| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkan, bir adaletsizlikten bahsedeceksek benim önümde mikrofon yok, söz alamadım, benim sabahtan beri burada bu Komisyonu takip ettiğimi de...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Ben sizi not etmiştim, sıraya da koymuştum.
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Hayır Sayın Başkanım, sizin için söylemiyorum. Bakın, benim önümde mikrofon yok fakat ben sabahtan beri bu Komisyonu takip eden bir kardeşinizim, bir milletvekiliyim.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Hepimiz öyleyiz!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Bülbül, size söz verdim.
Buyurun.
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Hayır, bir saniye...
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Komisyon üyesi mi arkadaş?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Komisyon üyeleri bitti, şu anda Komisyon üyesi olmayanlara söz veriyorum Sayın Sunat. Sayın Tanrıkulu da Komisyon üyesi değildi.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buyurun Sayın Bülbül.
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sizin adınıza, mikrofondan dolayı, sistemden dolayı iddia ettiğiniz hususu benim imkânsızlığım dolayısıyla söz konusu olmadığını ifade etmek istiyorum. Ben de bundan dolayı gittim bizzat kendi ismimi yazdırmak suretiyle sıraya girdim müsaadenizle.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - O zaman herkese aynı, eşit olsun!
RIDVAN UZ (Çanakkale) - Beni de yazar mısınız sıraya lütfen.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sıradasınız.
MUHAMMED LEVENT BÜLBÜL (Sakarya) - Sayın Başkanım, müsaadenizle konuşmaya başlamak istiyorum.
Sayın Başkan, Değerli Komisyon üyeleri, çok değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti devleti tarihten günümüze bulunduğu coğrafyada hem bölgesel hem de küresel güç mücadelelerinin odağında yer almaktadır. İçinden geçtiğimiz bu dönem küresel ölçekte yükselen kaotik ortam ve şartları barındırmaktadır. Dünyada süregelen bu çalkantılı dönemde ahlaki, hukuki ve siyasi krizlerin gölgesinde büyüyen jeopolitik rekabetler ekonomik gerilimler ve stratejik çatışmalar uluslararası sistemde derin bir istikrarsızlık tablosu ortaya koymaktadır. Dünya genelinde yükselen güvenlik riskleri, devlet dışı silahlı örgütlerin varlığı, bölgesel güç rekabeti ve organize göç hareketleri ulusal güvenlik mimarilerinin acilen ve yeniden ele alınmasını, modern tehditlere uygun bir biçimde tanzim edilmesini zaruri kılmaktadır. Bütün bu zorlu şartlar altında Türkiye için tarihî bir fırsat penceresi aralanmıştır. Varisi olduğumuz asırlık medeniyet birikimi, muazzez millet varlığı ve güçlü devlet geleneği bölgesel ve küresel tehditlere karşı yegâne güvencemizi teşkil etmektedir. Bu çerçevede, Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu kararlı liderlik ve millî duruş doğrultusunda şekillenen ve Sayın Cumhurbaşkanımızın büyük azmi ve dirayetiyle devlet politikası hâline gelen terörsüz Türkiye süreci, devletimizin bekasını doğrudan ilgilendiren, milletimizin huzuru, vatan topraklarımızın bölünmez bütünlüğü ve kardeşlik hukukunun ebediyen muhafazası bakımından hayati öneme sahip olan bu süreç milletimizin hafızasında onlarca yıl kan ve gözyaşıyla anılan bir dönemin geride bırakılmasına imkân tanıyan bir tarihî eşiği ifade etmektedir. Bu sürecin sağduyu, sorumluluk ve devlet ciddiyetiyle ele alınması, istismar yerine istikametin esas alınması yalnızca siyasi değil aynı zamanda millî bir vecibedir. Yaklaşık yarım asırdır bölücü terörle mücadele eden devletimiz bugün terörsüz Türkiye idealine kararlılıkla daha da yaklaşmış durumdadır. Bu hedef geçici bir siyasi söylem değil, milletimizin ortak talebini yansıtan, devletimizin iradesini ortaya koyan ve Türk demokrasisinin geleceği açısından vazgeçilmez bir stratejik vizyondur.
Terörü kesin olarak sona erdirmek ve Türkiye'yi huzur içinde geleceğe taşımak millî bir yemin niteliğindedir. Türkiye Cumhuriyeti geçmişte ödediği ağır bedelleri yeni yüzyılda tekrar etmeyecektir. Terörle mücadelede yalnızca askerî tedbirlerle yetinilmesi mümkün değildir. Kronikleşmiş sorunların kalıcı biçimde çözümlenebilmesi için siyasi ve demokratik aklın da devrede olması kaçınılmazdır. Bu noktada, kamuoyunda sıklıkla birbirine karıştırılmaya çalışılan "müzakere" ve "pazarlık" kavramları arasındaki ayrım açık bir şekilde ortaya konulmalıdır. Var olan muhataplık süreci terör örgütüyle bir pazarlık anlamı taşımamakta, örgütün silahlı mücadeleyi sona erdirdiğine, kendisini feshettiğine ve sahadan çekildiğine dair beyanların Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından doğrudan teyit edilmesini amaçlayan sınırlı ve kontrollü bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir. Bu çerçevede, muhataplık, hiçbir şekilde taviz verme süreci olmamıştır ve olmayacaktır. Bu tarihî aşamaya gelinmesinde 27 Şubat 2025 tarihinde kamuoyuna yansıyan açıklamalar ve PKK'nın 5-7 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirdiği toplantıda yapısal dağılma ve silah bırakma yönünde aldığı kararlar dikkate değer bir dönüm noktasıdır. Devletimizce yürütülen teyit süreci örgütsel fesih iradesinin açık bir şekilde ortaya konulmasını, silahlı şiddetin sona erdirildiğine dair taahhütlerin devletimizin meşru zemini tarafından doğrudan teyit edilmesini ve bu taahhütlerin fiiliyata dönüşüp dönüşmediğinin hukuki ve kurumsal denetim mekanizmasıyla izlenmesini amaçlamaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde kurulmuş olan Millî Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu bu sürecin demokratik ve hukuki altyapısını teminat altına alan önemli bir mekanizma vazifesini görmüştür. Türkiye bu süreci kendine özgü şartları, yüksek güvenlik kapasitesi ve güçlü toplumsal iradesiyle yürütmektedir. Uluslararası örnekler incelendiğinde, silah bırakan yapıların sağlıklı bir tasfiye sürecinden geçmediği takdirde farklı isimler altında yeniden ortaya çıkabildiği görülmektedir. Bu nedenle, silahların belirlenen takvim doğrultusunda teslim edilmesi, örgütsel ve ideolojik yapının bütün türevleriyle birlikte tamamen tasfiye edilmesi, yurt içi ve yurt dışındaki finansal ve lojistik ağların kesilmesi ve yargıya intikal etmiş olan suçların adalet önünde teker teker değerlendirilmesi esas olacaktır. Bu süreç, devletimizin egemenlik haklarını zedelemeden, üniter yapımıza ve anayasal düzene bağlılık temelinde yürütülmüş olacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi için, bizler için esas olan devletin bekası, milletin huzuru ve bin yıllık kardeşliğimizin ebediyen yaşatılmasıdır. Bize göre herkes eşittir, Türkiye'dir. Terörün bu kardeşliği daha fazla zehirlemesine asla müsaade edilmeyecektir. Türkiye Cumhuriyeti etnik ayrışmanın değil millî birlik ve dayanışmanın devletidir. Bu gerçeklik, anayasal vatandaşlık anlayışımızda da açık bir şekilde tezahür etmiştir.
Değerli milletvekilleri, Sayın Komisyon; terörsüz Türkiye hedefi yalnızca bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda toplumsal huzurun, kalkınmanın ve istikrarın da temeli olacaktır. Huzurun tesis edildiği yerde yatırım, refah ve sosyal adalet güçlenecektir. Terörün gölgesinden kurtulan şehirlerimizde ekonomik ve kültürel hayat yeniden canlanmış ve canlanmaya devam edecektir. Bizler, bu sürecin devlet ciddiyetiyle, hukuk devleti ilkesinden sapmadan ve millî bir kararlılıkla yürütülmesini savunmaya devam edeceğiz. Bu kapsamda, ortaya çıkan kanun teklifine baktığımızda, bu kanun teklifine de tabii ki eleştiriler söz konusu olabilecektir ancak büyük bir hassasiyet içerisinde hazırlandığının da altını çizmek isterim. Bu kanun bir genel veya özel nitelikte bir af niteliği taşımamaktadır, şahsa özel herhangi bir statü veyahut da bir düzenleme söz konusu olmamıştır. Bu düzenlemenin yürürlüğe girmesi, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve silahsızlandığının güvenlik kurumlarınca tespit edilip Millî Güvenlik Kurulu kararıyla teyit edilmesi ve bunun Resmî Gazete'de yayınlanması şartına bağlıdır. Kasten öldürme ile 2005 öncesi ağırlaştırılmış müebbet gerektiren suçlar da kapsam dışı bırakılmıştır. Kanunumuzun, düzenlemenin tek tetikleyicisi örgütün silah bırakması ve bunun resmî kurumlarca doğrulanmasıdır. Bu somut ve denetlenebilir bir şarta bağlı adım olmuştur. Yine, tanımların dar ve teknik anlamda tutulması kanunun yalnızca belirli bir örgüt ve sürece özgülendiğini, başka yapılara genişletilebilir bir emsal oluşturmadığını göstermek açısından son derece önemlidir. Kademeli ve orantılı bir erteleme modeli kurulmuştur. Bu çerçevede ertelemenin fiilen bir cezasızlık yarattığını öne sürmek mümkün değildir. Erteleme, mahkûmiyeti ortadan kaldırmaz, yeniden suç işlenmesi hâlinde, madde 5'te ifade edildiği şekilde erteleme derhâl kalkar ve yargılama, infaz kaldığı yerden devam edecektir. Yine süreç mevcut yargı hiyerarşisi içinde ve mevcut usul güvenceleriyle yürütülmüş olacaktır. Yeni bir istisnai yargı mekanizması kurulmayacaktır. Bu, yine, teklifte otomatik ve koşulsuz af şeklinde bir düzenlemenin olmadığının en büyük kanıtı, sistemin yeniden suça karışan kişi için erteleme ayrıcalığını derhâl geri çekiyor olmasıdır. Denetimli ve şarta bağlı yeniden bir entegrasyon modeli söz konusu olacaktır. Sürecin tepesinde devletin en üst güvenlik ve dış politika bürokrasisini bir araya getiren çok kurumlu bir denetim ve koordinasyon mekanizması kurulmuştur. Süreç tek bir kurumun ve kişinin inisiyatifine bırakılmamıştır. Yine silah bırakma süreci belgeli ve kayıtlı bir şekilde değerlendirilmekte, 2 bakanlığın, İçişleri ve Millî Savunma Bakanlığının ortak yetkisiyle usul netleştirilmiş olmaktadır. Bu durum sürecin doğrulanabilirliğini ve şeffaflığını arttıran teknik anlamda önemli bir güvence olmuştur. Yine süreç süresizce açık bir şekilde bırakılmamış, net bir zaman çerçevesi tanımlanmış, altı aylık zaman içerisinde bu işlemlerin gerçekleşmesi öngörülmüş, bu sayede belirsizlik durumunun ortaya çıkmasının da önüne geçilmiştir. 10'uncu maddeyle görevlileri hukuki risk endişesiyle bu süreci yavaşlatmasından koruyan bir düzenleme yapılmıştır. Bu sayede kamu görevlilerinin süreci gecikmeden, çok daha iyi bir kararlılıkla, büyük bir kararlılıkla yürütmesinin zemini hazırlanmış olmaktadır. Burada hukuki temelleri sağlam MGK'nin teyidi, Resmî Gazete'de yayınlanmaya bağlı, geri dönülmez, kayıtsız şartsız bir af olarak değerlendirilemeyecek nitelikte, doğrulamaya dayalı kademeli bir mekanizma söz konusu olmuş, mağdur hakları ve kamu vicdanı açısından da kasten öldürme ve ağır müebbet suçları bu kanunun kapsamının dışında bırakılmış, yine yeniden suç işleme hâlinde erteleme kararının otomatikman kalkmasıyla ayrıca bir teminat oluşturulmuş, kurumsal çoğulculuk, bu kanun çerçevesinde kurullar sayesinde Meclisin de izleme yapması ve oluşan kurulun daha çok kademeli olması sayesinde oluşmuş ve kanunun adının da gerekçesinin de merkezine millî dayanışma ve toplumsal bütünleşmeyi koyması ve ayrıca Mecliste grubu bulunan ve bulunmayan birçok partimizin bu kanuna imza atmış olması ve 367 milletvekili tarafından da imzalanmış olması Türkiye'nin önünde çok büyük bir fırsatın ortaya çıktığını, bunun da tarihî bir dönem olduğunu bize göstermektedir.
Ben, bu kanun teklifinin, inşallah, hedefler doğrultusunda hayırlı neticeler vermesini Cenab-ı Allah'tan niyaz ediyorum. Sayın Komisyonu ve değerli milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim.