| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın hazırun, ben de hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Evet, bugün tarihî bir gün, 7 Ağustos 2026 tarihi aslında hepimiz açısından ve Türkiye'nin siyasal hayatı bakımından da önemli bir gün. Bugün o anlamıyla aslında hem tarihe tanıklık ediyoruz hem de tarih yapıyoruz yani yapılan tarihin bir parçası ve asli özneleriyiz. O anlamıyla, sadece bir teklifi konuşmuyoruz, sadece bir teklif üzerine cümle kurmuyoruz, aslında ortak geleceğimizi, kuracağımız barışımızı, nasıl bir arada yaşayacağımızı ve bundan sonraki yaşamımızın, ülkemizin nasıl şekilleneceğini de birlikte tartışmış oluyoruz. O anlamıyla, önemli bir eşikteyiz, tarihî bir eşikteyiz ve bu eşiği güçlü aşarsak yarınları güçlü kurma, yarına güçlü adımlarla ilerleme ve özlediğimiz eşit, özgür, demokratik cumhuriyeti inşa etme konusunda da ciddi bir mesafe katetmiş olacağız.
O anlamıyla, her bir milletvekili arkadaşımızın, her bir siyasi partinin ve bu ülkede eşitlikten, özgürlükten yana olan her bir insanın da tarihî bir sorumlulukla karşı karşıya olduğunu ifade etmek istiyoruz. Biz, sadece, burada birer milletvekili olarak değil, aynı zamanda bu ülkede yaşayan insanlar, bu ülkede yaşayan milyonları temsil edenler olarak da temsil ettiğimiz halklarımıza borcumuzu onları bir adım daha çözüme ve barışa yaklaştırarak vermemiz gerektiğini düşünüyoruz. O anlamıyla, bütün milletvekili arkadaşların da bu bakış açısıyla, bu bilinçle sürece katkı koymaları ve bu yasa teklifini de böyle ele almaları gerektiğine inanıyoruz.
Biz DEM PARTİ olarak, bizden önce kapatılan diğer bütün siyasi parti gelenekleri açısından da ifade edersek, ilk defa Mecliste ve bir komisyonda bir ilk imzacı ve bir teklifin sahibi olarak konuşuyoruz. O anlamıyla, bunun öneminin de altını çizmemiz gerekiyor. Attığımız imzalar sadece alelade bir tükenmezin mürekkebinin kâğıda akması değil, aslında bugüne kadar bizi yan yana tutan ortak geleceğimizin mührüne atılmış önemli bir başlangıçtır.
Evet, dünya değişiyor, Orta Doğu değişiyor. Orta Doğu'da yüz yıl önce emperyalist devletlerin kurdukları, aslında, sınırlar ortadan kalkıyor. O anlamıyla, şunu söylememiz gerekiyor, küresel kapitalist sistem yeniden şekilleniyor ve bu sistemin şekillenmesinde şiddet en başat rolü oynuyor. Ne yazık ki Orta Doğu halklarının kaderi de hep bu şiddetin mağduru olmak oluyor. O anlamıyla, söylememiz gerekiyor; savaşlar, işgaller, katliamlar ve Orta Doğu'da yaşananların her birimize öğretmesi gereken, her birimize göstermesi gereken bir gerçeklik, bir hakikat olduğunu düşünüyoruz. 2026 yılında bütün dünyanın gözleri önünde aslında çok daha önceden başlayan Filistin soykırımını, Filistin katliamını her birimiz izledik, dünyanın gözü önünde oldu, resmî rakamlara göre bile 70-80 bin insanın yaşamını yitirdiği bir büyük soykırıma tanıklık ettik. Bütün bu soykırımların, bütün bu katliamların arka perdesinde ne var? Enerji nakil hatları var, ticaret yolları var ve bu enerji nakil hatlarıyla ticaret yollarına egemen olma anlayışı var. O anlamıyla, sermaye ve iktidar tekelleri tarafından aslında küresel jeopolitik yeniden şekillendiriliyor. Burada yeniden halkların lehine ne yazık ki ölüm, kan, gözyaşı ve sürgün düşüyor. Hatta bunun üzerine, Filistin'de, Gazze'de olduğu gibi açlığı, açlıktan yaşamını yitiren çocukları, kıtlığı da ekleyebiliriz.
Peki, bütün bu altüst oluşun merkezinde olan Orta Doğu'daki bu yüz yıllık statükonun bozulması, yüz yıl önceki emperyalist devletlerin çizdiği sınırların altüst olmasında Türkiye nasıl bir pozisyonda, Türkiye geleceğini nasıl kuracak? Bugün bu yasayla aynı zamanda bu soruya da yanıt oluşturduğumuzu unutmamamız gerekiyor.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, 7 Ekim 2023 Orta Doğu tarihinde büyük bir kırılma anına işaret eder yani Aksa Tufanı. Her şeyi belki de yakın tarihimiz açısından 7 Ekim 2023 öncesi ve 7 Ekim 2023 sonrası diye de aslında takvimlendirebiliriz. Orta Doğu'nun ihtiyacı olan aslında savaş mıdır, kan mıdır, gözyaşı mıdır, sınırların etnik temelde bölünmesi midir yoksa Orta Doğu'nun ihtiyacı olan, aslında halkların katılımına dayanan, eşit, özgür bir yaşamın inşa edilmesi midir? Tabii ki ikincisidir. İşte, bu büyük altüst oluş içerisinde Sayın Öcalan'ın 27 Şubat tarihinde barış ve demokratik toplum çağrısıyla bütün bu tarihsel gidişe halklar lehine büyük bir müdahalesi olduğunu görüyoruz. Evet, sadece Türkiye'de yeni bir dönemin kapısını aralayan bir çağrı değil, aynı zamanda, büyük Orta Doğu barışının, halkların eşit, özgür olarak bir arada yaşayacakları büyük Orta Doğu dönüşümünün de çağrısı olarak değerlendirilebilinir 27 Şubat barış ve demokratik toplum çağrısının kendisi. Barış ve demokratik toplum süreci aslında halkların lehine tarihe yapılmış bir müdahaledir. Ezilen, yok sayılan, inancı, kimliği nedeniyle hiçleştirilen, ötekileştirilen, dışlanan bütün toplumsal kesimler halklar ve inançlar lehine tarihin akışına yapılmış, halklar lehine bir müdahaledir yani büyük bir manifestodur, halkların özneleşme çağrısıdır, halkların kendi kaderini ellerine alma çağrısıdır ve bu anlamıyla Orta Doğu açısından da Türkiye açısından da önemi çok büyüktür ve barışın kapısını açmaya aday büyük bir çağrıdır. Bizler de DEM PARTİ olarak sürece tam da bu tarihsel perspektifle ve bakış açısıyla yaklaşıyoruz. Gündelik, dönemsel, taktik ya da anla ilgili bir değerlendirme yapmadığımızın altını çizmek isterim. Tarihsel ve stratejik önemde bir dönem olarak, bir çağrı olarak ele alıyoruz bu çağrıyı. Tüm çabamız, Orta Doğu'da ve dünyada kritik dönüşümler yaşanırken tarihsel Kürt ve Türk ilişkilerinin demokratik temelde yeniden güncellenmesi ve eşitlik temelinde yeniden kurulmasıdır çünkü ülkenin ve Orta Doğu'nun demokratikleşmesinin tarihsel Kürt-Türk ilişkilerinin eşit hukukla, demokratik temelde güçlenmesinden başka yolu yoktur. Halklarımıza ve tüm kamuoyuna sesleniyoruz. Bu salonda bulunan bütün sayın vekillere çağrımızdır. Hep birlikte tarihsel bir iş yaptığımızın bilinciyle hareket etme zamanıdır. Gelin, ülkenin ve Orta Doğu'nun kaderini halklar olarak bizler belirleyelim, halkın temsilcileri olarak bizler belirleyelim, sistemi demokratik dönüşüme zorlayan yeni bir demokrasi mücadelesinin kapısını hep beraber aralayalım, barışı kalıcı hâle getirelim. Bu nedenle de bir bütün olarak siyaset kurumunun, Meclisin, iktidarın, muhalefetin bu sürecin paydaşı olduğunu ifade etmemiz gerekiyor. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü sadece DEM PARTİ'nin, sadece Kürtlerin sorunu değildir, bu ülkede yaşayan herkesin sorunudur, muhalefetin sorunudur, iktidarın sorunudur, bütün yurttaşların ortak sorunudur. Siyasette hiçbir demokratik kazanım kendiliğinden ortaya çıkmadı ve bizler bunu en iyi bilenleriz; emekçiler olarak, kadınlar olarak, bu ülkenin demokrasi için mücadele edenler olarak biliriz ki bu ülkede ne varsa demokrasi adına, eşitlik adına, özgürlük adına her birisi büyük bir mücadeleyle, her birisi büyük bir bedelle, her birisi büyük emeklerle kazanılmıştır. O anlamıyla, bugün de mücadelenin cesaret istediğini, emek istediğini, risk üstlenmeyi istediğini görmemiz, bilmemiz gerekiyor. Şu an herkes için, hepimiz için demokrasiye kapı aralayan bir sürecin içerisindeyiz. Diyoruz ki: "Gelin, hep beraber bu kapıyı çalalım, bu kapıyı zorlayalım ve hep beraber demokrasi için açılan, aralanan kapıdan hep beraber geçelim istiyoruz; hep beraber bu mücadeleye, bu sürece katkı koyalım ve hep beraber kazanalım." Bu sürecin kaybedeninin olmadığının altını çizmek istiyorum. 86 milyonun kazanacağı bir sürecin başlangıcındayız, 86 milyonun acılarını, 86 milyonun geleceğini, 86 milyon yurttaşın yaşamını ilgilendiren bir tartışmanın, bir sürecin içerisindeyiz. Biz de en temelde bu yasa teklifine bu bakış açısıyla bakıyoruz. O anlamıyla, bunun için kolaylaştırıcı olmaya çalışıyoruz. Elbette önünüze gelen metinde bizim de tam olarak uygun bulmadığımız, eksik bulduğumuz, yetersiz bulduğumuz başlangıçlar var fakat bu, bu metnin önemini, tarihselliğini gölgelenmemelidir. Önemli bir eşikteyiz, önemli bir teklifle karşı karşıyayız. Bu anlamıyla, bunun tarihsel öneminin de altını çizmemiz gerekiyor çünkü bizler yarını kurduğumuzun bilincindeyiz; bugün için değil, yarın için, gençler için, çocuklar için, kadınlar için, emekçiler için iyi bir yaşam, bir refah istiyoruz, eşit, özgür, demokratik bir ülke istiyoruz ve bu nedenle de bugün bu yasa teklifinin tarafındayız, bu yasaya imza koyduk. Açık konuşalım, bizler DEM PARTİ olarak bu yasa teklifini tüm sorunlarımızın köklü çözümünün başlangıç noktası olarak görüyoruz. Bu yasa teklifi uzun ve zorlu demokratik bir dönüşüm yolculuğunun ilk adımını oluşturuyor ve çok önemli bir adımını oluşturuyor.
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Neyi dönüştürüyorsunuz onu da söyleyin?
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - İçinde bulunduğumuz tarihsel eşik, cumhuriyetin 2'nci yüzyılında demokratik yeniden kuruluşun imkânını ve sorumluluğunu önümüze koymaktadır. Mesele bir yasal düzenlemenin çok ötesindedir. Mesele, yüzyıllık sorunları hukukla, demokratik siyasetle, müzakereyle çözme iradesini ortaya koymak, eşit yurttaşlık, ortak yaşam, demokratik uzlaşma temelinde yeni bir geleceği birlikte kurabilmektir. Bu nedenle, bugün atılacak her adım yalnızca bizler için değil bin yıllar sonrasını, yüzyıllar sonrasını olumlu anlamda etkileyecek tarihsel bir adımdır. Bu yasanın bundan sonraki yürüyecek temel demokratikleşme adımlarına kaynaklık edeceğini, etmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz. O anlamıyla bir referans yasadan, bir yasadan bahsettiğimizin de altını çizelim.
Evet, bu ülkenin ezilenleri olarak çok büyük baskılara, çok büyük zulümlere maruz bırakıldık. Varlığımız, dilimiz, kimliğimiz, inancımız inkâr edildi; buna karşı direndik, büyük mücadele ettik, ağır bedeller ödedik ama bugün görüyoruz ki işte bütün bu bedelleri geride bırakmanın eşiğindeyiz, arifesindeyiz. Bugün dönüp baktığımızda görüyoruz ki yaşanan acılar, ödenen bedeller aslında boşa gitmemiş; bugün yok sayılmaya çalışılan Kürt halkının varlığı, iradesi artık inkâr edilemez bir tarihsel gerçeklik olarak ortadadır. Yüz yıllık Kürt sorununun idam sehpalarından bugün demokratik zemine taşınmasının yolu açılmıştır ve demokratik siyaset zeminine taşınan bu sorunun ret, inkâr ve tekçilik döngüsünü kırarak demokratik bir diyalogla, müzakereyle çözülmesinin imkânlarına kapı aralanmıştır. Demokratik çözümün demokratik siyasetle, demokratik müzakereyle ve ortak akılla, demokratik uzlaşıyla çözülebileceği artık görülmüş ve anlaşılmıştır. Demokratik mücadele tarihsel bir zemin oluşturmuş ve şimdi siyaset de o zemini demokratik, kalıcı bir çözümle taçlandırmaya, bu dönüşümü sağlamaya çalışmaktadır.
İşte, bugün bulunduğumuz tarihsel eşik yalnızca mücadelenin değil aynı zamanda bugünün siyasal sorumluluğunun da ürünüdür. Barışın ve demokratik çözümün mümkün hâle gelmesinde yıllardır emek veren toplumsal dinamiklerin, demokrasi güçlerinin, siyaset kurumunun, Mecliste sorumluluk alan bütün siyasi iradelerin ve bugün çözüm için sorumluluk üstlenen tüm aktörlerin bu süreçte çok büyük katkısı vardır. Farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin, devlet kurumlarının ve karar vericilerin bu süreçte sorumluluk alması, diyalog ve çözüm iradesini göstermesi bu tarihsel eşikte yeni bir sayfa açılmasına önemli bir katkı sunmuştur. Açılan bu yeni sayfa tıpkı Amasya Genelgesi gibi, tıpkı Erzurum-Sivas kongreleri gibi, cumhuriyetin kuruluşu gibi tarihsel bir önemdedir; söz konusu olan tarihsel Kürt-Türk ilişkilerinin geleceğidir. Tekrar ifade etmek gerekirse amacımız ve mücadelemiz cumhuriyeti ikinci yüzyılında güçlü demokrasiyle buluşturmak, Kürt-Türk ilişkilerini demokratik temele oturtmaktır. Sayın Öcalan'ın da ifade ettiği gibi, Kürk'ten Türk'ü, Türk'ten Kürt'ü çıkarırsanız geriye ne kalır ki. Amacımız, bütün halkların, inançların, kimlik ve kültürlerin özgürce kendini yaşayabileceği, eşit yurttaşlık hukukunu, hak temelli bir adalet sistemini bu topraklara ebediyen kazandırmaktır. Amacımız, demokratik hakların güvence altına alındığı ortak geleceği birlikte yaratmaktır.
Öte yandan, bu yasa teklifiyle demokrasi ve özgürlük mücadelemizde yeni bir sayfa açıldığının da altını çizmemiz gerekiyor. Demin de ifade etmiştim, bugüne kadar kazandığımız hiçbir şey kendiliğinden olmadı; bu anlamıyla her şey için çalıştık, mücadele ettik. Şunun farkındayız: Demokrasi mücadele etmeden kazanılmaz, kimse demokrasiyi altın tepside sunmaz. Onun için bu, uzun erimli bir demokratik mücadele sürecidir. Demokrasi mücadelemiz, demokratik siyaset alanının genişlemesiyle birlikte yeni bir evreye taşınıyor. Önümüzde ülkenin bütün ezilenlerini ve ötekileştirilenlerini kapsayan daha güçlü bir demokratik mücadele zemini açılıyor. Cumhuriyetin demokrasiyle taçlanması mücadelesi de bu zeminde demokratik cumhuriyet hedefi doğrultusunda ilerliyor. Bizim ifade ettiğimiz demokratik cumhuriyet, demokrasinin derinleşmesi, cumhuriyetin toplumsallaşması ve eşit yurttaşlığın toplumun bütün kesimlerini kapsayacak biçimde hayata geçmesidir. Dışlanan, ötekileştirilen tüm kesimlerin demokratik ortak yaşamın eşit öznesi hâline gelmesidir. Bu nedenle, demokratik cumhuriyet yalnızca Kürtlerin değil bu topraklarda yaşayan 86 milyonun ortak demokratik geleceğinin adıdır. Önümüzdeki dönemde de bu hedef doğrultusunda aynı kararlılık, aynı emek ve ciddiyetle çalışacağız. Rotamız demokratik cumhuriyettir, Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünün siyasal ve kurumsal zemini de tam da budur. Ne var ki cumhuriyetin kuruluş sürecinde toplumun önemli kesimleri dışlayıcı politikalar nedeniyle eşit yurttaşlık zeminine dâhil edilemedi. Mütedeyyinler, Kürtler ve sosyalistler uzun yıllar sistem dışında bırakıldı. Mütedeyyin kesimler zamanla sistem içinde kendilerine bir yer bulabildiler ancak Kürtler, Aleviler ve sosyalistler açısından aynı demokratik kapsayıcılığın sağlandığını söylememiz ne yazık ki mümkün değil. Demokratik cumhuriyet, tam da bu tarihsel eksikliği gidermeyi, cumhuriyeti bütün toplumsal kesimlerin eşit biçimde dâhil olduğu ortak bir zemine dönüştürmeyi hedeflemektedir. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü, aynı zamanda refahın da kapısını açacaktır. Kaynakların silahlanmaya ve güvenlikçi politikalara değil, barınmaya, istihdama, eğitime, sağlığa, sosyal refaha ayrılması için tarihsel büyük bir fırsat doğacaktır. Barış, ekmeğin büyümesi, sofraların bereketlenmesi, kadınların eşit ve özgür yaşaması, gençlerin geleceğini bu ülkede bulması ve kurabilmesi, emeklinin insanca yaşayabilmesi, çiftçinin üretebilmesi, işçinin emeğinin karşılığını alabilmesi ve çocukların haklarına güvenceyle erişebilmesinin yolunu açacaktır. Dile kolay. en iyimser hesaplamalara göre 1985-2000 yılları arasında çatışmalı sürecin maliyeti yaklaşık 4 trilyon dolardır. Bu kaynak savaşa değil halkın refahına ayrılabilseydi bugün daha güçlü bir ekonomi, daha adil bir gelir dağılımı ve çok daha nitelikli kamusal hizmetlere sahip olabilirdik. Bu nedenle, barış yalnızca demokratik bir ihtiyaç değil, emekçinin, emeklinin, çiftçinin, esnafın, kadının, gencin ve bütün yurttaşların ortak ekonomik çıkarınadır.
Sözlerimi bitirirken barış ve demokratik toplum mücadelesine ömrünü adayan, sevgili yoldaşımız ve barış için çalışan sevgili Sırrı Sırrı Süreyya Önder'i saygı ve özlemle anıyorum. Barış, demokrasi ve özgürlük uğruna yaşamını yitirenleri, kaybedilenleri, adalet mücadelesini sürdüren aileleri, barış annelerini, Cumartesi Annelerini, cezaevlerinde direnen siyasi tutsakları, bütün barış ve demokrasi emekçilerini saygıyla, sevgiyle, minnetle selamlıyorum.
Bugün bu tarihsel eşiği konuşabiliyorsak adını sayamadığımız binlerce insanın büyük emeklerine büyük fedakârlıklarına ve onların onurlu mücadelesine borçlu olduğumuzu biliyoruz. Yasa teklifinin son kısmına geçmeden önce, bu süreçte, öncelikle çözüm konusunda irade ortaya koyan Sayın Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a, MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'ye ve bu süreçte her türlü riski ve sorumluluğu alan Sayın Abdullah Öcalan'a ve muhalefet partilerinin...
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Cumhurbaşkanıyla bebek katiline eşit diyemezsiniz!
HASAN TOKTAŞ (Bursa) - Terör kutsanıyor burada, yazıklar olsun! Türkiye Büyük Millet Meclisindeki hâle bak ya!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Niye uyarmıyorsunuz!
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanıyla bebek katili eşit denemez!
GÜLÜSTAN KILIÇ KOÇYİĞİT (Kars) - Muhalefet partilerinin liderlerine, Meclis Başkanımız ve bu teklife imza koyan bütün milletvekili arkadaşlarıma tek tek teşekkür ediyoruz, her birinin emeğine sağlık. Yasa teklifinin halklarımız için, demokrasi ve özgürlük mücadelemiz için, 86 milyon yurttaşımız için kalıcı barışın, demokratik cumhuriyetin ve demokratik özgür yarınların kapısını aralamasını diliyor, bu tarihî sorumluluğu hep birlikte yerine getireceğimize olan inancımı ifade ediyorum.
Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Hayırlı uğurlu olsun.