| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Başkan, teşekkür ediyoruz.
Görüşülmekte olan teklifin demokratikleşmeyle ilgili olarak herhangi bir düzenleme içermemesi, yürütülen bu süreç açısından önemli bir eksikliktir. Teklif bu hâliyle süreci sadece güvenlik ekseninde gören ve silahların bırakılmasını yeterli gören bir anlayışı ortaya koymaktadır. Silahların bırakılmasının önemi inkâr edilemez. Diğer yandan, toplumun beklentisi olan demokratik hukuk devletinin yeniden inşası için gereken adımların da eş zamanlı olarak atılmasına ihtiyaç vardır. Önerdiğimiz bu maddeyle söz konusu eksikliğin bir kısmının giderilmesi amaçlanmaktadır.
Anayasa’nın 79'uncu maddesine göre seçimlerin genel yönetimi ve denetiminde anayasal göreve ve ihtisasa sahip yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu ve il ve ilçe seçim kurulları yetkilidir. Ancak Anayasa’nın bu açık hükmüne rağmen adli yargı, divanın kuruluşu, adayların belirlenmesi, gündeme bağlılık, genel başkan adaylarının konuşması, müzekkere süreçlerinin işletilmesi gibi divanın oluşumuna yönelik seçim işlerinde kendini yetkili kılmaktadır. Diğer bir deyişle, adli yargı Anayasa'dan ve kanundan doğmayan bir yetki kullanmaktadır. Önergeyle doğacak tüm uyuşmazlıklarda görevli mercinin Yüksek Seçim Kurulu olduğu açıkça belirtilmekte ve adli ve idari yargının yetkisi gerçek kişilerle sınırlandırılmaktadır.
Siyasi partiler ister iktidarda olsun ister muhalefette olsunlar demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsurlarıdır. Demokrasiyi yaşatmanın, demokratik siyasal yaşamın vazgeçilmez unsuru olan bu siyasi partilerin yaşatılmasıyla olanaklıdır. Siyasi partilerin yaptıkları faaliyetler de bir tür kamu hizmetidir. Yurt çapında örgütlenmeleri gereken partilerin geniş maddi olanaklara gereksinim duyacağı açıktır. Önergeyle en son yapılan milletvekili genel seçimine katılmamış olmakla birlikte ortaya çıkan siyasi gelişmelere bağlı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde oluşan sandalye dağılımının esaslı bir şekilde değişmesi durumunda, yeni siyasi parti gruplarının kurulması durumunda bunların devlet yardımından yararlanmaları öngörülmektedir.
2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Hakkındaki Kanunu'nun idareye tanıdığı geniş erteleme, yasaklama ve sınırlandırma yetkileri Anayasa’nın 34'üncü maddesiyle güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamada etkin kullanımını engellemektedir. Anayasa'da önceden izin almaksızın kullanılması güvence altına alınmış bir temel hak uygulamada fiilen izin sistemine tabi tutulmaktadır. Teklif 2911 sayılı Kanun'daki toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanımını ölçüsüz biçimde sınırlayabilecek hükümleri 34'üncü maddedeki güvencelerle uyumlu hâle getirmek suretiyle hakkın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kullanılmasını hedeflemektedir. Sanık, mağdur veya suçtan zarar görenin rızasıyla kovuşturma evresindeki duruşmanın Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu veya belirlenen internet ortamında yayınına ilgili mahkeme tarafından karar verilmesi düzenlenmektedir. Seçimle gelinen bir kamu görevinde bulunanlar hakkında yürütülen davaların ses ya da görüntülü kaydına veya nakline olanak sağlanmaktadır. Ayrıca, bu yayınlar için internet yayınları dâhil gereken her türlü teknik imkân ve fiziki altyapının TRT ile Adalet Bakanlığı tarafından sağlanacağı hükme bağlanmaktadır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 183'üncü maddesine eklenen düzenleme çerçevesinde ilgili mahkeme tarafından karar verilen duruşmaların TRT tarafından hiçbir makamın onayını almaksızın yayınlanmasına ilişkin bir düzenleme yapılmaktadır.
Anayasa’nın 70'inci maddesinde "Her Türk, kamu hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez." hükmü yer almaktadır. Buna rağmen, Alevi yurttaşları arasında kamu başta olmak üzere işe girişlerde ve görevde yükselmelerde ayrımcılığa maruz kaldıklarına ilişkin çok güçlü bir algı mevcuttur. Ancak bu sadece bir algıdan ibaret değildir. Alevi kökenli yurttaşların gerek kamusal gerekse toplumsal yaşamda ayrımcılığa maruz kaldıklarına ilişkin çok sayıda rapor ve araştırma mevcuttur. Yirmi yılı aşkın süredir mülakatla alınan hemen hiçbir kamu kurumuna Alevilerin kolay kolay alınmıyor olması bu gerçekliği tescil etmektedir. Son yıllarda Alevi kökenli vali kalmadığı gibi kaymakam, emniyet müdürü ya da genel müdür ve üst düzey kamu görevlisinin olmaması da kamudaki ayrımcılığın en açık kanıttır. Oysa kamuda işe girmek eşit yurttaşlık taleplerinin başında gelmektedir. Kamuda bir insanın Alevi olduğu için işe girememesi ya da bulunduğu görevde bu nedenle yükselememesi açıkça ayrımcılık suçunu oluşturmaktadır. TCK'ye eklenmesi önerilen maddeyle atama ve yükselmede ayrımcılık yapanların cezası iki yıldan beş yıla kadar hapisle cezalandırılması önerilmektedir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 216'ncı maddesinde düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçuna somut saldırıya sebep olma ölçütü getirilmemektedir. Uygulamada çoğunluğu azınlığın fikirlerine karşı korumak olarak algılayan ve eleştirisel açıklamaları suç sayan baskıcı ve antidemokratik yorumlara engel olunması amaçlanmaktadır.
Dezenformasyonla mücadele demokrasinin işleyişi için önemlidir. Sosyal medyada ve basın organlarında algı yönetimi çalışmaları, seçmenlerin manipülasyonu ve siyasilerin itibarına saldırılar için yaygın olarak kullanılmaktadır. Gerçek olmayan bilgiler yayılırken muhalefetin baskılanması amaçlanmakta, yargı süreçlerine dair sürecin taraflarına bilgi verilmeden önce sosyal medya veya basına yapılan sızıntılarla algı operasyonları düzenlenmektedir. Ancak gerçekten dezenformasyonla mücadele etmek yerine iktidar bizzat dezenformasyonun kaynağı hâline gelmiştir. Kamuoyunda "dezenformasyon yasası" olarak bilinen 7418 sayılı Kanun eleştirinin suç olarak görüldüğü bir düzen yaratmış; ifade ve basın özgürlüğüne büyük darbe vurmuştur. 7418 sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 18 Ekim 2022 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu kanun her ne kadar dezenformasyonla mücadele amacı çerçevesinde özellikle 5187 sayılı Basın Kanunu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun'la yapılan düzenlemeleri içerse de söz konusu düzenlemelerin yapıldığı tarihten bu yana Türkiye'de ifade özgürlüğü konusunda çok ciddi sorunlarla karşı karşıya kalınmaktadır. Bu nedenle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" başlıklı 217/A maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır.
2012 yılında 6352 sayılı Kanun'la Türk Ceza Kanunu'nun 220'nci maddesine eklenen 6'ncı fıkrada yer alan; örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılacağına yönelik hüküm, suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir. Benzer hükümler ayrıca aynı maddenin 7'nci, 8'inci fıkralarında yer almaktadır. Söz konusu hükümler uygulamada kötüye kullanılmakta; haksız ve yersiz tutuklamalara, mahkûmiyetlere neden olmaktadır. Bu nedenle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" başlıklı 220'nci maddesinin; örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dâhil olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin örgüt üyesi olarak cezalandırılmasını öngören 7'nci fıkrası ile örgüt propagandasını düzenleyen 8'inci fıkrası yürürlükten kaldırılmaktadır.
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda düzenlenen hakaret suçu, Cumhurbaşkanına karşı işlenmesi hâlinde daha ağır yaptırımlara bağlanmıştır. Cumhurbaşkanının tarafsız olduğu parlamenter rejime özgü düzenlenmiş olan bu suç tipi; Cumhurbaşkanının parti genel başkanı olduğu ve tıpkı diğer siyasi parti genel başkanları gibi gündelik siyasi tartışmaların tarafı olduğu bir sistem için uygun değildir. Buna rağmen, anayasa değişikliklerinden itibaren bu suçtan yapılan soruşturma ve kovuşturma sayısı tırmanmış hatta ifade özgürlüğünü kullanan yurttaşlarımız hakkında tutuklama kararları verilmiştir. 5237 sayılı Kanun hükümlerinin sıklıkla, geniş bir yorumla uygulanması ülkemizde iktidara eleştiriler getiren yurttaşlar üzerinde büyük baskı aracına dönüşmüştür. Cumhurbaşkanına hakaret suçu yürürlükten kaldırılmalıdır. Bu nedenle, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Cumhurbaşkanına hakaret" başlıklı 299'uncu maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" başlıklı 217/A maddesi ile "Cumhurbaşkanına hakaret" başlıklı 299'uncu maddesinin yürürlükten kaldırılması nedeniyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na uyum düzenlemesi yapılmaktadır.
Cezaevleri idare ve gözlem kurullarının kararlarında objektif kriterler söz konusu değildir. Kişisel kanaatlere ve siyasi görüşlere dayanan bu değerlendirmeler; kanunlarda yer alan suç, ceza ve infaza ilişkin kuralların kişiden kişiye farklılık göstermesine neden olmaktadır. Yargı kararıyla cezaevinde tutulanlar, infazın tamamlanmasına rağmen bu keyfî kararlarla pişmanlık ifade etmeye zorlanmaktadır. Özellikle siyasi yargılamalarda ifade özgürlüğü ve eşitlik başta olmak üzere anayasal hak ve ilkeler ihlal edilmekte, kurul kararları "iyi hâl yok" gerekçesiyle cezalandırmaya dönüşmektedir. Adil yargılanma hakkını ve hukuk devleti ilkesini ihlal eden bu keyfî uygulamanın önüne geçilmelidir. Önerdiğimiz düzenlemeyle; idare ve gözlem kurulu tarafından bir hükümlünün iyi hâlli olmadığına dair kararın otomatik olarak infaz hâkimi tarafından incelenerek hem hukukilik hem de yerindelik bakımından tetkik edilmesi sağlanmaktadır.
Terör nedeniyle suçlanan belediye başkanları yerine İçişleri Bakanlığı tarafından kayyum atanmasına ilişkin uygulama kaldırılmaktadır. 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanunu'nda yer alan, eleştiri özgürlüğü ve gazetecilik faaliyetlerini ciddi bir şekilde etkileyecek olan veri sızıntısına dair içerik oluşturma suçu yürürlükten kaldırılmaktadır.
Sayın Başkanım, teşekkür ederiz.