KOMİSYON KONUŞMASI

İSKENDER BAYHAN (İstanbul) - Teşekkür ediyorum Başkan. Ben de gecenin bu geç saatinde bütün hazırunu çok saygıyla selamlayarak başlamak istiyorum.

Aslında kanunun genel gerekçesi ve sorunun genel çözümüne ilişkin kanun teklifi üzerinden bazı şeyler paylaşmak istiyordum ama gerek kanun teklifinin sunumu sırasında saray iktidarının ve ittifakının sözcülerini dinlerken gerekse "Hayır!" diyen İYİ Partinin sözcülerini, itirazlarını dinlerken bazı temel kavramlar üzerine partimizin düşüncelerini paylaşmanın iyi olacağını düşündüm kendi açımızdan. Çünkü biz gerek Komisyon çalışmalarına, Millî Birlik, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmalarına gerekse de kanun teklifine hep bu ülkenin işçi sınıfının, emekçilerinin, ezilen, sömürülen halk kitlelerinin; Türk'üyle, Kürt'üyle, Alevi'siyle, Sünni'siyle, onların çıkarları temelinde yaklaşmaya, onların haklarını, çıkarlarını önceleyerek bakmaya çaba sarf ettik. Bu kanun teklifinin de etkisine, sonuçlarına ve içeriğine öyle bakmaya çalışıyoruz.

Şimdi, tabii, bir öz eleştiri yapmayınca bu ülkeyi yönetenlerin güncel veya geleneksel temsilcileri, bu ülkenin devlet ve iktidarlarının bugüne kadarki sözcüleri, ister istemez geçmiş dönemin uzak ve daha yakın dönemlerinde izledikleri politikaların ayaklarına dolandığı tartışmalar ve karşılıklı kapışmalara neden olan polemikler gündeme geliyor. Aslında, Komisyonun başından beri yaşadığımız bazı meselelerin bu açıdan çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Buraya neden geldik, nasıl geldik, şimdi neden bu tartışma ve itirazlar üzerinden birbirine dün Türkiye'de iktidar mücadelesi verirken, iktidar kavgası verirken birbirine karşı sarf ettiği sözleri hatırlatan, birbirinin içinden çıkmış partiler geleneğinin polemiklerini yaşıyoruz. Aslında bu anlaşılır hâle geliyor. Kanun teklifinin genel gerekçeleri ve çerçevesi de aslında buna bir açıklık da getiriyor gibi diye düşünüyorum. Onun için bazı temel hususları paylaşmak istiyorum.

Uluslar nasıl ortaya çıktı? Ulus nedir? Uluslar ne zaman ortaya çıktı? ulus, ulusal hak, ulusal eşitlik kavramları, bunların tarihçesi... Bunları uzun uzun anlatmayacağım ama böyle bir mevzuyu konuşurken "ulus" ya da "millet" kavramının yaşı, geçmişi; "ulusal haklar" ve "ulusal hak eşitsizlikleri" gibi kavramların kökeni, bugünü ve onun nasıl burada binlerce, on binlerce yıl gerilere götürülerek karmaşık bir hâle geldiğine tanık olduğumuzu düşünüyorum. Bakınız "ulus" kavramının yaşı bilimsel olarak iki yüz elli yıl, iki buçuk asır ve Fransız devrimine dayandırılarak da tartışılan ve kavram olarak ilk kullanıldığı, kavram olarak ilk ifade edildiği ve yazılı metinlere geçtiği dönemden bu yana geçen süreç öyle o kadar uzun bir süreç değil ve genç bir kavram. Ulus demek ve ulus deyince ne ifade ettiğimizi anlamakta anlaşamazsak bu meseleyi de bir yere götüremiyoruz çünkü ulus bizim açımızdan... Ve bilimsel olarak da böyle olduğunu iddia edip düşünüyoruz, en azından az çok temel metinlerde belli bir bilimsel tarıma olduğunda ulaşılabilecek tarifin ulusun ne olduğunun yanıtı: Tarihsel olarak oluşmuş, ortak bir dile sahip olan; toprak, iktisadi yaşam ve kültürel birliği temelinde şekillenen halk topluluklarına ulus diyoruz. Ulus kavramının bilimsel içeriğini bundan farklı tanımladığınızda ilerleyemezsiniz veya kendi tarihsel gerçekliğinden koparsınız. Ulusun bu özelliklerini özgürce yaşamasına, geliştirmesine engel olmak, buna karşı çıkmak ise ulusal hakları yok saymak anlamına gelir ve ister geride kalan yüzyılı, ister gelecek yüzyılı, ister Malazgirt'ten başlayan bin yılı, isterseniz on bin-on beş bin yıllık uygarlık tarihini, sınıflı toplumlar tarihini, isterseniz üç yüz bin yıllık modern insanın tarihini tartışın, geriye gidin, aşındırın sizler, burada, bu bilimsel gerçekleri tartışıp, kabul edip, anlaşmadan bir sonuca varmak, burada geçmişim politikalarını süzgeçten geçirmeden geleceğe umutla bakmak, geleceğe daha ilerden yaklaşmak mümkün olmaz diye düşünüyoruz. İster dil bilimi açısından, ister kavram bilimi açısından, ister antropoloji, ister arkeoloji açısından meseleyi ele alın gelip göreceğiniz gerçeklik bu olacaktır. Bütün bunlar bize Kürtlerin, Kürt halkının ayrı bir ulus olduğu gerçeğini hatırlatıyor. Kabul edin, etmeyin bilimsel olarak bu bir gerçeklik. Kararlı bir dil birliği başta olmak üzere, kültürel şekillenişi ve ekonomik yaşam koşulları açısından burada sizin bazı başka vesilelerle verdiğiniz örnekler bize bunu çok somut gösteriyor. Onların bir ulus oldukları ve bilimsel olarak da bunu kabul etmemiz gerektiğini, aklen ve vicdanen de kabul etmemiz gerektiğini gösteriyor. Bu gerçeği reddetmek temel olarak bir ulusal hak ihlali ve Kürt ulusal sorununun da temeli. Kürt sorunu değil, bakın, Kürt ulusal sorununun diye özellikle vurgulamak istedim Kürt sorunu tartışmaları üzerinden. Onun için, atılacak adımların güvenlik sorunu, terör sorunu olarak değil; ulusal hak eşitliği sorunu olarak görmek ve bu yönde atmak geleceği kazanmak açısından önemli bir fırsat. Çözüm, ilerleme, demokratikleşme ve barış açısından tartışabilmek, yarınlara bakabilmek için de bu hayati önemde. Türkiye çok uluslu bir ülke, Türkler çoğunluk ve egemen ulus Kürtler ise ezilen azınlık bir ulus. Bu nesnel bir durum ve bunu değiştirmek durumundayız, bunu değiştirmeden ilerleyemeyiz. Hani, saray iktidarının ve ittifakının temsilcileri sık sık emperyalistlerin planlarından, hesaplarından, oyunlarından bahsediyor, oyunları bozduğundan söz ediyor ya -mesela bunu hatırlatmak istiyorum- o zaman işe buradan başlayalım, bu teklifin genel gerekçesini buradan ele alarak başlayalım, böyle yazarak başlayalım çünkü Kürtleri bir ulus olarak kabul edip onların ulus olmaktan kaynaklı demokratik haklarını tanımadığımız sürece, bunu somut olarak ifade etmediğimiz sürece genel gerekçeyi yanlış yazıyoruz demektir çünkü emperyalistler en çok bunun olmasını istemiyorlar; bu eşitsizlik her zaman var olsun ve onlar da bunu her zaman kullansınlar istiyorlar ve bu coğrafyanın yeniden paylaşımının en önemli dayanaklarından biri olsun istiyorlar çünkü emperyalistler ulusların eşit haklara sahip olmasını sevmezler, hoşlanmazlar ve özgürlükleri istemezler.

ŞENOL SUNAT (Manisa) - Ne oldu Yugoslavya?

MEHMET AKALIN (Edirne) - Yugoslavya'da olduğu gibi, değil mi?

İSKENDER BAYHAN (İstanbul) - Yeri gelmişken, "emperyalist-siyonist ittifak" sözü geçti ve emperyalist-siyonist ittifak açısından önümüzdeki dönemin önemli olduğu vurgulandı. Evet, şimdi, emperyalist-siyonist ittifak... "Siyonist ittifak" deyince hemen "İsrail" ve "Netanyahu" kelimelerini kullanıyoruz. Peki, emperyalist-siyonist ittifakın emperyalist kanadında kim var? ABD emperyalizmi. "ABD emperyalizmi" diyemiyoruz ya da denilemiyor, diyemiyor bu yaklaşım.

YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Biz diyoruz.

MEHMET AKALIN (Edirne) - Biz diyoruz.

SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Biz diyoruz ki: Siz, ABD'nin silahlandırdığı terör örgütünü affediyorsunuz.

İSKENDER BAYHAN (İstanbul) - Tamam, herkes desin, bir sakıncası yok ama bu metin diyemiyor, genel gerekçe bunu diyemiyor. Sonra da "ABD emperyalizmi" diyemediği gibi ne yapıyor? Emperyalizmin oyunlarını bozmaktan bahsederken... Şimdi, Trump ve Tom Barrack "Orta Doğu'da yeni oyun kuruyoruz." diye büyük ulus propagandası yapıyorlar. Millî ve yerli büyük gelecek... Şimdi, bakınız, siz o zaman emperyalist oyunları bozmuyorsunuz. Siz, İsrail yerine emperyalistlerle daha ileride oyun kuran pozisyonda olmak istiyorsunuz; gerçeklik bu.

MEHMET AKALIN (Edirne) - Yugoslavya'da öyle mi bozdular?

İSKENDER BAYHAN (İstanbul) - Yugoslavya'da bu mevzu başlayınca, işte, bir Yugoslavya'dan 6 tane ulus... Bir arada yaşayan 6 ulustan on binlerin ve yüz binlerin kanına mal olan bir gerçeklik çıktı, değil mi? Hâlâ savaşıyor ve hâlâ çatışıyor. Onun için, bir ulusun varlığını ve onun temel eşit haklarını tanımadan bir yere varamazsınız. "Kardeşlik" der ama "eşitlik" diyemeyiz; bu, kabul edilir olmaz.

Kaynakların kullanımı genel gerekçede en çok dile getirilen konulardan biri. Eğer silahlar susar ve bu süreç tamamlanırsa ne olacak? Kaynaklar kullanılacak. Bilim, teknoloji, o kadar altyapı, sosyal kalkınma... Şimdi, bu memleketin kaynaklarının ve mevcut bütçesinin nelere kullanıldığını, hangi teşviklerle kullanıldığını biliyoruz ama çok açık ki bu, bu yaklaşım bunu kabul etmediği sürece Kürt işçisinin, emekçisinin, köylüsünün, küçük orta üreticisinin değil Kürt sermayedarının, Kürt burjuvasının Türk sermayedarları ve Türk burjuvalarıyla ittifak edip bu coğrafyada pay kapma savaşının bir parçası olmasına hizmet eder. Yine, genel gerekçe açışından, kaynakların kullanımı açısından bakarak tartışacak olursak; bakınız, iş gücü, ucuz emek gücü, sermaye gücü, bütün bu coğrafyanın pazarlarının paylaşılması, bütün bu hesaplara karşı çıkmak için siz emperyalizmle oyun bozuyorsanız o zaman emperyalizmin, emperyalistlerin bu coğrafyadaki üslerinin kapatılmasını, bu coğrafyadaki emperyalist askerî birliklerin kendi ülkelerine gitmesini savunacaksınız. Bunu savunmadan bunu nasıl başaracaksınız? Siz de yayılmacılıkla bunu dengeleyeceğinizi düşünürseniz İsrail'le yarışıp İsrail'in eş değeri yani bir zamanlar BOP'un eş başkanlığından düşünce şimdi İsrail'i düşürüp yeniden o pozisyona gelmenin savaşını verir duruma gelirsiniz. Bunu zaman zaman ben "Amerikan atına binip Osmanlı kılıcı sallamak" olarak ifade ediyorum ve böyle bir şeyle ilerleyemeyiz. Bu açıdan, bu metin de genel gerekçe de bize sadece hamasi bir şey sunmuş olur gelecek açısından ve sadece bir avuç sermayedarı, zengini mutlu eder; şu anda da olan odur, şu anda da Kürt halkı açısından birçok kaygının hâlâ yaşanıyor olmasının temelinde bu var.

Biraz daha içeriye doğru gelince, kanun teklifinin çerçevesi açısından da burada çok şey söylendi. Onun için, Millî Birlik, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporunun 6'ncı, 7'nci maddesinde birçok mesele var ama bu konularda nasıl adım atılacağına dair tek bir cümle yok, hatta tartışma ve gerilim oluyor iktidar kanatları arasında, AYM ve AİHM kararlarının uygulanması da dâhil. Bunlar için yasal düzenleme, gerekçe de gerekmiyor diyoruz ama AİHM ve AYM kararlarının uygulanmaması üzerinden cezaevindeki Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ gibi politik tutsaklar başta olmak üzere bu sefer onların çıkıp çıkmamalarını yeni bir kanuna bağlıyoruz. Bakın, bunu tartıştırıyorsunuz bize. Hâlbuki çıkmaları gerekiyordu ama buna imza atılmış.

TURAN TAŞKIN ÖZER (İstanbul) - Karar var, tabii.

İSKENDER BAYHAN (İstanbul) - Dolayısıyla, biz, bu metinler üzerinden... Yine, bir yaklaşım ortaya konuluyor, deniliyor ki... İşte, burada da hatırlatıldı; "Gelsinler, düz ovada siyaset yapsınlar." dedi bir zamanlar Mehmet Ağar gibi bir siyasetçi. Şimdi, bırakalım gelip düz ovada siyaset yapmayı, "Siyaset yapmak için gelsinler." diye çıkarılan bir yasa... Sürgündekiler, cezaevindekiler, PKK kadroları, militanları, Irak'ta, Suriye'de, İran'dakiler, bunun bile önünü kesecek tartışmalar yapıyoruz ve geçmiş yanlışların öz eleştirisi verilmediği için de birbirine geçmişi hatırlatarak yeniden bir ileri adım atabilme şansını tartışılır hâle getiriyoruz.

Şimdi, bakınız, üçüncü göz konusu... Neden "üçüncü göz" deyince hep dış güçler geliyor akla? Niye bu ülkenin emek örgütleri, sendikaları, Meclisi, siyasi temsilcileri, meslek örgütlerinden oluşacak bağımsız bir kuruldan bir izleme heyeti oluşamıyor da hep akla "dış güçler" deyince ya İngiliz'in ya Fransız'ın ya Avrupa Birliğinin ya da bir başka emperyalist ülkenin heyetinin gelip bu işe refakat etmesi geliyor? Bu ülkenin temsilcilerinden oluşamıyor mu bu gözlem heyeti? Niye Meclis Komisyonu izliyor, tavsiyede bulunuyor da saray bürokrasisinin en tepedeki silahlı ve sivil bürokrasinin temsilcileri bütün süreci yönetiyor? Bu demokratik olma açısından bir şey çağrıştırmıyor mu, bir sorun yaratmıyor mu sizin için?

Şimdi, bakınız, yine Silivri mevzusunu da düşünelim. Biz bu meseleyi tartışırken en çok verilen örnekler ne oluyordu biliyor musunuz tarihimiz açısından, yakın tarihimiz açısından? 12 Eylül cuntası ve Diyarbakır Cezaevi Kürt sorunu açısından. Şimdi nasıl bir aforizma var Türkiye'de? "Silivri şimdi soğuktur." diye konuşuluyor, tarihe bu geçti şimdi. Barış açısından, silahların susması açısından tarihî bir dönemeçten bahsederken böyle bir dönemeçte böyle bir hafıza katediliyor, kaydediliyor, böyle bir gerçeklikle yüz yüze oluyoruz. Dolayısıyla, bu çerçeve, bu gidişat, bu yönüyle bize -başından beri söylemeye çalışıyoruz- bir iç cephe siyasetinde de bir demokratikleşme değil, geleceğe dair yerli ve millî bir siyaset değil bir kez daha bir iktidar kavgası, bu ülkenin iktidar klikleri arasındaki bir iktidar kavgası ve onun sürdürülmesini önümüze getirip ona göre her şeyi şekillendiriyor, her şeyi buna göre ele alıp son noktada buna göre adım atmaya çalışıyor.

Bakınız, genel çerçeve açısından daha temel meseleler de var ama örneğin, birçok düzenleme yapılıyor mağduriyetler açısından bakın, cezasını yatmış, mesleğinden olmuş, dışarıda olan KHK'liler, ihraç kararı verilen on binlerce, yüz binlerce kişi, bunların iadesi bile yok, bunu bile kanunla bir cümleyle koyamıyoruz.

Şimdi, af tartışması açısından da bir şey söylemek istiyorum. Kanun teklifini de gerekçesini okurken ben bir 5T formülü çıkıyor; terör, teslim, tespit, teyit, tasfiye. 5T formülü oluşmuş, bilmiyorum, yazanlar böyle mi kurup sonra ona göre yazdılar ama. Ya, 2 maddelik bir şey yapalım ve bütün politik tutsakları, cezaevinde bulunan bütün politik tutsakları, insanlığa, halka karşı işlenmiş suçlardan, kadınlara yönelik, çocuklara yönelik suçlardan, işkence, tecavüz, taciz gibi suçlardan asla affedilmemek üzere bunları kapsam dışı tutarak bütün herkesi kapsayan adil bir infaz yasasıyla bir genel af yasası çıkaralım 2 maddelik ve o zaman bu sürece ilişkin halk kitleleri açısından, Türk ve Kürt ulusu açısından çok daha büyük bir destek alalım. Buradan yürünsün ama bunu tartışmak olunca siyasi iktidar kavgaları bunun önüne geçiyor diye düşünüyorum.

Yine, çerçeve açısından önemli hususlardan biri bu tartışma sürecinde; bu kadar kıyamet kopuyor, itiraz eden, "hayır" diyen İYİ Parti Grubu bir sürü şey söylüyor ama bakınız, ortada bir gerçeği akıl etmiyor veya da bunu dile getirmiyor bu itirazı yaparken. Şimdi bu yasada kanunların hepsini koruyorsunuz, burada da bir geri dönüş açısından düzenleme yapıyorsunuz ve bu insanların hepsinin başına gelecek olan binlerce, belki de on bini aşacak olan sürgündeki, cezaevindeki yurttaşlarımız, PKK kadroları, militanları buraya gelecekler ve bu kanunlar onların kafasında Demokles'in kılıcı sallanır gibi bekleyecek. Böyle bir tabloyla yüz yüzeyiz çünkü yasalar aynen duruyor. Beş yıl, on yıl diyoruz ve bu beş yıl, on yılda Türkiye iktidar mücadeleleri nasıl şekillenecek, Orta Doğu nasıl şekillenecek? Sonra da buna güven tesis edilsin istiyorsunuz, böyle olacağını ve buradan böyle büyük beklentilerle halkımızın aldatılmaması gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Ve son olarak çok şey söylenebilir, kanun teklifinin bazı maddeleri açısından da çok şey söylenebilir. Belki maddeler bölümü konuşulurken fırsat olursa orada somut maddelere ilişkin önerilerimizi sunmak istiyorum ama siyaset yasağı... Yurttaşlık hakkı olarak böyle bir şey yapıp sonra da siyaset yasağı getirmek, bu da anlaşılır bir şey değil. Hem yurttaşlık hakkını iade etmek üzere bir süreç koyuyorsunuz -ve zaten beş yıllık, on yıllık süreçler koymuşsunuz ki o kadar uzun uzun süreçler bunlar- ondan sonra da getirip yurttaşlık hakkı olarak da siyaset yapma hakkını da tanımıyorsunuz ya da ona da engel çıkarıyorsunuz. Bunlar kabul edilebilir şeyler değil.

Sonuç olarak, tarafların uzlaştığı bir -bizim açımızdan, partimiz açısından- silah bırakma protokolüyle yüz yüzeyiz ve böyle bir protokolü oluşturan bir kanun teklifiyle yüz yüzeyiz. Ve biz bütün eleştirilerimize rağmen, bütün uyarı ve itirazlarımıza rağmen bu tarafların bu protokolde uzlaştığı -eleştirilerimizin itirazlarımızın dikkate alınmasını ve düzenlemelerin yapılmasını elbette biz de bekleriz ama olmadığı koşullarda bile bu eleştiri ve uyarılarımıza, itirazlarımıza rağmen- bir protokole, bir kanun teklifine "Hayır." denilmemesi gerektiğini düşünüyoruz, "Hayır." diyerek bir yere varamayacağını düşünüyoruz.

Genel Kurul sürecinde de tutumumuz buna uygun olacak, buna uygun bir tutum takınacağız. Umarım politik hesaplar için değil, iktidar kavgaları için değil, Türk ve Kürt ulusunun bu çok uluslu ortak yaşamının eşit ve kardeşçe sürmesi için vesile olacak bir artık süreç olur, düzenleme olur.

Bir kez daha bu temenniyle teşekkür edip nokta koymak istiyorum.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Bayhan, siz imza atmış mıydınız teklife?

İSKENDER BAYHAN (İstanbul) - Yok.