| Konu: | Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün vefatının 83'üncü yıl dönümüne, TÜİK ve İŞKUR'un işsizlik rakamlarının farklı olduğuna, iktidarın kimsesizlerin kimsesi cumhuriyetini sürdürüp geliştiremediğine, DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'nin 2022 yılı bütçesine ilişkin taleplerine ve 14 Kasım Pazar günü Ankara Anıt Park'ta bunu bir basın açıklamasıyla dile getireceklerine, kuvvetler ayrılığının demokratik cumhuriyetin gereği olduğuna ve Kobani davasına yapılan siyasi müdahaleye ilişkin açıklaması |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 17 |
| Tarih: | 10.11.2021 |
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Teşekkür ederim.
Sayın Başkan, sayın vekiller; evet, bugün 10 Kasım. 10 Kasım dolayısıyla cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ü rahmet ve saygıyla anıyoruz.
Cumhuriyetin kimsesizlerin kimsesi ve demokratik olabilmesi hedefini, güncelliğini bu vesileyle bir kez daha vurguluyoruz. Yurttaşlarımızdan siyaset kurumuna, Parlamentodan tüm demokratik kurumlara ve sivil toplum kuruluşlarına varıncaya kadar hepimizin ortak hedefinin demokratik cumhuriyet, özgür yurttaşlık, adalet içinde özgür ve Kürt, Türk bütün halkların ve inançların eşit olduğu bir ülke çağrısını bugün vesilesiyle bir kez daha yineliyoruz.
Şimdi, kimsesizlerin kimsesi ve demokratik cumhuriyete iki noktada değinmek istiyorum. Kimsesizlerin kimsesi bir cumhuriyet nasıl olurdu? Toplumsal adaletin sağlanmasıyla, ekonomik refahın ve zenginliğin eşit bölüşümüyle yani paylaşım ve bölüşüm adaletinin sağlanmasıyla, işsizliğin ve yoksulluğun ortadan kaldırılmasıyla olabilirdi. Peki, bu iktidar bugün gerçekten kimsesizlerin kimsesi bir cumhuriyetin sürdürücüsü pozisyonunda mı? Olmadığını hepimiz biliyoruz. TÜİK veriler açıkladı, bu TÜİK verilerine göre geniş kapsamlı işsizlik 8 milyona ulaşmış vaziyette, 8 milyon. TÜİK "İşsizlik düşüyor." diyor ama 8 milyona ulaşmış geniş tanımlı işsizlik.
Şimdi, çok garip bir durum; bu iktidarın 2 devlet kurumu işsizlik konusunda anlaşamıyor, aynı rakamları veremiyorlar. TÜİK işsiz sayısını Eylül ayı için 3 milyon 794 bin olarak açıklıyor, İŞKUR bu rakamın Eylül 2021 itibarıyla 3 milyon 350 bin kişi olduğunu söylüyor. Yani arada neredeyse 350-400 bine yakın bir fark var. Nasıl böyle bir fark olabiliyor? İŞKUR ve TÜİK nasıl olur da işsizlik sayısında anlaşamaz? İşte, bu iktidarın işsizlere, yoksullara ve bu ülkenin dar gelirlilerine yaklaşımının nedenidir bu tutum, bunu da bir kez daha vurgulamış olalım. Yani enflasyonun yüzde 50'nin üzerine çıktığı, Türk lirasının pul edildiği, her gün yurttaşların yeni bir zam haberiyle uyandığı bir ülkede bu iktidar, kimsesizlerin kimsesi cumhuriyetini maalesef sürdürememiştir ve geliştirememiştir. Asgari ücretin aslında açlık ve yoksulluk sınırının çok çok altında olan bir rakam olduğunu da hatırlatarak konuşmama devam edeyim.
Şimdi, kimsesizleri kim savunuyor bu ülkede? Kimsesizleri savunan birçok kurum var. Bunlardan sendikalara ve meslek birliklerine baktığımız zaman: Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) ve Türk Tabipleri Birliği (TTB) 2022 yılı bütçesine ilişkin taleplerini ve görüşlerini dile getiriyorlar ve bunun için de sokağa çıkıyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Taleplerine baktığımız zaman aslında ne kadar toplumsal ve siyasal muhalefetin benimsediği, üstlendiği talepler olduğunu çok net olarak görüyoruz. Yani ücretli kesimlerin omzuna yıkılan vergi yükü hafifletilsin, bütçe gelirleri büyük oranda kâr, faiz ve servetin vergilendirilmesine dayansın, asgari ücret ve bütün ücretlerin asgari ücret kadarı için tüm vergi ve kesintiler sıfırlansın ve net ödensin, böylece tüm ücretler yaklaşık 750 lira artırılsın, elektrik, su, doğal gaz ve internet faturaları vergi ve kesintiden muaf tutulsun, dolaylı vergiler düşürülsün, tüm gıda ürünlerinde KDV sıfırlansın, en düşük emekli aylığı en az asgari ücret düzeyine yükseltilsin gibi talepleri var DİSK, KESK, TMMOB ve TTB'nin ve 14 Kasımda, pazar günü, Ankara'da, Anıt Park'ta bunu bir kez daha basın açıklamasıyla dile getirecekler.
Şimdi, son bir noktaya değinmek istiyorum, Sayın Başkan ve Sayın vekiller.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Toparlayalım.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Demokratik cumhuriyet olmanın elbette ki birçok adımı var, bunların hepsine şimdi bu kısa zamanda değinemeyeceğim fakat bir konuya özellikle değinmek istiyorum. Demokratik bir cumhuriyetse eğer, kuvvetler ayrılığı varsa eğer, yasama, yürütme ve yargı arasında ve bu kuvvetler birbirlerine müdahalede bulunmuyorlarsa eğer o zaman demokratik cumhuriyetin bir gereği yerine getirilmiş olurdu, bugün böyle bir durum yok, çok net olarak bunu hep söylüyoruz, söylemeye de devam edeceğiz. Cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi, kuvvetleri birleştirdi tek kişide, tek adam yönetiminde.
Bakın, Kobani davası sürüyor bizim yargılandığımız. Dava sürdüğü için bu dava hakkında konuşmak istemiyorum şimdi, fakat öyle bir durumla karşı karşıya kalındı ki bu dava sürüyor, altı aydır bu davayı sürdüren mahkeme heyeti başkanı ve heyetten bir yargıç...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Son cümlelerinizi alayım.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - ...iki gün önce değiştirildi, heyetten çıkarıldı. Neden oldu bu? İşte demokratik cumhuriyet olmadığı için, işte kuvvetler ayrılığı olmadığı için, işte yürütme aslında yargıya doğrudan müdahale ettiği için, bu nedenle oldu. Ben de bu nedenle bu konu üzerinde durmak istiyorum yani altı aydır bu duruşmayı sürdüren yargıcı ve mahkeme heyetindeki diğer mahkeme başkanını acaba niye değiştirdi bu HSK? Bunun cevabı var mı? Var. Altı ay içinde bu davanın bitirilmesi hedefleniyordu, bitirilemedi; şimdi yeni bir yargıç atandı mahkeme başkanı olarak heyete ve o sayede hızlandırarak davayı bitirmek istiyorlar. Yani mesele hukuki değil, siyasi; siyasi müdahale var Kobani davasına. İktidarın ortakları siyasi olarak Kobani davasına müdahale ediyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - Son cümlem efendim, bitiriyorum.
BAŞKAN - Buyurun.
HAKKI SARUHAN OLUÇ (İstanbul) - İktidarın ortakları çok açık bir şekilde Kobani davasına siyasi müdahalede bulunuyorlar, baskı kuruyorlar, mahkeme heyetini değiştiriyorlar. Bir an evvel, alelacele bir sonuç çıkması için konuşmalar yapıyorlar, demeçler veriyorlar, grup toplantılarında konuşmalar yapıyorlar ve bu davayı, hukuki olmayan, tamamen siyasi bir kumpas davası olan Kobani davasını bir an evvel sonuçlandırabilmek için siyasi baskılarla mahkeme heyetini değiştiriyorlar; durum budur. Demokratik cumhuriyetin olmamasının en önemli göstergelerinden bir tanesi de hukukun bağımsız ve tarafsız işlememesidir. Bunu da bir kez daha vurgulamış olalım.
Teşekkür ediyorum.