KOMİSYON KONUŞMASI

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkanım, Komisyonumuzun kıymetli üyeleri, bu toplantı için Komisyonumuza gelen misafir vekillerimiz, kıymetli bürokratlarımız; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Türkiye için hayırlı olmasını baştan temenni ettiğimiz bir kanun teklifini görüşüyoruz. Ben de Cumhuriyet Halk Partisinin bu kanun teklifine karşı tutumunu açıklamak üzere söz aldım. Bu vesileyle saygıyla hepinizi selamlıyorum.

Efendim, partimiz bu yasa teklifini devletin kurucu partisi olma tarihsel misyonuyla cumhuriyetin kazanımlarını sahiplenen, geçmişi demokratik bir olgunlukla değerlendirerek geleceğe yönelen bir siyasal dil ve perspektifle karşılamıştır. Cumhuriyetin ikinci yüzyılında önemli bir görevimiz de ülkemizin üniter yapısından, demokratik, hukuk devletinden taviz vermeden bu ülkede yaşayan herkesin kendisini eşit, özgür ve güvende hissedebileceği bir Türkiye inşa etmektir. Cumhuriyetin kurucu iradesi ikinci yüzyılda da toplumsal barışın ve ortak geleceğin kurucu iradesi olacaktır. Kanımızca Kürt sorununda çözümün en uygun mimarisi, önce çatışmaların sona erdirilmesi, sorunun tüm yönleriyle demokratik yollardan çözümü için gerekli adımların atılması ve nihayetinde Türkiye'nin topyekûn demokratikleştirilmesidir. Türkiye, terörsüz ama otoriter bir ülke değil şiddetten arındırılmış, hakça paylaşan ve demokratik bir ülke olmalıdır.

Barış süreçlerinde süreci başlatan ana tema aynı zamanda sürecin modelini de belirlemektedir. Bu süreçte ana tema şöyle şekillenmişti: Sayın Devlet Bahçeli 22 Ekim 2024'te bir çağrı yaptı "Silahlarınızı bırakın, örgütü feshedin ve gelip Mecliste konuşun." dedi. Bu çağrının muhatabı Abdullah Öcalan da 27 Şubat 2025'te bir cevap verdi ve örgütüne bir çağrı yaptı "Silahları bırakın, kongrenizi toplayın, örgütü feshedin, devlet ve toplumla bütünleşin." dedi. Akabinde örgüt bir fesih kongresi topladı, kendini feshetti, bütün dünya basını önünde silahlarını yaktı, mensuplarını da Türkiye dışına çekti.

Sayın milletvekilleri, demek ki süreci başlatan tartışmanın ana teması silah bırakma, fesih, devletle ve toplumla yeniden entegrasyondur. Bu modele dünyada Türkçe kısaltmasıyla "STR" denir, "silahlanma, terhis ve reentegrasyon" deniyor. 2025 yılının Aralık ayında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda yaptığımız bir konuşmada sürecin modelini bu şekilde tespit ve bu model hakkındaki görüşlerimizi ifade etmiştik. Bu yaklaşım, sürecin güvenlik, adalet ve toplumsal bütünleşme boyutlarını aynı çatı altında ele alan bir yaklaşımdır. Bu sürecin başarılı olabilmesi için aynı zamanda demokrasi taleplerini de karşılaması gerekir. Zira "STR" denilen model tek başına yürüyen bir süreç olarak düşünülmemelidir, barış süreçlerinin ilk adımıdır. Sürecin barış inşası, geçiş dönemi adaleti, demokratik reformlar ve kalkınma bağlamında yürütülmesi şarttır.

(Uğultular)

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buyurun Sayın Alp.

İNAN AKGÜN ALP (Kars) - Sayın milletvekilleri, bizim parti olarak bu süreçteki ilkesel tutumumuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun hazırladığı raporda belirtilen çerçevede hukuki ve yasal sürecin başlaması, bu yolla çatışma ve silahların tamamen devreden çıkarılması çabasına destek olmaktır. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları, Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen toplumsal barışın, birliğin ve millî dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihî sorumluluğun bir yansımasıdır. Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ele alınan "Terörsüz Türkiye" hedefi dönemsel bir söylem ya da konjonktürel bir hamle değil, devlet politikasıdır, vatandaşlarımızın ortak geleceğini garanti altına alan bir yaklaşımın sonucudur.

Görüşülmekte olan kanun teklifine tartışmalar başladığından beri gelen en önemli eleştiri; Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun 6'ncı maddesi kapsamında hazırlanan bu yasanın, raporun 7'nci maddesinde ifadesini bulan demokratikleşmeyle ilgili önerileri kapsamadığı, bu nedenle görüşülmekte olan kanunun beklentileri karşılamadığı yönündedir. Oysa Komisyon raporu bu eleştirilere bir cevap vermektedir. Zira raporun yedinci bölümünde "Silah, şiddet ve teröre dayalı yöntemler siyasal tartışmayı işlevsiz hâle getirdiği için sorunun demokratik zeminde tartışılmasını da zorlaştırmaktadır." denmektedir. Güvenli bir toplumsal ve siyasal ortamın sağlanması da demokrasinin eksiksiz işleyebilmesi ve standartlarının yükseltilmesiyle kurumsallaşmasının ön koşulu kabul edilmektedir.

Raporun altıncı bölümünde, güvenli bir toplumsal ve siyasal ortamın sağlanması için bir kritik eşik tanımlanmıştır. Kritik eşik, örgütün tüm unsurlarıyla silah bıraktığının ve kendisini tasfiye ettiğinin devletin güvenlik birimlerince teyit ve tespit edilmesidir. Teyit ve tespit sürecinin sağlıklı bir şekilde tamamlanması için yeni durumun gerektirdiği hukuk ve politika çerçevesinin hayata geçmesi için bir başlangıç noktasını teşkil edeceği de vurgulanmıştır. Örgütün tüm unsurlarıyla feshi ve silahların teslimi ve bırakılması sürecinde ihtiyaç duyulacak yasal düzenlemelerin yapılması konusunda Komisyon raporunda genel bir anlayış birliğine varılmıştır. İşte, raporda tanımlanan yasal düzenleme ve başlangıç noktası şu an huzurunuzda görüşülmekte olan tekliftir. Bu hâlde kritik eşik aşılacaktır. Raporun tüm önerilerinin tek bir yasayla yerine getirilmesinin zorluğu da izahtan varestedir. Bu durum; bir mecburiyetten kaynaklanmıştır, bir tecrübeden kaynaklanmaktadır, sürecin "Türkiye Modeli" diye anılan özgün yanından kaynaklanmaktadır. Burada amaç, mutat riskleri bertaraf etmektir.

Burada "mutat risk" kavramı da önemlidir. Barış süreçleri için mutat riskler başlıca dört başlıkta sayılabilir: Ateşkes ihlalinin yarattığı riskler, çok sayıda silahlı aktörün varlığının yaratacağı riskler, yine çok sayıda düşman komşuların yarattığı riskler ve anlaşmazlığın devamında ekonomik ve siyasal çıkarlara olan çok sayıda unsurun yarattığı riskler. Sürecin mimarisinin de silahsızlanma, terhis ve entegrasyonla başlayarak örülmesi bu risklerin bertaraf edilmesinin bir yolu olmuştur. Zira 2015 yılındaki çözüm süreci Ceylânpınar'da 2 polisimizin şehit edilmesiyle bozulmuştur. Bu cinayetin kimin tarafından işlendiği ispat edilememiştir ama polislerimizin şehit edilmesiyle süreç buzdolabına kaldırılmıştır. Bu tecrübeyle, yürüyen bu sürecin özgün yanı, silahların hemen, daha sürecin başında bırakılması olmuştur. İşte, raporun 7'nci maddesinde önerilerden önce, 6'ncı maddesinde öngörülen silahsızlanma kanununun çıkarılmasının sebebi de budur.

Sayın milletvekilleri, biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak 2013-2015 yıllarındaki çözüm sürecine de destek vermiştik, o zaman da Türkiye Büyük Millet Meclisini adres göstermiştik. Çözüm süreci akamete uğradıktan sonra bu konudaki irademiz devam etti. 2020 yılında yaptığımız kurultayda da bu soruna değinmiş ve başta Kürt sorunu olmak üzere, toplumsal sorunlarımızın demokrasi temelinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisi öncülüğünde çözüleceğini, Türkiye'nin tam bağımsızlığı, demokrasi ve üniter yapısının güçlenmesini taahhüt etmiştik. Nihayet, on üç yıl sonra yani 2026 yılında bizim önerilerimize gelindi, sorunun çözüm adresi Türkiye Büyük Millet Meclisi gösterildi ve Meclis bu görevi üstlendi.

Sayın milletvekilleri, Türkiye kendi iç barışını kurarken dış politik hesaplara karşı da dikkatli olmak zorundadır. Bu mesele, Türkiye'nin kendi tarihsel ve toplumsal gerçekliği içerisinde, kendi Meclisinde, kendi hukukuyla, kendi yurttaşıyla çözmesi gereken bir meseledir. Dolayısıyla, Türkiye, hem güvenlik mimarisini hem toplumsal barışını hukuk ve demokrasi temelinde oluşturmak zorundadır. Bugün konuştuğumuz mesele yalnızca bir güvenlik başlığı, yalnızca bir yasa hazırlığı, yalnızca bir örgütün silah bırakması ve kendini feshetmesi değildir. Terörün bitmesi Türkiye için tarihsel bir fırsattır. Bu süreç ancak cumhuriyetin kurucu ilkeleriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin demokratik meşruiyetiyle, hukuk devletiyle, eşit yurttaşlıkla, üniter yapıyla, üretken kalkınmayla ve bağımsız dış politika iradesiyle başarıya ulaşabilir çünkü bugün konuştuğumuz mesele, cumhuriyetin ikinci yüz yılında Türkiye'nin nasıl bir ülke olacağı meselesidir.

Sayın milletvekilleri, biz bu sürece "terörsüz Türkiye süreci" demiyoruz, meseleyi terör parantezine de sıkıştırmıyoruz; biz sürece "cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırma süreci" diyoruz. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak nedir? Bir özgürlük ve güvenlik dengesidir. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak, silahın siyasetten tamamen çıkması, siyasetin de kapalı pazarlıklardan çıkarak hukukun ve milletin denetimine girmesidir. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak, farklı toplumsal aidiyetleri çatışma alanı olmaktan çıkarıp ortak cumhuriyet yurttaşlığı içinde güvence altına almaktır. Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırmak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının gereğini yapmaktır. Dolayısıyla, bu sürecin başarısı yalnızca siyasi iradeye bağlı değildir; hukuki güvenceye, şeffaflığa, toplumsal katılıma ve güven duygusunun yeniden inşasına bağlıdır. Bu mesele, sadece bir demokrasi ve hukuk meselesi de değildir; bu mesele, Türkiye'nin güvenliği ve dış politikası için de hayati bir meseledir. Şunu çok iyi biliyoruz ki bu mesele çözülmeden bölgesel bir aktör hâline gelemeyiz.

Şunu da unutmamak gerekir: Önce Kürt vatandaşlarımızla, ardından Kürt komşularımızla kuracağımız güçlü bağlar Türkiye'nin gelecek vizyonunu da şekillendirilecektir. Bu noktada ilkesel bir çerçeve ortaya koyuyoruz. Terörün bitmesi ve üniter devlet yapısı bizim kırmızı çizgimizdir. Bu bağlamda, silahın siyasetin dışına çıkarılmasını, sürecin Türkiye Büyük Millet Meclisi merkezli yönetilmesini, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesini ve eşit yurttaşlığı destekliyoruz. Bu ülkeyi kuran parti olarak sorumluluğumuzu biliyoruz, hiçbir siyasi menfaat düşünmeden elimizi taşın altına koymasını biliyoruz.

Görüşülmekte olan yasa teklifine terörün kalıcı olarak sona erdirilmesi, silahların tamamen devreden çıkarılması, bölgesel güvenlik düzenlemelerinin hayata geçirilmesi ve demokratik siyasetin güçlenmesiyle birlikte, cumhuriyetimizin demokrasiyle taçlandığı yeni bir dönemin kapılarının aralanmasına vesile olacağı umuduyla destek verdiğimizi belirtiyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle heyetinizi saygıyla selamlıyorum efendim.