde 14'e kadar indirilmişken piyasada faizler en az 2 katına çıkmış durumda. Aynı zamanda devlet bütçesi de faiz giderleri altında ezilmektedir. Hazine ve Maliye Bakanlığının açıkladığı verilere göre merkezî yönetim bütçesinden sadece ocak ve şubat aylarında toplam 57,9 milyar Türk lirası faiz lobilerine aktarılmıştır. Bu ortalamayla giderse yıl sonunda 350 milyar Türk lirası civarından bir kaynak faiz lobilerine bizzat Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı tarafından aktarılmış olacaktır.

Şimdi, bu gerçekler ortadayken halkı "nas" diyerek kandıracağını düşünen siyasi akıl, olsa olsa halka üstten bakan bir akıldır, saraylı aklıdır. Halk bu faiz ödemelerinin yoksulluğu, işsizliği, geleceksizliği beslediğini çok iyi biliyor ama iktidar hırsı halkı küçümseme hatasını yaptırmaya devam ediyor. Eğer gerçekten derdinizi nas ise çağrı yapıyoruz: Gelin, Merkez Bankası faiz oranlarını da hazine borçlanma faizlerini de konut, taşıt, ihtiyaç kredi faizlerini de sıfırlayalım. Hatta faiz haram ise bugüne kadar çekilmiş konut, taşıt, ihtiyaç kredilerinin faizlerini bir defada silelim, halk rahatlasın; öyle değil mi?

Biri, küçük azınlık, Harun gibi başlayıp Karun olanların Türkiyesini yarattınız. Diğeri ise, büyük çoğunluk Türkiyesi; açlık, sefalet, yoksulluk ve işsizlik içinde, hayat pahalılığıyla mücadele ediyor. Siz, öyle iki Türkiye yarattınız ki birinde, bir avuç genç arasında pudra şekerleri havada uçuşuyor, Lamborghinilerle "drift"ler atılıyor; diğerinde, Boğaziçi Üniversitesine dereceyle giren ama düşünüp itiraz ettiği için cezaevine konulan onlarca genç yaşıyor. Birinde, siyasi gücü olanlar milyarder oluyor; diğerinde ise orta sınıf çöküyor, yaşam standardı gittikçe iniyor, yoksul sınıflar ise gıda kıtlığı yaşıyor, dibe batmaya devam ediyor. İşte böyle bir Türkiye yarattınız. Birinde günlük saray harcaması 10 milyon Türk lirası olan ve milyonlarca yoksula "Şükredin." diyenler var, diğerinde "Üretim yapamayacak hâle geldik, biz üretmezsek ekmek bulamazsınız." diyen Elâzığlı çiftçiler var. Birinde her akşam manda yoğurduna hurma doğrayanlar var, diğerinde "Ekonomik sıkıntılar nedeniyle sürünüyoruz, geçinemiyoruz." diyen, yüzde 67'yi oluşturan 65 milyon insan var. Birinde çok sayıda maaş alan bir avuç bürokrat var, diğerinde 28 yaşında intihar eden, ataması yapılmayan gencecik Öğretmen Mustafa Küçük var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Tamamlıyorum.

Türkiye toplumunu siyasi olarak ortadan ikiye bölmek istediniz ama geldiğimiz noktada, ekonomik olarak bu toplumu, ekonomik krizde geçinemeyen büyük çoğunluk ve iktidardan nemalanan azınlık şeklinde böldünüz. Günlük geçimini sağlamak için öğün atlayanlar, borç bulmaya çalışanlar akşam eve giderken dünyanın bütün kederlerini omuzunda taşıyor, ekmek ve özgürlük kavgası veriyor. Tarihte hiçbir azınlık böyle bir çoğunluğa karşı galip gelememiştir, bu defa da galip gelemeyecektir. Mutlaka ama mutlaka bu büyük çoğunluk bu ülkeye güzel günleri hep birlikte, sizden kurtularak getirecektir.

Dinlediğiniz için teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)