KOMİSYON KONUŞMASI

İRFAN KARATUTLU (Kahramanmaraş) - Teşekkür ediyorum.

Kıymetli Başkanım, ünlü bir Kürt din âlimi der ki: "Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen de hayattan lezzet alır."

MEHMET ALİ CEVHERİ (Şanlıurfa) - İsmini söyleyebilirsiniz Hocam, Bediüzzaman Said Nursi.

İRFAN KARATUTLU (Kahramanmaraş) - Yok, "ünlü bir Kürt âlimi" diyerek atıfta bulunuyorum.

Dolayısıyla, şimdi, tabii ki güzel bir komisyon.

MEHMET ALİ CEVHERİ (Şanlıurfa) - Pardon, ben bir şey söyleyeyim mi?

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Hayır, söz kesmeyelim ama.

MEHMET ALİ CEVHERİ (Şanlıurfa) - Özür diliyorum, bir şey söyleyeceğim.

İRFAN KARATUTLU (Kahramanmaraş) - Buyurun.

MEHMET ALİ CEVHERİ (Şanlıurfa) - Bediüzzaman ne yaparmış, biliyor musunuz: Öğrencilerine yumurtayı birbirine çarptırarak kırdırmazmış, yumurtayı iğneyle delerek... Niye? Onlarda şiddet eğilimi gelişmesin diye.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Niye o kadar o bölgede şiddet gelişti ya? Daha beni konuşturmayın arkadaşlar yani...

İRFAN KARATUTLU (Kahramanmaraş) - Tabii ki güzel bir komisyon. Yenidoğan Komisyonunda da bulundum. Bunun böyle bir komisyonda gerek başkanımızın gerek Komisyon üyelerinin, bütün herkesin gerçekten katkıları büyüktü. Ben de bundan çok memnuniyet duydum.

Sözlerime başlamadan önce... İki gün önce Sayın Cumhurbaşkanımızın, özellikle Ayla öğretmenimiz ve 9 şehit olan öğrencinin anne ve babalarını kabul ettiler. Görüşme yaklaşık olarak iki saat on beş dakika sürdü, oldukça uzun bir görüşmeydi, 4 bakanımız da katıldı; Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı, Millî Eğitim Bakanı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımız. Bizim Maraş'ın, doğrudur, Ali Bey itiraz etti, 7 vekili katıldı. Valisi, Belediye Başkanı da oradaydı. Cumhurbaşkanımız tek tek anne ve babaların hatta ikinci kez söz almalarını büyük bir metanetle dinledi, notlarını aldı. Duygusal ortamların olduğu bir ortamdı ve nihayetinde de 4 talep oldu: Şehitlik talebi, okullara isimlerinin verilmesi talebi çocukların; üçüncüsü, anne ve babanın cezalandırılma talebi ve nihayetinde anne ve babayla ilgili de okulda veya devlet memurlarında eğer bir ihmal varsa bunun araştırılma talebi, en nihayetinde de 15 Nisanda Eğitim Şehitleri Günü gibi bir anma gününün oluşturulması talebi. Sayın Cumhurbaşkanı bunların hepsiyle de ilgili Millî Eğitim Bakanına, Adalet Bakanına ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanımıza gerekli talimatları verdi ve bunların hepsine olumlu yaklaştı. Bütün aileler büyük memnuniyetlerini ifade ettiler ve sonuçta bizim de beklentilerimizin çok daha üzerinde, Cumhurbaşkanımızla olan bir toplantı oldu. Bugün ailelerin beyanatlarına bakıyorum, bir kısmı basınla paylaşmışlar, sonuçlarının oldukça iyi olduğu noktasında ki biliyorsunuz, biz de Kahramanmaraş'a gittiğimizde çok endişelilerdi, çok gerginlerdi ama bunun dün itibarıyla bittiğini söyleyebiliriz. Yine de tabii ki sonuçlarımızı takip edeceğiz.

Her şey konuşuldu; Lütfiye Vekilimiz yalnızlaşmadan bahsetti, Beritan Vekilimiz bahsetti, genel anlamda 60-70 tane öneri oldu. Niye böyle oldu? Bana göre şiddet bir bulgu. Nedeni yüzyıllardır yaşadığımız, Sanayi Devrimi'yle başlayan yalnızlaşma ve yabancılaşma. Artık bu, çocuklarımıza sirayet etti. Niye öne çıktı? Tıpta şöyle bir şey vardır: Mortalitesi yüksek bir vaka her zaman dikkat çeker. Eğer ki Siverek olayı tek başına olsaydı yine dikkat çekmeyecekti. Bunun üzerine böyle ölümlü bir vaka olduğu için dikkat çekti. Yalnızlaşan ve yabancılaşan insanlarımızın kendini göstermedeki en önemli etkisi, şiddetle bunu, kendilerinin var olduğunu belirtmeye çalışmaları oldu.

Herkes konuştu; hızlı şehirleşme ve komşuluk ilişkilerinin azalması, ilişkilerin bitmesi, teknolojiyle, sanal medyayla birlikte iletişimlerin artık yüz yüze olmaktan çıkması. Yine, vekilimiz söyledi, sürekli çalışma ortamı ve yine başka vekilimiz dedi, başarı endeksli bir yaklaşım insanları rekabet hâline getirdi ve en önemlisi, ruh sağlığı bozuk bir insan ortaya çıktı; endişe, kaygı, depresyon hepsi var bunlarda. Aile, çevre ve toplum ilişkileri zayıfladı. Yine vekilim söyledi, aidiyet duygumuzu kaybettik topluma karşı. Ve en sonunda da son noktada, bu çocukta olduğu gibi, yaşama sevinci yok çocukta yani yaşama sevinci yok ve bunlarla ilgili de kendini gösterme ihtiyacını hissettiğini hepimiz gördük.

Yine konuştuk yani ben o, okulla ilgili şeyleri hiç söylemeyeceğim. Bireysel farkındalık ve üretkenliği olmazsa bir insan kendini patlatır. Sosyal bağları güçlü olmayan... Buraya gelen bir arkadaşımız "Bir arkadaşı olsaydı bu çocuk yapmazdı bunu." demişti. Dolayısıyla arkadaşlık, akraba ilişkilerimizin azaldığı... Ve yine, Mehmet Emin Vekilimiz söyledi, felsefeyle ilgili. Felsefe sadece bilgi veya epistemoloji değil estetiği de var felsefenin, felsefenin ahlakı da var. Yani gerçekten çocuklarımıza bence öğretilmesi gerekir yani bunu ahlakın dini kapsamına da sokabiliriz ama ahlak ondan da geniş bir şey. Dolayısıyla bizim bu çocuklarımıza vermemiz lazım.

Yine söylendi, yapılan araştırmalarda hobilerinin artırılması, çocuğu sporla ve sanatla uğraşması bu işin, yalnızlaşma ve yabancılaşmanın en önemli tedavilerinden biri. Sonuçta, varacağımız nokta bu.

Onun dışında, okulla ilgili tedbirleri alırsınız. Tedbir istediğiniz kadar alın. Yarın bir gün bu camide de olacaktır. Yarın bir gün bir başka kurumda olacaktır. Bugün okulda gördük bunu. Hani siz "Okullarla ilgili tedbir alalım." diyorsunuz; alın, öbür taraf da öbür tarafta yapacaktır bunu. Semptomdur şiddet, hastalık; yalnızlaşma ve yabancılaşma. Biz buna karşı genel anlamda bir politik yaklaşıma girmediğimiz sürece semptomlarla uğraşır ve semptomlar için sivrisinekte olduğu gibi "Oraya sıkalım, buraya sıkalım." deriz. Aslında kaynağı yok etmek gerekir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.