KOMİSYON KONUŞMASI

MEHMET ALİ CEVHERİ (Şanlıurfa) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Muhalefete böyle pozitif yönlü bir ayrımcılık yaptığınız için ayrıca çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, ayrıca bunu samimi bir duyguyla söylüyorum, sizin Başkanlığınızda, Riyasetinizde böyle bir Komisyonda olmaktan da gerçekten mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Bütün arkadaşlara teşekkür ediyorum, bütün çalışanlara teşekkür ediyorum.

Şimdi Değerli Başkanım, ben 2 tane yüksek okulu, böyle stratejik biri Hilvan, biri Kâhta Yüksek Okul kurucu ve müdürlüğünü yaptım. Oradan başlayacağım. Yönetim anlayışım öğrenci merkezli, öğrenciyi merkeze koyan, istişareye dayalı, hafif disiplini olan ama bütün sorunları da aynı zamanda öğrenciyle beraber çözen bir yönetim anlayışı. Dolayısıyla Kâhta'da on yıl yüksek okul müdürlüğü yaptım. Benim okulumda 2 küçük hadise -hiçbir siyasi hadise olmadı- dolayısıyla basit böyle biraz bayanlara yönelik 2 münakaşa oldu, onu da disiplinimizle çözdük. Dolayısıyla öğrenci bize güveniyordu "Müdürümüz adildir, bize eşitsizlik yapmaz." diyordu. Disiplin olacak ama bunu yaparken öğrenciyi de merkeze arayacağız; öğrenciyi kollayacağız, gözetleyeceğiz çünkü biz anneyiz, babayız, oradaki, okuldaki öğrencinin annesi, babası da biziz. Öğretmen hem anne olmalı hem baba olmalı hem yol göstermeli hem rehber olmalı.

Şimdi, tabii, eğitim ailede başlıyor Değerli Başkanım. İlk okul ailedir, ilk öğretmen annedir. Şimdi, tabii, çocuğun manevi gıdası da sevgidir. Eğer sevgisiz bir ortamda yetişirse bu çocuk agresif olacaktır, saldırgan olacaktır dolayısıyla akranlarına karşı da bir zorbalık uygulayacaktır.

İkinci husus, çocuk değer görmelidir. Eğer değer görmezse, onore edilmezse, takdir edilmezse, yine sevgiyi bir başkasında, kendisine değer veren, kendisini takdir eden yanlış mihraklarda bunu arar ve çocuk kendini yalnız hissetmemeli, arkasında ebeveynlerinin, annesinin, babasının, idarecinin olduğunu bilmeli. Bunlar çok önemli.

Şimdi, biz ne yaptık? Büyük aileden küçük aileye geçtik, mikro aile yuvasına döndük, bir artı birlerde yaşamaya başladık. Çocuk dedeyi, neneyi, halayı, dayıyı, teyzeyi görmeden büyüyor. Geçmişte nasıldı? Urfa'da bizim evlerimize "hayat" denir, o hayatın içerisinde dede vardı, nene vardı, anne vardı, baba vardı, bir de yeri geldiğinde amca vardı, hala vardı. Eğer anne-baba çalışıyorsa o çocuğun eğitimini kim veriyordu? Dede veriyordu, nene veriyordu ve o evlerde hiçbir zaman boşanmalar da olmuyordu, bir münakaşa olduğunda dolayısıyla büyükler devreye giriyordu. Şimdi, aslında biz birçok şeyi konuştuk ama bu boşanmaların ne kadar arttığını hiçbir zaman hiçbir arkadaşımız dile getirmedi. Dolayısıyla, anne-babası olmayan ve işte görüyor çocuk gözünün önünde anne-baba kavgayla arıyorlar ya annenin yanında kalıyor ya babanın yanında kalıyor ya da yetiştirme yurtlarında kalıyorlar. Bu çocuğun psikolojisi nasıl olacak? Bir çocuk için babanın sevgisi, babanın var olması çok önemlidir. Evet, anne büyütür ama baba çok farklı bir kavram, hepimiz için çok farklı bir kavram. Anne... Babamız vefat ettiğinde hâlâ babamızı nasıl yâd ediyoruz bu yaşta, geldiğimiz yaşta. Dolayısıyla annenin ve babanın varlığı çok önemli. Biz çocuklarımızı yetiştirme yurtlarına terk etmemeliyiz ve anne babalar, yuvalar bir arada olmalı. Benim asıl üzerinde durmak istediğim önemli hususlardan biri de bu.

Şimdi, tabii, yeni maarif modeli: Zaman zaman Millî Eğitim Bakanımızla yapmış olduğum istişarelerde... Eğitimciyiz. Özellikle ben mesleki eğitimi çok önemsiyorum Değerli Başkanım, kıymetli arkadaşlar. Bir çocuk ilkokul 2'nci sınıftan itibaren. 1'inci sınıfta okuma yazmayı öğrendi, ondan sonra ne yapılmalı? Bu çocuk üzerinde; bir, yabancı dil eğitimi; iki, efendim, diyelim ki yapay zekâ, yazılım; üç, değerler eğitimi muhakkak verilmelidir. Yani bir çocuğun kalbinde bir Allah korkusu olabilmelidir, bir Allah'ın varlığı olabilmelidir, çekineceği bir kurum, bir kavram olabilmelidir. Eğer biz bunu ortadan kaldırırsak, dolayısıyla ortaya bir anarşist, bir canavar salabiliriz.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - "Çekineceği" demeyelim de "seveceği" diyelim.

MEHMET ALİ CEVHERİ (Şanlıurfa) - Pardon, düzelteyim, seveceği, bunu düzeltelim. Seveceği bir kavram olabilmeli, evet.

Şimdi, bu çok önemli. Peki yani şu anda biz... Ki ben 1987 yılında Şanlıurfa'da ilk bilgisayar kursunu kuran bir kişiyim. Bu kavram o zaman işte Commodore'lardan bugünkü seviyeye geldik. İlk başladığında Amerika'da bir bilgisayar şu oda kadarmış, küçüldü küçüldü, geldi cep telefonunuza sıkıştı. Artık bu teknolojiden vazgeçmem mümkün değil. O hâlde ne yapmalıyım? Bu çocukları müspet yönde eğitmeliyiz, bunun eğitimini verebilmeliyiz. Bu çocuklar sanal oyunlarla uğraşmak yerine, dolayısıyla, yapay zekâyla, programlarla kendisi program yapabilmelidir, aynı zamanda da bir mesleki uğraş içerisinde olabilmeli.

Tabii, silahlanma üzerinde durduk. Ben kendi coğrafyamdan söyleyeyim. Bizde en çok toplumun istediği silah ve ruhsat. Şahsen kendim çok karşıyım, onu da söyleyeyim. Çok karşıyım, aşırı da karşıyım. Peki, sen taşıdın mı? Evet, 1993 yılında bir yıl taşıdım, üniversitede hoca olduktan sonra eve hapsettim, o günden bugüne de hiç taşımadım. Bende var mı? Var ama karşıyım. Her gelen valiye özellikle karşı olmalarını da söylüyorum ama toplumun bizden en çok istediği husus bu. Yani bunu sağlayabilir miyiz? Çok zor ama bununla ilgili, özellikle bir yaptırım olabilmeli diye düşünüyorum.

Okul güvenlikleri, tabii, çok önemli. Şunu ben, mesela bir çözüm olarak sunabilirim: Artık, terörsüz Türkiye'de, bu, koruculara iş düşmüyor. Bir işsiz kaldılar. Hadi, bunlara da bir okul güvenliği verelim gibi bir oluşum olabilir. Hiç olmazsa onlar işlerinden olmamış olabilirler, bir meslek de kazanmış olurlar.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Çocukları koruculara mı teslim edeceğiz?

MEHMET ALİ CEVHERİ (Şanlıurfa) - Yani olabilir, niye olmasın? Yani bu benim düşüncem. Siz de kendi düşüncenizi söyleyebilirsiniz.

Şimdi, artan ve küreselleşen bir şiddetten bahsedildi ki katılıyoruz.

Şimdi, peki, ben şunu söyleyeyim: Yani teknolojiyle beraber, medeniyetin gelişmesiyle beraber, güya kendimizi medeni bir toplum zannediyoruz ama gerçekten de şu anda çözümü şiddette arayan bir toplum hâline geldik. Aslında bu, toplumsal bir travmadır yani bu çocuklar bizim eserimiz yani bunu iyi görmek gerekiyor.

Dolayısıyla, bunu da ciddi manada biz toplum olarak kendimizi irdeleyebilmeliyiz diye düşünüyorum. Tabii, çok söylendi. Tekrar edilir mi bilmiyorum ama bugün dijital bağımlılık çok önemli bir husus, şiddet sıradanlaştı. Bunu sıradanlaştırmak gerekiyor. Özellikle bu filmler, oyunlar, diziler çok ciddi manada, bu, şiddeti sıradanlaştırdı.

Şimdi, akran zorbalığı üzerine çok ciddi manada tedbir alınmalı ve bunu yapanlarla ilgili ciddi önlem alınmalı.

Şimdi, bu durumda, özellikle ben şunu görüyorum: Çocuklarımız yalnızlaşıyor, sahipsizleşiyor. Bu duyguyu ortadan kaldırmamız çok önemli.

Değerli Başkanım, hızlı hızlı gidiyorum.

Evet, güvenlik tedbirleri ciddi manada artırılmalı. Okullarda yeterli PDR sayısı artırılmalı ama -daha önceden de konuşmuştuk. Ben, tabii, biraz geç geldim, bazı toplantılarımız vardı- yani okul PDR sistemi, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı sistemi ve güvenlik sistemi birbirine entegre olmalı. Yani orada, Maraş'taki hadisede 32 defa görüşme olmuş ama Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının veya müdürlüğün bundan haberi yok. Emniyetin -zaten baba Emniyetçi- bundan haberi yok.

Evet, 4+4 zorunlu eğitim sistemi muhakkak... Lise, zorunlu eğitim olmaktan çıkaralım, mesleki eğitime geçilmeli, bunu da söyleyeyim ve mesleki ortaokullar kurulmalı. Benim Bakanlığa sunduğum önerilerden biri de bu. Yani çocuk muhakkak üniversite okumak zorunda değil ama bir meslek sahibi olunmalıdır.

Şu söylendi mi bilmiyorum ama öğretmenler eğitilmeli. Gerçi Öğretmen Akademisi kuruldu. Bana göre en çok öğretmenler eğitilmeli, bir eğitimden geçmeli. Ben şu andaki öğretmenin genel durumuna baktığımda hiç tasvip etmiyorum. Yani öğretmen midir, efendim yani nasıl anlatayım, başka bir şey midir? Ben resmî tören geçitlerinde bile öğretmenlerin durumlarına, kılığına kıyafetine baktığımda öğretmen mi geçiyor, bir başkası mı geçiyor... Bu öğretmen nasıl, efendim, örnek olacak?

Sayın Başkanım, hız veriyorum ve bitireceğim.

Evet, sosyal ve sportif faaliyetler artırılmalı. Ben değerli vekilime de katılıyorum. Yani yerel yönetimler işin içine konulmalı, okuma salonları, dershaneler, hatta dershaneler de kurulmalı, kütüphaneler kurulmalı.

Ve yerel yönetim... Okullar öğrencileri zaman zaman gezilere götürmeli, millî ve manevi değerler bu gezilerde verilmeli.

Sayın Başkan, diğer hususları ben ileteceğim.

Çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.