| Konu: | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 28 |
| Tarih: | 06.12.2021 |
HDP GRUBU ADINA MİTHAT SANCAR (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve bizleri ekranları başında izleyen muhterem halkımız; 2022 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanun Teklifi'ni konuşuyoruz. Hükûmetin sunuşunu dinlediniz, rakamlar var, büyümeden söz ediliyor, çeşitli veriler sunuluyor ama halkın gerçeğini karartacak hiçbir bilgi burada önümüze gelmiyor, gelmez de gelemez de çünkü hakikat, halkın bizzat yaşadığı yerdedir, sokaktadır, pazardadır, manavdadır, markettedir. TÜİK'in rakamlarıyla bu hakikati gizleyebileceğini sananlar çok büyük yanılıyorlar, yanıldıklarını da çok gecikmeden, çok büyük darbelerle öğreneceklerdir. Halkın kendilerine vereceği büyük dersle bu hakikatin farkına varacaklardır.
Şimdi, bize endeksler sunuyorlar, diyorlar ki: "Türkiye'de, işte, büyüme şu kadar." ama bu büyümenin nasıl pay edildiğini, paylaşımın nasıl gerçekleştiğini anlatmıyorlar. Evet, bir büyüme var görünüyor. "İhracata dayalı büyüme" deniliyor; bu büyümede esas olan, bir grup sermayedarın daha da zenginleşmesidir, yoksulun daha yoksul hâle gelmesidir. Yeni bir ekonomi modelinden söz ediyorlar oysa bu ekonomi modeli yeni değil, daha önce de denendi. Asıl yapılmak istenen, bu ülkeyi ucuz emek cennetine çevirmektir; daha doğrusu, küresel sermaye için ucuz emek cenneti, bu ülkenin halkları içinse bir cehenneme dönüştürmektir.
Şimdi, bakın, endeksler var önümüzde ve bu küresel endeksler de hakikati, bizim anlattığımız hakikati perçinliyor. Mesela, Türkiye'de -Küresel Organize Suç Endeksi'ne bakıyoruz- bir suç imparatorluğu yaratıldığını söylüyoruz sürekli. Küresel Organize Suç Endeksi'ne göre Türkiye toplamda dünyada 12'nci sırada, "insan kaçakçılığı" ve "silah ticareti" kategorilerinde 1'inci, "devlete ilişik suç aktörleri" kategorisinde 2'nci sırada. Hukukun Üstünlüğü Endeksi'ne bakıyorsunuz, 139 ülke arasında 117'nci sırada; bu, 2021'in rakamları. Daha vahim endeksler de var. Kara Paranın Aklanmasının Önlenmesine Yönelik Mali Eylem Görev Gücü tarafından hazırlanan bir liste var ve bu "eylem gücü" denen kuruluş, OECD'nin ortaya çıkardığı, oluşturduğu bir kuruluştur. Türkiye gri listeye alınıyor, sebep: Kara paranın aklanması ve terörizmin finansmanının engellenmesinde başarısız olmanız. Her önüne geleni teröristlikle suçlayan bu iktidar, uluslararası endekslere terörizmin finansmanını engellemeyen bir iktidar olarak giriyor, ülkeyi bu açıdan gri listeye sokabiliyor.
Öte yandan, Sefalet Endeksi'ne baktığımızda, Türkiye bugün 1'inci sıradadır, daha doğrusu "en sefil ülke" kategorisinde yer almaktadır. Bütün bunları yaratan bu düzendir, bu düzenden beslenen mevcut iktidardır. Bu iktidarın siyasal, sosyal, ekonomik programları bu ülkeyi çoklu krize sokmuştur ve bu çoklu kriz her geçen gün derinleşmekte, bedeli de ağırlaşmaktadır. Ekonomik kriz bunun bir göstergesi, bir boyutudur, önemli bir boyutudur ama bunun temelinde siyasi çöküş ve düzenin bozukluğu yatmaktadır. (HDP sıralarından alkışlar)
Evet, eğer hukukun üstünlüğünde dünyada en gerilerde yer alıyorsanız, bu ülkede hukuk diye bir şey bırakmamışsanız zaten bu ülkede istikrar da olmaz, güvenlik de olmaz, kimse de kendisini güvende hissetmez. Denetimin olmadığı, hukuk devletinin işlemediği yerde yolsuzluk da organize suç da alır başını gider. İşte o nedenle "Bu ülke bir suç imparatorluğu hâline getirilmiştir." diyoruz. Bakanların çetelerle, mafyalarla ilişkisine dair sayısız veri, bilgi, ifşaat, itiraf ortadayken bir tek savcı kılını kıpırdatmamakta, Hükûmet harekete geçmemekte, Meclis üzerine düşeni yapmamaktadır. (HDP sıralarından alkışlar)
Sürekli iç düşman yaratan, yaratmak için elinden gelen bütün çabayı harcayan bu sistem, esas savaşı içeride, halkına karşı yürütmektedir. Oysa, bu ülkeyi çökerten tam da bu anlayıştır; halkı birbirine karşı düşmanlaştıran, kutuplaştıran, ayrıştıran, suçlara, organize suçlara, büyük uyuşturucu kaçakçılığına her türlü kapıyı aralayan ve bunları engellemek için hiçbir girişimde bulunmayan bu anlayıştır değerli arkadaşlar. İçişleri Bakanlığı bütçesi konuşulurken görüldü; evet, bir İçişleri Bakanlığımız var ve Bakanımız var, bugün hakkında sayısız iddia ve bunlarla ilgili bir sürü veri varken çıkıp halkı, muhalefeti, muhalifleri tehdit etmekte hiçbir beis görmüyor, hiç utanmıyor çünkü cesaretini bu sistemden, bu iktidarın korumasından alıyor. Bu sistemin, bu zihniyetin işleyişinin bir ürünü olduğunu, kendisinin de bunu yürütmekte başarılı sayıldığını varsayıyor; o nedenle de tehditlerine, şantajlarına devam edebiliyor.
Değerli milletvekilleri, bu ülkede en büyük sorun cumhuriyetin demokrasiyle buluşamamış olmasıdır. Bu sorunun yarattığı tahribatları yüzyıldır yaşamaktayız, önümüzdeki büyük hedef artık cumhuriyeti demokrasiyle buluşturma hedefi olmalıdır ve bunun için de Kürt sorununun mutlaka demokratik yollarla çözülmesini sağlamak gerekiyor.
Ekonomide büyük eşitsizlik yaşıyoruz; sınıflar arası uçurum, gelir dağılımındaki uçurum derinleştikçe derinleşiyor ama öte yandan, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün yarattığı yaralar da derinleşiyor.
Şimdi, sizlere bazı haritalar göstereceğim, böylece ekonomi ile iyasetin, Kürt sorunu ile demokrasinin nasıl iç içe geçtiğini daha iyi görebileceğiz diye düşünüyorum.
Bugün iktidarın Kürt sorununda izlediği politika, 1925 tarihli Şark Islahat Planı'ndan farklı değildir; aynı ruhu taşımaktadır, aynı ruhla yürütülmektedir. Şark Islahat Planı'nın kapsadığı bölgeyi görüyorsunuz. Peki, daha sonra, bununla birlikte kurulan umumi müfettişlik düzenine bakalım, aşağı yukarı aynı bölge. Olağanüstü hâl bölgesi haritasını görelim; evet, hukukun, demokrasinin askıya alındığı yer de OHAL bölgesi. Peki, 2019 seçimleri sonrasında kayyum atanan belediyelerin haritasına bakalım: Aynı bölge değerli arkadaşlar. Devam ediyor haritalarımız: Kişi başına millî gelirin en düşük olduğu iller; aşağı yukarı aynı harita değerli arkadaşlar. Devam ediyoruz: İşsizliğin en yüksek olduğu iller; evet, aynı harita. Bunlar bize neyi anlatıyor? Kürt sorununda demokratik çözüm, ülkede eşitsizliklerin giderilmesi, barış içinde eşit, ortak yaşamın kurulması için her alanda gereklidir. Evet, siyasal alanda gereklidir, toplumsal alanda gereklidir, ekonomide de gereklidir. Eğer bütçe rakamlarını tek tek incelersek göreceğiz ki bu bütçede yine en büyük paylardan biri güvenlik harcamalarına ayrılmıştır. Yani bu bütçe bir savaş bütçesi olarak da karşımızda durmaktadır. (HDP sıralarından alkışlar) Peki, güvenlik harcamalarına bu kadar payın ayrılmasının bedeli nedir, karşılığı nedir? Her gün sofradan ekmeğin biraz daha alınması, aşın biraz daha azalmasıdır değerli arkadaşlar. Eğer, bu savaş anlayışı içeride Kürt sorununda güvenlikçi politikalar, bölgede her çatışma alanını bir savaş politikası fırsatına çevirmeye çalışan yaklaşım olmasa, 2015'teki gibi, bütçede güvenliğe ayrılan pay bugünün belki de çok daha altında olacaktır; daha doğrusu, oran çok daha küçük olacaktır. Biraz önce sevgili Başkanım, Eş Başkanım Pervin Buldan da rakamları söyledi. Evet, 2013'te kişi başına düşen millî gelir 12 bin dolardan bugün 8 bin dolara düşmüşse bunun temeli, Kürt sorununda güvenlikçi politikalar, bölgede izlenen savaş politikaları ve toplumsal barışı yok eden bu genel antidemokratik anlayıştır. Ülkeyi kutuplaştıran, çoğulculuğu yok sayan, farklılıkları tekleştirmeyi amaçlayan bu anlayışın ülkeye huzur getirmesi mümkün değildir, huzur olmayan bir ülkede ekonomik refahın sağlanmasına da imkân yoktur değerli kardeşlerim. Eğer denetimden uzak bir sistem kurarsanız, evet, bilin ki yolsuzluk da hırsızlık da alıp başını gidecektir bugünkü gibi ve gelir dağılımındaki adaletsizlik uçurumlarla anlatılacaktır, tıpkı şimdi yaşadığımız durum gibi.
"Kamu-özel iş birliği projeleri" adı altında yandaşlara peşkeş çekilen kamu kaynaklarının, halkın mallarının haddi hesabı yoktur. Faize sadece 2022 yılı bütçesinde ayrılan pay 240 milyar liradır. Sadece bu yandaşlara "garanti ödemeleri" adı altında ayrılan pay, dövize endeksli olduğu için kurlardaki son gelişmelerle 2-3 katına çıkmıştır. Bütün bunlar; yandaşa daha fazla kaynak, halka daha fazla açlık, daha fazla yoksulluk, daha fazla baskı demektir. Eğer bir sistem yoksulluk üretiyorsa ondan yoksullukla mücadele etmesini bekleyemeyiz. Bir sistem yoksulluğun bizzat kaynağı olan politikaları uyguluyorsa yapacağı şey, yoksullarla mücadele etmektir. Yoksulların derdini, hakkını, talebini dile getirenlerle mücadele eder; yoksullukla değil, yoksulluğa karşı çıkanlara saldırır; şimdi yaptığı gibi. Evet, emek çevrelerine saldırır, işçiye saldırır, sendikalara, bütün diğer meslek örgütlerine saldırır ama bütün bunları durdurmanın da yolu var, imkânı var ve bunun örnekleri de var.
Bir örneği 2019 yerel seçimleri ise, son örneği Türkiye Barolar Birliğinin dün sona eren 36'ncı Olağan Genel Kuruludur. Bakın, bu yönetimin, eski yönetimin devam etmesi için kanun değiştirdiler, her türlü manevrayı yaptılar ama demokratik mücadelede ortaklığın karşısında yenildiler. (HDP sıralarından alkışlar) O yenilgiyi sağlayan bütün bu desteğe, kanun değişikliğine ve her türlü medya imkânına, propaganda imkânına rağmen eski Başkana kaybettiren şey, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları için yürütülen ortak mücadeleydi. Bu alanda ortaklaşmanın başka alanlarda da önemli sonuçlar doğuracağını hepimizin görmesi gerekiyor değerli milletvekilleri, sevgili halkımız.
Evet, Kürt sorununda savaşçı politikalardan vazgeçerseniz o zaman yeni bir başlangıç için Mecliste, burada demokratik siyasetin işleyişiyle yeni yollar bulmamız elbette mümkündür. Biz Kürt sorununun çözümünü, Türkiye'de sömürüden, kadına karşı her türlü ayrımcılık ve şiddetten, gençliğin yok sayılmasından, çocuklara karşı uygulanan her türlü zulüm politikasından ve yoksullaştırıcı politikadan ayrı görmüyoruz. Bütün bunları birleştirecek olan şey de demokrasi ve barış mücadelesidir. "Büyük demokrasi ittifakı" çağrımızın temelinde de tam bu yatıyor değerli milletvekilleri. Biz, bu sistemden canı yanan bütün mağdurların, bütün mazlumların, yok sayılanların, sömürülenlerin, açların bir araya gelebileceği bir büyük birlikteliği hedefliyoruz. Çağrımızı da bu büyük birlikteliği sağlamak için her vesileyle tekrarlıyoruz. Bu birlikteliği sağlarsak yeni bir başlangıç da mümkündür, bu ülkeyi gelecek yüzyıla ya da cumhuriyetin ikinci yüzyılına büyük bir barış ve demokrasi hareketiyle taşımak da mümkündür. (HDP sıralarından alkışlar)
Değerli arkadaşlar, Bertolt Brecht'in dediği gibi "İhtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplum yaratmaktır." Bu toplum da ancak dayanışmayla, ancak hak, adalet, demokrasi temelinde buluşmayla sağlanabilir. "Biz"i ortadan kaldıran, "biz" kavramını yok eden ayrıştırıcı, adaletsiz anlayışa karşı temel değerlerde buluşacak büyük bir toplumsal hareket. İşte, geleceğimizin güvencesi budur. Bizim, bu ülkenin gençlerine borcumuz da budur. Bugün ülkesinden umudunu kesmiş, geleceğini burada görmeyen milyonlarca genç var. Bu gençlere büyük borcumuz var, bu gençlere ayrıca sözümüz de olmalı.
Biz diyoruz ki: Değerli gençler, gelecek sizin ellerinizdedir. Bu geleceği sizler kuracaksınız. Sizler bu ülkenin bütün farklılıklarının eşitçe yaşayabileceği bir ülkede yaşamayı hak ediyorsunuz. Bunu fazlasıyla hak ettiğinizden hiçbir şüphemiz yok. Eğer bugüne kadar biz bunu kuracak çabayı yeterince göstermemişsek size karşı mahcubuz, borçluyuz. Ama bundan sonrası için bütün gençlere sesleniyorum: Barış, demokrasi, kaliteli yaşam, eğitim, eşitlik, adalet için ne gerekiyorsa biz sizlere tabi olmaya hazırız, sizlerin bu ülkeyi dönüştürme gücünüzün önünde her daim boynumuzu eğeceğiz, sizlerin büyük gücüne, iradesine güvenimiz tamdır. (HDP sıralarından alkışlar) Umutsuzluğa lütfen kapılmayın, karamsarlığa asla kapılmayın; siyaseti şimdi, sunulduğu kirli şekliyle reddetmekte ısrar edin. Temiz, demokratik siyaset, kamu yararını, toplum faydasını esas alan siyaset mümkündür. Bizler bunun için elimizden geleni yapıyoruz ama bunun gerçek güvencesi, gençlerin buna sahip çıkmasıdır, bu ideallere sahip çıkmasıdır.
Değerli milletvekilleri, bakın, size bir iki örnek daha aktaracağım, aslında iktidarın bu propagandalarının temelsizliğini anlatmak için çok şeye gerek yok. Yeni bir ekonomik model olarak sunuyorlar, dövizdeki son dalgalanmayı da bilinçli yaptıklarını ima ediyorlar. Şimdi, dış güçler hikâyesi anlatmaya başladılar ama Cumhurbaşkanı ne demişti? "Biz ne yaptığımızı biliyoruz, biz nereye gitmek istediğimizi biliyoruz." O hâlde bütün bunları bilerek yapıyorsunuz. Bilerek yaptığınıza göre ortaya çıkan sonucu da istiyorsunuz. Şimdi "dış güçler" diye "dış güçlerin oyunu, müdahalesi" diye propaganda yürüten Hükûmet temsilcilerine, iktidar ortaklarına soralım: Birleşik Arap Emirlikleri Veliaht Prensi buraya niye geldi, ne için geldi? Hani büyük şeytandı bu, 15 Temmuzun arkasındaki finansördü bu. Biz size söyleyelim, biliyoruz neden geldiğini: Ülkeyi içine soktuğunuz bu durumdan fırsatlar devşirmek için geldi. Çağırdınız; "Gel, Türkiye halklarının biriktirdiği kamu kaynaklarını sana ucuza, hatta bedavaya verelim." demek için çağırdınız. İşte, eğer dış aktör arıyorsanız bunlara bakın.
Bugün, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Katar'da. Basına yansıyan başlığa bakıyoruz: "Türkiye'nin ekonomik gidişi nedeniyle ortaya çıkacak fırsatları değerlendiriyoruz." Bu, Katar Dışişleri Bakanının sözü. Nedir bu fırsatlar? Bu fırsatlar, bu ülkenin emekçi halklarının biriktirdiği kaynakların yok pahasına peşkeş çekilmesidir. İşte, "Ülkeyi satmak." diyorsanız budur. (HDP sıralarından alkışlar) Daha açık nasıl satılır bir ülke? Buna "Dur!" diyeceğiz. Buna "Dur!" diyecek gücümüz var değerli arkadaşlar.
Bu ülkenin bütün farklılıklar içinde eşitçe bir yaşam düzeni kurması mümkündür, gereklidir. Bunun için de samimi yüzleşmeye elbette ihtiyacımız vardır. Herhangi bir kaygıya kapılmadan geçmişe bakabilme cesaretini göstermeye ihtiyacımız vardır. Ben bu yüzleşmenin ne anlama gelebileceğini uzun uzun anlatabilirim ama Malcolm X'ten çok çarpıcı bulduğum bir alıntı aktaracağım: "Sırtıma 9 santim bıçak saplayıp bıçağı 6 santim geri çekersen bu, eşitlik noktasında ilerleme sayılmaz, bıçağı tamamen çıkarsan bu da ilerleme olmaz; ilerleme, yaranın tedavisiyle olur." Evet, eğer biz eşit bir yaşam kuracaksak o eşitliği bugüne kadar temelden bozan bütün o yaraları iyileştirecek anlayışı, iradeyi, cesareti göstermek zorundayız. (HDP sıralarından alkışlar)
HDP, bunun için vardır, halklar arası eşitliği esas aldığı için bu sorunun çözümünün adresidir. HDP, çoğulcu yaşamı, çoğulcu yaşam içinde farklılıkların birlikteliğini esas aldığı için çözümün adresidir. Bu konuda üzerimize düşen bütün sorumlulukları, demokratik siyasette bütün imkânları kullanarak yerine getireceğimizi bir kez daha tekrar edelim. Davalarla yürütülen bütün kuşatmalara, devlet aygıtının kullanılmasıyla sindirme çabalarına bugüne kadar aldırış etmedik, boyun eğmedik, bundan sonra da aldırış etmeyeceğiz, boyun eğmeyeceğiz. (HDP sıralarından alkışlar) Doğru bulduğumuz yolda, doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam edeceğiz. Bu yolun, bu ülkeyi büyük barışa götüreceğine inancımız tamdır. Büyük barışı ancak büyük düşünenler ve büyük hedefler, idealler oluşturanlar yaratabilir. Bunun riskini alanlar, ancak bu yürüyüşü sonuna kadar tamamlar.
İşte, biz de diyoruz ki: HDP, üzerine düşeni yapmaya hazırdır, bütün toplum kesimleriyle müzakere ve diyalog içinde olmak için elinden gelen her çabayı harcayacaktır. Bize mesafeli olsun olmasın, bizi sevsin sevmesin her kesimle, toplumsal kesimle müzakere ve diyalog yürütmek bizim hedefimizdir, vazgeçmeyeceğimiz bir düsturdur. Daha fazlasını söyleyeyim: Evet, bizden nefret edenler de vardır, bizi hain görenler de vardır. Biz onlarla da konuşmak için, müzakere etmek için, onlarla da diyaloğu yürütmek, kaygılarını, korkularını anlamak ve hepsini birlikte gidermek için elimizden geleni yapmaya hazırız, yapacağız da. Büyük barış bunu gerektirir. (HDP sıralarından alkışlar) Büyük barış için de HDP, üzerine düşen sorumluluğu sonuna kadar yerine getirmeye hazırdır.
Şimdi, bu krizden acil çıkışa ihtiyaç var. Bu çoklu krize karşı çoklu bir demokratik ittifaka ihtiyaç var ve bu demokratik ittifakın seçime de bir yansımasını yaratmak şarttır. Biz buna "geniş demokrasi ittifakı" adını verdik; ülkenin "üçüncü yolu", "üçüncü seçeneği" olarak tanımladık ve orada yürüyoruz.
Şimdi, bu kadar büyük krizleri yaratan bir iktidarın görevde kalmaya devam etmesi kabul edilebilir bir şey değil. O nedenle, kendilerini istifaya davet ediyoruz ama istifa etmeyeceklerini biliyoruz.
SELAMİ ALTINOK (Erzurum) - İşine bak, işine; işine bak.
MİTHAT SANCAR (Devamla) - O nedenle, şimdi, Meclise görev düştüğüne inanıyoruz. Meclis, bu konuda inisiyatif almalıdır; erken seçim kararı, bir an önce bu Meclisten çıkarılmalıdır.
Bütün muhalefet partilerine çağrımızı yineliyoruz: Erken seçim önergesini gecikmeden buraya hep birlikte getirelim. (HDP sıralarından alkışlar)
Ben biliyorum, laf atanlar dâhil AKP sıralarında şimdi burada bulunan ve bulunmayan milletvekilleri arasında bu gidişattan vicdanları sızlayanların sayısı az değildir; buna inanıyorum.
ZAFER IŞIK (Bursa) - Bizim adımıza konuşma.
EYÜP ÖZSOY (İstanbul) - Kendi adına konuş, kendi adına konuş.
MİTHAT SANCAR (Devamla) - Ben diyorum ki: Bugün şimdi bana laf atanlar dâhil, içlerinde bu gidişattan vicdan azabı duyanlar az değildir. En azından erken seçim kararına "evet" oyu verebilecek sayıda vicdanlı AKP'li milletvekili vardır. (HDP sıralarından alkışlar)
O nedenle, biz buraya erken seçim önergesini getirelim, kendilerini o zaman vicdanlarıyla baş başa bırakalım. Bu ülkeye sandığı getirelim; eğer eminseniz, yeni bir dönemi başlattığınız konusunda kendinize güveniniz tamsa buyurun, bu yeni dönemi halka oylattıralım, sandığı getirelim, halkın önüne koyalım ve o zaman, eğer buradan onay alırsanız, bu yeni modeliniz buradan onay alırsa devam edersiniz ama eğer onay alamazsa -ki alamayacağını biliyoruz- demokrasi güçlerinin bu mücadeleden kazançlı, başarılı çıkacağını biliyoruz, yüz akıyla çıkacağını biliyoruz. Bu ülkeye demokrasiyi ve barışı getirecek büyük bir toplumsal birikim ve vicdan olduğuna inanıyoruz, bu inancımızla yolumuza devam ediyoruz.
Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)