GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Zambiya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Güvenlik İş Birliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:79
Tarih:13.04.2022

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın vekiller; uluslararası sözleşmeler konu olunca aklıma iki mesele geliyor; bir tanesi İstanbul Sözleşmesi, tek adamın tek başına, hukuksuz bir şekilde Meclis iradesini ve kadınların sözünü çiğneyerek feshettiği sözleşme; ikincisi de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ona bağlı olarak uygulamadığınız, bu iktidarın uygulamadığı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları.

Şimdi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarıyla doğrudan ilgili olan bir konudan, bir davadan söz edeceğim; nasıl bir uluslararası sözleşmeyi çiğnediğinizi anlatacağım.

Bildiğiniz üzere "Kobani kumpas davası" olarak adlandırdığımız ve önceki dönem Eş Genel Başkanlarımızın, yine Merkez Yürütme Kurulu üyelerimizin de aralarında bulunduğu -21'inin rehin tutulduğu- kişilerin yargılandığı dava Sincan'da sürüyor. Bu dava konusuyla ilgili defalarca araştırma önergesi indirdik, soru önergeleri verdik ancak iktidar oylarıyla bunlar hep reddedildi ve sorularımıza da cevap verilmedi. "Yargıya güvenmiyorum." diyen herkesin uğradığı haksızlık, hukuksuzluklar silsilesi bu davanın tamamı için geçerlidir. "Bir dava nasıl olmaz?"ın yanıtıdır aslında bu dava.

Savcının elindeki bir soruşturmayı altı yıl beklettikten sonra dava açması bir olaydır, delil değil, gizli tanık iddiasıyla bir dava açması bir başka olaydır, siyasi nedenlerle ve baskılarla bu davayı açmış olması bir başka olaydır ama şimdi ben konunun hukuk yanıyla ilgili bazı saptamalarda bulunmak istiyorum. Bugün geldiğimiz noktada, her yönüyle neresinden tutacağınızı bilemediğiniz bir ibretlik duruşmalar silsilesine tanıklık ediyoruz; iktidarı kastediyorum. Çöken davayı şimdi yeni gözaltılarla canlandırmaya çalışıyor bu iktidar yani siyasi kumpasın ikinci perdesini izliyoruz. Ama işin çok daha önemli bir yanı var üzerinde durmak istediğim: Davanın eski Mahkeme Başkanı olan ve neredeyse bir yıl civarında o mahkeme heyetine Başkanlık etmiş olan Bahtiyar Çolak bir çete üyesi çıktı. Böyle bir suçlamayla önce gözaltına alındı, sonra ev hapsine alındı. Düşünebiliyor musunuz iktidar grubu, düşünebiliyor musunuz; arkadaşlarımız hakkında onlarca haksız, hukuksuz karara imza atan bu zat kendilerini "Atadedeler" olarak adlandıran bir suç örgütünün üyesiymiş, iki numarasıymış hem de. Hem Bahtiyar Çolak'ın hem de onun yer aldığı heyetin devamı olan, bugünkü yargılamaları yapan mevcut heyetin aldığı bütün kararlar şaibelidir, çok açık ve net bir şekilde şaibelidir.

Bahtiyar Çolak, bu eski Mahkeme Başkanı "3.530 sayfa iddianameyi ve 324 ek klasörü bir hafta içinde titizlikle inceleyerek -tensip zaptından aldım bu ifadeyi- iddianameyi kabul kararını verdim." demişti. Ben, o zaman çıktım, bu kürsüden "Nasıl olur böyle bir şey ya? Nasıl bu kadar hızlı okudu bu kadar sayfayı?" dedim, tutanaklarda var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını okumadı bu çete üyesi zat, dosyaya da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını eklemedi. "Nasıl olur?" demiştim o zaman, tutanaklarda var, cevap vermediniz. Yargılama başladıktan sonra usul hükümlerini hiçe saydı bu kişi, savunma ve adil yargılanma hakkını ihlal etti bu kişi ve yargılanan arkadaşlarımızın tutuklu kalmasına yol açan bütün kararlara imza attı bu kişi. Kim bu kişi? Çete üyesi. Sizin iktidarınıza bağlı olarak hareket eden Hâkim ve Savcılar Kurulunun (HSK) atadığı ağır ceza mahkemesi reisinden bahsediyorum, çete üyesi. Bu zat, şimdi etkin pişmanlıktan faydalandığı için tutuklanmadı ve ev hapsinde tutuluyor. Bir de ağabeyi var galiba, etkili bir pozisyonda, ondan hiç söz etmeyelim.

Böylesine önemli bir dosyaya özel olarak görevlendirilen ve yalnızca Kobani dosyasını görecek olan bir Mahkeme Heyetinin Başkanı olarak yapmış olduğu tüm işlemler hukuken geçersizdir, değil mi? Sizin başınıza gelse öyle söylersiniz, değil mi? "O kararları neden almıştır?" sorusunu soruyor musunuz hiç ya? Neden aldı o kararları bu çete reisi, neden aldı?

Soruşturma ve kovuşturma aşamasındaki doğrudan açık siyasi müdahaleleri de göz önüne aldığımızda bu durum çok vahim sonuçlar ortaya çıkarmaktadır, açık. Bahtiyar Çolak hakkında teknik ve fiziki takip yapıldığı bilinmektedir. Bu soruşturma dosyasını inceleme şansımız olsa belki de heyet ve siyasi iktidar arasında doğrudan bağlantılara dair birçok bilgi ve belgeye ulaşılabilecektir ama bu konudaki talepler mahkeme heyeti tarafından reddedilmiştir. Hangi heyet? Şimdiki heyet. Başkanı kim? Bahtiyar Çolak'ın bir yıl boyunca birlikte çalıştığı heyet üyesi, iş arkadaşı. Reddediyor tabii. Şimdi, Bahtiyar Çolak'ı atayan kim? Hâkim ve Savcılar Kurulu. Peki, Hâkim ve Savcılar Kurulu neden meslekten atmadı Bahtiyar Çolak'ı bu soruşturma olmasına rağmen? Neden korktu ya? Neden istifa ettirdi Bahtiyar Çolak'ı? "Sen istifa et." dedi, atmadı görevden. Neden? Kimden korkuyor HSK? Hangi baskılar altındaydı HSK? Şimdiki Mahkeme Başkanı, Bahtiyar Çolak'ın birlikte çalıştığı kişi, bir yıl boyunca onunla birlikte tüm ara kararları imzalayan kişi ya! Böyle bir şey olabilir mi!

Bu Bahtiyar Çolak'ın Elâzığ'dan HSK tarafından jet kararnameyle Ankara'ya atanması dikkat çekmişti o zaman ama hiç aklımıza gelmemişti doğrusu çete üyeliği. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesinin başına getirildi, pek çok kritik davanın hâkimi oldu, yargılamalar esnasında hukuka aykırı tutum ve tavırları nedeniyle pek çok kere HSK'ye şikâyet edildi ama tek bir işlem yapmadı Hâkim ve Savcılar Kurulu; neden? Neden korktu Hâkim ve Savcılar Kurulu? Eski Başkanın yani Bahtiyar Çolak'ın sorduğu soruların, kararların altına attığı imzaların hepsi şaibeli. Mesela, bu davayla ilgili rüşvet almakla suçlanıyor mu, bilmiyoruz. Rüşvetin ne rüşveti olduğunu bilmiyoruz. Heyet de bunu merak etmiyor, neden; neden merak etmiyor? Neden şimdiki Mahkeme Heyetinin Başkanı susuyor, bu kadar meraksız davranıyor? Kimlerle yazışma yapmış Bahtiyar Çolak, aralarında siyasiler var mı? Talimat almış mı, ona talimatlar verilmiş mi? Tutuklanmasıyla Kobani davasının bir ilgisi var mı? Ya da tersinden soralım; daha önce tutuklanmamasının bu davayla bir ilgisi var mı? Yani acaba "Davayı bitir de seni aklayalım." mı dediler Bahtiyar Çolak'a? Soruyoruz; iktidar partisi, Cumhur İttifak'ı cevap verebiliyor mu buna? Yok, cevap veremezsiniz. Vahim bir durumla karşı karşıyayız.

Peki, "Bir mahkeme heyeti başkanı aleni olarak sanıklara ve duruşmayı izleyenlere yalan söyler mi?" desem, "Söylemez." dersiniz değil mi? Söyledi. Şimdiki Başkan açıkça yalan söyledi. Sayın Mahir Ünal, şimdi itiraz edeceksiniz ama yalan söyledi Mahkeme Başkanı. Neden yalan söyledi? Soruşturmanın üstünü kapatmaya çalıştı. Hani siz savunuyorsunuz ya bürokrasiyi bana karşı, soruşturmanın üstünü kapatmaya çalıştı. Önce "Bahtiyar Çolak Covid olmuş." dedi, "Raporu getirin." dedik, rapor yok. Sonra "Ya, Bahtiyar Çolak bir burun ameliyatı geçirmiş." dedi. Ben burada, bu kürsüde söyledim, biliyorsunuz "Nereden çıktı bu burun ameliyatı; yok ortada." dedim. Sonra "Tedavisi ne kadar sürer, belli değil." dedi şu andaki Mahkeme Başkanı, Bahtiyar Çolak'ın iş arkadaşı; meğer "tedavi" dediği soruşturmaymış ya, soruşturmaymış, çete soruşturmasıymış. Adam gizledi; 22. Ağır Ceza Mahkeme Heyeti Başkanı sanıklara, bütün mahkemeye ve izleyenlere yalan söyledi. Böyle bir şey olabilir mi ya! Şimdi, bu adam Kobani davasında bizim arkadaşlarımızı yargılıyor, otuz sekizer kere ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası vermeye çalışıyor ya! Çete reisiyle iş birliğiyle yapmış olan bir Heyet Başkanından söz ediyorum.

Şimdi, aylarca yan yana oturdular, oy birliğiyle bu kararları verdiler; hiçbir tane karara şerh düşmemiş ya! AİHM kararlarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını oy birliğiyle yok saydılar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni oy birliğiyle çiğnediler, hâlâ da çiğniyorlar; bu mahkemenin çeteyle bir bağı var mı yok mu, araştırılması lazım. Ben, burada bunun için bu lafları ediyorum, mahkemenin işleyişine müdahale etmek için değil. Hukuk tanımaz bir şekilde bu mahkeme çalışmaya devam ediyor, Hâkim ve Savcılar Kurulu üstüne düşeni yapmıyor. İktidarın bir parçası olan Adalet Bakanı ve yardımcıları, Hâkim ve Savcılar Kurulunun içinde yer alanlar... Bakın, gereken yapılmıyor, bu, vahim bir durum.

Şimdi, siyasi talimatla açılmış bir dava, bunu biliyoruz ama bu denli bir müdahale ve manipülasyon olduğunu gerçekten hayal etmemiştik; bravo size, hakikaten helal olsun! Peki, bu dava nasıl devam edecek bu koşullarda?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Teşekkür ederim.

Nasıl devam edecek? Şimdi, biliyoruz ki, bu davanın devam edip sonuçlandırılması konusunda iktidar ortaklarının bir tarafının ciddi müdahalesi var. Biliyoruz ki -basında da geçiyor adı- yürütmeden bazı bakanların ve bazı Hükûmet memurlarının bu davanın bitirilmesi yani cezayla bitirilmesi konusunda açık siyasi müdahaleleri, yayınladıkları videolar, sosyal medya paylaşımları, yaptıkları açıklamalar var, açık siyasi müdahale var, Anayasa'nın 138'inci maddesinin çiğnenmesi var; bunların hepsini biliyoruz, yapıldığını görüyoruz.

Şimdi, çok açık ve net söylüyorum: Bu davayı bu şekilde sürdürmek demek "Yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını tanımıyoruz." demektir. Çok açık ve net olarak bu odur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Bitiriyorum efendim, bitiriyorum; bir selamlamama izin verin.

BAŞKAN - Peki, selamlayın.

Buyurun.

HAKKI SARUHAN OLUÇ (Devamla) - Teşekkür ederim.

Şimdi, son sözüm şu: Eğer bu iktidar uluslararası sözleşmelere hakikaten önem veriyorsa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne hakikaten önem veriyorsa, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına bu bağlamda hakikaten bağlıysa -olmadığını biliyoruz- "Anayasa'nın 90'ıncı maddesini çiğnemek istemiyoruz." diyorsa, o zaman bu rezalete son verilmesi için gereken işlerin yapılması gerekir. Biz bunları bu Mecliste anlatıyoruz siz bilin, duyun diye; sayın iktidar grubu bilin, duyun diye. Yani "Bu işin olmadığını bilmiyoruz." demeyin, bu tür çete ilişkilerinde "Hukuksuzlukların yaşandığını bilmiyorduk." demeyin; bu, sonra sizin ayağınıza dolaşacak, günü geldiğinde ben de sonra "Dediydim bunu size." diyeceğim.

Teşekkür ediyorum dinlediğiniz için. (HDP sıralarından alkışlar)