| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 07 .08.2026 |
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, basınımızın kıymetli temsilcileri; "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında huzurunuza getirilen Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Değerli milletvekilleri, kanun teklifinin amacını Sayın Bakanımız teferruatıyla anlattı. Ben kanun teklifine girmeden önce yapılan düzenlemenin neye tekabül ettiğini, niçin böyle bir düzenlemeye ihtiyaç duyulduğunu -hepinizin malumu ama- sizlere bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Elli yıllık terör belasının ülkemizin ve insanımızın üzerinde meydana getirdiği etkileri, Gazi Meclisimizin siz sayın üyeleri yakinen biliyorsunuz. On binlerce insanımızın hayatına, devasa kaynaklarımızın heba olmasına neden olan terörü tarihin karanlık çöplüğüne göndermek üzereyiz; buna sevinin.
Burada ilk cevaplayacağımız soru, "Terör nedir?" sorusudur. Terör; siyasi, ideolojik, dinî veya etnik hedeflere ulaşmak maksadıyla şiddeti sistematik olarak tatbik eden, hedef aldığı kurbanların ötesinde geniş kitleler üzerinde korku ve yıldırma iklimi yaratmayı amaçlayan bir insanlık suçudur. Terörle Mücadele Kanunu'muzun 1'inci maddesinde terörün tarifi çok açık şekilde yapılır. Buna göre: "Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." Bu amaca ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da örgüt amaçları doğrultusunda diğerleriyle beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlere mensup olan kişiler de kanuni tanımla terör suçlusudur.
Değerli arkadaşlar, 3713 sayılı Yasa'nın 3'üncü maddesinde yer alan suçları burada tek tek saymak istemiyorum. Terör; çağdaş devletlerin egemenlik, güvenlik, toplumsal istikrar kavramlarını derinden sarsan çok boyutlu bir tehdittir. Özellikle soğuk savaş döneminde uluslararası sistemin parçalı yapısı, devlet dışı silahlı yapıların güç kazanmasına zemin hazırlamış; bu aktörlerin birçoğu etnik, dinî veya ideolojik motivasyonlarla hareket ederek devlet otoritesini zayıflatmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti 1980'lerden itibaren terörün sistematik biçimde kullanıldığı bir süreci yaşamıştır. Bölücü ve radikal örgütlerin ülke bütünlüğüne yönelik eylemleri millî güvenlik siyasetinin temel önceliği hâline gelmiştir. Bu kapsamda, terörsüz Türkiye vizyonu salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade, devletin bekası, iç cephenin güçlenmesi, hukukun üstünlüğü, demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı kapsayan; toplumsal bütünlüğü, millî dayanışmayı ve devletin stratejik geleceğini esas alan kapsamlı bir devlet politikasıdır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin jeopolitik konumu, 3 kıtanın kesişme noktasında yer alması güvenlik risklerinin yalnızca ulusal değil bölgesel ve küresel boyutlar taşımasına neden olmaktadır. Milliyetçi Hareket Partisinin sayın lideri tarafından ortaya konulan siyasi irade, Türkiye'nin iç huzurunu güçlendirmeyi ve bölgesel istikrarsızlığın ülkemiz üzerindeki etkilerini minimize etmeyi amaçlayan bir hedef çerçevesinde şekillenmiştir, küresel ve bölgesel krizlerin yoğunlaştığı bu dönemde devletin bekası, kardeşlik hukuku ve ortak tarih bilinci üzerinde yürütülmüştür.
Yasal ve idari düzenlemeler yapılırken, etnik temel öneriler, kültür, kimlik ya da yönetsel talepler terörsüz Türkiye süreciyle uyumlu değildir. Terörsüz Türkiye süreciyle beyanda bulunurken hukuki ve siyasi kavram setlerini doğru kullanmak zorundayız. Yapılan öneriler Anayasa'ya uygun ve gerçekçi olmak zorundadır. Türk milletinin bütünlüğünü hedef alan her türlü söylemin Milliyetçi Hareket Partisi tarafından reddedildi elli yedi yıldır bilinmektedir. Sözü uzatmaya gerek yok arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda tarihsel ve yapısal bir sorun yoktur. Hiç kimsenin ya da bir grubun tarihimize iftira atmaya hakkı yoktur. Ortada bir terör sorunu olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Terör neye dayanırsa, hangi gerekçeyle ortaya çıkarsa çıksın, hangi değerli söylemi kullanırsa kullansın terör tek başına bizzat kendisi bir sorundur ve ortadan kaldırılması gerekir. Diğer tüm sorunlar ya terörden doğmuştur ya da terörün bizzat çözülmesini engellediği, geciktirdiği ya da imkânsızlaştırdı sorunlar durumundadır. Terörü bir sebebe, tarihi arka plana, makul görülecek nedene dayandıran herkes farkında olarak veya olmayarak terörü meşrulaştırmakta ve terörü bir sorun çözme aracı olarak görmektedir. "Türkiye'de demokratikleşme sorunu çözülmeden terör bitmez." diyen bazı aydınlarımız, her tarafı yanlış ve haksızlıklarla dolu bu önermelerinin her şeyden önce, hukuk ve demokrasi gibi yüce değerleri terör faaliyetleri neticesinde elde edilecek değerler konumuna getirmekle büyük bir yanlışa iştirak etmektedir. Terör gibi lanetli bir faaliyet, demokratik hukuk düzeni inşa etmeyi amaçlayan meşru bir yöntem olarak görülemez. Odak noktamızı, asıl hedeflerimizi daha soyut ve fiktif tartışmalara feda etmeden somut, gerçekçi ve amaca dönük önerilerimizi burada öne çıkarmamız gerekir. Böylece Gazi Meclisimiz spesifik bir sorununu çözmeye yönelik net ve somut adımlar atma imkânına sahip olacaktır.
Değerli milletvekilleri 1 Ekim 2024 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin Yasama Yılının açılış töreninde liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin DEM PARTİ'li milletvekilleriyle tokalaşması ve onlara hitaben söylediği sözler siyasi hayatımızda yeni bir kapıyı aralamıştır. 24 Haziran 2018 tarihinde Cumhurbaşkanlığı ve 27'nci Dönem Milletvekili Genel Seçimlerinden sonra Cumhurbaşkanlığı Hükûmet sistemine geçilmiş, yapılan yönetim reformuyla siyasal sistem büyük şekilde değiştirilmiştir. Bu yönetim reformundan sonra siyasi ve toplumsal hayatımızda en önemli etkileri olan bir hamle daha yaşanmıştır. Sayın Devlet Bahçeli 22 Ekim 2024 tarihinde Milliyetçi Hareket Partisinin grup toplantısında PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan'a yaptığı tüm ezberleri bozan tarihî çağrı Türk siyasetinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu tarihî çağrı gerçekten bir milattır.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Teröristbaşı'nı Meclise çağırma ilanı.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan 27 Şubat 2025'te örgütüne yaptığı çağrıyla buna cevap vermiştir.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Büyük başarı, büyük başarı.
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Konuşmalarınızda konuşursunuz.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - 1990'larda Abdullah Öcalan...
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - İstediğimiz zaman konuşuruz.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Saygılı olursanız bazı şeyleri öğrenmiş olursunuz, lütfen.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Biliyoruz.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Sizin öğreneceğiniz çok şey var.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Ya, lütfen karşılıklı konuşmayalım Sayın Taş.
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Küçümsemesinler, çok şükür hepimiz iyi eğitimliyiz.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - "1990'larda reel sosyalizmin iç nedenlerle çöküşü, ülkede kimlik inkârının çözülüşü, ifade özgürlüğünde sağlanan gelişmeler PKK'nın anlam yoksunluğuna ve aşırı tekrarına yol açmıştır dolayısıyla ömrünü benzerleri gibi tamamlamış ve feshini gerekli kılmıştır. Aşırı milliyetçi savruluşun zorunlu sonucu olarak ayrı ulus devlet, federasyon, idari özerklik ve kültüralist çözümler tarihsel toplum sosyolojisine cevap vermemektedir. Sistem arayışları ve gerçekleştirmeler için demokrasi dışı bir yol yoktur. Sayın Devlet Bahçeli'nin yaptığı çağrı, Sayın Cumhurbaşkanının ortaya koyduğu iradeyle diğer siyasi partilerin malum çağrıya dönük olumlu yaklaşımlarıyla oluşan bu iklimde silah bırakma çağrısında bulunuyor ve bu çağrının tarihî sorumluluğunu üstleniyorum." demiştir.
Değerli arkadaşlar, bunun arkasında "Silahları bırakın, kongrenizi toplayın, örgütü ve bütün yan kuruluşlarını, bağlı kuruluşlarını dağıtın." demiştir. Gerçekten de ilerleyen zamanda bütün bu söylenenler gerçekleşmiştir.
HASAN TOKTAŞ (Bursa) - Gerçekleşmedi ki Başkanım, olmadı ki, gerçekleşmedi Başkanım.
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Ne zaman gerçekleşmiştir? Daha kanunda zaten...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ya, silah mı var ortada?
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Konuşmalarınızda dile getireceksiniz, biz de mi laf atalım?
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - At.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Sayın Devlet Bahçeli'nin yüzyılın en cesur dönüştürücü siyaset hamlesi PKK'nın kendisini feshetmesini ve silahları bırakma kararı almasıyla sonuçlanmıştır. Örgütün feshi ve silahları sembolik olarak yakması amasız fakatsız, şartsız kısaca bağlaçlar olmaksızın yürütülen bir sürecin önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.
Değerli arkadaşlar, 12 Mayıs 2025'te kongresini toplayan PKK kendini feshetmesiyle süreç yeni bir boyut kazanmıştır. Yarım asra yakın bir süredir Türkiye'nin enerjisini, insan kaynaklarını, ekonomik refahını sömüren, bin yıllık kardeşliğe kasteden bir yapı tasfiye edilmiştir. Elbette bu sonuca ulaşmak kolay olmamıştır. Kardeşliğimizi hedef alan terör tehdidinin ortadan kaldırılması ve toplumsal huzuru güçlendirmek için Türkiye Büyük Millet Meclisinde yüzde 95'in üzerinde bir temsille kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu uzlaşma ikliminin yaratılmasında önemli bir görev icra etmiştir. 5 Ağustos 2025'te çalışmalarına başlayan Komisyonun Başkanlığını Gazi Meclisimizin Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş Bey yapmıştır. Meclisteki 12 siyasi partiden 11'inin katılımıyla 51 üyeli çoğulcu ve kapsayıcı bir yapı kurulmuştur. Komisyon 21 kere toplanmış, 102 kişi ve kurumun görüşlerine başvurmuş, kırk sekiz saatlik Bir çalışma sonunda 4.199 sayfa tutanak tutulmuş ve çalışmasını tamamlamıştır. Terörsüz Türkiye sürecinde büyük bir rıza üretilmiş ve süreç aziz milletimiz tarafından sahiplenilmiştir. Komisyonda her görüş temsil edilmiştir.
Sonuç olarak, tüme yakın bir mutabakatla 47 kabul, 2 ret, 1 çekimser oyla yapılacakların çerçevesini belirleyen bir rapor ortaya çıkmıştır. Siyasi görüşleri taban tabana zıt partiler Türkiye'de bir ilki gerçekleştirmiş ve asgari müştereklerde buluşmuştur. Terörsüz Türkiye barış ve huzur demektir, demokrasi ve hürriyet demektir, kardeşlik demektir. Yapılan kapsamlı toplantılarda müşterekleri önceleyen, farklılıklara hürmetkâr bir anlayış ön plana çıkarılmıştır. Komisyon raporunda yazılı olduğu gibi -bunu iftira edenlere söylüyorum- Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini, temel anayasal ilkelerini, demokratik işleyişini ve üniter devlet yapısını esas alan bir anlayışla çözüme yönelik rapor hazırlanmıştır. Türkiye'nin üniter devlet yapısı, toprak bütünlüğü, Türkçenin resmî dil statüsü, laik cumhuriyet ilkesi, millî bütünlüğünü koruma iradesinin altı kalın çizgilerle bir kez daha çizilmiştir. Toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesini ve silahların teslim sürecini de içine alan, şimdi Komisyonumuza getirilen, amaca özgü müstakil ve geçici hukuki düzenlemelerin af ve cezasızlık algısına yol açmaması, kapsayıcı olması şerhi rapora da düşülmüştür. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından toplumsal uyum çerçevesinde hazırlanan müstakil geçici kanun bir plan dahilinde ilerleyecek ve Türkiye hukuk devleti olma yolunda daha da güçlenecektir. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak dürüst ve samimi adımları, dış dayatmalara kapalı önerileri, bin yıllık kardeşliğe ve ortak yaşama dönük tasarruflar tarafımızdan her zaman desteklenecektir. Terör dün Osmanlı Türk İmparatorluğu'nu bugün de Türkiye Cumhuriyeti'ni parçalamak amacıyla gündeme getirilmiş, sipariş bir projedir. Kürt kardeşlerimiz Türk millî dokusunun asıl ve temel unsurlarındandır. Türkiye Cumhuriyeti hepimizin devletidir. Millî devlet modern toplumlara has bir özelliktir. Devlet ile toplum arasındaki ayrım millî devletlerde minimize edilmektedir. Türk milliyetçiliği anlayışı Batı dünyasındaki etnik kökenli ve dışlayıcı milliyetçilik modellerini kesin bir dille reddetmektedir. Özü itibarıyla kapsayıcı, bütünleştirici, toplum merkezli bir karaktere sahiptir. Terörsüz Türkiye bu düşünsel zeminden beslenen ahlaki ve tarihî bir sorumluluk nişanesidir.
Değerli arkadaşlar -biraz sabır rica ediyorum- liderimiz Sayın Devlet Bahçeli'nin işaret ettiği gibi yüreğimizle, gönlümüzle terörsüz Türkiye'nin yanındayız. Tarihe, ecdada, şehitlere sahip çıkmak, ortak geleceği kucaklamak, millî değerler etrafında birleşmek, Türkiye'nin onurunu muhafaza etmek... Millî birliği, millî kimliği, millî devleti korumak, bin yıllık kardeşliği yaşatmak ve yaşamak... Terörsüz Türkiye'nin sonuna kadar arkasındayız. Siyasi, ahlaki, vicdani hiçbir ölçüyü tanımayan; ilkesi, iradesi ve heyecanı olmayan; yalan, riya ve istismardan başka sermayesi kalmayanların ne söylediğine bakmayız. İstiyorlar ki birbirimize küselim, birbirimizden kopalım. Bekliyorlar ki evlatlarımızın bayrağa sarılı tabutlarını omuzlarımızda taşıyalım.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Yazık!
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Kim ister bunu?
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Kimse istemez!
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Tahakküm zincirleri kopuyor, bundan korkuyorlar.
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Biz, teröristlerin leşleri gömülsün isteriz!
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Kim ister bunu ya!
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Kimin tahakkümü bu ya!
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Türk ile Kürt'ü düşman etmek üzere kurulmuş bir buçuk asırlık emperyalist komplo yerle yeksan ediliyor.
HASAN TOKTAŞ (Bursa) - Bir ara Tayyip Erdoğan MHP'ye diyordu bunu!
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Biz PKK'yla düşmanız!
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Ya Türk ile Kürt'ün problemi yok!
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Bu nedenle uyuşmuş vicdanlarıyla son kozlarını oynuyorlar.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Birinci ihanet döneminde de size söyleniyordu bu sözler!
SELCAN TAŞCI (Tekirdağ) - Ya, şunları söylemek vicdanınızı rahatlatacaksa söyleyin!
AYYÜCE TÜRKEŞ TAŞ (Adana) - Kim ister bunu ya!
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Değerli arkadaşlar...
HASAN TOKTAŞ (Bursa) - Tayyip Erdoğan, Sayın Başkanım, birinci açılım sürecinde bu sözleri ülkücülere, Milliyetçi Hareket Partililere söylüyordu!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Bir dakika, arkadaşlar...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Sohbet etmiyorum burada. Dinleyin, cevabınızı verirsiniz.
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Böyle, bir şey ispat edemezsiniz! Yaptığınız yanlışa kılıf bulamazsınız!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Arkadaşlar... Değerli milletvekilleri, lütfen.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Türkiye'nin... Dinleyeceksiniz.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Hatibin sözünü kesmeyelim.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Dinleyeceksiniz, dinleyeceksiniz!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Yıldız...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Bağırmayla, çağırmayla, ajitasyonlara ben pabuç bırakmam!
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Siz yapıyorsunuz ajitasyonu!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Yıldız, lütfen...
YÜKSEL SELÇUK TÜRKOĞLU (Bursa) - Ajitasyon yok!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Yıldız, lütfen devam edin.
FETİ YILDIZ (İstanbul) - Türkiye'nin beka kavramı...
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Bunları söyleyeceğiz!
ERKAN AKÇAY (Manisa) - Konuşurken söyleyeceksin, laf atarak değil!
ŞENOL SUNAT (Manisa) - Söyleyeceğiz!
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Akçay...
FETİ YILDIZ (İstanbul) - ...yalnızca literatürde değil, toplumsal hafızada da tarihsel derinliği olan bir güvenlik paradigmasını ifade eder. Osmanlı Türk İmparatorluğu'nun son yüzyılında yaşanan toprak kayıpları, kolektif bilincin temelinde süreklilik kazanan bir varlık-yokluk endişesi doğurmuştur. Dolayısıyla modern Türkiye'de terörle mücadele yalnızca güncel bir güvenlik politikası değil, devletin devamlılığı, toprak bütünlüğünü ve anayasal kimliğini koruma iradesinin kurumsal ifadesidir. Beka kavramının anayasal temelleri 82 Anayasası'nın ilk 4 maddesinde açık biçimde tanımlanmıştır. Bu maddeler -devletin dili, bayrağı, başkenti, üniter yapısı, bunlar, bu unsurlar değiştirilemez- hüküm altına alınarak ulusal bütünlüğü bir hukuki güvenceye kavuşturmuştur. Dolayısıyla bu unsurları tartışmaya açan her söylem veya eylem doğrudan beka ekseninde bir tehdit algısına yol açmaktadır.
Değerli arkadaşlar, terörizmin çok boyutlu etkileri vardır. Bu, sadece etkileri güvenlik alanıyla sınırlı kalmayıp ekonomik büyümeden toplumsal dokunun yeniden şekillendirilmesine kadar bir yelpazede hissedilmektedir. Terörün kırk yılı aşan süre boyunca yarattığı tahribat hem mali hem de sosyopsikolojik açıdan kalıcı sonuçlar doğurmuştur. Devletin güvenlik harcamalarına ayırdığı büyük kaynaklar altyapı, eğitim ve kalkınma yatırımlarının sınırlanmasına neden olmuştur. Terörün ekonomik maliyeti doğrudan bütçeye yükleriyle sınırlı değildir; güvenlik operasyonları, askerî harcamalar, altyapı tahribatı, yatırım ertelemeleri dışında sermaye akışının azalması, turizm gelirlerindeki kayıplar da bu maliyete dahildir. Terörün toplam ekonomik maliyeti Sayın Cumhurbaşkanımızın çok yakın zamanda ifade ettiği gibi 2,3 trilyonu aşmıştır. Bu kaynak kaybı, alternatif senaryolar üzerinden değerlendirildiğinde Türkiye'nin sanayi ve ulaştırma altyapısında önemli fırsat maliyetlerine yol açmıştır.
Değerli arkadaşlar, terör eylemleri nüfus hareketleri üzerinde de doğrudan etkiye sahiptir. 1990'lı yıllarda yoğunlaşan terör saldırıları sonucu 100 binlerce insan kırsal alanlardan kent merkezlerine göç etmek zorunda kalmıştır. Bu göçler kentlerde kontrolsüz nüfus artışına ve plansız yerleşim alanlarının oluşmasına yol açmıştır. Özellikle Diyarbakır, Mersin, Adana ve İstanbul gibi şehirlerimizde yaşanan hızlı göç altyapı hizmetleri, sağlık ve eğitim sistemleri üzerinde ciddi baskı oluşturmuştur. Kente göç eden nüfusun büyük kısmı da gençlerden oluşmaktadır. İstihdam ve eğitim politikalarındaki yapısal dönüşüm ve ihtiyaç daha da artmıştır. Bu süreç klasik sosyolojik yaklaşımların çok ötesinde, kültürün adaptasyon sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Kırsal geleneklerin kentsel yaşamla çelişmesi kültürel çatışmaları ve sosyal uyum sorunlarını doğurmuştur. Toplumsal bütünleşmenin önünde bu göçler engel oluşturmuştur. Bu dönüşüm aynı zamanda kent yoksulluğunu derinleştirmiştir. Kentlere yönelen bu zorunlu göçler informal sektörün gelişmesine ve kayıt dışı istihdamın artmasına yol açmıştır, bu durum sosyal güvenlik sistemine ek yük getirmiştir. Böylelikle terör sadece güvenlik ve ekonomi alanında değil sosyal adalet ve toplumsal eşitlik alanında sistemik etkiler yaratmıştır.
Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin jeopolitik konumu terörsüz Türkiye idealini yalnızca iç güvenlik stratejisi olmaktan çıkarıp bölgesel güvenlik mimarisinin merkezine yerleştirmiştir. Anadolu coğrafyası Asya ile Avrupa arasında stratejik bir köprü olmasının yanı sıra enerji koridorlarının, ticaret ağlarının ve güç rotalarının kavşak noktasıdır. Bölgemizde uzun süredir devletleşme ve merkezileşme taleplerinin olduğu görülmektedir. Birçok ülke kendi egemenlik kapasitesini yeniden inşa etme sürecine girmiştir. Bu süreç devlet dışı aktörleri ya uyum sağlamaya ya da tasfiye olmaya zorlamaktadır. Yeni küresel sıklet merkezi; ticaret, lojistik, enerji ve ulaşım koridorları Atlantik'ten Asya-Pasifik'e kaymıştır. Bu nedenle, Türkiye'nin iç istikrarı Orta Doğu'dan Avrupa'ya uzanan geniş bir güvenlik ekosistemi üzerinde doğrudan belirleyici olmaktadır.
Değerli arkadaşlar, tabii, bu arada, bölgemizde İsrail faktöründen de bahsetmeden geçemeyiz. İsrail'in Gazze ve Lübnan hattında sürdürdüğü askerî operasyonlar bölgesel tansiyonu artırarak terör örgütlerinin radikalleşme kapasitesini beslemektedir. İsrail Orta Doğu'da hegemonyası için bir garnizon devlet kurma gayretleri içindedir ancak bu gayretlerine ulaşamayacaktır.
Değerli arkadaşlar, huzurunuza getirilen kanun teklifinin tüm ayrıntılarını Sayın Bakanımız anlattı. Burada bir tekrara düşmek istemiyorum. Zamanı da uzatmadan, diğer arkadaşlarımıza da fırsat vermek açısından sözlerimi burada bitiriyorum ve hepinize saygı ve hürmetlerimi sunuyorum.
Sağ olun.