| Konu: | 2022 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Teklifi ile 2020 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Teklifinin İlk Görüşmesi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 28 |
| Tarih: | 06.12.2021 |
HDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayın Genel Kurul ve ekranları başında bizleri izleyen değerli halkımız; hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.
Tarihsel mücadelemizin, tutuklu siyasetimizin cezaevlerindeki onuru olan sevgili Figen Yüksekdağ'ı, sevgili Selahattin Demirtaş'ı, Sebahat Tuncel'i, İdris Baluken'i, Gültan Kışanak'ı, Leyla Güven'i, Ayşe Gökkan'ı, Aysel Tuğluk'u, Ayla Akat Ata'yı ve tüm arkadaşlarımızı buradan saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)
Sayın milletvekilleri, bugün burada görüştüğümüz bütçe, geçim derdindeki halkın değil, seçim derdindeki bir iktidarın bütçesidir; halkın bütçe hakkının yok sayıldığı, katılımdan uzak, sarayın emir ve isteğine göre hazırlanan bir bütçedir. Asgari ücret artışı başta olmak üzere grubumuzun bütçeye ilişkin verdiği tüm değişiklik önergeleri bir bir reddedildi çünkü bu bütçe retçi iktidarınızın bütçesidir. Bu bütçe ekmeği büyütme bütçesi değildir, halkın sofrasındaki ekmeği daha da küçültme, yoksulluğu, açlığı daha da büyütme bütçesidir. Bu bütçe adaletsizliği ve eşitsizliği daha da çoğaltma bütçesidir; saraya kemer gevşettiren, halka ise kemer sıktıran bir bütçedir; toplumsal barış taleplerini ve bu ülkenin çoğulculuğunu, farklılıkları reddeden tekçi sistemin retçi bütçesidir; kadınları ve eşitlik talebini reddeden erkek düzenin bütçesidir ve bu bütçe, iktidarınızın son bütçesidir, dönüşü olmayan gidişinizin bütçesidir. (HDP sıralarından alkışlar)
Geldiğimiz nokta: Türkiye toplumunun talep ve ihtiyaçlarıyla iktidarınızın tercihleri keskin bir şekilde ayrışmıştır. Halkın talebi huzurdur, refahtır, adalettir, gelir dağılımı eşitliğidir, toplumsal barıştır, özgürlüktür, güven duyacağı demokratik bir sistemdir; iktidarınızın hedefi ise çoğulcu kriz üreten, yozlaşmış, otoriter, rantçı sistemin ömrünü biraz daha uzatmaktır. Ekonomik ve sosyal olarak çökmekte olan halka diriliş, şahlanış, uçuş hamasetini izlettirmek isteyen, kitlesel açlığın karşısında, iktidar yandaşlarının koltuğunu güvence altına almaya çalışan bir anlayış bu ülkede halktan da, sokaktan da, sokağın gerçekliğinden de çoktan kopmuştur. Tanzim kuyruklarından sonra halkın ekmek kuyruklarına girdiği, bebek mamalarının raflara kelepçelendiği, açlığın, sefaletin kol gezdiği, kasapların sadece camından bakıldığı bir ülke, iktidarınızın bir özetidir. Marketlerde ürünlere koyulan kotalar, saray sefanızı sürdürmek için temel gıdalara, elektriğe, suya, gaza, benzine varıncaya kadar her şeye yaptığınız yüksek zamlar iflasın, çöküşün bir sonucudur, bir fotoğrafıdır. İşsizlikten intihar eden insanlar, inşaatlarda can veren, ataması yapılmayan gençler, yurt bulamayan öğrenciler, borcu nedeniyle cezaevine atılan çiftçiler, geleceği çalınan gençler, her gün katledilen kadınlar, çocukları uyuduktan sonra evine gidebilen işsiz babalar, "Geçinemiyoruz." diye sokaklara dökülen yoksullar iktidarınızın özetidir. Halk yoksulluk içindeyken rantın bolluğu içindeki TÜGVA'larınız, torpilli yandaş atamalarınız, çifter maaşlarınız, bitmek tükenmek bilmeyen saray israfınız, 5'li çetenize vergi affınız iktidarınızın bir özetidir. Pandemide, yangında, selde, depremde kaderiyle baş başa bıraktığınız, destek yerine tepelerine çay attığınız halkın yaşadıkları iktidarınızın özetidir.
Sokaklarda kıtlığın konuşulduğu günlerden geçiyoruz. Ülkeyi bu hâle getiren sizin iktidarınızdır, dış güçler değildir; sizlersiniz. Herkese yetecek kaynaklara sahip olan bu ülkeyi, bereketli ülkeyi tarımda, hayvancılıkta, gıdada dışa bağımlı hâle getirdiniz. Eli nasırlı üreticilerin yerine yandaş ithalat vurguncularınızı, verimli toprakların yerine ithalat limanlarınızı koydunuz. Bir taraftan "Bu ülke bolluk içinde." yalanına sarılırken diğer taraftan, tahıl ambarı olan bir ülkeyi ithalat ambarına çevirdiniz. Daha geçenlerde 285 milyon dolarlık buğday, arpa, yağ ihalesi yaptınız. Açlığı ihaleye çevirip üzerinden ithalat zenginleri yaratan bir iktidar olarak tarihe geçtiniz. Aynı zihniyet ikide bir çıkıp "Halkı faizle ezdirtmeyeceğiz." diyor, 2022 bütçesinde yurttaşın sırtına yüklediğiniz faiz borcu 240 milyardır. Diliniz faiz indirmekte, eliniz ise durmadan faiz borcunu artırmaktadır. Nas ortadaysa buyurun, ilk devletten başlayan; öğrenciden, çiftçiden, borçlu vatandaştan aldığınız yüksek borç faizlerini hemen şimdi silin. Nas yurttaş için geçerli midir, geçerli değil midir? Kendinize gelince nas, yurttaşa gelince acı reçete sunmaktan artık vazgeçin. (HDP sıralarından alkışlar)
4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 10.396 liraya ulaştı, sarayınızın zenginlik sınırı ise 128 milyar dolardır. Açlık sınırı asgari ücreti geçti, bugün açlık sınırı 3.192 liradır, iktidarınızın tokluk sınırı ise çifter, hatta üçer, beşer maaşlarınızdır. Yarattığınız ülke tablosu işte budur. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sisteminiz yüksek kâr, yüksek enflasyon, yüksek faiz borcu, yüksek işsizlik, yüksek yoksulluk sistemidir. Kitabını yazamıyorsunuz ama faizi, rantı, yolsuzluğu kitabına gayet iyi uyduruyorsunuz; işte, sizin bütçeniz budur.
"Kriz yok, en kötüsünü geride bıraktık, Türkiye şaha kalkıyor." dediniz, sonuç ortadadır; tam anlamıyla yerli ve millî bir çöküştür. Katar'ı, Birleşik Arap Emirlikleri'ni kayyum yaptığınız ekonomi hızla çökmektedir. Haksız ve emeksiz zenginleşen iktidar düzeniniz sebeptir, emeksiz bırakılan halk ise sonuçtur. Saraylarınızın sınırlı israfı sebeptir, ülkenin topyekûn iflası ise sonuçtur. Suriye savaşına, çetelere, S-400'e harcadığınız paralar, 2022 bütçesinde güvenlikçi politikalara ayırdığınız 246 milyar sebeptir, ekmek kuyrukları, işsizlikten intiharlar, kararan hayatlar sonuçtur. Bir de kalkmış "ekonomik kurtuluş savaşı" diyorsunuz. Evet, sizinki ekonomiyi değil, tek adamı kurtarma savaşıdır. (HDP sıralarından alkışlar) Buradan söylüyorum: Sizin savaşınızın finali "Er Ryan'ı Kurtarmak" filminin finali gibi asla ve asla olmayacaktır. Çünkü sizin derdiniz vatandaşın geçimi değildir, "Seçimi nasıl kazanırız?" derdidir. Derdiniz enflasyonu, işsizliği, hayat pahalılığını düşürmek değildir, 50+1'i düşürmek derdidir. Amacınız yurttaşın huzuru değildir, yandaşlarınızın huzur hakkıdır. Amacınız milletin aşını çoğaltmak değildir, çifter maaşlarınızı çoğaltmaktır. Amacınız vatandaşın borcunu silmek değildir, 5'li çetenizin vergi borçlarını sıfırlandırmaktır. Hedefiniz gençlere istihdam yaratmak değildir, eş, dost, akrabalarınızı kamuya doldurmaktır. Amacınız hukuka uymak değildir, hukuku kendinize uydurmaktır. Artık şapkadan tavşan çıkarma döneminiz çoktan bitmiştir, tavşanı da yürüttüğünüz için şapka artık boştur sevgili arkadaşlar. (HDP sıralarından alkışlar)
Zihniyetinizi değiştirmeden sık sık Hazine Bakanı, Merkez Bankası Başkanı değiştirerek farklı sonuç beklemeniz beyhudedir. Einstein'ın dediği gibi "Bir sorunu ortaya çıkaran zihniyet o sorunu asla çözemez."
TÜİK'in yalan rakamları bir yana, halkın mutfağındaki gerçek enflasyon bugün yüzde 60'a dayanmış durumdadır. AKP Genel Başkanı ise "Göreceksiniz, seçim öncesi enflasyon düşecek." diyor. Evet, iki düşüşü birden göreceğiz; önce iktidarınızın sandıkta düşeceğini göreceğiz, sonra enflasyonun mutfakta düştüğünü göreceğiz sevgili halkımız. (HDP sıralarından alkışlar) TÜİK'iniz de yalanlarınız da sizi kurtarmaya asla yetmeyecektir. Bunu biz başaracağız, enflasyon altında inim inim inlettiğiniz emekçi, yoksul halklarımız başaracak.
Evet, sevgili milletvekili arkadaşlarım, eğer bir ülkede kalıcı barış ortamı yoksa, demokrasi her gün siyasi darbe uygulamalarıyla karşı karşıyaysa, denge denetleme, demokratik tartışma zemini, adalet, hukuk yoksa, kayyum rejimi devredeyse o ülkede güven ve ekonomik istikrar olmaz, olamaz. Her şeyden önce sistem demokrasiye kapalıysa, halk iradesini dışlıyorsa, çoğulculuğu reddediyorsa o ülke düzlüğe çıkamaz. Bugün yaşamakta olduğumuz çöküş büyük bir demokrasi krizidir, iktidar ortaklarının yarattığı çoklu siyaset krizidir. Toplumsal alanı olabildiğince daraltan, demokratik sivil siyaseti yok etmeye çalışan, bunun karşısında ise otoriter iktidarı devasa büyüterek derinleştiren bir siyasal anlayış krizin en temel nedenidir. Mutlak güç ve otoriteyle bu ceberut düzeni ayakta tutmak için kaynakları askerî, güvenlikçi politikalara ayıran anlayış krizin tam da sebebidir.
Bir asırlık tekçi, inkârcı, otoriter sistemin, vesayetin ve statükonun yeni sahipleri olarak bir yüzyıl daha bu sistemi ayakta tutma çabası içerisinde olduğunuzu elbette ki biliyoruz. Sisteminiz, bu ülkenin tüm kurucu halklarının, ötekileştirilen, tekleştirilmek istenen kimliklerin, inançların, yoksulların, emekçilerin ülke yönetiminde söz sahibi olmaması, eşit ortaklığa dayalı yeni bir yaşam ve demokratik bir gelecek oluşturmaması için örülen bir duvardır. Kürt'ün de Alevi'nin de Arap'ın da Ermeni'nin de Süryani'nin de Ezidi'nin de Rum'un da Roman'ın da Çerkez'in de Laz'ın da Pomak'ın da Yahudi'nin de Hristiyan'ın da haklar ve kimlikler temelinde güvende olmadığı, eşit olmadığı bir düzendir bu. "Hızlı karar alma mekanizması" vesaire diyerek bu sistemi allayıp pullayamazsınız. Hızlı kararlarınızın ne olduğunu halk gayet iyi biliyor. Hızlı işleyen kararınız, halkı sopayla ve korkuyla hizaya getirme kararıdır; yurttaşların hak taleplerini bastırma ve ezme, kapısına kolluk gücünü dayama kararıdır; kadınların eşitlik talebini engelleme kararıdır; adalet arayan insanlara adaletin kapısını kapatma kararıdır; Roboski'de, Soma'da, Çorlu'da, Suruç'ta, Ankara Gar'da gerçek adaleti işletmeme kararıdır.
Urfa'da iki oğlu ve eşi gözlerinin önünde katledilen bir anne, Emine Şenyaşar, adaleti aylardır sokaklarda, vicdanlarda aramaktadır. Siz, kadim, peygamberler şehri olan Urfa'yı adaletin yerin dibine gömüldüğü, çorak bir toprağa dönüştürdünüz, Mısra Öz'ün üç yıldır yollara düşerek aradığı adaleti Çorlu'da rayların altına gömdünüz. Cumartesi Annelerinin adalet ve hakikat mücadelesini engelleyerek 1990'ların Susurluk karanlığına sahip çıktınız. İşte, Türkiye'nin ortak vicdanı olan annelerin yaşadıkları, iktidarınızın ve düzeninizin bir özetidir.
Ayrımcı, ötekileştirici, hedef gösterici, tehdit edici dille toplumu kutuplaştırdınız, ülkeyi kamplaştırdınız. "Biz ve onlar" diyerek birbirine sırtını dönen "bizler ve onlar" yaratmaya çalıştınız, "onlar" duygusuyla ortak değerleri hedef aldınız. Evet, erdemli olmayan bir siyaset anlayışı toplumu da ülkeyi de yıkıma uğratır, siyaset kurumunu da çökertir. İşte, bugün yürüttüğünüz siyaset, tam anlamıyla sistemin tüketen, toplumu yıkıma uğratan bir anlayışa dayanmaktadır. "Siyaset" denilince, bugün Türkiye toplumunun tanıklıklarıyla tecrübe ettiği yalan siyasetidir, dolandırıcılık ve talan düzenidir; evet, kayırmacılıktır, iktidar yandaşlığıdır, partizanlıktır, başkasının hak ve hukukunu çiğnemektir, kibirdir, güç zenginliğidir.
Kurumsallaştırmaya çalıştığınız partizanlık sistemiyle parti devleti, parti yargısı, parti kurumları, parti bürokrasisi, parti medyası projesini adım adım hayata geçirmeye çalıştığınızı görüyor ve biliyoruz. Her gün düşman üreten, düşmansız ayakta kalamayan, güvenlikçi sistemin ömrünü uzatabilmek için iç politikada, dış politikada, her yerde çatışma politikasından beslendiniz. Yayılımcı, emperyal hayallere kapıldınız. "Oyun bozacağız." derken izlediğiniz yanlış politikalarla kendi ülkenizin içini bozdunuz. Oraya buraya parmak sallarken ülke parasını pula çevirdiniz. Uluslararası alanda kriz fırsatçılığına çıktınız, krizi kendi ülkenizde büyüttünüz. "Kürtler, hiçbir yerde rahat nefes almasın." diye her yerde Kürt düşmanlığı yürüttünüz. Çatışma politikasıyla Türkiye'yi nefes alamaz hâle getirdiniz. Kürt'e kaybettirme politikasıyla Türkiye'ye kaybettirdiniz hem de çok büyük kaybettirdiniz. Rotası barış olmayanlar kriz ve istikrarsızlıktan asla kurtulamazlar.
Ekonomi politikasını polisiye yöntemlerle yürütmek için yeniden Millî Güvenlik Kurulunu devreye koydunuz. Oysa, ekonomideki yıkımın sebeplerinden birini görmek istiyorsanız, çözüm sürecini bitirerek savaş kararı aldığınız Aralık 2014'teki Millî Güvenlik Kurulu toplantısına bakmanız yeterlidir; işte, siz, çöküşün temellerinden birini tam da o gün attınız.
Bugünkü yıkımın sebebi ürün stokçuluğu değildir; iktidarınızın savaş ve kriz stokçuluğudur; kin, nefret ve düşman stokçuluğudur. Çözüm sürecinde 12 bin dolar olan millî gelir, bugün 8 bin dolara inmiştir sevgili arkadaşlarım; kişi başı 4 bin doları savaşa harcadınız. Oysa, çözüm sürecinde ekonomi de büyüyordu demokrasi de gelişiyordu. Barış çabaları büyürse ekonomi de büyür, istikrar da gelişir; savaşı büyüttüğünüzde ise ekonomiyi yerlerde süründürürsünüz.
"İzin verilirse bu sorunu bir haftada çözerim." diyerek cesur bir irade ortaya koyan Sayın Öcalan'ın çözüm çağrısına tecritle karşılık verdiniz. Hukuka aykırı görüşle, engellemelerle çözümsüzlüğü büyüttünüz. Sonuç, her yönüyle çözülen Türkiye'dir. İçeride, barışa kapattığınız kapı sebeptir; dışarıda, uluslararası alanda medet umduğunuz, saatlerce bekletildiğiniz kapılar ise birer sonuçtur. 2013'teki çözüm iradesinin reddi sebeptir, 2021 Türkiyesinin çöküşü ise sonuçtur sevgili arkadaşlar.
"Ne Dolmabahçe'si ne çözümü?" diyen akıl, bugün Kürt sorununun çözüldüğünü savunmaktadır. Dik duramayanlar, cesareti olamayanlar, inkâra sarılanlar sorunu elbette ki çözemez. Dolmabahçe masasının yerine savaş koalisyonuyla çözümsüzlük masası kuranlar sorunun karşısında çözülür, nitekim de çözülüyor.
Evet, çözülenlerle sorun çözülemez. Bu mesele, samimiyetle yaklaşan, geçmişten ders alan, demokratik müzakereye, diyaloğa inanan bir irade ve siyasi akılla çözülür ve çözülecektir de. Bu irade, Türkiye halklarının ve demokrasi güçlerinin bugünkü ortak barış iradesidir ve demokratik, parlamenter zemindir.
HDP, demokratik müzakerenin ve ortak çözümün siyasi bir aktörü ve öznesidir. Çözümsüzlüğü büyütmek için HDP'ye ve demokratik siyasete karşı her gün siyasi darbe politikası yürütüyorsunuz. Ülkede o kadar çürümüşlük, yolsuzluk, dolandırıcılık, çetecilik varken partimiz hakkında açılan Kobani kumpas ve siyasi intikam amaçlı kapatma davası siyasi bir darbe girişimidir. Türkiye'nin üçte 1'inde halk iradesini hiçe sayarak belediyelerimize kayyum atamanız siyasi bir darbedir. Eş başkanlık sistemimizi hedef alan tüm saldırılarınız, kadına karşı bir erkek darbesidir. Sevgili Demirtaş ve sevgili Yüksekdağ başta olmak üzere, tutuklu binlerce seçilmiş siyasetçi arkadaşımız darbe hukukuyla cezaevlerinde tutulmaktadır. Kobani kumpas davası, iktidarınızın bir seçim kampanyasıdır. Merkez Bankası Başkanı değiştirir gibi sık sık değiştirdiğiniz mahkeme üyeleri sarayınızın birer partizanıdır. (HDP sıralarından alkışlar) IŞİD'in Kobani'de kendi karanlığına gömülmesi politikalarınızı çökertti, siz de HDP'yi ve demokratik siyaseti tasfiye ederek intikam almak istiyorsunuz, biz bunun gayet iyi farkındayız. 7 Haziranın, 31 Martın siyasi intikamını almaya çalıştığınızı çok iyi biliyoruz. (HDP sıralarından alkışlar) Ortada bir hukuk yoktur, bağımsız bir yargı hiç yoktur; engizisyon mahkemeleriniz vardır sevgili AKP'li üyeler. Ama unutmayın, darbe mahkemelerinizle siyaseti de geleceği de şekillendiremeyeceksiniz; sandıkta, meydanlarda yenemediğiniz HDP'yi mahkeme salonlarında da asla yenemeyeceksiniz. (HDP sıralarından alkışlar) Kumpas ve komplo siyaseti yenilecektir bu ülkede.
Şunu da hatırlatırım: HDP'nin mücadele geleneği bugüne değin sayısız yargı darbesi, siyasi kumpas ve komplo gördü. 1990'larda Mehmet Sincarları, Vedat Aydınları katleden zihniyetin bugünkü sahipleri İzmir'de, parti binamızda Sevgili Deniz Poyraz'ı katletti. HDP'yi suikast, linç, siyasi soykırım operasyonları ve yargı kumpasları kıskacına alarak siyaset yapamaz hâle getirmek isteyenler şunu iyi bilsinler: Biz diz çökmeyiz, boyun eğmeyiz, demokratik siyasetten ve barış mücadelesinden asla vazgeçmeyiz. (HDP sıralarından alkışlar) Siz yasalaştıkça biz demokratik siyaseti yaşamın her alanında daha fazla büyütmeye devam edeceğiz. Tutuklu ama özgür siyasetimiz mutlaka kazanacaktır; iradeye kelepçe vuran erdemsiz, yozlaşmış, korkak siyaset ise büyük kaybedecektir. (HDP sıralarından alkışlar)
Sevgili Musa Anter'in dediği gibi
"Ve cellat uyandı yatağında bir gece,
'Tanrım' dedi. 'Ne zor bir bilmece!
Öldükçe çoğalıyorlar,
Ben tükenmekteyim öldürdükçe.'"
İşte, HDP budur sevgili arkadaşlarım. (HDP sıralarından alkışlar) Bir gidip bin gelen, milyonlarla yoluna devam eden, cezaevlerine de meydanlara da sığmayan köklü bir mücadele deryasıdır. Halkları hak, adalet, eşitlik ve barış temelinde birleştiren ve Türkiye'nin özgür geleceğinin teminatı olan bir fikriyattır. Bir ucu Anadolu'da, diğer ucu Mezopotamya'da olan bu fikriyatı durduramayacaksınız, engelleyemeyeceksiniz.
Evet, değerli halkımız, ülke olarak yaşadığımız büyük çöküş aynı zamanda çıkış için de önemli fırsatlar yaratmaktadır. İktidarın her ne kadar uykuları kaçsa da ülke artık bir seçim sürecine girmiştir.
Buradan bir çağrı yapmak istiyorum: Politikanıza güveniyorsanız, cesaretiniz varsa buyurun, sandığı hemen getirin, halk kararını versin. Seçim koşulları çoktan oluşmuştur, halk sabırsızlıkla sandığı beklemektedir. Oyalamayla zaman kazanmaya çalışmayın, ne yaparsanız yapın o büyük yüzleşme günü mutlaka ama mutlaka gelecektir. (HDP sıralarından alkışlar) Eninde sonunda o sandık kurulacak ve gerçeklerle, yarattığınız tabloyla mutlaka yüzleşeceksiniz.
Yurttaşlarımız şunu bilmelidir: Bu bir Cumhurbaşkanlığı seçimi değildir; bu bir rejim seçimidir, gelecek yüzyılı belirleme seçimidir. Bu seçim, halkın huzur ve refah içinde eşitçe yaşayacağı güçlü bir demokrasi ve herkes için adalet düzeni ile hukuksuzluk, talan ve soygun düzeni arasındaki bir seçim olacaktır. Haksız zenginleşme ve yolsuzluk düzeni ile ekmeği, aşı büyütme arasındaki bir seçim olacaktır. Bu seçim, halklarımıza tekçiliği dayatan düzen ile, kimliği, dili, inancı ve kültürü reddedilmeden herkesin eşit ve özgürce birlikte yaşayacağı ortak gelecek arasındaki bir seçimdir. Bu seçim, eşitsizlikle en büyük şiddet ve ayrımcılığa uğrayan, kazanımları her gün saldırı altında olan kadınların özgürlük ısrarı ile erkek düzen arasındaki bir seçim olacaktır. Bu seçim, özgür bir gelecek kuracak olan gençler ile bu geleceği karartmak isteyen kötülük düzeni arasındaki bir seçim olacaktır. Bu seçim, en büyük barış ittifakı ile ülkeyi yıkıma götüren savaş koalisyonu arasındaki bir seçim olacaktır. Bu seçim, rant için talan edilen ormanlar, dereler ile rantçı iktidar arasındaki bir seçim olacaktır.
Evet, Türkiye halkları asla karamsarlığa ve kaygıya kapılmamalıdır; büyük demokratik dönüşümü mutlaka ama mutlaka başaracağız. İşçisiyle, emekçisiyle, esnafıyla, çiftçisiyle, kadınıyla, genciyle omuz omuza vererek, ortak mücadeleyi büyüterek bu düzeni birlikte değiştireceğiz; mücadelemize güveniyor ve inanıyoruz.
Bu mücadele ekmeğimizi de aşımızı da büyütme mücadelesidir; herkes için ekmek, herkes için barış, herkes için adalet, herkes için demokrasi mücadelesidir; ortak, eşit gelecek mücadelesidir; bu mücadele, bizim olan kazanımlarımızı söke söke bu düzenden geri alma mücadelesidir. (HDP sıralarından alkışlar) Halktan gasbettiğiniz hakları, özgürlükleri, alın terinin hakkını söke söke, misliyle geri alacağız; sevgili halkımız, bunu asla unutmayın ve asla kaygıya kapılmayın.
Sevgili kadınlar, İstanbul Sözleşmesi başta olmak üzere, gasbedilen tüm haklarınızı erkek düzeninden söke söke geri alacak ve bu erkek düzenine son vereceğiz. (HDP sıralarından alkışlar)
Gasbettiğiniz belediyelerimizi yolsuzluk ve yüzsüzlük yarışına giren o kayyumlardan bir bir geri alacağımızın bir kez daha sözünü veriyoruz halklarımıza. (HDP sıralarından alkışlar) Halkın ekmeğiyle, geleceğiyle oynamanın siyasi bedelini sandıkta çok ağır ödeyeceğinizi ifade etmek istiyorum.
Demokrasiden, barıştan, adaletten, emekten, birlikte yaşamdan yana olan; bu düzenin zulmü altında her gün bedel ödeyen tüm yurttaşlarımıza, toplumsal muhalefete, tüm demokratik muhalefete buradan mücadele ortaklığı çağrısı yapıyorum: Gelin, yeni bir dönemi hep birlikte başlatalım. Korkuları, siyasi kaygıları, hesapları bir kenara bırakalım; siyasetüstü bakalım meseleye. Bu ülke halklarının enkazdan kurtulması için en güçlü birlikteliği kuralım sevgili arkadaşlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Buldan, buyurun.
PERVİN BULDAN (Devamla) - Türkiye toplumunu yoksulluk, işsizlik, açlık, adaletsizlik sarmalıyla kuşatan bu zulüm düzeninin karşısında demokrasi, adalet, barış, özgürlük ve ekmek mücadelesini büyütelim. En güçlü demokrasi ittifakıyla, büyük barış ittifakıyla 100'üncü yılında Cumhuriyeti büyük demokrasiyle, büyük barışla buluşturalım. HDP buna vardır, bu cesarete ve kararlılığa her zamankinden fazla sahiptir ve bunu başaracaktır. Herkes umutlu olmalıdır, değişim gücü halklarımızın elindedir. Karunlaşan iktidar düzenini değiştirecek olan halklarımızın Harunlaşan mücadelesi kazanacaktır sevgili halkımız. Unutulmamalıdır, karanlığın en koyu olduğu an aydınlığın en yakın olduğu andır ve o an hızla yaklaşmaktadır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
PERVİN BULDAN (Devamla) - Büyük değişime az bir süre kalmıştır ve bu büyük değişimin kapısını HDP şimdiden açmıştır. Milyonların iradesi ve umudu yeni bir dönemi başlatacaktır. Güneşi gülüşüne, direnişi yaşamına sığdıran kadınlar ve cesaretini gelecekte buluşturan gençler bu yüzyılı demokrasi ve özgürlük yüzyılına çevirmeyi mutlaka ama mutlaka başaracaktır diyorum.
Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından ayakta alkışlar)