| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Şimdi, öncelikle temelde burada dikkate almamız gereken konu şu: Hatipleri tek tek dinledim, ilk imza sahiplerini de dinledim, on dokuz aydır da bir süreç yönetiliyor, yönetilen süreçte elimizde bir de bir Komisyon raporu var ve bu kanun da önümüzdeki kanun teklifi de bu Komisyon raporunun çıktısı. Şimdi, bu kanunda "KCK ve PKK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun..." Bir terör örgütünden bahsediliyor ve bununla ilgili her türlü oluşumdan bahsediliyor ancak söz alan bütün milletvekilleri sözlerinde terör örgütünü ifade ederken ya da tanımlarken ya önüne ya arkasına bir Kürt sorunu meselesini ya da Kürt sorunu cümlesini ekliyor. Şimdi, önce şuna bir karar vereceğiz: Önümüzdeki konu bir terör sorunu mudur, bir Kürt sorunu mudur, yoksa Kürt'ün de sorunu olan bir terör sorunu mudur? Önce buna bir karar vereceğiz. Onun dışında, bu süreçte eğer bu bir terör sorununa ilişkinse o zaman terörün, teröristle ilgili oluşturulan hiçbir kanunda dayanışma ve toplumsal bütünleşme, güçlendirme söz konusu olamaz Sayın Başkan. Eğer Kürtle, Türkle, Aleviyle, Sünniyle, Çerkezle yani insanların değişik etnik ya da mezhepsel diliyle, diniyle alakalı bir süreç yöneteceksek o zaman da bu kanun onu karşılayan bir kanun değil; bu kanun, açıkça terör örgütü mensuplarıyla alakalı bir kanun. O yüzden benim buradan tüm milletvekillerine naçizane önerim: Sizin doğrularınız ya da bizim doğrularımız değil, bu milletin gerçekleri üzerinden hareket etmek. Kürtler ve Türkler hiçbir yasanın, hiçbir kanunun, hiçbir çalışmanın kılıfı yada kalkanı olarak kullanılamaz. On dokuz aydır bu süreç bize "terörsüz Türkiye" diye geldi. Bilinen terör örgütlerinden sadece ikisi, Millî Güvenlik Kurulu kararıyla tanımlanmış terör örgütlerinden sadece ikisi var; FETÖ devam ediyor, doğru mu? Yani "terörsüz Türkiye" değil o zaman. Bunun tanımı "KCK'sız, PKK'sız Türkiye" ama FETÖ'lü Türkiye devam ediyor, buna ilişkin bir şey yok, yaklaşım yok. DHKP'cili, TİKKO'lu, o'cu, bu'cu üç harfli bir sürü örgüt devam ediyor. O zaman bu "terörsüz Türkiye" de değil. Yani buradaki özne KCK ve PKK terör örgütü, KCK ve PKK terör örgütüne ilişkin ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verilmesi. Peki, bu süreç bize nasıl anlatıldı? Ekranlarda, sayın genel başkanların çıktıkları programlarda, siyasi partilerin yetkililerinin, sözcülerinin beyanlarında? Biraz önce ilk imza sahipleri ifade ederken 12 Mayısı örnek verdiler. 12 Mayısta PKK terör örgütü sözde bir fesih beyanıyla kendini feshettiğini ifade etti. O fesih beyanında -buradaki tüm milletvekilleri hatırlamıştır, okumuştur ve yüreğinde bir yaradır- Türk milletini asimilasyonla ve soykırımla itham etmiştir, hükûmetlerini bu asimilasyon ve soykırıma ortak etmiştir, cumhuriyeti bu asimilasyon ve soykırımla tanımlamıştır. Sadece elimizdeki yürürlükteki Türk Ceza Kanunu'na göre Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama bu fesih beyanının, sözde fesih beyanının öznesini oluşturur. "Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." Peki, ne oldu bu PKK terör örgütünün sözde fesih beyannamesi? Hem vallahi hem billahi hem tallahi koca koca partilerin koca koca sözcülerinin alkışına ve iltifatına mazhar oldu, televizyonlarda sayfa sayfa yayınlandı. Radyo Televizyon Üst Kurulunun denetlediği ulusal kanallarda terör örgütünün sözde fesih beyannamesiyle cumhuriyetin tapu senedi olan Lozan'ı, Türkiye Cumhuriyeti devletini asimilasyonla ve soykırımla itham ettiği alanlar da dâhil olmak üzere ekranlarda gözümüze gözümüze sokuldu. Bu, açıkça terör propagandasıydı. Türkiye Cumhuriyeti devletinin ulusal kanalları ve siyasetçileri açıkça terör propagandası yapmak durumunda kaldılar.
Şimdi, gelelim elimizdeki kanuna. Bunlar hani hatırlatmak adına ifade ettiğim şeyler. Orada ne dendi: "Terör örgütü silah bırakıyor..."
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Bir Mehmetçik'in kanının akmadığını da unutma.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Yıldız...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Unutma, unutma!
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Yıldız, bakın...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Burnu bile kanamadı, unutma.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Yıldız...
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - TUSAŞ saldırısı...
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Özür dilerim, arkadaşlar...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Zorunuza mı gidiyor silahların bırakılması?
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Evet, TUSAŞ saldırısı çok zorumuza gitti.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Dün de ifade ettim, bugün de ifade ediyorum. Bu salonda bulunan hiçbir milletvekilinin hiçbir askerimizin, polisimizin hayatına kastedecek bir olaydan memnuniyet duymasının mümkün olmadığından, sizlerin de asla bu duyguda olmayacağınızdan eminiz.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - PKK'nın silah bırakmasından rahatsızlık duyuyorsunuz.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Ne alaka?
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Sayın Yıldız...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Görüyoruz...
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Biz de sizi görüyoruz be!
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Şenol Başkanım, lütfen...
Sayın Yıldız, bu bir argüman olamaz.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; hepimiz milletvekiliyiz, üslubumuza lütfen dikkat edelim.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Siz bir kere benden yaşça büyüksünüz.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Bebek katiline "sayın" denilen yerde üslüp olmaz.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bugüne kadar da aynı duyguyla, aynı kararlılıkla vatan, millet, memleket, asker, polisle ilgili duruşça orada olmanız gerekiyordu yani bu iki yılda değişen bir şey olamaz sizin duruşunuz da.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Bizim duygularımız değişmedi.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Tamam o zaman.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Yetmiş üç senedir değişmedi.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Tamam, o zaman bir sorun yok.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - İYİ Partinin değişti.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Ne alaka be!
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Biz aynı noktadayız.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - O zaman bir sorun yok. Bakın, Sayın Yıldız, ben özellikle iki gündür, üç gündür...
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Senin haberin yok.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Senin çok var.
BURHANETTİN KOCAMAZ (Mersin) - Biz aynı noktadayız.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Senin kendi partin öyle.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Değerli milletvekilleri, konuşma yapıyorum.
Özellikle DEM PARTİ ve Milliyetçi Hareket Partisini konuşmalarımın tamamında dışarıda tutuyorum, özellikle yapıyorum bunu çünkü nihayetinde Milliyetçi Hareket Partisi de DEM PARTİ de bu sürecin başından itibaren talep makamında. Bu talebi hayata geçirecek olan icra makamı iktidar partisi. Ben bu hassasiyet ve bu devlet ciddiyetiyle hareket ediyorum. O yüzden bir askerimizin, polisimizin ya da bir evladımızın bırakın hayatı, burnunun kanaması bile buradaki hiçbir milletvekilinin kabul edeceği bir hadise değil. Böyle bir ithamda da bulunmam, kimseyi de kendime ve partime böyle bir ithamda bulundurmam. Ben burada diyorum ki: Bundan on dokuz ay önce mesela, şöyle bir yöntem neden denenmedi hani kendi kendime soruyorum. "Biz, Türkiye'nin içinde bulunduğu bu ekonomik kriz, bölgenin içinde bulunduğu karışıklık dâhil olmak üzere bunun sorumlularını daha sonra tartışmak kaydıyla, terörle mücadelede yeni bir şey deneyeceğiz." Ne deneyeceksiniz? "Biz terörle mücadelede KCK ve PKK'lı teröristlere infaz indirimi getireceğiz." Yani bunu on dokuz ay önce şu kanunu açıp okuduğumuz zaman, on dokuz ay önce bunu netçe ve mertçe ifade edebilirdiniz. Buradaki tüm milletvekillerini ifade ediyorum, burada bütün açıklığıyla bunu söyleyebilirdiniz. Buna "millî dayanışma" "kardeşlik" bir de sonra -Sayın Emir'inde ifade ettiği üzere- "demokrasi" ekleyerek... Şimdi içinde dayanışma var, millî var, kardeşlik var, demokrasi var, komisyon var; ortaya çıkan PKK/KCK terör örgütüne infaz indirimi; örgütün üyesine, yöneticisine, mensubuna. Peki, burada, bu kanunda, bu raporda nerede Kürt var? Nerede hukuka, adalete aç biri var? Nerede demokrasiye aç biri var? Raporda yazılmış, öyle yazılmış, böyle yazılmış ama raporun bütün kodları KCK ve PKK'lı teröristlere infaz indirimi üzerine gelmiş.
Şimdi, gelelim bu örgüt yani bu terör örgütleri Sayın Başkan, ne yapıyorlar? Bu terör örgütleri kooperatif değil, haksız mıyım? Bu terör örgütleri hem Terörle Mücadele Kanunu anlamında Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine karşı silahlı isyan pozisyonundalar, 313; hükûmete karşı suçların tarafı... Hükûmet, hükûmet sizsiniz Sayın Başkan, mensubu olduğunuz parti.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Ben yasama tarafındayım ya.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hükûmet yani mensubu olduğunuz parti diyorum efendim.
HAKAN ŞEREF OLGUN (Afyonkarahisar) - Temsilcisi oluyor.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Tamam.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar; doğru mu efendim? Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar; bunlar meri mevzuatta var şu anki yürürlükteki Türk Ceza Kanunu.
Devam ediyorum, bunlar askerî tesisleri tahrip ve düşman askerleri hareketiyle yanlarında, anlaşma içindeler. Diyorsunuz ya "Emperyalizmin maşası." Emperyalizm kim? Emperyalizm cin değil, melek değil, şeytan değil. Emperyalizmin ismini koyabilirsiniz "Amerika" diyebilirsiniz "İsrail" diyebilirsiniz "Diğer emperyal ülkeler" diyebilirsiniz ama bunlar yerine on yıldır "Dış güçler" onun dışında da "Emperyalizm" demek tatlı geliyor çünkü isim verince ondan sonra gösterilen hürmet tezat teşkil ediyor.
Şimdi, bakınız, düşmanla iş birliği yapmak, devlete karşı savaşa tahrik; bunlar, bu terör örgütünün PKK/KCK'yla birlikte sınırın öbür tarafındaki SDG, PYD/YPG, PAK, PJAK; bunların hepsinin Türk Ceza Kanunu'ndaki karşılığı.
Sayın Yıldız'ın açıklaması vardı, bundan bir buçuk yıl önce, çok net bir ses tonuyla söylemişti. "Zaten bizim mevcut mevzuatımızda etkin pişmanlık hükümleri var." demişti "Bu hükümler var." demişti.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Doğrudur, evet.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bu, Sayın Feti Yıldız'ın Türk Ceza Kanunu'na ve infaz hukukumuza ilişkin çok net ve donanımlı olduğuna ilişkin bir tezahürdü. Şimdi, peki, biz niye burada etkin pişmanlık hükümlerinden istifade etmiyoruz? Çünkü bu getirilen kanunda Değerli Başkanım, pişmanlık şartı yok. Arkadaşlar, etkinini bırakın pişmanlık şartı yok. Ne diyordu Çetinkaya mağazasında vatandaşlarımızı yakan? "Biz pişman değiliz kardeşim. Bize pişmanlıkla ilgili yasa getirmeyin. Bir bakın şu meydanlara, burada pişman olan var mı?" diyordu. O bu cümleyi kurdu, gelen yasada pişmanlık şartı aranmıyor Değerli Başkanım, pişmanlık şartı aranmıyor.
Şimdi, bir kuruldan bahsediliyor. Bu kurulun yetkileri nedir, yetki sınırı nedir? Buna ilişkin hiçbir şey yok. Kuruldakilerin hepsi de koca koca adamlar ha; Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Dışişleri Bakanı, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri. Ya, bunlar azı dişi gibi adamlar, öyle kolay makamlar değil ama yetki sınırı yok. Şimdi, diyorlar ya "Bu kanunla mümkün olduğunca yoruma açık bir alan bırakmayacağız." diye, bir kere kurduğunuz kurulun yetki alanının ne olduğu belli değil, Olağanüstü hâl dönemindeki KHK değerlendirme kurulu gibi. Mahkemenin yerine geçip bu kurul diyor ki: "Ben memnu hakları veririm ya da vermem." Bu kurul da "Evet." diyor. Bu hak, bu görev mahkemelere ait değil mi?
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Özür dilerim, yayındasınız, halkı da yanlış bilgilendiriyorsunuz. Maddeler üzerinde müzakere etsek, hukukçu olarak kastımızı anlatsak.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hanımefendi...
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Geneli üzerinde konuşuyorsunuz, Anayasa'ya aykırılık aşamasında konuşuyorsunuz.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hanımefendi, beni...
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Yanlış bildiğiniz, eksik bildiğiniz yerler var.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hanımefendi, ben biraz önce Anayasa'ya aykırılıkları da ifade ediyorum.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Düzeltme imkânı bulamıyoruz. Böyle bir usul almaz.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hanımefendi, siz bitirin.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - İsteyen istediği gibi yayın açıp kamuoyunu yanlış bilgilendiriyor.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hanımefendi, bitirin, rahat mısınız, tamam mı?
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Canlı yayın açık, herkes cevabınızı duysun. Canlı yayın olsun, herkesin konuşmaları duyulsun, siz bunu tercih ettiniz.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Poyraz, devam edin.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Devam edeyim, siz de müdahale edin Sayın Başkanım.
Şimdi, bir kurul var, kurulun idarenin öngörülebilirliği anlamında hiçbir şekilde yetki sınırı belli değil.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Yanlış bilgi veriyor.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Yetki sınırı belli değil. Burada herkes hukukçu, memnu hakların iadesine mahkeme dışına bir kurul karar verebilir mi ya? Karar verebilir mi, soruyorum, hepiniz fakülteden mezun oldunuz.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Kurul karar vermiyor.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Burada kurul değerlendiriyor efendim.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Kurul talep ediyor Sayın Poyraz.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Efendim, kurul değerlendiriyor burada.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Mahkemeye baskı yapıyor.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - O zaman metnin yazımındaki hatayı konuşalım.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - "Kurul veriyor." diyorsunuz ama.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bakın, örnek veriyorum, Sayın Yıldız, tamam.
Devam edeyim, şimdi, mevcut sistemde verilen cezadan sonra, denetimli serbestlikten sonra -denetimli serbestlik süresinden sonra- ceza da tamamlandıktan sonra memnu hakların iadesi için bir süre gerekir. Doğru mu?
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Meri Cezaya göre evet.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Buradaki nedir? Burada denetimli serbestliği beş yıl verdiğiniz adama iki yıl içinde memnu haklarına ilişkin değerlendirme şansı tanıyorsunuz.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Değerlendirme şansı, değerlendirmeyi mahkeme yapıyor.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Şimdi, efendim, bakın, bunu normal bir vatandaşa değil, bunu teröriste yapıyoruz. Adi suçluya değil, teröriste yapıyoruz, terör hükümlüsüne yapıyoruz. Bu bir ayrıcalıktır, bu bir imtiyazdır üstadım.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Kurul memnu hakların iadesine dair bir karar vermiyor.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Üstadım, değerlendirme noktası bile...
Bakın, Sayın Feti Yıldız, şu konuyla ilgili hem hukuki donanımınızla hem siyasi tecrübelerinizle ben sizin ifadelerinizi esas aldım; aldım, buraya koydum. İyi de iki yıldır İmralı'daki bir hükümlünün -bakın, bebek katili, cani, hiç bunları demiyorum ben; ben İmralı'daki terör hükümlüsü diyorum çünkü statüsü budur, bir hukukçu olarak ben böyle bakmak zorundayım mevzuya- denetiminden, gözetiminden ya da onun yapmış olduğu, basına yansıyan demeçlerden, bunlardan bir yol haritası gidiyor ama Feti Yıldız'ın iki yıl önce "Bizim meri hukukumuzda zaten etkin pişmanlık vardır." cümlesi bu kanuna yansımamış. Şimdi, o yüzden ben sizin vicdanınızda ne olduğunu tartışmıyorum.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Bakın, orada 220, 221, 314 var.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Üstadım, ben fiilen yaşadığım hadiseyi anlatıyorum. O yüzden sizin ifadelerinizin de temenni niteliğinde kalmasından endişe ediyorum, üzülüyorum.
Şimdi, diyoruz ki: Silah ve malzeme teslimi. Şimdi, bu silah ve malzeme nerede teslim edilecek? Bu silah ve malzemenin fiilî bulunduğu bir yer var. Fiilî bulunduğu yeri ne yapacaklar? Bu silahlar teslim edilecek, bununla ilgili yetkili birimler teslim alacak, Millî Güvenlik Kurulunu bilgilendirecek, Millî Güvenlik Kurulu da bunu teyit ettikten sonra karar olarak yayınlayacak. Yahu, kardeşim, kaç tane silah olduğunu biliyorsak, bunların nerede olduğunu biliyorsak ve bunların teslim edildiğinden emin oluyorsak bunca zamandır o silahları ve bulundukları yerleri niye yerle bir etmedik? Soru bu. Şimdi, bununla ilgili ilgili güvenlik birimlerimiz bir terör örgütünün beyanına mı güvenecek? "Efendim, bizim, işte elimizde 'x' tane, 50 tane, yüz tane silah var, şu mağarada." Tamam, gittik, yüz tane silah var, elinde kaç silah olduğunu bilmiyorsun ki kaç silahı teslim alacağını bilesin.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Beyan.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bu silahlar Amerikan menşeli, İsrail menşeli, Rusya menşeli; bunları hangi envantere koyacaksın? Bu silahların bilinen olaylar balistiği ile bilinmeyen olaylar balistiğindeki süreçleri ne olacak? Bu silahlar hiçbir teröristin elinde olmadan "cephanelik" diye tanımladıkları mağaralardan ele geçirildikten sonra ben bu silahlardaki bilinmeyen olaylar balistiğinden sonra ölmüş insanlarla ilgili hangi teröristin, hangi dosyadaki şüpheli sıfatını netleştirebileceğim? Bunlar açık sorular, bu soruların hiçbiri bu metinde yok. Devam ediyorum...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Bu sorular Anayasa'ya aykırılıkla ilgili değil mi Sayın Poyraz?
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Efendim, söz konusu terör örgütü Anayasa'ya aykırı. Anayasa'yı ortadan kaldırmak için bir terör örgütünden bahsediyoruz. Kooperatif değil bunlar, hobi bahçesi kooperatifinden bahsetmiyoruz. Adamlar anayasal düzeni ortadan kaldırmaya çalıştılar ya, kırk yıl ateş ettiler, kırk yıl kana susamış şekilde ateş ettiler. Bunun Kürtlerle falan bir alakası yok. Kürt'ü terör örgütüyle, Kürt'ü teröristle eşitlemek, böyle tanımlamak da bu ülkenin hiçbir yurttaşının harcı değil, olmamalı da. Hele Parlamento çatısı altında bu rozeti takan, milletin oylarıyla seçilmiş hiçbir milletvekili Kürtler ile terörü aynı yere koyamaz. O zaman terör örgütünü kuran, yöneten ve mensup olanların hepsinin Kürt olduğuna ilişkin çok korkunç bir hata ve yanılgı ortaya konulmuş olur. Bunun bir ülkenin vatandaşlarını bölmekten başka bir dil ve üslubu yoktur, o yüzden bunun adı safkan terör örgütüdür. Şimdi, bu terör örgütüne ilişkin...
Bu arada tamamlıyorum, çok da uzatmayacağım, sizlerin de sabrını zorlamayacağım.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Şimdi, benim en çok ağırıma giden hususlardan biri, yeniden suç işlenmesi. Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli meslektaşlarım, yaşça büyük üstatlarım; şu an memleketin dört bir yanı sokak çeteleriyle cebelleşiyor, bu sorundan bihaber olmanız mümkün değil. Çizgi film isimli sokak çeteleri çünkü her gece televizyonlarda o mafya dizileri, filmler, falan filan, bakın, Maraş'ta, Urfa'da çocuklarımız öldü. Bunlara özenen yeni nesille birlikte ve geçen gün de ifade ettim, 150 bin liraya bir motor, 130 bin liraya da bir silah aldığınızda kendi işinizi kuruyorsunuz ama şunu sokaklar çok iyi bilir ki bugün hiçbir adi suçlu bir terör suçlusu, tahliye olmuş ya da çıkmış bir terör suçlusuyla karşı karşıya gelmek istemez, böyle bir sokak kuralı var neredeyse. Bu televizyon programlarında da filmlerde de dizilerde de vurgulanırdı. Bu vurgulanan şey aynı zamanda kamuoyunun da beyninde. Şimdi, burada tahliye olan, infaz indiriminden tahliye olan terör hükümlüsü ya da tutuklusu ya da ülke dışından gelip beyanda bulunarak giren terörist diyecek ki: "Ben cinayet işlemedim." Elimde veri var, yok, bilmiyorum, çok basit bir örnek vereyim, buradan da örnek vermeyeyim. Ahmet bombayı koydu, Mehmet Ahmet'e bombayı getirdi, Ayşe bombayı yaptı, Hüseyin de infaz emrini verdi; böyle dolambaçlı bir alan, hangisi adam öldürdü?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hepsi.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Hepsi. Bu kimin elinde? Neye göre var? Kimin tespitinde? Her bir terörsüz için "Ayakkabı numarasını biliyoruz." diyenlerle bugün ilk imza sahipleri aynı. Şimdi o yüzden, böyle bu terörle mücadele dâhil olmak üzere teröre ilişkin bir konu iyi niyetle de yürütülecek bir konu değil. Ne ben size güvenmek mecburiyetindeyim ne siz bana güvenmek mecburiyetindesiniz.
Sonuç olarak, terörist geliyor, diyor ki: "Selamünaleyküm." "Aleykümselam." "Adam öldürdün mü?" "Yok, ne alakası var canım." "E, o zaman seni denetimli serbestlikle gönderiyoruz." "Tamam." "Ama bak terör suçu işlersen bir daha, bir daha terör suç işlersen infazını yakarız, terör örgütü üyeliğinden infazını yakarız." Tutuklu ve hükümlü için de aynısı. Adam çıktı, uyuşturucu işi yaptı, çete kurdu, adam yaraladı; bunların hiçbiri infazı ortadan kaldırmıyor. Terör suçu olacak, terör suçu. Şöyle söyleyeyim: Yirmi beş yıldır ceza hukukçusuyum. Tabii, böyle genellemeli konuşmaları sevmem ama böyle biraz sokak ağzı olacak hepinizin affına sığınıyorum ama çünkü zaten suç sokakta olan bir şey. Bir gayrimeşru ömrü boyunca, bir gün meşru olmak için gayrimeşru kovalar değerli meslektaşlarım, bir gün meşru olmak için gayrimeşru kovalar. Bu nam önemlidir, bu pozisyon önemlidir. Şimdi, geldiğimiz noktada burada kaç adam çıkacak, kimi diyor "10 bin." kimi diyor "15 bin." kimi diyor "7-8 bin." Bunlarla ilgilenmiyorum. Bunların her biri bir suç örgütü olarak karşımıza çıkacak. Şimdi, bunlarla ilgili neyle korkutuyoruz. "İnfaz yanar." diyoruz. Başkanım, "İnfaz yanar." dediğiniz adam Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldırmayla kendini adapte etmiş, buna adanmış bir terör örgütüne gitmiş, üye olmuş, bu adam askerden, polisten, Roketatardan, İHA'dan, SİHA'dan, otomatik silahtan, hiçbir şeyden korkmamış. Bu adam yıllarca dağda, mağaralarda, inlerde yaşamış, ağaç kovuğunda yaşamış, bomba yapmayı öğrenmiş, adam öldürmeyi tecrübe etmiş, bu şekilde yaşamış adamı alıyorum ben toplumsal hayatla bütünleştireceğim. Ya, desen ki şurada, şöyle desen ki: "Ben bunları karantina altına alacağım." Anlarım ya.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Ne karantinası ya.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Adam öldürmüş adamı "Karantina altına alacağım." desen alırım. "Toplumla bütünleştireceğim." diyorsunuz.
ZÜLKÜF UÇAR (Van) - Sen kendini karantinaya al ırkçı herif.
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Nazi kamplarına götürelim ya sizi, kamp kurun, hepsini öldürelim.
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Siz niye üstünüze alınıyorsunuz ya?
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Niye üstümüze alınmayalım.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ben teröristten bahsediyorum.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Poyraz, toparlayalım.
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Teröristlerden bahsediyor, siz niye üstünüze alınıyorsunuz?
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Bu ülkenin barışını sağlamaya çalışıyoruz.
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Terörist misiniz, niye üstünüze alınıyorsunuz?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Poyraz, toparlayalım lütfen.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ben insan hayatına kastetmiş...
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Onlar Kürtlerin evlatları.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ben insan hayatına kastetmiş teröristten bahsediyorum.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Poyraz, toparlayalım, onlar kapsam dışı zaten.
SERHAT EREN (Diyarbakır) - Kürtlerin çocuklarıdır onlar, bahsettiğiniz Kürt çocuklarıdır.
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Sen Kürtlere hakaret ediyorsun, Kürtlerin evlatları terörist değil, hakaret ediyorsun.
SERHAT EREN (Diyarbakır) - Uzaydan gelmediler, her birinin anne babası var, Kürt çocuklarıdır onlar.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Bakın, burada çok net söylüyorum: Ben...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Poyraz, toparlayalım, bahsettikleriniz kapsam dışı zaten.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Efendim?
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Kapsam dışı zaten.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Efendim elinizdeki sicil nedir, elinizdeki sicil nedir?
MERAL DANIŞ BEŞTAŞ (Erzurum) - Bu nasıl bir Kürt düşmanlığıdır arkadaş ya.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Burada Adalet Komisyonunda oturmuşuz, elinizde etki analizi yok, elimizdeki sicil nedir? Bütün her şey bize "Devlet aklı." diye tanımlanıyor. Ya, bu "Devlet aklı." dediğiniz yerde... Ben size çok samimi bir şey sorayım Sayın Başkanım: 15 Temmuzdan sonra devletin en mahrem birimi olan İstihbarat Daire Başkanlığından kaç adam ihraç edildi biliyor musunuz, İstihbarat Daire Başkanlığından kaç adam? "Devlet aklı." dediğiniz şey, bir sürü FETÖ'cünün öbeklenmiş olduğu bir İstihbarat Daire Başkanlığı, Türk Silahlı Kuvvetlerinden bahsediyoruz. Ya bu travmamızın üzerinden Sayın Başkan, daha on yıl geçti ya, on yıl geçti. Kahramanlar hain olacak, hainler kahraman olacak, sonra on yılda bir biri bana ne diyecek ki: "Ya, devlet aklı." Devlet aklı düne kadar Türk Silahlı Kuvvetlerinin içinden geçti, o zaman da "Devlet aklı." diyorlardı. Şimdi diyorlar ki: "Tarihin yanlış tarafındasınız, doğru tarafında durun." "FETÖ terör örgütüdür, bu bir istihbarat örgütüdür." dediğimiz zaman biz yine yanlış taraftaydık, sonra oraya geldi iktidar. 15 Temmuzdan sonra "Bakın, bu yapılanlar zulümdür." dedik, yine o tarafa geldi. Yani her seferinde biz niye doğru taraftayız da iktidar hata içerisinde? Niye daha sonra ilk açılım sürecinde kaygılar konulduğunda ortaya... Bakın, ben bir niyet okuması yapmıyorum, "Kimse art niyetlidir." demiyorum ama ben her şeyden önce bir mebus olarak, bir hukukçu olarak, bir cumhuriyet yurttaşı olarak tebliğle mükellefim. Çoğunluğunuz var, geçirirsiniz ama tebliğ ediyorum, ikaz ediyorum, elimden geldiğince izah ediyorum. Bu yol ve yöntem yanlış, bu argümanlar yanlış; bunlar birer tavizdir. Adi suçluya bile gösterilmeyen müsamaha ve imtiyazlar terör örgütünü kuranlara, yönetenlere ve bile isteye mensup olanlara konuluyor. Pişmanlık aranmıyor ya! İnfazı ortadan kaldırıyorsunuz, pişmanlık aranmıyor.
SERHAT EREN (Diyarbakır) - 11 tane pişmanlık yasası çıktı ya!
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Benim travmamı ve bu milletin tamamının travmasını lütfen mazur görün. Çok değil, bundan daha üç dört hafta önce Çetinkaya mağazasında insanları diri diri yakan adam çıkıyor, meydanlarda diyor ki: "Bir bakın, biz pişman mıyız? Sakın bize pişmanlıkla ilgili yasa getirmeyin." Ve gelen yasa... Pişmanlık yok ya, pişmanlık yok!
FAHRETTİN TUĞRUL (Uşak) - Bunu söylediniz ama az önce, değil mi?
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Söyledim, tekrar söylüyorum.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Söylemek gerek! Anlamanız gerek!
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Eğer anlasaydın, bilseydin...
YAVUZ AYDIN (Trabzon) - Kaç kere söylemek lazım! Anlamanız için kaç kere söylemek lazım!
FAHRETTİN TUĞRUL (Uşak) - Tekrar, tekrar yani...
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Böyle bir şeyi olumlayabilir misin ya! Olumluyor musun bunu!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Poyraz...
FAHRETTİN TUĞRUL (Uşak) - Kendi aranızda sabaha kadar konuşun arkadaşlar!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Tuğrul, ben müdahale ederim.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Olumluyor musun üstadım! Olumluyor musunuz bunu!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Poyraz, toparlayalım lütfen, tekrara düşmeden toparlayalım.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Yani aynı cümleyi bir defa daha...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Poyraz, toparlayalım lütfen.
FAHRETTİN TUĞRUL (Uşak) - Aynı şeyi tekrar, tekrar söylemenin ne anlamı var!
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ya, üstadım, bu cümleyi kuran adam 9 kişiyi öldürdü, diri diri yaktı; bunların anası var, çoluğu var, çocuğu var.
FAHRETTİN TUĞRUL (Uşak) - Ya, senin bu anlattığının Anayasa'ya aykırılıkla ne alakası var?
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Ben sana söyleyeyim ağabeyim...
FAHRETTİN TUĞRUL (Uşak) - Ya, söyle de ondan sonra konuşma.
UĞUR POYRAZ (Antalya) - Tamam, söyleyeyim. Merasim Sokak patlamasında -şu an sizin iktidarınızda- bir kamu görevlisinin oğlu öldü. Bugün, sabah altı buçukta bana mesaj atmış "Uğur, ben o günden beri kayıp hâldeyim, kayıp." diye. Bir baba yazıyor bunu ya. Sizde bu adam bir daire başkanı. "Uğur, ben o günden beri kayıp hâldeyim." diyor. Ben, sabahın altı buçuğunda yatağın üzerinde gözyaşlarına boğuldum ya; sinirim mi bozuldu, ne oldu bilmiyorum. Bir baba ya... 8 yaşında oğlum var. Ben, dışarıdan gelecek 3.500-4 bin, ne idiği belirsiz binlerce teröristin olduğu yerde nasıl oğlumu sokağa salacağım, nasıl evladımı sokağa salacağım? Al, sana Anayasa'ya aykırılık!
Böyle süslü laflara gerek yok ya, işin özü belli. Bu iş terörle mi alakalı, Kürtlerle mi alakalı; önce bunu itiraf edeceksiniz kendinize, herkes itiraf edecek, ondan sonra konuşulacak. Terörle alakalı ise ne kadar terör örgütü varsa onlarla ilgili de bir mücadele eylem planı konulacak. FETÖ'yle ilgili onlar orada duracak...
Ben size hikâyeyi de anlatayım, çekiyorum, vatandaş da duysun. Bu uzlaşı kültürünüzde ne hikmetse "teröriste af" konusunda uzlaştınız -buna diğer partileri de katıyorum, İYİ Parti hariç- hepiniz uzlaştınız teröristi affetmekte. Bu kanun geçer, sonra içinizden biri -ama bunu tarih yazsın- bu uzlaşı grubundan biri bunu Anayasa Mahkemesine götürür, Anayasa Mahkemesi de "Bu, Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı; biz bunun infaz indirimini genişletelim." der ve oradan herkese doğru yayar. Alın, size yine emanet bıçak. Anayasa Mahkemesini emanet bıçak olarak kullanıp o 1 kilometrelik yolun ikinci adımını da Anayasa Mahkemesiyle attırırsınız.
Teşekkür ediyorum.