| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, Komisyonumuzun çok kıymetli üyeleri; hepinizi tekraren saygıyla selamlıyorum.
Gerçekten son konuşmacı, Yücel Bulut Milletvekilimizi dinlediğimizde büyük de keyif aldığımı ifade etmek isterim ama onun kadar geriye gitmeyeceğim; 1923'lere, 1928'lere, 1930'lara gitmeyeceğim. Yakın tarihten örnekler vererek bu sürecin ve Komisyonumuzun çalışmalarının değerlendirilmesini ifade edeceğim.
Öncelikle, sabır gerçekten çok güzel bir şey. Sabrettiğiniz zaman ve bazı şeyleri de zamana bıraktığınız zaman çözümlerini görüyorsunuz. Bu sözleri niçin söylüyorum? Ülkemiz ve milletimiz adına oldukça önemli bir sorunun çözümüne yönelik atılan adımı görüşmek üzere bugün Adalet Komisyonunda toplanmış bulunuyoruz. Öncelikle de bu toplantının hayırlara vesile olmasını da tekraren diliyorum. Değerli arkadaşlar, Komisyonumuzda bulunan milletvekillerimiz arasında belki de bu konuda en uzun süre çalışmış arkadaşlarınızdan birisi olarak sizleri biraz geriye götüreceğim. Bakın, şu elimdeki toplumsal barış yollarının araştırılması ve çözüm sürecinin değerlendirilmesi amacıyla kurulan bir komisyonumuz vardı 2013'te. Keşke o günlerde Sayın Yücel Bulut gibi, Sayın Feti Yıldız gibi isimler o günün Parlamentosunda bulunsaydı ve bugün burada ifade ettikleri sözleri o gün de kendilerinden, temsil ettikleri Milliyetçi Hareket Partisi adına duyabilseydik ve bugün yine Cumhuriyet Halk Partisi adına konuşma yapan sayın İnan Akgün Alp de benzer cümleler kullandı. Bunlar demokrasimiz adına, Parlamentomuz adına, ülkemiz adına son derece kıymetli açıklamalar. Öncelikle bunun altını çizmek istiyorum. Bunu niçin ifade ediyorum değerli arkadaşlar? Malumunuz, 2013 yılındaki Türkiye Büyük Millet Meclisinde Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonunun ben sözcülüğünü yapmıştım. O dönemde Sayın Sezgin Tanrıkulu da Cumhuriyet Halk Partisi adına 20 milletvekili arkadaşıyla birlikte bu sürecin araştırılması yönünde önerge vermişti ama o günün şartlarında o önergenin arkasında, imzalarda bile duramadılar. Şimdi, 2013'ten 2026'ya demokrasimizde çok önemli adımlar atılmış. Bugün şu Komisyon sıralarında etrafta duyduklarımızı görünce gerçek anlamda söylüyorum demokrasimiz adına umutlandığımız anları yaşadığımı ifade etmek isterim ancak yine de bunları söylerken "Hafızayı beşer nisyanla maluldür." diye bir söz var. Bazı şeyleri unutmamamız lazım. Kayda geçmesi açısından söylüyorum. Devlet adına yetki kullananların hatalarının da terör örgütünün de bu millete yaşattığı tarif edilemez acıları da tek bir kelime saklamadan biz o dönemde tutanaklara geçirmiştik arkadaşlar. Bakınız, burada dinlenen isimlerin her biri ayrı bir değerdi ama bugün geldiğimiz noktada 51 değerli arkadaşımız -pek çoğu da şu an bu sıralarda oturan arkadaşlarımız-Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu hazırladılar. Sayın Meclis Başkanı, takdimi tam 8 sayfa yapmış, toplamda 80 sayfa bile yok. Ama değerli arkadaşlar, bakın, 2013'te, AK PARTİ iktidarıyla birlikte DEM Grubunun ortaklaşa raporudur bu. Bu raporun ne Başkanından ne de o günkü şartlarda bu raporu kaleme alanlardan şu Komisyon çalışmalarında zerre kadar istifade edilmemiştir ve bu Komisyon raporunu da hiçbir şekilde okumamış arkadaşlarımız. Bazı milletvekili arkadaşlar, Komisyonda bulunanlar bu sıra sayıyla benden istediler, ben Mecliste tekrar bastırdım ve arkadaşlarımıza da verdim. Ne yazıyordu bu Komisyonun raporunda? 42 maddelik bir öneri vardı ve 42 maddelik önerinin sonunda da son derece kıymetli düşünceler dercedilmişti. Bakın, orada ne demişiz? "Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan her birey için demokrasi, hukukun üstünlüğü, en gelişmiş hâliyle insan hakları, özgürlük, bin yıllık kardeşliğin devamı, barış içinde bir arada yaşama, diyalog, empati, karşılıklı anlayış ve hoşgörü zemininin oluşmasına, bu zeminin hukuki, idari, siyasi gelişimle oluşan altyapılarla desteklenmesine, oluşan bu çerçevede toplumsal barışımızın ekonomik, sosyal, kültürel dinamizm ve gelişmişlik düzeyimizin artışıyla taçlanmasına ve en nihayetinde bütün bu kazanımların hissedilebilir ve sürdürülebilir bir niteliğe kavuşmasına hizmet ettiğine ve başarıya ulaşacağına olan inancımızı bu rapor vesilesiyle kamuoyuna saygıyla arz ediyoruz." demişiz.
Evet, bu rapordan olumlu gelişmeleri Sayın Yücel Bulut'un ağzından dinledik. Hoşgörü zemininin oluştuğunu ve cümlelerine yansıyan gerçekten çok güzel sözlerle toplantımıza çok önemli katkı sağladığını ve bir hakkı da teslim ettiğimizi ifade etmek istiyorum.
O gün gördüğümüz yalın bir gerçek vardı değerli milletvekilleri. Bu millet evlatlarını toprağa vermek istemiyor, şiddet son bulsun, silahlar sussun, meseleler meşru zeminde millet iradesinin tecelligâhı olan bu Mecliste konuşulsun istiyordu. Aradan on üç yıl geçti ve bugün yine tarihî bir sorumlulukla karşı karşıyayız. Terör örgütü bütün unsurlarıyla kendini lağvetsin, elindeki silahı, mühimmatı eksiksiz teslim etsin, kırk yıllık bu kâbus kalıcı olarak bitsin fikrine amadeyiz. Bir tek evladımızın dahi burnu kanamasın diye atılacak her samimi adıma da bedenimizi açık yüreklilikle ortaya koyacağımızı ifade etmek istiyoruz. Bu nedenle, Sayın Bahçeli'nin 1 Ekimde başlayan, 15 Ekim ve 22 Ekim 2024'te partisinin grup toplantılarında devam eden söylemlerinin arkasında bir devlet projesi olduğunun tarafımızca tespit edildiğini ve bu tespiti o gün ifade ettiğimizi de burada söylemek isterim. Çünkü 24 Ekim 2024 tarihinde DEVA Partisi lideri Sayın Ali Babacan'ın konuya dair çok net bir açıklaması ve değerlendirmesi olmuştur. Bize göre bu süreç 2 ayrı kulvarda yürütülmeli. Sayın Bahçeli'nin açıklamaları tek başına kendi görüşü değil, arkasında devletin kurumlarının da bir çalışması ve ortak aklı vardır tespiti üzerine terörle mücadelede devlet organlarının... Ama demokratik çözümler yönünde -biraz önce de Sayın Yücel Bulut'un da ifade ettiği üzere- Kürt'ün sorunlarının ve bu milletin sorunlarının çözüleceği adresin ise Türkiye Büyük Millet Meclisi olduğunu, temel hak ve özgürlük konularının ise asla bir al ver pazarlığının konusu olamayacağını, bunun en temel hak olduğunu ve anasının ak sütü gibi helali olan temel hak ve özgürlükler konusunda da Parlamentonun adım atması gerekliliğini ifade etmiştik. O yüzden, bir kez daha ilk günkü tutarlılıkla on üç yıl önce nerede duruyorsak 2026'da da aynı yerde durduğumuzu ve bu memleketin sorunlarının çözüm adresinin Parlamento olduğunu bir kez daha ifade etme gereği hissediyoruz. Peki, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan Komisyon biraz önce okuduğum şu rapordan hakkıyla istifade edebildi mi arkadaşlar? Bakıyorum ben burada, Komisyon raporunu da ayrı ayrı inceledim, kesinlikle hayır arkadaşlar çünkü bu olayın başından itibaren çıkmış olduğumuz her ekranda ve yapmış olduğumuz her değerlendirmede, sayın milletvekillerim, önce samimiyet dedik biz bu meselenin çözümüne dair. Hani "Niyet hayır, akıbet hayır." dedi Değerli Milletvekilim; gerçekten o niyetin ve akıbetin hayır olmasına yürekten ihtiyacımız var. Bu ülkede eğer samimi olarak bir şeyin çözümüne biz el atar, hep birlikte bu iş için kalkışırsak Cenab-ı Hakk'ın da bizim yanımızda yardımcımız olacağına ben inanıyorum ama gördüğümüz noktada sadece bu Komisyon raporuyla değil, atılan adımlarda da o sahici ve gönülden gelen bir samimiyeti tam göremediğimizi ve bu hususta eksiklik olduğunu ifade etmek istiyoruz.
Peki, Adalet Komisyonunda bizim görevimiz "Terör bitecek." söyleminin arkasına yatıp önümüze getirilen her kâğıda gözü kapalı imza atmak mı olmalı? Asıl basiret, terörü tasfiye ederken hukuk devletini ayakta tutabilmek olmamalı mı? Biz buraya kolayı seçmeye, yürütmenin getirdiği metne noter mühür basmaya gelmedik değerli milletvekilleri. O yüzden, burada sadece silah bırakanın hukuki durumunu konuşmuyoruz, cumhuriyet savcısının elindeki soruşturma yetkisini, mahkemenin verdiği cezanın infazını, hak yoksunluklarını ve Meclisin anayasal sınırlarını tartışıyoruz. Bugün sırf siyasi konjonktür uğruna yanlış yazacağınız tek bir madde yarın başka suçlar ve başka örgütler için emsal hâline gelir. Terörü bitirelim derken hukuku yeni bir çatışmanın tarafı yapamayız.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifinin esasına dair söyleyeceklerimiz ile Anayasa’nın 2'nci, 9'uncu, 10'uncu maddeleriyle kurduğu açık çelişkileri burada ifade etmek istiyoruz. Birçoğumuz hukukçuyuz, bu maddelerin ne anlama geldiğini de gayet iyi biliyoruz.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Şahin, Anayasa'ya aykırılık tartışmasını yaptık yani tekrara düşeceksiniz.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Hayır, hayır, geneli üzerinde...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Geneli üzerinde konuşalım.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Geneli üzerinde maddeleri...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Tamam, tekrara düşmeyelim lütfen.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Hayır, hayır, maddeleri konuşacağız.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Tamam.
Buyurun.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sonuç itibarıyla, geneli üzerinde maddeleri konuşmayacaksak neyi konuşacağız Sayın Başkan? Yani sizin ne demek istediğinizi anlıyorum, asla tekrar olmaz.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Tamam, anlıyorsanız sıkıntı yok. Tekrara düşmeyelim diye.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Asla tekrar olmaz. Bakın, Anayasa'ya aykırılık...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Çünkü Anayasa'ya aykırılıkta size söz verdim, uzun uzun konuştunuz.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Bakın, bir şey söylüyorum: Anayasa'ya aykırılıkta...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hiçbir şekilde sizi kesmedim ama şimdi tekrara düşmeyin diye söylüyorum.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, hiç sıkıntı yok.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buyurun Sayın Şahin.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Ben sizin nezaketinizi biliyorum ama Anayasa'ya aykırılıktaki konuşma metnimi alın önünüze koyun, tek tek Anayasa'ya aykırılık maddelerini ihtiva eden bir itiraz sunduk biz. Şimdi de geneli üzerinde maddelerde gördüğümüz eksiklikleri ifade edeceğiz.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Tamam.
Buyurun Sayın Şahin.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Bunların hepsi yazılı metinleri havidir. Yazılı metinleri de usulen size sunduğumuz hâlde unutan da sizsiniz. Sizi de bu şekliyle yine tekraren hatırlatalım.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hepsine cevap verdim, unutmadım.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Bundan sonra sunduğum...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Şahin, hepsine cevap verdim.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Benim usule dair sunduğum dilekçeyi baştan okumuş olsaydınız bizi...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hepsine cevap verdim. Usulle ilgili bütün verdiğiniz dilekçelere ilişkin hepsine cevap verdim.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Şimdi, Değerli Başkanım, cevaplamamız gereken asıl husus, önümüzdeki bu teklifin anayasal sınırlar içinde kalıp kalmadığına ilişkindir. Bakın, Anayasa’nın 2'nci maddesi açık bir hukuk güvenliği kuralı koyar. Teklifin 1'inci maddesinde çizilen kapsam ile 3'üncü maddesindeki soruşturma sınırları, 6'ncı maddesindeki infaz ölçüleri ve 7'nci maddesindeki hak yoksunlukları birbiriyle çelişiyor. Kapsam maddesi ile uygulama maddeleri birbirini tutmuyor. Vatandaş kanuna baktığında hangi eyleminden dolayı nasıl bir rejime tabi olacağını göremiyorsa orada kanun tekniği zafiyeti değil, doğrudan hukuk güvenliği krizi vardır. Siyasi ihtiyacınız ne kadar acil olursa olsun, kural açık, belirli ve denetlenebilir olmak zorundadır. Anayasa’nın 9'uncu maddesi yargı yetkisini düzenler. Teklifin 3'üncü maddesinin üçüncü fıkrasına bir kurul yerleştirdiniz, hakkında daha önce soruşturma bulunmayan bir kişi için soruşturma açılmasını yürütmenin kurduğu bu kurulun iznine bağlıyorsunuz. Sürecin lojistiğini, güvenliğini ve silahsızlanmasını yürütme yönetebilir fakat bir şahsın cinayet işleyip işlemediğini, adam kaçırma veya işkence suçuna karışıp karışmadığını araştırma yetkisini yürütmeye veremezsiniz. Suç ihbarını alacak, delili toplayacak, mağduru dinleyip davayı açacak olan makam Cumhuriyet savcısıdır. Siz, savcının önüne idareden bir barikat kuruyorsunuz. Bizler bunun bir benzerini OHAL komisyonunun çalışmalarında gördük, bu yöntem bir oyalama taktiği olarak milletimizin hafızasına kazındı. Kurul izin vermezse savcı dosyanın kapağını açamıyor. Bu durum, bir koordinasyon yetkisi değildir, yargı yetkisinin yürütmeye devredilmesidir. Yürütme, süreci yönetebilir ama savcının elinden kalemi alamaz. Üstelik bu kurulun hangi objektif ölçütlerle karar alacağı, süresi, gerekçesi ve izin verilmediğinde mağdurun başvuracağı adli yol metinde tamamen belirsizdir.
Yine, Anayasa’nın 10'uncu maddesindeki eşitlik ilkesine gelince, Anayasa Mahkemesi özel durumlar için müstakil kanun yapılmasını tek başına eşitlik ihlali saymıyor. Buna göre, AYM açık bir hataya düşmekte bana göre ve kendileriyle de pek çok üyeyle de konuştum: "Bunu niçin bu şekilde değerlendirdiniz? Hatalı bir karar verdiğinizin farkında mısınız?" dediğimde, emin olun, üyelerin bir kısmı bu hatanın farkında ama kanunun içeriğine girmemek ve yasama organının kararına etki eden yürütmeyi karşısında almamak adına Anayasa’nın 10'uncu maddesini açıkça Anayasa Mahkemesi ihlal etmiştir değerli Hocam. Zira, kanun koyucu "Takdir yetkisi vardır ancak bu yetki keyfîlik yetkisi değildir." diyor.
Bahri Hocam, sizden daha dikkatli beni dinleyen kimse olmadığı için size atıf yapıyorum. Sen bizim başımızın tacısın, çoğumuzun hocasısın, o yüzden direkt size sesleniyorum.
PROF. DR. BAHRİ ÖZTÜRK - Estağfurullah.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz YENİ Yol Grubu olarak sürecek kategorik olarak karşı değiliz. Örgüt kendisini feshedecekse, silahlar tamamen teslim edilecekse, şahsi sorumluluğu ve yargı denetimini esas alan geçici bir kanun yapılabilir. Devletin müzakere, istihbarat ve güvenlik boyutunda gizlilik yürütmesinin de devlet hayatında yeri vardır, bunu da doğru buluyoruz. Her detay kamuoyu önünde tartışılmaz fakat Meclisin rolü başkadır. Devletin görüşmesi gizli olabilir, milletin kanunu gizli olamaz değerli arkadaşlar, mesele buraya geldiği andan itibaren her şey şeffaf olmak zorundadır. Milletvekilliği bir yerde pişirilmiş siyasi mutabakatlara sonradan hukuk kılıfı giydirme makamı değildir. Bu Komisyon noter değildir, milletvekilleri de imza makinesi hiç değildir. Yanlış hükmü düzelteceğiz, Anayasa'ya aykırıysa söküp atacağız. "Süreç zarar görür." baskısıyla milletvekilinin iradesine de ipotek koymayacağız.
Evet, itirazımız nettir: Savcının yetkisinin idari izne bağlanmasına "erteleme" adı altında örtülü af getirilmesine, mağdur haklarının çiğnenmesine karşıyız. Af mı istiyorsunuz? Açıktan söyleyin ve biz bunu Anayasa’nın 10'uncu maddesinin eşitlik kuralı çerçevesinde değerlendirelim, destek verip vermeyeceğimizi o zaman söyleyelim ama şarta bağlı genel af olduğunu hepinizin bilmesine rağmen buna zorla bize "İnfaz düzenlemesidir." diye dayatırsanız olmaz. Bizim aklımızla dalga geçmeyin, hakikati burada ifade edin, o zaman görün bakalım nasıl destek olup olmadığımızı. O yüzden, sizlerden bir kez daha ricamız şu: Bu yasalar bugün de yapılacak, yarın da yapılacak ama şu Komisyonda konuştuğumuz her şey tutanağa geçiyor ve bu masanın etrafında yüzde 80 de hukukçu var. Genel af nedir, özel af nedir, şarta bağlı af nedir; bunları da kavrayabilecek olgunlukta ve idrakteyiz. Lütfen bizim aklımızla alay etmeyin, bu sakatlık doğrudan usulle başlıyor. Doğru bir amaca sakat bir yöntemle varılamaz, niyetiniz buysa açıkça izhar edin, biz de destek olalım. Bu sakatlık doğrudan usulde başlıyor, Anayasa’nın 87'nci maddesi son derece açık. Komisyonun kanun teklifi hazırlama yetkisi şu an itibarıyla teklifi burada değerlendiriyoruz ama nisaba göre biz 87'nci madde çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekliliğini ifade ettik, bunu bile oylamayı imtina ettiniz, sadece Anayasa'ya aykırılığı oyladınız, buna da saygımız var; ne yapalım? En azından biz diyeceklerimizi söyledik, siz de bunu usuli olarak oylamayla icra ettiniz sayısal çoğunluğunuzla Anayasa’nın 87'nci maddesini de açıkça ihlal ettiniz. Bu ilk mi oluyor? Hayır. Bu Parlamentoda, özellikle 28'inci Dönemde, bu Komisyonda üçüncü sefer karşılaştım, sadece Adalet Komisyonunda ilk, karma komisyonda 2 sefer daha açıkça Anayasa'ya aykırı düzenleme gerçekleştirildi.
Değerli milletvekilleri, bakınız, teklife erteleme etiketini yapıştırmışsınız, oysa bir düzenlemenin hukuki niteliği üzerine yapıştırılan etikete göre değil, doğurduğu hukuki sonuca göre belirlenir. Soruşturmayı erteliyor, süre sonunda takipsizlik veriyorsunuz; davayı erteliyor, süre sonunda düşürüyorsunuz; kesinleşmiş cezayı durduruyor, hiç yatmadığı hâlde infaz edildi sayıyorsunuz, üstüne bir de hak yoksunluklarını kaldırıyorsunuz, bunun adı erteleme oluyor. Olur, hiç kusura bakmayın, bu tamamen bir af düzenlemesidir. Kanunun kapağını ne yazarsanız yazın, doğurduğu sonuç aftır. Af niteliğindeki bir düzenleme de Anayasa’nın 87'nci maddesi uyarınca Meclis tam sayısının beşte 3 çoğunluğunu gerektirir. Önümüzde hem usul hem esas bakımından iki ayrı beşte 3 engeli durmaktadır.
Teklifin esasına dair çelişkiler ise çok daha vahimdir. Gerekçede "kontrollü ve denetimli topluma kazandırma" yazıyor fakat maddelerde bireyselleştirme ilkesi yok edilmiş. Şahsın altı ay içinde bir dilekçe vermesi yeterli görülüyor, bireysel olarak silah teslim etme şartı aranmıyor. Örgütle bağını kestiğini açıklama, örgüt yapısı ve işlenen suçlar hakkında bilgi verme veya mağdurun zararını karşılama borcu yüklenmiyor. Denetimli serbestlik, eğitim veya rehabilitasyon yükümlülüğü getirilmiyor. Örgüt yöneticisiyle alt düzeydeki eleman sadece ceza miktarı üzerinden aynı sepete alınıyor. Silah bırakma kanunu çıkarıyorsunuz ancak yararlanacak kişiye bireysel silah bırakma şartı dahi koymuyoruz bu kanun teklifinde. Örgüte dair kolektif tespit bireysel sorumluluğun yerine geçmez değerli arkadaşlar. Bir suç kapsam dışındaysa soruşturulması idari izne bağlanamaz. Ayrıca sadece öldürme değil, uyuşturucu ticareti, işkence, eziyet, insanları sakat bırakan ağır yaralamalar, cinsel saldırılar ve hürriyetten yoksun bırakma da tereddütsüz bir biçimde kapsam dışı tutulmalıdır. Faillerin geleceğini tartışırken mağdurun adalet hakkını dipnota çeviremezsiniz
Uygulamanın başlangıcı da tam bir muammadır. 1'inci maddeye göre güvenlik kurumları örgütün fiilî varlığının sona erdiğini ve tüm silahların teslim edildiğini tespit edecek, Millî Güvenlik Kurulu onaylayacak, Resmî Gazete'de yayınlanıp süreç başlayacak. Peki, hangi süre aralığında tespit yapılacağı burada net olarak belirtildi mi? Bu düzenleme belirlilik ilkesini ihlal etmesi nedeniyle açıkça Anayasa'ya aykırılık teşkil ediyor fakat 7'nci madde kurulun sonradan da tam tasfiyeyi değerlendirmeye devam edeceğini söylüyor. Başta bütün silahların teslim edildiği teyit edildiyse sayın başkanlarım sonradan değerlendirilecek bu tam tasfiye kavramının ne olduğu yine belirsiz oluyor. 8'inci maddede ise getirilen "yahut beyan edilen silah" ifadesi geçiyor. Beyan edilen fakat teslim edilmeyen silahın akıbeti ve beyanının doğruluğunun nasıl kontrol edileceği ise yazılmıyor, burada da bir belirsizlik var. Silahı beyan etmek başka şeydir, teslim etmek başka şeydir. Devlet her silahın teslim alındığını ilan edecekse bunun denetimi somut olmak zorundadır.
Değerli milletvekilleri, hak yoksunlukları ve yargı bağımsızlığı meselesinde de ciddi sakatlıklar var. Hakkında kesinleşmiş mahkûmiyet olmayan şahıs için zaten cezaya bağlı hak yoksunluğu doğmaz, hükümlüler içinse beş ve on yıllık ertelemelerin iki ve üçüncü yıllarında...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Şahin "Tekrar yapmayacağım." dediniz ama af konusuna tekrar girdiniz.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Bu af mı?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yok, az önce. Anayasa 87'ye tekrar girdiniz, tartıştığımız, sonuca bağladığımız, hatta oyladığımız meseleleri tekrar tekrar açıyorsunuz.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Bakın sizi kesmedim, sözünüzü kesmedim ama yani kırk dakikayı geçti, insaf artık.
Lütfen, toparlayalım Sayın Şahin.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, böyle bir vakit kullandığımı düşünmüyorum, kırk dakika.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Ben tutuyorum.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - İsterseniz bakın tekrar.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Ben tutuyorum, kimin kaç dakika konuştuğunu tutuyorum bakın.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - O zaman ben maddelere dair söyleyeceklerimi söyledim, tamam mı?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Dakika kısıtlaması yapmıyorum ama bunu da istismar etmeyelim lütfen. Bakın kimin ne kadar, kaç dakika konuştuğunu ben tutuyorum.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Bak, Sayın Başkan, bakın istismar etmediğimi biliyorum.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Lütfen tekrara düşmeyelim, toparlayalım artık Sayın Şahin.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Kıymetli Başkanım, bakın ben maddelere dair çok teknik bir konuşma yapıyorum, hamaset de yapmıyorum.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Şahin, toparlayalım artık ama bunu konuştuk, bunları defalarca siz zaten siz konuyu açtınız, oylamaya geçtik, oylama yaptık.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Sayın Başkan, müsaade edin, tamamlayayım, tamam mı?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buyurun Sayın Şahin.
İDRİS ŞAHİN (Ankara) - Evet, hükümlüler içinse beş ve on yıllık ertelemelerin ikinci ve üçüncü yıllarında hak yoksunlukları kaldırılıyor. Hangi hakların kaldırılacağı, seçilme hakkını mı, yoksa kamu görevini mi kapsadığı belli değil. Örgüt üyeliği suçundan memnu hakların iadesi zaten üç yıl geçtikten sonra ilgili mahkemeden istenebilmektedir. Anayasa’nın 76'ncı maddesindeki engelleri kanunla veya infaz hâkiminin kararıyla aşamazsınız. İnfaz hâkimi Anayasa'yı değiştiremez arkadaşlar. Görülmekte olan dosyalar için doğrudan bozma kararı verilerek denilerek Meclis mahkemenin yerine oturtuluyor. Gerekçeye beraat ve düşme istisnası yazılmış fakat maddede yok. Gerekçe kanunu açıklatır, kanunda olmayan kuralı kanuna ekletemez. Bu cümlelerin hangisini ben daha önceki konuşmamda kullandım arkadaşlar?
Meclis denetimi ise bir dekora dönüştürülmüş durumda. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir izleme komisyonu kurulacağı yazıyor ancak üye sayısı, partilerin temsil oranı, yetkisi ve gizli evraka erişim hakkı belirsiz. Kurulun Meclise düzenli bilgi vereceği söyleniyor fakat bu sürenin ayda bir mi yılda bir mi olduğu da yazmıyor. İzleme komisyonunun adını kanununa yazıp, yetkisini boş bırakırsanız, orada denetim olmaz, Meclis dekoru olur.
Geçici denilen kanuna altı aylık başvuru süresi koymuşsunuz ama kanunun kurulum ve izleme komisyonunun ne zaman kapanacağı yazmıyor. Bitişi belirsiz, geçici kanun yapılamaz.
Teklifin adında toplumsal bütünleşme var fakat maddelerde eğitim, istihdam ve rehabilitasyon yok. Başlıkta bütünleşme var, maddelerde sadece ceza ve infaz var. İnsanı sadece cezaevinden çıkartmak topluma kazandırmak değildir, bir daha silaha sarılmayacağı sosyal zemini kurmaktır.
Değerli milletvekilleri, aylardır Mecliste infaz adaletini konuşuyoruz. 31 Temmuz Covid düzenlemesindeki eşitsizlikleri, adli mahkûmları, hasta tutukluları, ekonomik suçlardan yatan insanları konuşuyoruz, bize her defasında bir sonraki pakette halledileceği imasında bulunuldu ve bu sözler kamuoyuyla paylaşıldı ve vatandaş beklemeye terk edildi. Yeni paket geliyor ama yine yok. Önümüzdeki teklife baktığımızda ise terör örgütü mensubu için soruşturmanın ertelenmesinden davanın düşmesine, cezanın çekilmiş sayılmasından hak yoksunluklarının kaldırılmasına kadar devasa bir rejim tek kalemde kurulabiliyor. Yıllardır infaz adaleti bekleyen adli mahkûma ve vatandaşa sıra gelince bu yasama iradesi nerelerdedir? Adli mahkûma gelince sabır, terör dosyasına gelince jet hızıyla erteleme ve infaz edilmiş sayılma yaklaşımını bu millete izah edemezsiniz. Kimse lafı çarpıtmasın, terör suçuyla adli suç aynı değildir fakat devlet bir ihtiyaç gördüğünde infaz hukukunu bu kadar cömertçe esnetebiliyorsa adalet bekleyen toplum kesimlerine karşı da aynı sorumluluğu taşımak zorundadır. Hukuk bir gruba cömert, diğerine cimri olamaz. Birilerinin sesini duyup diğerlerinin sesine sağır olamaz. Birilerine hukuk yetiştirirken başkalarına adaleti geciktiremez. Kamu görevlilerine getirilen sorumsuzluk maddesi de bu mantıkla düzeltilmelidir. Görevini hukuka uygun yapan kamu görevlisini korumak esastır fakat güvence başka şeydir, dokunulmazlık zırhı başka şeydir. Kastı, ağır kusuru ve görevi kötüye kullanmayı kapsayacak bir sorumsuzluk alanı yaratılamaz. Hukuka uygun hareket eden güvence verilir, hukuk dışına çıkana peşinen dokunulmazlık verilemez. Tarihî bir sorunun çözümü için geçiş hukuku yapılabilir ancak geçiş hukuku hukukun askıya alınması demek değildir. Kişisel sorumluluk esas alınmalı, suçlulara katılım değerlendirilmeli, örgütle ve silahla bağın kesilmesi somut şartlara bağlanarak mağdurun hakkı korunmalıdır. Kurumun yetkileri sınırlandırılmalı, kararları adli denetime açılmalı, silahsızlanmanın kriterleri kanuna net yazılmalıdır. Meclis İzleme Komisyonunun yetkileri kanunla güvenceye alınmalı ve bu kurumların ne zaman sona ereceği belirlenmelidir. Bir kesim için soruşturmayı, infazı ve hak yoksunluklarını sil baştan yazarken adalet bekleyen toplumun geri kalanına sırtımızı dönemeyiz. Türkiye terör dosyasını kapatırken adalet dosyasını açık bırakamaz değerli milletvekilleri. Bu teklifin amacı önemlidir, tam da bu yüzden hukuk tekniğinin güçlü ve anayasal zemininin sağlam olması gerekir. Biz, terörün bitmesini, örgütün tasfiye edilmesini ve silahların teslim edilmesini istiyoruz. Bunu yaparken cumhuriyet savcısını, mağdurun hakkını, Meclis iradesini ve Anayasa'yı da korumak zorundayız. Meclisin görevi yürütülen sürece hukuki kılıf uydurmak değil, süreci hukukun içinde tutmaktır. Silahları susturalım, savcıyı, hâkimi ve Anayasa'yı susturmayalım çünkü barışın adresi Meclis, zemini demokrasi, güvencesi adalettir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.