| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 3'üncü maddeye teklif sahipleri "soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi" adını vermiş. Bu madde PKK/KCK kapsamında yürütülen soruşturma ve kovuşturmaları beş yıl, on yıl durduracak, 5'inci maddeyle birlikte okunduğunda şartların gerçekleşmesi hâlinde bu dosyaların kapanmasına kadar uzanacak olan cezasızlık mekanizmasının kapısını açacaktır. Siz burada yalnızca soruşturmayı ertelemiyorsunuz, Türk devletinin terör suçlarının hesabını sorma iradesini erteliyorsunuz. Bir de milletimize dönüp "Merak etmeyin, kasten öldürme suçunu kapsam dışında tuttuk." diyeceksiniz. Asıl cevap vermeniz gereken sorular başkadır. Askerimizi öldürmeye teşebbüs eden ne olacaktır? Polisimizi vurup gazi bırakan ne olacaktır? Bombayı patlatıp onlarca vatandaşımızı ağır yaralayan ne olacaktır? Vatandaşımızı kaçıran, rehin alan, işkence eden ne olacaktır? Karakola saldırıp Mehmetçik'imizi ömür boyu sakat bırakan ne olacaktır? Bunları niçin aynı açıklıkla kapsam dışında bırakmadınız? Soruyorum, aynı terörist aynı silahla aynı niyetle aynı Mehmetçik'imize ateş ediyor; Mehmetçik'imiz şehit olursa başka hukuk, mucize eseri hayatta kalıp gazi olursa başka hukuk mu uygulayacaksınız? Gazimiz şehit olmadı diye teröriste imtiyaz mı vereceksiniz? Bu mu sizin adaletiniz? Bu mu sizin millî dayanışma anlayışınız? 3'üncü maddenin daha da vahim tarafı üçüncü fıkrasıdır. Millî Güvenlik Kurulu kararından önce işlenmiş fakat daha sonra ortaya çıkarılmış bu teklif kapsamındaki bir suç hakkında cumhuriyet savcısı doğrudan soruşturma başlatamayacak. Ne yapacak? Kuruldan izin bekleyecek yani suç ortaya çıkacak, delil savcının önüne gelecek, cumhuriyet savcısı suçtan haberdar olacak ama devletin savcısı "Bu terör suçunu soruşturabilir miyim?" diye siyasi idari kurulun kapısında bekleyecek. Suçu savcı bulacak, soruşturmanın önünü siyaset açacak veya kapatacak. Savcının elindeki soruşturma anahtarını alıp bir kurulun cebine koyuyorsunuz. Devlet teröriste hukuk uygulamak için siyasetten izin istemez. Üstelik, bu millet benzer sözleri daha önce de duydu. "Silahlar susacak, Türkiye'yi normalleşecek, anneler ağlamayacak, huzur gelecek." denildi. Bunların hepsini birinci açılım sürecinde de söylediniz. Habur'u gördük "Örgüt çekiliyor." denildiğini gördük "Silahlar susuyor." denildiğini gördük. Sonrasında ne gördük? Hendekleri gördük, barikatları gördük, yollara döşenen patlayıcıları gördük, mahallelerde biriktirilen silah ve mühimmatı gördük, güvenlik güçlerimizin o sokaklara yeniden hangi bedelleri ödeyerek girdiğini gördük. Bu nedenle bugün bize görüntü göstermeyin, devlet görüntüyle karar vermez; devlet veriyle karar verir, istihbaratla karar verir, silah envanteriyle karar verir, mali kayıtlarla birlikte karar verir. PKK silah bıraktı -sözde- silahları yaktı, değil mi? Silah bıraktıysa kaç silah envantere kaydedildi? Kaçı teslim edildi? Kaç mühimmat deposu vardı, kaçı bulundu? Kaç patlayıcı vardı? Kaç mayın noktası bildirildi? Finans kaynaklarının ne kadarı tasfiye edildi? Yurt dışındaki yapılar gerçekten dağıtıldı mı? PKK/KCK'ya bağlı bütün oluşumların hangileri olduğu kesin olarak tespit edildi mi? Bunları ortaya koymadan "Örgüt fiili varlığına son verdi." deyip Türk hukukunda böylesine ağır sonuçlar doğuramazsınız çünkü terör yalnız silahtan ibaret değildir, bunu özellikle söylüyorum; terör bir yönetimdir, bölücülük amaçtır. Bir örgüt tabelasını indirebilir, adını değiştirebilir, silahlı yöntemi bırakmış görüntüsü verebilir ama siyasi, mali, lojistik ve propaganda kapasitesi devam ediyorsa, Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne yönelen tehdit devam ediyorsa millî güvenlik sorunu da ortadan kalkmış değildir. Tam burada tarihimizin bize bıraktığı çok önemli bir hatırlatma vardır: Türkiye Büyük Millet Meclisi 23 Nisan 1920'de açıldı. Henüz kuruluşunun ilk günlerinde 29 Mayıs 1920'de Hıyanet-i Vataniye Kanunu çıkarıldı. Daha sonra Terörle Mücadele Kanunu'ya ilga edilen bu kanunun tarihî anlamı son derece açıktır. Birinci Meclis Türkiye işgal altındayken, ordusu henüz tam teşekkül etmemişken, hazinesi yok denecek durumdayken, her tarafta isyanlar ve saldırılar yaşanırken millî egemenliği ve Büyük Millet Meclisinin meşruiyetini hedef alan hareketlere karşı tavrını ortaya koydu. O Meclis "Devlet geri çekilsin." demedi "Hukuk beklesin." demedi "Bir siyasi süreç yürütüyoruz, yarın ne olacağına bakarız." demedi çünkü o Meclis biliyordu, egemenlik pazarlık konusu yapılamaz, devletin meşruiyeti müzakere konusu yapılamaz, vatanın bütünlüğü siyasi takvimlere bağlanamaz. Aradan yüz yılı aşkın süre geçti, bugün aynı Meclisin çatısı altında bize düşen görev, terör örgütü mensuplarına özel hukuk koridorları açmak değil, cumhuriyetin hukukunu ve Türk milletinin egemenliğini korumaktır. Hıyanet-i Vataniye Kanunu bugün yürürlükte değildir, biz de bugün o kanun hükümlerinin uygulanmasını tartışmıyoruz ama o kanunun arkasındaki millî egemenlik iradesini hatırlatıyoruz çünkü mesele tam da budur. 1920'nin Meclisi kendisine ve millî egemenliğe yönelen tehdidin üzerine hukukla giderken 2026'nın Meclisi terör suçunu soruşturacak cumhuriyet savcısına "Önce kuruldan izin al." diyemez; bu, bu Meclisin tarihî karakteriyle bağdaşmaz. Türkiye Cumhuriyeti terör örgütüne göre hukuk üretmez, terör örgütü Türkiye Cumhuriyeti'nin hukukuna tabi olur. Bize yine "Terörsüz Türkiye istemiyor musunuz?" diyeceksiniz, elbette istiyoruz ama terörsüz Türkiye ile hukuksuz Türkiye arasında tercih yapmak zorunda değiliz; biz terörsüz Türkiye kadar teröristsiz Türkiye de istiyoruz. PKK dağılsın, YPG dağıtılsın, KCK ve bağlı bütün yapılar tasfiye edilsin, silahlar eksiksiz ve kayıtsız şartsız Türkiye Cumhuriyeti devletinin yetkili makamlarına teslim edilsin, finans ağı çökertilsin, propaganda ve eleman devşirme mekanizması ortadan kaldırılsın ancak şunu herkes aklına yazsın: Silah bırakmak, hesap vermemek değildir; silahını bırakacaksın, örgütünü dağıtacaksın ve geçmişte suç işlediysen Türk mahkemeleri önünde hesap vereceksin çünkü terör örgütü silah bırakabilir, Türkiye Cumhuriyeti egemenliğini bırakamaz; terör örgütü adını değiştirebilir, Türkiye Cumhuriyeti devlet vasfını değiştiremez; terör örgütü yöntem değiştirebilir, Türk devleti adaletten vazgeçemez.
Bizim itirazımız bir kelimeye, bir fıkraya, bir teknik ayrıntıya değildir; bizim itirazımız terörle mücadelede devletin hukukunu siyasi bir sürecin sonucuna bağlayan anlayışadır. Gazimizi sakat bırakan teröriste "Mağdur şehit olmadı." diye ayrıcalıklı bir kapı açılamaz. Türkiye Cumhuriyeti'nin terörle mücadelede verdiği bedeller masa başında hukuken etkisizleştirilemez. Bu nedenle, 3'üncü madde üzerinde makyaj istemiyoruz, bir kelimesini çıkarıp bir cümlesini değiştirip bir fıkrasını yumuşatarak bu meseleyi çözemezsiniz. Bütün kanun teklifi gibi 3'üncü madde de Türk Meclisinin gündemine getirilmemelidir. Bu Meclisi kuran millî iradenin bize bıraktığı en temel emaneti unutmayın, egemenlik kayıtsız ve şartsız milletindir. Terör örgütü silahını yere bırakabilir fakat Türk devleti adaleti yere bırakamaz ve hıyanetin zaman aşımı olamaz diyor; heyeti saygıyla selamlıyorum.