KOMİSYON KONUŞMASI

ŞENOL SUNAT (Manisa) - Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; evet elimizdeki kanun teklifi bizim Sayın Genel Başkanımız Müsavat Dervişoğlu'nun da ifade ettiği gibi "Bu cumhuriyeti yüz yıllık reklam arası görenlerle, yüz yıllık zulüm diye tarif edenlerin ortak metni." Bir başka deyişle bu metin, Cumhur İttifakı'yla PKK ve siyasi uzantısının koltuk için siyasi pazarlığının çerçevesi. Evet, bu aynı zamanda PKK'ya özel bir af. Hani biraz önce "Af değil." diyenler de vardı ama Sayın Abdülhamit Gül konuşmasında "Bu aftan yararlanmak istemiyorum." diyen faydalanamayacak diye kendi ağzıyla da ifade etti.

Evet, ülkenin içinde bulunduğu, geleceğine ilişkin derin kaygılarımızı dile getirmek isterim çünkü bazı süreçler vardır, yalnızca yazılan kanun maddeleriyle değil kullanılan kavramlarla, kurulan cümlelerle ve verilen mesajlarla değerlendirilir. Bugün önümüzde duran tablo tam da böyledir. Onay merci hâline getirilen,

milletvekillerinden önce taslağı gören, terörist başı Cumhuriyetin kuruluşu kadar önemli bir sürecin başlangıcı, demokratik cumhuriyet ve bu yasanın yeni bir dönemin kapısını aralayacağı yönünde ifadeler kullanıyor. Buradan soruyorum: Cumhuriyetin kuruluşuyla kıyaslanan bu tarihî dönüşüm nedir? Silahların bırakılması elbette milletimizin ortak temennisidir. Terörün tamamen sona ermesi hepimizin arzusudur ancak terörün sona ermesiyle cumhuriyetin yeniden tanımlanması arasında nasıl bir ilişki kurulmaktadır? Bu soruların cevabını bu aziz millet hak etmektedir. Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti pazarlıklarla kurulmuş bir devlet değildir. Türkiye Cumhuriyeti Çanakkale'de, Sakarya'da Dumlupınar'da verilen büyük mücadelenin eseridir. Cumhuriyetimizin temel ilkeleri Anayasa’nın ilk 4 maddesiyle güvence altına alınmış, devletimizin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, üniter yapısı ve vatandaşlık anlayışı bu milletin ortak iradesiyle kabul edilmiştir. İşte, bu nedenle bugün kullanılan her kavram dikkatle değerlendirilmek zorundadır çünkü bölgemize baktığımızda karşımıza dikkat çekici bir tablo çıkmaktadır. Irak'ın kuzeyinde anayasal statüye sahip bir bölgesel yönetim bulunmaktadır. Suriye'nin kuzeyinde fiili bir yönetim yapılanması oluşmuştur ve şimdi ise Türkiye'de cumhuriyetin yeniden değerlendirilmesi, demokratik cumhuriyet ve yeni bir başlangıç söylemleri gündeme getirilmektedir. Bu süreç yalnız silahların bırakılmasına mı ilişkindir yoksa bundan sonra yeni anayasal ve siyasal tartışmaların zeminini mi hazırlamaktadır? "Kapısı aralanıyor." denilen süreç tam olarak hangi sürecin kapısını aralamaktadır? "Demokratik cumhuriyet" denildiğinde demokratik konfederalizmden mi bahsedilmektedir? Mevcut cumhuriyetten farklı olarak ne kastedilmektedir? Bu sorular cevapsız bırakıldıkça toplumdaki kaygılar da büyümeye devam edecektir. Sayın milletvekilleri, milletimiz geçmişte yaşanan süreçleri unutmuş değildir, asla tecrübelerden ders çıkarmıyoruz. Habur'u unutmadık, Oslo görüşmelerini unutmadık, Dolmabahçe mutabakatını da unutmadık, hendeklerde kaybedilen vatan evlatlarını asla unutmadık. Yaşanan acıları asla unutmadık. Bu nedenle bugün milletimizin beklentisi belirsizlik değil, açıklıktır, kimsenin tereddüt etmeyeceği bir şeffaflıktır. Bizim itirazımız, cumhuriyetin temel nitelikleri konusunda en küçük bir belirsizlik oluşturabilecek söylemlerdedir ve bu söylemleri siyasal uzantı Mecliste her gün dile getirmektedir. Bizim itirazımız, devletimizin üniter ve ulus yapısını tartışmaya açabilecek, her türlü yaklaşımadır. Bizim itirazımız, bu büyük cumhuriyetin kuruluş felsefesinin farklı kavramlarla yeniden tanımlamasına yöneliktir. Bir barış lafzı hiç durmadan tekrar ediliyor. Bir kavramı doğru, yerli yerine oturtmadan sağlıklı bir tartışma yapamayız. Barış kiminle yapılır değerli milletvekilleri? Uluslararası hukukta barış, savaş hâlindeki iki egemen devlet arasında yapılan bir anlaşmadır. Türkiye Cumhuriyeti devletinin terör örgütüyle eşit statüde barış yaptığı veya yapabileceği düşüncesini nasıl kabul ediyorsunuz? Terörle mücadele edilir, suç işleyenler hukuk önünde hesap verir, silah bırakanlar hukukun öngördüğü çerçevede değerlendirilir ama terör örgütüyle devlet arasında iki taraflı bir barış ilişkisi asla kurulamaz. Bizim Kürt kardeşlerimizle hiçbir zaman düşmanlığımız olmadı. Biz aynı mahallelerde büyüdük, aynı okullarda okuduk, aynı sınıfta, aynı sapta vatan savunduk, aynı bayrağın altında şehit düştük, aynı ezanı dinledik, aynı sofraya oturduk, aynı acıyı paylaştık. Bu milletin mezarlıklarında Türk'ün de mezarı vardır Kürt'ün de, yan yanadır çünkü bu milletin kaderi de ortaktır, tarihî de ortaktır. Bu ülkenin ailelerine bakın sayın milletvekilleri, Türk ile Kürt birbirine kız vermiştir, oğul vermiştir, akraba olmuştur, komşu olmuştur, can yoldaşı olmuştur. Bizim aramızda barış yapılmasını gerektirecek bir düşmanlık ve ayrılık asla yoktur. Biz zaten bin yıldır aynı devletin, aynı tarihin ve aynı milletin mensupları olarak birlikte yaşıyoruz. kurtuluş mücadelesini de öyle verdik. Bu nedenle kavramları doğru kullanın. Sorun milletimizin birliği değildir. Sorun Türkiye Cumhuriyeti devletine silah doğrultan terör örgütüdür, mücadele edilmesi gereken de budur. Biz etnik kökeni ne olursa olsun 86 milyon vatandaşımızın hukukunu aynı kararlılıkla savunuyoruz. Bizi bir arada tutan şey, etnik ayrılıklar değil, kültürümüzdür, vatanımızdır, bayrağımızdır, tarihimizdir ve geleceğimizdir. Bir hususun altını özellikle çizmek istiyorum. Türkiye'nin Kürt vatandaşları farklı siyasi görüşlere, farklı hayatlara, farklı tercihlere sahip bu cumhuriyetin eşit haklara sahip vatandaşlarıdır. Hiç durmadan "eşit yurttaşlık" denilmesinin sebebini biliyoruz. Farklı bir millet olduklarını ve 66'ncı maddede Türk kimliğine isyan ettikleri için bunu söylüyorlar çünkü Cumhuriyet bize eşit vatandaşlığı zaten sağlamıştır. Teröristbaşı Öcalan'ın veya PKK'nın bütün Kürtlerin temsilcisi olduğu yönündeki bir yaklaşım hem demokratik temsil ilkesine hem de Türkiye'deki Kürt vatandaşlarımızın iradesine büyük haksızlıktır. Kürt vatandaşlarımızın siyasal tercihleri de düşünceleri de tek tip değildir. Bu nedenle bir örgüt ya da bir kişinin bütün bir toplumu temsil ettiği varsayımı da çok yanlış olduğu ortada değil midir? Bizim muhatabımız etnik kimlikler değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin eşit vatandaşlarıdır, 86 milyondur. Bizim Kürt kardeşlerimizle hiçbir meselemiz olmadı. Bizim meselemiz, Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı silahlı eylemlerde bulunmuş, 50 bine yakın kişiyi katletmiş ve hukuk önünde terör örgütü olarak tanımlanan bir yapıyla ilgilidir. Bu ayrımı net biçimde yapmak hem hukuk devletinin hem de toplumsal birliğimizin gereğidir.

Değerli milletvekilleri, biz Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu değerlerine, ulus ve üniter devlet yapısına, Anayasa’nın değiştirilemez hükümlerine sonuna kadar sahip çıkmaya devam edeceğiz. Cumhuriyeti kuran irade bize yalnızca bir devlet bırakmadı, aynı zamanda o devleti sonsuza kadar yaşatma sorumluluğunu da emanet etti. İşte, biz o emanete sahip çıkmak için hepimiz buradayız ve şunu bilmenizi isterim ki terör örgütünün mensupları için siyaset hakkını pazarlık konusu yapmak millet iradesini silahın iradesine teslim etmektir sayın milletvekilleri. Narkoterör örgütünün uyuşturucu ticaretine de karışmış mensuplarına özel siyaset güvencesi istemek yalnızca teröristi değil, terörün suç ekonomisini ve kurduğu silahlı düzeni de siyasi dokunulmazlık zırhına almaktır. Terör örgütünün taleplerine siyasi güvence arayan bir anlayış demokratik siyaseti değil, terörün açtığı alanı korumaya çalışmaktadır. Milleti temsil etmek, terör örgütünün geleceğini güvence altına almak değil milletin hukukunu, devletin meşruiyetini ve demokrasiyi savunmaktır. PKK terör örgütü bu tür toplumsal beklentileri, çatışmayı bitirmek için değil siyasi ve stratejik hedeflerine ulaşmak için kullandı bugüne kadar, bugün de kullanmaya çalışıyor. Bu nedenle sorumluluğumuz, sayın milletvekilleri, terör örgütünün sinsi siyasetine, manipülasyonlarına ve algı operasyonlarına karşı toplumu uyarmaktır. Bu süreçte, öncelikle kendisinin meşrulaştırmaya, otorite ve Kürtlerin temsilcisi olarak kabul ettirmeye, elebaşına ve örgüt mensuplarına siyasi ve hukuki statü kazandırmaya, devleti yıpratmaya, toplumda güven ve onur bunalımı oluşturmaya, yandaşlarına sözde bir siyasi zafer ve psikolojik üstünlük sunmaya, ulusal ve uluslararası zeminde kendisini çatışmanın tarafı olarak kabul ettirmeye çalışıyor. Bunun yanında, resmî dil, mahalli idari düzenlemeler, yerel yönetimlere daha çok güçlendirme, özerklik tartışmaları gibi başlıklar üzerinden ayrışmayı derinleştirecek yeni siyasi alanlar açmayı hedefliyorlar. Uyanın, Türk milleti olarak -zaten buradan milletimize sesleniyoruz- uyanın; barış söylemi üzerinden güvenlik baskısını azaltan, zaman kazanan, yeni konumlanmalar ve yığınaklar için elverişli zemin oluşturan, siyasi ve silahlı hareket alanını farklı yöntemlerle genişletmeye çalışan bir strateji izlediği görülmelidir artık. Gerçek amaç, örgütsel varlığını tasfiye etmek değil sayın milletvekilleri, şartlara göre dönüştürerek, geliştirerek ve elverişli şartlar oluştuğunda yeniden tahkim ederek sürdürmektir. Kandil'deki elebaşları, yurt dışındaki temsilcileri bunları hiç durmadan zaten ifade ediyorlar.

Son olarak, sözlerimi tamamlamak istiyorum, silahların susması elbette herkesin arzusudur ancak silahların susması adına terörün yıllardır ulaşamadığı hedeflere farklı yöntemlerle ulaşmasına ve jeopolitik bir tehdide dönüşmesine imkân sağlayabilecek adımların doğuracağı sonuçları da iyi değerlendirmek zorundayız sayın milletvekilleri.

Teşekkür ediyorum.