GENEL KURUL KONUŞMASI
Konu: 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin Tümü münasebetiyle
Yasama Yılı:5
Birleşim:39
Tarih:17.12.2021

HDP GRUBU ADINA HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın vekiller; öncelikle, ekranları başında bizleri izleyen halklarımıza en yürekten sevgi ve selamlarımızı iletiyoruz. Elbette cezaevlerinde bizleri izleyen arkadaşlarımıza selam ve sevgilerimizi gönderiyoruz "Hepiniz onurumuzsunuz." diyoruz. (HDP sıralarından alkışlar)

Günlerdir bu Mecliste, önce Plan ve Bütçe Komisyonunda, ardından Genel Kurulda 2022 yılının bütçesi ve geçtiğimiz yılın kesin hesabı üzerine konuşmalar, tartışmalar gerçekleştirdik ama ortada çok tuhaf bir durum var. Çünkü aslında kadük hâle gelmiş bir bütçe görüşüldü. Neden mi? Bakın, bu bütçe Plan ve Bütçe Komisyonuna geldiğinde dolar kuru 9,27 liraydı, şimdi kapanış konuşmalarını yapıyoruz, dolar 16,5-17 lira aralığında dalgalanıyor. Yüzde 75 sapma var, yüzde 75. Yani bütçenin bütün öngörüleri ve değerlendirmeleri boşa düşmüş durumda, aynen iktidarın orta vadeli programında ve Merkez Bankasının on gün önceki öngörülerinde olduğu gibi. Şimdi "Maaşınızı dolarla mı alıyorsunuz?" saçmalığını düşünmeyin sakın çünkü Türkiye ekonomisini az buçuk bilen bilir ki ara malları ithalatı üzerinde yükselen bağımlı bir üretim modeli vardır ve döviz kurlarındaki bu yükselme ithalatı ve enerji fiyatlarını doğrudan belirlemektedir. "Türkiye ekonomisini kurlar üzerinden ölçmek haksızlık." diyen bakanlara diyoruz ki: "Gerçekleri konuşmazsak gerçeklerden kaçabiliriz." diye düşünmeyin. Daha bu bütçeyi oylamadan ek bütçe yapılacağına dair haberler ortalıkta dolaşmaya başladı ve sizler, iktidar kibrinizden dolayı muhalefete kulaklarınızı kapatıyorsunuz. Aslında bu bütçenin geri çekilerek revize edilmesi gerekirdi, bütçe tercihlerinin değiştirilmesi ve halkın ihtiyaçlarına göre yeni bir bütçe hazırlanması gerekirdi ama bu iktidarın bunu yapacak mecali de yok, vizyonu da; tükenmiş, halka yeni bir umut hikâyesi anlatamayan bir iktidarla karşı karşıyayız.

Sayın vekiller, 2015 yılında tohumları atılan ve 2018'de başlayan ekonomik kriz siz "Yok." deseniz de her gün etkisini hissettiriyor hem de sosyal ve siyasal alana sirayet ederek çoklu kriz özellikleri gösteriyor. AKP-MHP ittifakı "ekonomik kriz" kelimesini ağzına almasa da bir ülkede eğer insanlar "Karnımızı doyurduğumuz gün şükrediyoruz." diyorsa, bir esnaf kalkıp "Her şeyimi sattım, borç bitti ama ben de bittim." diyorsa, bir emekçi kadın "Asgari ücretten ucuza çalışıyorum, yetiştiremiyorum." diye isyan ediyorsa, çiftçi ve köylü gübre, mazot ve tohum fiyatlarındaki yükselişi dehşetle izliyorsa bu ülkede ekonomik kriz vardır. Bu ülkede insanlar fırından utanarak bayat ekmek alıp akşam sofra kurarken iktidar beslemesi medya "İşte, 4 lezzetli bayat ekmek tarifi" diye manşet atmakla meşgul oluyorsa halkına yabancılaşmış bir iktidar sefası vardır. Saray sefa sürerken işçinin, emekçinin, çiftçinin, yoksulun, dar gelirlinin mutfağı yangın yerine dönmüştür. Üretici maliyetlerden ötürü üretemiyor, esnaf alıp satamıyor, hatta son haftalarda fiyat belirleyemiyor, vatandaş alım gücünü her gün kaybediyor, Türk lirası değersiz pul hâline getiriliyor; kim yapıyor bunları? Bu iktidar yapıyor. Cumhurbaşkanı sıfatıyla Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Erdoğan ise ya "Faiz nastır." ya da "Stokçuluk haramdır." sözlerini sarf ediyor. Hâlbuki sorun bu güvensizlik ortamını yaratan iktidardadır. Halk güvenmiyor sizin sözlerinize. Ortadaki günah sizindir. Günahkâr olan saraydır. Suçlu olan esnaf değil, üretici değil; saraydır, Adalet ve Kalkınma Partisi ile MHP ittifakıdır. "Ekonominin kitabını yazdım." diyen Cumhurbaşkanının eğer bir kitabı varsa adı "Sarayın saadet zinciri"dir. İşte, siz bu duruma sıkılmadan "Ekonomik kurtuluş savaşı" diyorsunuz. Bizler de böyle bir savaş yok, siz politikalarınız ve uygulamalarınızla emekçiye, yoksul halka, dar gelirliye savaş açtınız diyoruz. "İktidarınızı koruma savaşı"dır bunun adı.

Sayın vekiller, iktidar ömrünü uzatmak için şimdi de "yeni ekonomik model" lafına sarıldı. Yatıp kalkıyorsunuz "yeni ekonomik model" diyorsunuz. Her şeyden önce, bu model yeni değil, onu söyleyelim. Kenan Evren'in Türkiye'ye 12 Eylül 1980 askerî darbesi ve tank paletleriyle getirdiği ekonomik modelin makyajlanmış hâlidir. Bu modelin faturasını halk 1994 ekonomik krizinde ödedi, 2000 ve 2001 yıllarındaki ekonomik krizlerde ödedi. Biz, bu modeli bankerler krizinden, hayalî ihracatlardan, gıda kuyruklarından tanıyoruz. Biz, bu modeli cari açıklardan, ticaret açıklarından, siyaset-iş dünyası-bürokrasi arasında kurulan suç ekonomilerinden biliyoruz. Bu modelin ilk icraatı Merkez Bankasının dolar satışları oldu. Merkez Bankası 1 Aralık, 3 Aralık, 10 Aralık ve 13 Aralıkta piyasaya 4 milyar dolardan fazla döviz sattı, bugün de satıyor 1-1,5 milyar dolar arası. Erdoğan grup toplantısı yaparken bile, kurlar oynamasın diye Merkez Bankası piyasaya dolar sattı. ABD FED toplantısı yapılırken satış yapıldı, faiz açıklamasından sonra yine satış yapıldı. Kimin dolarlarını satıyor bu Merkez Bankası? Kaçtan borçlanıp dolarları alıyor bu Merkez Bankası? Kimlere peşkeş çekiliyor bu dolarlar? Doları düşürmek için piyasaya satılan dövizin etkisi ne kadar sürdü biliyor musunuz? Kırk beş dakika, sadece kırk beş dakika. Korkunç bir sorumsuzlukla karşı karşıyayız. Döviz satıldı, dolar biraz düştü, kırk beş dakika sonra dolar eski fiyatına geri geldi. Bu halkın cebinden çıkan milyarlarca dolar açıkça kül edildi ama birilerinin cebi şişti, bunu biliyoruz. Bütün dünyada ülkelerin Merkez Bankaları vardır, Türkiye'de ise tek adamın Merkez Bankası yani saray bank var. Saray bank size çalışıyor, o da yetmiyor, o da yetmiyor, bugünlerde kamu bankalarının sermaye yapısını ve kredi kapasitesini desteklemek için çalışmalar yapıyorsunuz. Esnafı, emekliyi, emekçiyi, çiftçiyi batırdıktan sonra şimdi sıra kamu bankalarına geldi. Bu model bir çelişkiler modelidir. "Faize karşıyız." diyenlerin yüksek faiz ödediği, "Yerliyiz ve millîyiz." diyenlerin ülkenin geleceğini, zenginliklerini kelepir fiyatına yabancı yatırımcılara ve şirketlere satmaya çalıştığı bir modeldir.

Her yıl bir yeni ekonomi programı yaratıyorsunuz, geçen yıl da öyleydi, bu yıl da. Toplumu yüksek kur, yüksek faiz borcu, yüksek işsizlik, yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı sarmalıyla kuşatan sisteminiz miadını doldurdu, kilometre ömrünü tamamladı; sisteminiz pert oldu, hurdaya çıktı. Pert olmuş bir arabayı yürütemeyeceğinizi göreceksiniz.

Üç yıllık Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminiz bolca yeni modelle doludur. Modellerinizin Türkiye'yi ne hâle getirdiğini size söyleyeyim: Dünya Bankası raporuna göre nüfusun yarısı yıllık toplam ülke gelirinin yüzde 15'ini alıyor, en yukarıdaki yüzde 1 gelirin yüzde 24'ünü alıyor. İşte, sizin modeliniz budur.

Sayın vekiller, iktidar bu ülkenin ekonomisini batırıyor. 2018'den bu yana her yıl bir Hazine ve Maliye Bakanı değiştirdiniz, 2018'den beri 4 Merkez Bankası Başkanı değiştirdiniz. TÜİK'i sarayın hesap makinesine çevirdiniz, sayısız Başkan ve Başkan Yardımcısı değiştirdiniz. Yolsuzluğu Bakanlar Kuruluna, saraya kadar taşıdınız; toplam borçlu sayısını 35 milyon kişiye çıkardınız, 30 milyon insanı açlık sınırının altında bıraktınız. Ne "ekonomik kurtuluş savaşı" diyerek sarıldığınız 1994 model Tansu Çiller ne zamanında "vesayet kurumu" dediğiniz Millî Güvenlik Kurulu ne de sarayın kör kuyularında hazırlanan karanlık senaryolar bu iktidarı kurtaramaz. Türkiye halklarını yarattığı çokluk krizi içerisinde yaşam mücadelesi vermeye zorlayan ve utanmadan sıkılmadan "Kriz yok." diyen bir iktidar ortaklığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Sokak, çarşı, pazar, atölye, manav, bakkal, kasap ve en önemlisi halkın mutfağından bihabersiniz, halkın arasına gidemeyecek duruma geldiniz. İşte, bu yüzden yüzünüz kızarmadan konuşabiliyorsunuz. "Ucuza almak için pazara akşam saatlerinde gidin." "Yerden ürün toplayın." "Porsiyonlarınızı küçültün, az yiyin." "Eti gramla, sebzeyi taneyle alın." "Turfanda yemeyin, sağlığınıza zararlıdır." "Kombinizi kısık derecede kullanın, üşüyün." diyebiliyorsunuz.

Bakın, tarımı öyle bir tahrip ettiniz ki çiftçiler, köylüler size ne diyeceklerini bilemiyor artık. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı "Türkiye'nin savunma sanayisinde dışa bağımlılığını yüzde 80'lerden yüzde 20'lere indirdik." diyor. 2020 yılında üretilen buğdayın yüzde 48'i oranında buğday ithal edilmiş. 2021'deki buğday ithalatı 11-12 milyon tona yaklaşmış. Sadece buğdayda değil; pirinçte, mercimekte, nohutta da Türkiye'yi dışa bağımlı hâle getirdiniz. Savunma sanayisinde dışa bağımlılığı azaltmakla övünen iktidarınız ekmeğin buğdayında, pilavın pirincinde Türkiye'yi dışa bağımlı hâle getirdi. Eserinizle gurur duyuyor musunuz? Mazotun, gübrenin, tohumun fahiş ölçülerde zamlanması nedeniyle bu ülkenin verimli topraklarında traktörler çalışamıyor, çiftçiler haciz derdiyle boğuşuyor ama ithalat vurgunculuğu tıkır tıkır çalışıyor. Türkiye'de bir de yalan sanayisi kurdunuz. (HDP sıralarından alkışlar) "Uçuyoruz." "Coşuyoruz." "Şahlanıyoruz." "Avrupa bizi kıskanıyor." "Bolluk içindeyiz." "Ekonomi büyüyor." gibi sürekli yerli ve millî yalan üreten yalan sanayisiyle siyasetinizi yürütüyorsunuz. Bütçedeki faiz ve silahlanma harcamalarınızı, çoklu maaş düzeninizi, rant ve talanınızı, yolsuzlukları ne düşünüyorsunuz ne görüyorsunuz ne de duymak istiyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, 2021 yılı boyunca yaşanan ekonomik krize karşı halkın taleplerini ve dertlerini dinlemek üzere HDP olarak İstanbul'dan Van'a, Mardin'den İzmir'e kadar Türkiye'nin dört bir yanında İş ve Aş Buluşmaları gerçekleştirdik. 2022 yılı bütçe görüşmeleri başlamadan önce de "Bütçe Buluşmaları" adı altında Ağrı'dan İstanbul'a, Mardin'den Ankara'ya hem sivil toplum örgütleri, meslek odaları, demokratik kitle örgütleri, sivil inisiyatif gibi kurumlarla görüşmeler yaptık hem de halkla bir araya gelerek bütçe için taleplerini dinledik. Bu buluşmalar sonucunda ortaya çıkan talepleri Meclise taşıdık. 2022 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi'nin Plan ve Bütçe Komisyonunda gerçekleşen görüşmeleri boyunca önergeler verdik. Asgari ücret vergilerden muaf tutulsun dedik, dinlemediniz ama şimdi saray söyledi diye heyecanla savunmaya başladınız dünden beri. Doğruyu kabullenmeniz ancak saray size söylerse oluyor. Öğrencilerin kredi borçlarından EYT'lilerin sorunlarına, 3600 ek göstergeden çiftçilerin borçlarına, ataması yapılmayan öğretmenlerden emekli maaşlarına, ev emekçisi kadınların haklarından engellilerin sorunlarına kadar verdiğimiz önergelerin hepsi AKP, MHP oylarıyla reddedildi. Çünkü işçiyle, emekçiyle, emekliyle, esnafla, çiftçiyle, kadınla, gençle, dar gelirliyle, ücretli çalışanla birlikte dertlenmeyi artık önemsemiyorsunuz; toplumun derdi sizin derdiniz değil çünkü.

Sayın vekiller, bu bütçenin en büyük özelliklerinden biri kadın bütçesi olmamasıdır. Bu bütçe, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olmak bir yana eşitsizliği derinleştiren bir bütçedir. Kadına yönelik şiddeti engellemeye yönelik, kadın yoksulluğunu ve işsizliğini çözmeye dönük, kadınların esnek, güvencesiz ve düşük gelirle çalışmamasına yönelik politikalar bu bütçede yoktur. Bu bütçe, eşit katılımı, eşit temsiliyeti yok sayan bir bütçedir.

Türkiye, dünya genelinde gençlerin en yoğun olduğu ülkeler arasında üst sıralardayken maalesef, aynı zamanda gençlerin en mutsuz ve umutsuz olduğu ülkeler arasında da üst sıralarda yer almaktadır. Türkiye'de genç işsizliği TÜİK verilerinde bile yüzde 25'e yakın yani her 4 gençten 1'i işsiz; daha da beteri, istatistiklere göre yüz binlerce genç iş aramaktan vazgeçmiş durumdadır, iş bulma umudunu yitirmişlerdir. Gençliği bu hâle getirdiniz.

Bütün bu yoksulluk ve işsizlik gençler arasında en çok da genç kadınları vuruyor. Hâl böyleyken liyakatsizlik ve torpille ilgili belgeler, bilgiler klasör klasör ortaya dökülüyor. Umutsuzluğun normalleştirilme, kuralsızlığın kural, olağanüstülüğün olağan, hukuksuzluğun norm, eşitsizliğin felsefe, yolsuzluğun sistem hâline getirilmeye çalışıldığı bir dönemdeyiz. Bizlere yol göstereceklerin ve cesaret aşılayacakların kadınlar ve gençler olduğunu çok iyi biliyoruz. Kadınların gücü, mücadelesi, iradesi ve ısrarı bütün engellemelere rağmen büyüyor. Önümüzdeki zaman diliminde bir devri kapatırken gençlerin kendi elleriyle yeniden bu ülkeyi inşa edeceği bir umut var. "Genç başladık, genç başaracağız." diyen gençler her geçen gün artıyor. (HDP sıralarından alkışlar)

Kadınları kamusal alandan uzaklaştırmak isteyenlere karşı direnen kadınlar, "Çıkar telefonunu." diyen zihniyete cevap veren gençler hepimize yol gösterecektir.

Sayın milletvekilleri, bütçe boyunca iktidar sözcülerinin, bakanların burada çizdiği sahte pembe tabloyu birkaç gün önce Maliye Bakanınız ters yüz etti, "Bitersek hep beraber biteriz." dedi. Biz de diyoruz ki: "Yok, hep beraber bitmeyeceğiz, siz biteceksiniz, siz!" Bitiyorsunuz da zaten. Gemi metaforunu çok seviyorsunuz ya, aynı gemideyiz ama kaptan ve yardımcıları ehliyetsiz, değiştireceğiz hepsini, değiştireceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Başka türlü bu geminin batmaktan kurtulma şansı kalmamıştır.

Sayın vekiller, içinde bulunduğumuz durum çoklu krizdir ve bu çoklu krizin önemli bir sebebi bu ülkenin tarihinde saklıdır. Bu ülke, kuruluşundan bu yana cumhuriyeti demokrasiyle buluşturamamıştır. Yüz yıldır aktörleri değişse de Türkiye'de yürürlükte olan düzen antidemokratiktir. Bu ülkede ne sivil demokratik bir anayasa ne de demokratik bir cumhuriyet maalesef inşa edilememiştir. Her gelen iktidar yalnızca kendi bekasını esas almıştır ve halkları her seferinde sefalete, demokrasisizliğe, hukuksuzluğa, adaletsizliğe mahkûm etmiştir. Belirli periyotlarla siyasal, toplumsal kriz yaratan bu durum, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemine geçilmesiyle birlikte çoklu boyut kazanmıştır.

2018 sonrası otokrasiyle yönetilmeye çalışılan bu ülke, halktan, Meclisten ve kurumlardan kaçırılan karar mekanizmalarını sarayda tek bir kişinin insafına bırakmıştır. Oysa zamanın ruhu bize başka bir şey söylüyor: Tek bir kişi her konuda bilgi ve yetki sahibi olamaz. Tekliği, merkeziyetçiliği bu kadar yüceltirseniz kaçınılmaz olarak yasama, yürütme, yargı ve kitle iletişim araçları, akademi vesayet altına alınır. İçinde bulunduğumuz çoklu krizin sebebi bu merkeziyetçi ve tekçi anlayışınızdır.

Bu sistemde, ne yazık ki yargı kurumu da saygınlığını ve güvenilirliğini yitirmiştir. En üst yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin kararlarına saygı duyulmamakta, iktidarı rahatsız eden bir karara karşı mahkemenin kapatılması gerektiği iktidar ortaklarınca dile getirilebilmektedir. Yargıya güven bugün toplumda yüzde 20'lere kadar gerilemiştir sizin sayenizde. Kanun hükmünde kararnamelerle on binlerce yurttaş kamu görevlerinden ihraç edilerek kendi söylemleriyle sivil ölüme terk edilmiştir. Son derece derin adaletsizliklerin ve hukuksuzlukların yaşandığı bu uygulamalarla haklarında herhangi bir yargı kararı olmayan insanlar âdeta ölüme terk edilmişlerdir. Meclisin hâli ortada; yürütmenin noter makamı gibi çalıştırılmak isteniyor. Ezcümle, istikrardan söz edenler istikrarsızlığın kaynağı hâline gelmişlerdir.

Bakın, Türkiye'yi her anlamda uçuracağı söylenen Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi şaibeli bir referandumla kabul edildiğinden bu yana, Türkiye'de zaten kadük olan demokrasi her alanda darbe almaya başlamıştır. Türkiye'de eski parlamenter sistem sorun üretiyordu, Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi ise hem seri şekilde sorun üretiyor hem de eski sorunları derinleştiriyor. Bugünkü çöküşün nedeni günümüzün saray hanedanlığıdır. Halkın cebindeki parayı yandaşın cebine, halkın sandıktaki iradesini kayyumların, atanmışların eline teslim eden bir sistemdir sizin sisteminiz. "Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi" adı altında parti devleti sistemiyle tüm kurumları iktidarınızın parti birimlerine çevirdiniz. Tablo ortada; Yargıtay partisi, Danıştay partisi, ağır ceza partisi, Emniyet partisi, SADAT parti, TÜGVA partisi; vali, kaymakam, Millî Eğitim, İŞKUR partisi; bunları sizler oluşturdunuz. Siyaset mutfağınızda istediğinizi pişirin, mutfaktaki boş tencereler, sokaklarda "Geçinemiyoruz." diyen milyonlar ve ekmek kuyruklarında "Hakkımı helal etmiyorum." diye bağıranlar karşısında sizler kaybedeceksiniz.

Türkiye'yi Sefalet Endeksi'nde ilk sıralara yerleştiren sizin yolsuzluk ekonominizdir. Türkiye'yi Küresel Organize Suç Endeksi'nde 12'nci sıraya getiren, FATF'de gri listeye aldıran sizin hukuk dışı, meşru olmayan işlerinizdir. Ülkeyi bütün uluslararası demokrasi ve hukuk endekslerinde son sıralara siz yerleştirdiniz. Her ne kadar ABD'nin 9-10 Aralıkta yaptığı Demokrasi Zirvesi hiç olmamış gibi davranılsa da söyleyelim ki Türkiye bu zirveden dışlanmıştır. Zambiya'dan tutalım Ekvador'a kadar 111 devletin çağrıldığı Demokrasi Zirvesi'nde Türkiye'nin olmaması demek diplomatik ve siyasi dışlanmışlıktır. İktidar anlayışınız, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Demirtaş ve Kavala kararlarını uygulamayarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni çiğneyerek Avrupa Konseyinin yaptırım hamleleriyle karşı karşıya kalınmasını da sağlamıştır. Sizin sık sık yok saydığınız Avrupa Birliği ilerleme raporları felaketi ortaya sermektedir. Kopenhag Kriterlerinin yerine düşmanlık kriterlerini, hukuktan uzak saray kriterlerini koydunuz.

Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminde "çok devlet, az toplum" vardır. Siyasal rekabeti kötü göstermeye çalışan bu sistem kendi varlığını sürdürmek için düşmanlar yaratma çabasına girmiştir. Dolayısıyla, muhalifler birer siyasal rakip olarak değil, bastırılması ve hatta tasfiye edilmesi gereken birer düşman olarak görülmektedir. Toplumsal kutuplaşma zirve noktasında; Türkiye toplumu bir toplum olmaktan çıkmış, fay hatlarının sürekli kışkırtıldığı, ortak bir yaşamın dinamitlendiği ayrı mahallelere bölünmüştür. Bunu siz yarattınız, kutuplaştırma ve gerginlik yaratma üstadısınız ama toplum bu kutuplaştırmayı aşıyor. Ortak sorunları etrafında size rağmen ve siz iktidar olduğunuz için buluşuyor, bu yeni bir gelişmedir ve umudu büyüten bir gelişmedir.

Sayın vekiller, kendini sınırlar içinde ve dışında Kürtlere karşıtlık üzerinden var eden bu yeni rejim, Kürt sorununu da çözümsüz hâle getirmiştir. Önce Kürtleri, sonra Kürtçeyi, daha sonra Kürt sorununu, şimdi ise Kürtlerin siyasal temsilini inkâr eden bu rejim, demokratik ve barışçı bir çözümü de reddetmektedir. Bu iktidar çatışma ve güvenlikçi politikaları tırmandırarak bu hayati meseleyi çözümsüz bırakmak istemektedir. Bu yeni sistem bir amok koşucusu gibi etrafı dağıta dağıta ilerlerken Kürt sorunu ve demokratikleştirmeyi bu ülkede konuşturmak istememektedir. "Kürt sorununun filmini çekersiniz." diyenler bugün ekonomik krizin kitabını yazmaktadır. Dolmabahçe mutabakatını inkâr ettiniz, toplumsal barış mutabakatını hedef aldınız. "Kürt sorunu yoktur." deme karşılığında ittifak kurduğunuz yapılar, size, Tansu Çillerler, Mehmet Ağarlar, mafya bozuntuları, siyaset simsarlarını hediye etti. "Millî Güvenlik Kurulu vesayet kurumu." dediniz, şimdi Millî Güvenlik Kuruluyla birlikte Kürt halkının iradesine en büyük ipoteği siz koymaya çalışıyoruz. Kürt sorunu, bu ülkede yaşanan siyasi, toplumsal ve iktisadi krizlerin hepsinin merkezinde yer alan temel bir sorundur. Yüzyıldır Türkiye halklarına yönetim rejimi olarak inkâr, asimilasyon ve baskıya dayanan tekçi otoriterlik dayatılmaktadır hâlbuki yapılması gereken, bir arada barış ve eşitlik içerisinde yaşama kültürünü, gönüllü birlikteliği geliştirmektir. Türkiye halkları bu ağır bilançoyu geçmişte bırakacak ve demokratik bir cumhuriyeti inşa edecek güce ve deneyime sahiptir.

Sayın vekiller, dış politikada kendi planlarınızın yanı sıra, aynı zamanda Doğu Akdeniz'den Suriye'ye, Libya'dan Irak'a ve Afganistan'a varıncaya kadar Akdeniz ve Orta Doğu hattında size verilen rolleri bir bir oynadınız. Bu rollerin nasıl oynandığını bizzat sizin Genel Başkanınız anlattı, iki sözünü buradan hatırlatacağım; "Türkiye, bölgesinde ve ötesinde güvenilir bir müttefik olarak üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirmektedir." dedi. "Eğer hakikaten icraat ortaya konulursa biz de Türkiye olarak bize ne düşüyorsa bunları yapmaya hazırız." dedi. Bu iki söz, verilen rolleri nasıl oynadığınızı anlatmaktadır.

Savaş tezkerelerini geçirdiğiniz şu Parlamentoda barışa dair, çözüme dair, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, insan haklarına dair köklü politika değişikliklerini getirseydiniz bugün bu ekonomik yıkımın sonuçlarını değil, istikrar ve ekonomik büyümeyi konuşuyor olacaktık. Hukukla, demokrasiyle aranıza mesafe koydukça ekonomi yangın yerine dönüyor; kurduğunuz her cümle yanmakta olan ekonomiye biraz daha fazla benzin döküyor.

"Yeter ki Kürtler Suriye'de birlikte yaşadığı halklarla ortak bir gelecek kurmasın." diye uluslararası alanda taviz üzerine taviz verdiniz, ne rol verdilerse oynadınız; diplomasiyi, barışçı bir söylem ve politikayı, müzakere ve diyaloğu öne çıkarmak yerine askerî operasyonları, vekâlet savaşlarını, çatışmayı seçmeniz, tarihsel hataları art arda yapmanızla sonuçlandı ve çok şey kaybedildi.

Bu topraklara demokratik çözüm ve barışı getirmeyi sadece bizler, sadece Kürtler, sadece HDP'liler için istemiyoruz. Halkların Demokratik Partisi olarak yeni dönemde barış içinde, bir arada yaşanabilecek demokratik, denetlenebilir, şeffaf ve eşitlikçi bir ülke hedefiyle üzerimize düşen her şeyi yapmaya hazırız.

Siz bize değil, bu ülkenin demokrasi ve adalet umuduna saldırıyorsunuz. Siz bizlere saldırırken ortak demokratik geleceğimizi baltalıyorsunuz. Kürt halkının ve Türkiye demokrasi güçlerinin siyasi temsiline son vermek, demokratik siyasetten HDP'yi tasfiye etmek için yargıyı kullanmanız, çözümsüzlük ve hukuksuzluk ve büyük bedeller demektir. Çok açık söyleyelim: Bizlere siyaseten büyük kaybettirmek isteyenler bilsinler ki kendileri de büyük kaybedeceklerdir. Partimize yargı kumpası kuran, terfi ve ödül almak için fezleke ve iddianame yarışına giren savcılarınıza buradan sesleniyorum: Siyasete çok meraklıysanız çıkarın üzerinizdeki cübbeleri ve cesaretiniz varsa çıkın siyaset yapın. Bir "suçluları koruma ve suç işleme bakanı" var, her gün bir suçluyla fotoğraf albümü ortaya saçılıyor; bu savcıların sesi çıkmıyor. Sözde adalet arıyorsunuz siz, öyle mi? Geçin bu yalanları. Sizin hukuk ve adalet cesaretiniz ve anlayışınız zerre kadar yok.

Bu iktidara bıkmadan söyleyeceğiz ki demokratik siyasette kararlıyız; sorunlarımızı çatışma ve şiddet yoluyla değil, konuşarak, müzakere ederek, diyalogla, Ankara'da ve bu Mecliste çözme konusunda kararlıyız. Eşitlik taleplerimizde ve mücadelemizde Edirne'den Hakkâri'ye, Trakya'dan kürdistan coğrafyasına kadar ortak vatan ve demokratik cumhuriyet mücadelemizde kararlıyız. Onurlu ve adil barışı bu ülkeye, aydınlık yarınları bu ülkeye hep birlikte getireceğiz. Türkiye halkları yüzyıldır kendilerine dayatılan otoriter rejimlere mecbur değildir. Dışlayıcılık, ayrıştırıcılık üzerinden kendini kurgulayan ve var eden rejimler karşısında eşitliğin ve demokrasinin birleştirici, bütünleştirici ve toplumsal adaleti sağlayıcı özelliğine sıkı sıkıya bağlıyız.

Değerli halkımız, iki farklı bloka tekçilik, merkeziyetçilik, erkeklik üzerinde birleşen anlayışlar karşısındaki gerçekçi alternatif üçüncü yol siyasetimizdir. Bu anlayışı esas alan partimiz, Türkiye'de cumhuriyeti demokrasiyle buluşturacak, bu adaletsiz düzene son verecek bir güçtür. Yeni bir siyaset, yeni bir yönetim ve yeni bir yaşam kurabiliriz. Bugün, Türkiye'nin temel ihtiyacı katılım, müzakere ve demokratik toplumsal uzlaşı esasına dayalı evrensel temel hak ve özgürlüklerin en geniş şekilde sağlandığı güçlü demokrasidir. Bütçenin saraylara, israfa, yandaşlara, silahlanmaya, faize değil, halka harcandığı; toplumsal cinsiyete dayalı bütçelemenin olduğu, maceracı dış politikalar yerine bölgesel barışın ve ilkelerin esas alındığı bir yönetim mümkündür. Kamu yönetiminin iktidar blokunun tekelinde kadrolaşmanın alanı olmaktan çıkarıldığı ve liyakatin esas alındığı, şeffaflığın ilke edinildiği, halktan hesap soran değil hesap veren bir anlayışın hâkim kılındığı, eşitliğin eş değerlikle buluştuğu, merkezin değil yerelin sözünün geçtiği ve yerel demokrasinin güçlendirildiği, kayyum sisteminin ve anlayışının çöpe atıldığı bir sistem için geç kalınmamıştır. Yargının, yürütmenin ve tek adamın vesayetinden çıktığı, eşitliği esas alarak düzenlenecek yasaların uygulanacağı, adaletin ve yargının bağımsızlığının terazi dengesiyle sağlandığı bir hukuk mümkündür. Kâr hırsıyla doğayı sonsuz bir sömürü alanı olarak gören anlayışların son bulması ve başta enerji, ulaşım, kentleşme ve tarım olmak üzere tüm politikalarda doğa haklarının kabul edilmesini sağlayabiliriz. Kürt sorununun kalıcı ve onurlu çözümü için müzakere ve demokratik inşayı esas almak aslolandır. Demokrasi, adalet, eşitlik, eş değerlik ve barış mücadelesini bir programa bağlamak için her seferinde yeni bir keşfe gerek yoktur. Biz bu saydığımız değerlerden bir adım geri atmayacağız. Her türlü baskı, yok sayma, tutuklama tehditlerine karşı ödediğimiz bedel ve mücadelemiz de bunun kanıtıdır. Her zaman, nerede zülüm, haksızlık varsa orada olmaya devam edeceğiz ve hep birlikte kazanacağız. Bu, halklarımıza sözümüzdür; bu söz, demokratik toplumsal değişimi ve dönüşümü, mücadeleyi ve kurucu aklı kendisine rehber edinmiştir. Biz parti olarak tüm bunları halkımızla birlikte yapacağız. Kendimize ve halklarımıza inanıyoruz. Sırf bir seçim kazanacak diye ülkeyi batırmakta ısrar eden iktidar ittifakına sesleniyoruz: Hiçbir entrika açlık, yoksulluk, işsizlik hakikati karşısında dayanamaz ve kazanamaz. Size bir kez daha şunu söyleyelim: Siz tekleşin, çoğunluk bizleriz; siz Karunlaşın, Harun bizleriz; siz zalimleşin, mazlum bizleriz; siz korkutmaya devam edin, cesaret ve umut bizleriz; siz yalanlarınıza devam edin, hakikat bizleriz.

Herkesi saygıyla selamlıyorum, dinlediğiniz için teşekkür ederim. (HDP sıralarından alkışlar)