| Konu: | Vergi Usul Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi münasebetiyle |
| Yasama Yılı: | 5 |
| Birleşim: | 5 |
| Tarih: | 12.10.2021 |
CHP GRUBU ADINA ABDÜLLATİF ŞENER (Konya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime başlamadan önce İstanbul Milletvekili İsmet Uçma'nın vefatı nedeniyle tüm yakınlarına ve sevenlerine taziyelerimi iletmek istiyorum. Samimi bir dosttu. Kendisiyle ilk kez 1990'lı yıllarda tanıştık ve ilk kitabımı kendisi basmıştı. Entelektüel merakları olan, entelektüel sorgulamaları olan değerli bir insandı.
Konuya geçecek olursak, her şeyden önce, 65 maddelik bu teklif daha önce Plan ve Bütçe Komisyonunda görmediğimiz bazı özellikleri taşımaktadır. Bu özellikler nedeniyle de teklifin birinci imza sahibi Uğur Aydemir'e ve arkadaşlarına teşekkür ediyorum. Her şeyden önce, alıştığımız gibi bir torba yasa şeklinde gelmemiştir, baştan sona vergi uygulamalarıyla ilgili bir düzenleme niteliğindedir.
İkincisi ise bir teklif Komisyona ilk defa etki analiziyle birlikte gelmiştir. Hâlbuki daha önce, yıllardır sürekli "Bu tekliflerin niye etki analizleri yok?" diye tartışmalar yaşanmışken bu bir başlangıç olur, bundan sonraki tekliflerde daha detaylı etki analizlerini içeren metinler bulunur umudu içerisindeyiz.
Bu 65 maddelik teklifin birkaç maddesi hariç hemen hemen tamamı usul hükümleri veya idarenin kendi iç düzenlemelerinde küçük rötuşlar içermektedir. Bu açıdan baktığımızda, en iddialı olduğu madde 1'inci maddedir: 1'inci maddede "küçük esnaf istisnası" düzenlenmektedir, küçük esnafın gelirleri istisna kapsamı içerisine alınmaktadır ancak bu küçük esnafın defter ve belge tutma zorunluluğu da devam etmektedir. İstisna kapsamına alınırken neden defter ve belge zorunluluğu devam ediyor, bunu anlamak biraz zor görünmektedir. Ama buradan sağlanan istisnanın da abartılmaması gerektiği kanaatindeyim çünkü Türkiye'de 835 bin küçük esnafımız var. Bunlar, berberler, kuaförler, tesisatçılar, tuhafiyeciler, marangozlar, kaportacılar, lastikçi, tornacı, çay ocağı işletmecisi, terzi, tamirci, taksici ve dolmuşçu gibi meslekleri icra edenlerdir. Sayıları 835 bin ve bu 835 bin küçük esnafımız, bakıyoruz, geçen yıl 235 milyon lira vergi ödemiş. Bunu istisna kapsamına aldığınız zaman, ortalama olarak, bir küçük esnafımızdan devlet yıllık 300 liralık bir vergi avantajı sağlıyor. Yani yıllık ortalama avantaj sadece 300 liradır, aylık avantajsa 25 liradır, günlükse 83 kuruştur. Yani küçük esnafımızın günlük 83 kuruşluk vergisinden vazgeçen bir düzenlemedir ama bu paketin en iddialı maddesi de budur. Üzerinde fazla yorum yapmayacağım, konuşacaklarım biterse maddeleri tek tek tekrar değerlendirebilirim ancak 15'inci madde üzerinde durmak istiyorum.
Bu 15'inci madde önemlidir, şu açıdan: Yerel basının gelir kaynaklarından biri bu düzenlemeyle ellerinden alınmaktadır. Bu madde, yerel basının Maliyenin bazı ilanlarını artık veremeyeceğini göstermektedir. Hâlbuki ilanlar yerel basının en önemli gelir kaynaklarından biridir. İlan gelirleri elinden alınmaya başlanırsa yazılı yerel basının tamamıyla yok olabileceğini, ortadan kalkabileceğini veya tek tük bazı illerde varlığını sürdürebileceğini düşünmek lazım. Hâlbuki zor ayakta duruyor; zaten şu anda yerel basının büyük zorlukları var, büyük güçlükleri var ve zor ayakta duruyor. 2019'da 1.084 adet yerel gazete varken 2021 Ocağında bu, 925'e düşmüş yani 159 yerel gazete şu andaki koşullarda zaten kapanmıştır. Neden kapanmıştır? Gelir yetersizliği nedeniyle kapanmıştır. 2018'de yerel ve yaygın yazılı basındaki fikir işçisi 8.683 kişiyken bu da 2020'de 1.479 kişi azalmıştır. Yani sürekli kan kaybeden, kapanan ve çalıştırdığı personel sayısı azalan bir yerel yazılı basınımız var. Burada Maliyenin verdiği reklam gelirlerinin bir kısmını da kaybediyor, bu büyük bir tehlikedir bence.
"Etki analizi var." dedim bu pakette. Bu maddeyle ilgili etki analizinde deniliyor ki: "Bu düzenleme yapılırsa devletimiz 10 milyon Türk lirası tasarrufta bulunacak." 10 milyon Türk lirası tasarrufta bulunmak aslında yerel basını kurtarmak açısından önemli kabul edilecek bir rakam değildir. Çünkü yerel basının varlığını devam ettirmesi bu 10 milyonluk tasarruftan daha büyük bir gelir kaynağı oluşturmaktadır. Her şeyden önce, almış oldukları reklamdan bile yüzde 18 KDV ödüyorlar, Basın İlan Kurumuna yüzde 15 komisyon ödüyorlar. Bunun ötesinde, varlığını sürdüren yerel basın aynı zamanda, çalıştırdığı işçiler için stopaj ödüyor, kendi kazançları için vergi ödüyor, eğer kurumsa kurumlar vergisi ödüyor. Tüm bunları birlikte değerlendirdiğimizde devlete kazandırdıklarının bu 10 milyon liradan çok çok fazla olduğunu düşünmemiz lazım. Bana göre, bu maddenin teklif metninden çıkarılması yerel basınımızın varlığını devam ettirebilmesi açısından önemlidir.
Değerli arkadaşlar, her şeyden önce, Türkiye'nin bir vergi reformuna ihtiyacı var. Maalesef, yirmi yıllık bir iktidarın, hâlâ, yirmi yıl sonra bir vergi reformu yapamamış olması büyük eksikliktir diye düşünüyorum. Vergi reformu nasıl yapılacak? Vergi reformunda şu anda Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, düşük gelir gruplarının gelirlerinin artırılmasıdır, net gelirlerinin artırılmasıdır çünkü şu anda Türkiye'de vergiyi yoksullar ödemektedir, düşük gelir grupları ödemektedir.
Bakın, elimde bilimsel bir çalışma var. Bu çalışmada, Türkiye'de doğrudan vergiler ile dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payının ne olduğu ve bunun ne anlama geldiği anlatılmaktadır. Dolaylı vergiler, bildiğiniz gibi, düşük gelir gruplarından alınır yani tüketicilerden alınır. Pazara gidersiniz, bakkala gidersiniz, markete gidersiniz, bir mağazadan içeri girersiniz KDV'dir, ÖTV'dir diye dünyanın vergisini ödersiniz. Cebinizdeki telefondan konuşun konuşmayın ÖTV, KDV ödersiniz. Arabanıza mazot doldurursunuz, traktöre mazot doldurursunuz, yine fiyattan daha fazla bu dolaylı vergilerden ödersiniz. Dolayısıyla en son durum itibarıyla bakıyoruz, Türkiye'de doğrudan vergilerin yani durumu daha iyi olanların ödediği doğrudan vergilerin 2006 ila 2020 arasındaki toplam miktarı 1,9 trilyon Türk lirası civarındadır, hâlbuki dolaylı vergilerin miktarı ise 3,9 trilyon lira civarındadır. Yani 2006'dan 2020'ye kadar toplanan vergilerin ağırlıklı ve büyük bir kısmı dolaylı vergilerden oluşmaktadır. Bu dolaylı vergileri ise düşük gelir grupları ödemektedir. Dolayısıyla vergiyi neden düşük gelir grupları ödüyor hazineye; neden bu ülkenin işsiz insanları, mağdur çiftçileri, perişan esnafı ödüyor? Bunun tersine çevrilmesi lazım. Çok kazanandan çok, az kazanandan az alınması lazım ama sistem tersine işliyor. Üstelik doğrudan ödenen vergilerin de önemli bir kısmı ücretlerden kesilen stopajlardan, vergi kesintilerinden oluşuyor. Bunu da dar ve orta gelir gruplarının ödediğini düşünecek olursanız, ortaya çıkan tabloda Türkiye'de vergilerin manzarası şudur: Doğrudan vergilerin 5 katı tutarında dolaylı ve stopaj yoluyla alınan vergiler var demektir. Bu adaletsiz vergi sisteminin topyekûn bir reforma tabi tutulması lazım. Bu olmadığı takdirde, bu paketin içerisinde gördüğümüz gibi, böyle ufak tefek bazı uygulama maddelerinin değiştirilmesiyle hiçbir yere varılmaz, hiçbir sonuç elde edilmez. Vergiler gelirin yeniden dağıtılmasında önemli bir mekanizmadır, bu mekanizmanın doğru işlemesi ve doğru sonuçları ortaya çıkarması lazımdır.
Bakın, fiyatlar almış başını gidiyor. Pazara, çarşıya çıkanlar ceplerindeki bütün parayı boşaltmak zorunda kalıyorlar. Ayçiçeği yağı 40 liradan 83 liraya çıkmış, un 115 liradan 239 liraya çıkmış, yumurtanın 30'luk kolisi 2019'da 14 lirayken şimdi 28 liraya çıkmış -yani tek bir yumurtanın 1 liraya yaklaştığı bir dönemi yaşıyoruz- nervürlü 12-14-16'lık demirin tonu 2010'da 830 lirayken 6.110 liraya çıkmış ve evdeki 12 kilogramlık tüp dört ay önce 115 lirayken şu anda 160 lira olmuştur. Bu, düşük gelir gruplarının piyasa mekanizması içerisinde de ezildiğini gösteren bir tablodur. İşsiz insanlar, asgari ücretli insanlar, asgari ücretin altında maaş alan, gelir elde eden insanlar pazarda zaten eziliyorlar. Gelirlerinin tamamını harcadıkları zorunlu gıda maddelerindeki ve ihtiyaç maddelerindeki enflasyon oranı sizin ilan ettiğiniz yıllık enflasyonun 2 katı. Şimdi bir de vergi sistemiyle düşük gelir gruplarını ezmeye başlarsanız bunun izah edilecek tarafı olmaz, onun için reform gereklidir. Böylesine 65 maddeyle dolu ama ufak tefek bir yerlerinde uygulama farklılıklarını değiştirmek bir sonuç elde etmek değildir.
Bakın, son beş ayda 1 milyon 520 bin hanenin elektriği kesilmiştir. 1,5 milyon insanın elektriği kesiliyor çünkü cebinde elektrik faturasını ödeyecek para yok. Ekim 2020'den Ekim 2021'e elektrik ve doğal gaza 31 kez zam yaptınız. Bu zamlar altında ezilenler bellidir. 674 bin hanenin doğal gazı parasını ödeyemediği için kesilmiştir. Bu doğal gazı, elektriği kesilenler, üst üste zamlardan muzdarip olanlar bu düşük gelir gruplarıdır. Ama Sayın Hükûmete sorarsanız, ABD'de, İngiltere'de benzin kuyrukları var; Almanya'da, Fransa'da yiyecek kuyrukları var. Bu bilgiler nereden alınıyor bilmiyorum ama geçenlerde Sayın Genel Başkanınızın Adana toplantısında baktım, kendi toplantısında, Adana'da, korumaların yediği kumanyaların artıklarını toplamaya çalışan insanlar vardı. Bu sistem, şu anda yürürlükteki sistem, işte hiç geliri olmayan, kumanya artıkları toplayan insanların arada bir yapmış oldukları alışverişlerinden vergi kesen, vergi alan bir sistemdir; bütçeyi, Hazineyi de bununla dolduran bir sistemdir. Ama Hazineye giden paranın lükse, israfa, yolsuzluğa harcandığını düşünecek olursanız, tamamıyla fakir fukaranın zenginlere, soygundan ve vurgundan yana olanlara harcandığını gösteren bir tabloyla karşı karşıyayız. (CHP sıralarından alkışlar)
Bakın, değerli arkadaşlar, enflasyon yoksulu eziyor. Hele, enflasyon oranını düşük gösterirseniz yoksul ve düşük gelir gruplarını daha da fazla ezersiniz. Neden? Asgari ücret, emekli maaşları, memur ve işçi maaşları doğrudan doğruya enflasyon oranına göre ayarlandığı için, siz, enflasyonu düşük göstermek suretiyle emeklinin enflasyon kaybını ödemiyorsunuz, işçinin, asgari ücretlinin enflasyon kaybını ödemiyorsunuz, enflasyonun altında, enflasyondan daha düşük maaş artışları, ayarlamaları yapmak suretiyle reel gelirini azaltıyorsunuz.
Diğer taraftan, yoksulluğu körükleyen, derinleştiren en temel konulardan biri işsizliktir ve maalesef, işsizlik de bu mevcut iktidarın devrihükûmetinde sürekli olarak artmıştır. 2002 yılındaki işsizlik oranından çok daha fazla, çok daha yüksek olan bir işsizlik var. 2002'de yüzde 9 veya yüzde 10'luk bir işsizlik vardı, şimdi verilen resmî rakamlarda yüzde 12'lik bir işsizlik var ama geniş tanımlı işsizliği dikkate alırsanız, işsizlik oranının yüzde 20'ye doğru çıktığını görüyoruz. Bu da yirmi yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi politikalarının işsizliği artırmak suretiyle yoksulluğu derinleştirdiğinin en temel göstergelerinden biridir.
Bakın, sürekli kur artışı yapılıyor. Dün Plan ve Bütçe Komisyonunda Merkez Bankası Başkanı sunuş yaptı, kur artışının sanki bir politikaları gereği olduğunu ifade etmeye çalıştı. "Rekabetçi kur" ismini vermiş, hâlbuki kuru zapt edemiyorlar, kurla ilgili hiçbir politikaları yok. Ekonomik dengeler altüst olduğu için, ekonomi politikaları topyekûn yanlış olduğu için kur sürekli fırlıyor, yukarı çıkan kura pozitif bir isim verme ihtiyacından dolayı "rekabetçi kur" ismini vermeye kalkıyorlar. Bu, sizin politikasızlığınızın bir sonucudur. "Rekabetçi kur" dediğiniz şey eğer kurun sürekli başını alıp gitmesiyse burada bir felaket var demektir. 2008'den, 2009'dan bugüne kadar kur 9 kat artmış, 9 kat. Siz hâlâ dış ticaret açığı veriyorsanız sizin bu dış ticaret açığınızın ve küresel rekabette kuru, yem olarak göstermenizin hiçbir değeri, hiçbir anlamı yok demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Ama kur yükseldikçe ne oluyor? Kur yükseldikçe yoksulluk daha da derinleşiyor, gelir dağılımı daha da bozuluyor, yoksul daha fazla yoksul oluyor ve zengin daha fazla zengin oluyor. Kur yükseldikçe enflasyon artıyor, enflasyon arttıkça yine yoksulluk derinleşiyor. Kur arttıkça bütçedeki faiz ödemeleri artıyor, faiz ödemeleri arttıkça siz yoksuldan daha fazla vergi almaya kalkıyorsunuz ve kur yükseldikçe bütçe dengeleri bozuluyor. Bu bozulma neticesinde borçlanma ihtiyacınız artıyor. Ne kadar fazla borçlanırsanız yoksulluğu da o kadar fazla derinleştiriyorsunuz. Şimdi, bunun neresinin rekabetçi olduğunu bana izah edin. İzah edilecek hiçbir tarafı yoktur.
Bakın, değerli arkadaşlar, Türkiye'de ücretli kesimin ve nüfusun önemli bir kısmı yoksulluk sınırı içerisinde yaşamaktadır. Bunu uluslararası verilerden ve Türkiye'de yayımlanan verilerden derleyerek rahatlıkça ifade edebiliriz.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Tamamlayalım lütfen.
ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - OECD ülkeleri içerisinde en düşük asgari ücrete sahip birkaç ülkeden biri zaten Türkiye'dir, en düşük asgari ücreti veriyorsunuz. Vaktiyle "Çin, rekabette düşük ücret kullanıyor." deniliyordu; bugün Çin'de asgari ücret 400 dolar civarındadır, Türkiye'de 314 dolar yani Türkiye'deki asgari ücret Çin'in bile altına düşmüştür. Türkiye'de istihdamın yüzde 42'si asgari ücret alıyor. Asgari ücret artı yüzde 20 de asgari ücret altında ücret alanlarsa istihdamın yüzde 64'üdür yani yüzde 64'lük bir nüfus asgari ücret civarında veya biraz üzeri ücret alıyor Türkiye'de. Bunlar Sosyal Güvenlik Kurumunun rakamlarıdır. Kayıt dışı istihdamı da sayarsanız nüfusun yüzde 75 ila yüzde 80'i Türkiye'de yoksulluk sınırı altında yaşamaktadır ve bu iktidar yoksulluğu derinleştirmekte ve yoksuldan vergi almaya devam etmektedir.
Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)