KOMİSYON KONUŞMASI

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, değerli üyeler; milletlerin tarihinde bazı kararlar günü aşar, yılların yükünü omuzlar, gelecek kuşakların yaşayacağı ülkenin istikametini tayin eder. Türkiye bugün böyle bir eşiğin önündedir. Kırk yılı aşkın süredir canımıza, huzurumuza, emeğimize ve istikbalimize kasteden terörün kökü kazınırken cumhuriyetimizin 2'nci yüzyılı için yeni bir ufuk açılmaktadır. Terörsüz Türkiye iradesi sahada kazanılan kalıcı kudreti huzurla taçlandırma kararlılığıdır. Hedefimiz evlatlarımızın korkuyla büyümediği, şehirlerimizin şiddetle anılmadığı, milletimizin bütün gücünü üretime, kalkınmaya ve geleceğe ayırdığı bir Türkiye hayalidir. Kurulduğu günden beri Türkiye Cumhuriyeti hiçbir olumsuzluğa geçit vermediği gibi terör karşısında da diz çökmedi. Dağlarda nöbet tutan askerimiz, şehirlerde canı pahasına görev yapan polisimiz, köyünü ve toprağını terk etmeyen güvenlik korucumuz bu mücadelenin en ağır yükünü taşıdı. Evladını vatana emanet eden analarımız, babalarımız yıllarca acı bir haberin, bir telefonun, bir kapı sesinin endişesini yaşadı. Aziz milletimiz acısını içine gömdü fakat devletinden, bayrağından, vatanından ve asil duruşundan asla vazgeçmedi. Bugün ulaştığımız kudret işte bu sabrın, fedakârlığın ve ferasetin eseridir. Şehitlerimizin hatırası milletimizin vicdanında ebediyen yaşayacak, gazilerimizin onuru, devletimizin baş tacı olarak kalacaktır. Açılacak yeni dönemde onların emanetine sadakatle yükselecektir. Terörsüz Türkiye yolu güvenlik güçlerimizin sahada kurduğu üstünlüğün siyasi ve hukuki bir neticeye ulaşılmasıyla açılmıştır. Hiç şüphe yoktur ki partimizin Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin ortaya koyduğu tarihî irade bu mücadelenin siyasi ufkunu belirlemiştir. Sayın Genel Başkanımızın Türk milletini ve Türk devletini önceleyen kararlı ve cesaretli duruşu şafağın söktüğü an gibi karanlığı yırtıp atmıştır. Terörün üzerindeki terör örgütünün kendini feshetmesi, silahlarını kayıtsız şartsız bırakması ve siyasetin üzerindeki silahlı vesayetin bütünüyle kalkması bu çizginin temelidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü, üniter devlet yapısı, millî egemenlik ve Anayasa’nın temel esasları herhangi bir pazarlığın konusu yapılmamıştır. Uzatılan el tereddütten doğmamıştır. Kırk yıllık kanlı hesabı milletimizin lehine kapatacak kadar güçlü bir devlet iradesinin işaretidir. Bütün gayret terör örgütünün varlık sebebini ortadan kaldırmaya, silahın gölgesini siyasetin ve toplumun üzerinden çekip almaya yönelmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın terörsüz Türkiye hedefini stratejik bir devlet vizyonu olarak ortaya koyması da aynı tarihî zemine dayanmaktadır. Türkiye artık tehdidi sınırlarında beklemiyor, tehlikeyi kaynağında karşılıyor, sahada inisiyatif alıyor, diplomaside ağırlık koyuyor ve kendi güvenlik mimarisini kuruyor. Şimdi bu birikimi milletimizin enerjisini yıllarca tüketen terör meselesini kalıcı bir biçimde geride bırakacak bir devlet hamlesine dönüştürme zamanıdır. Terörsüz Türkiye ekonomide önümüzü açacak, bambaşka bir ufuk açacaktır. Milletin kaynağı bundan sonra terörün açtığı çukurlarla değil; fabrikalara, üniversitelere, tarıma, teknolojiye, savunma sanayisine ve refaha akmalıdır. Anadolu'nun bereketi korkuya, şehitlerimizin potansiyeli güvenlik endişesine kurban edilmemelidir. Bu hedefi çevremizde savaşların ve güç mücadelelerinin birbirine eklendiği son derece ağır bir dönemde konuşuyoruz. Kuzeyimizde Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş Karadeniz'in güvenliğini, ticaret yollarını ve enerji hatlarını doğrudan etkilemektedir. Güneyimizde Gazze'de yaşanan büyük yıkım, Lübnan üzerindeki baskı ve Suriye'nin kırılgan yapısı bölgenin istikrarını açık tehdit etmektedir. Amerika ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarıyla başlayan savaş ise çatışmanın birkaç gün içerisinde sınırları aşan bir bölgesel sarsıntıya dönüşebileceğini bütün açıklığıyla göstermiştir. Hürmüz'den Karadeniz'e, Doğu Akdeniz'den Kızıldeniz'e uzanan geniş coğrafyada güvenlik, enerji, ticaret ve ulaşım hatları aynı jeopolitik gerilimin tesiri altındadır. Bugünün savaşları cephe hattında kalmıyor, uzakta patlayan bir füzenin sesi limanlarımızdaki ticarete, enerji fiyatlarına, göç hareketlerine ve sınır güvenliğimize kadar ulaşıyor. Bir ülkede çöken devlet düzeni ertesi gün terör örgütlerine silah, insan ve hareket alanı sağlıyor. Bölgesel savaşlar vekâlet örgütlerini besliyor, vekâlet örgütleri devletlerin iç bütünlüğünü hedef alıyor; böyle bir coğrafyada Türkiye'nin kendi içinde teröre harcayacağı tek bir günü, kaybedeceği tek bir evladı, heba edeceği tek bir imkânı kalmamıştır. İç cephemizi sağlamlaştırmak, millî birliğimizi tahkim etmek ve Türkiye'yi içeride meşgul etmeye çalışan bütün yapılara kapıyı kapatmak artık tarihî bir zorunluluk hâline gelmiştir. Irak'ın kuzeyinden Suriye sahasına kadar uzanan terör kuşağı, uzun yıllar Türkiye'ye karşı baskı hattı olarak kullanıldı; örgütler isim ve bayrak değiştirdi, yabancı hesapların taşeronluğunu üstlendi fakat hedef aynı kaldı: Türkiye'nin yürüyüşünü yavaşlatmak, iç cepheyi zayıflatmak ve bölgemizi sürekli çatışma içinde tutmak. Devletimiz bu hesabı sahada bozdu, bundan sonra sınırlarımızı tahkim ederken komşu coğrafyalarda terörün yeniden kök salmasına müsaade etmememiz lazım. Şehirlerin örgüt karargâhına, gençlerin vekâlet savaşlarının cephanesine dönüştürüldüğü devir kapanmalıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu tarihî sürecin meşru ve millî merkezidir. Bu kutlu merkezin öncülüğünde yürütülen çalışmalar siyasi partileri, sivil toplumu, hukuk çevrelerini, şehit ailelerini, gazilerimizi ve toplumun farklı kesimlerini aynı zeminde buluşturmuştur. Böylece, mesele kapalı kapılar ardındaki siyasi hesaplardan çıkarılıp millet iradesinin denetimine ve hukukun açık sınırlarına taşınmaktadır. Meclisin omuzlarındaki sorumluluk ağırdır çünkü burada kurulacak her hüküm toplumun güven duygusuna, devletin geleceğine ve yarının hukuk düzenine temas edecektir. Terörsüz Türkiye'nin gerçek karşılığı, hayatın tabii akışına yeniden kavuşmasıdır; Diyarbakır'ın, Şırnak'ın, Hakkâri'nin ve bölgenin bütün şehirlerinin üretimle, sanatla, bilimle, kalkınmayla yükselmesidir; gençlerin dağa sürüklenmediği, anaların evlat yolu gözlemlediği, esnafın kepenk kapatmadığı, yatırımcının tereddüt etmeden fabrika kurduğu bir ülke hedefliyoruz. Bu sebeple, biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu kanun teklifini destekliyoruz.

Ben daha sonra yine konuşmama devam edeceğim Başkanım, şimdilik bu kadar konuşuyorum.

Teşekkür ediyorum.