| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 06 .08.2026 |
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Çok teşekkür ederim.
Şanlıurfa ve Kahramanmaraş Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonumuzun tüm üyelerine, Başkanlık Divanına, bize katkı koyan tüm uzmanlara, başından itibaren dikkatle takip eden basın mensuplarına; Yeni Parti Grubu adına teşekkür ediyorum.
Gerçekten oldukça yoğun, iyi bir çalışma oldu diye düşünüyorum. Sayın Başkanımız Yusuf Beyazıt'a -kendisi geldiğinde tekrar de iletirim- süreç boyunca yönetim anlayışı için de ayrıca teşekkür ediyorum. Bununla birlikte, iktidar partisi mensuplarına, Başkanlık Divanının böyle belirlenmemesi gerektiği konusundaki uyarımızı bir kez daha yapmak istiyorum. Eğer çocukların demokratik davranışlar geliştirmesini istiyorsak, eğer ülkede kutuplaşmanın azalmasını istiyorsak, eğer ortak aklın hâkim olmasını istiyorsak en azından şu 4 kişilik Başkanlık Divanını tamamen iktidar partilerinden oluşturmamanız gerektiğini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bu son toplantı önerisinin yerinde olduğunu düşünüyorum, herkesin son bir kez görüşlerini dile getirmesinin, tutanak altına alınmasının kıymetli olduğunu düşünüyorum.
Ben daha önce de Çocuklara Karşı Her Türlü İhmal, Şiddet ve İstismarın Önlenmesi Komisyonu üyesiydim. Maalesef o Komisyonda bu Komisyonundaki gibi bir çalışma yapma şansımız olmadı. Aylarca da raporu bekledi yani, bekledi durdu, sonra da gitti. O Komisyon bundan daha önce kurulmuştu hatta Yılmaz Tunç Başkanlık etmişti Komisyona. Sonra Yılmaz Bey Adalet Bakanı oldu, çok da iyi bir komisyon raporu yazmışlardı. O komisyon raporunu yazan Komisyonun Başkanı Adalet Bakanı olmuştu ve maalesef, çocuklara yönelik komisyonlar kurulmaya devam etti. İşte, bir tanesi bu oldu, Suça Sürüklenen Çocuklar Komisyonu oldu, bizim bu Komisyonumuz oldu; demek ki ortada birçok toplumsal sorun var. Bu Komisyon da maalesef geç kurulmuş bir Komisyon oldu, onu da tekrar söylemek gerekir. Defalarca önerilmesine rağmen, daha önce alınamamış bir komisyon kararıdır bu, bunlar bize zaman kaybettirdi.
Sorunumuz şu: Maraş'ta, İstanbul'da, Şanlıurfa'da, diğer illerde şiddet her gün eğitim ortamlarının içerisinde. Millî Eğitim Bakanının görev yaptığı süre boyunca 2023 yılından bu yana 22'si MESEM'lerde olmak üzere 46 çocuğumuz hayatını kaybetti; çocuk, öğretmen ya da veli. Demek ki bu anlık bir olay değil. Yani bir çocuk var; annesi, babası ilgilenmemiş, o arada silaha erişmiş falan, çok boyutlu konular var. Daha önce dile getirdiğim için uzatmayacağım ama Şanlıurfa'da bu kadar büyük kayıp olmamasının nedeni çocuğun eğitimli olmamasıdır, silahlarının çok olmamasıdır falan dolayısıyla her an her dakika yaşayabileceğimiz sorunlar. Bunu sadece bir dijital problem olarak görmemeliyiz, çok boyutlu bir problem. Dolayısıyla elbette dijitalde yaşanan süreçler önemli ama tüm sorunu kökü dışarıda birtakım dijital oyunlar, birtakım dijital gruplar, bunların kuşkusuz önemi var, bu olaylarda görüyoruz bunu ama mesele bundan ibarettir diyemeyiz. Dolayısıyla çok boyutlu bir suçla, sorunla karşı karşıyayız. Tabii, bunu nasıl aşılacak? Şöyle, bütünleşik, stratejik, planlı, yenilikçi, etki odaklı bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Şimdi, biz bu saatlerde bu çalışmayı sürdürürken Mecliste bir başka yasa teklifi görüşülüyor, Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi görüşülüyor. Şimdi, yani kimsenin kalbini kırmak istemem ama bir yandan bu çalışmaları yaparken tam da bu konunun göbeğinde olan bir konuyla ilgili olarak kendisi de hukukçu olmayan bir milletvekilinin getirdiği bir yasa teklifi -ki teknik bazı eksiklikleri var yasa teklifinin- apar topar Meclisten geçiriliyor. Bu arada, ben yasa teklifinde getirilen bazı konulara destek veren birisiyim, ayrışıyorum bazı arkadaşla, ben destek veriyorum bazı konuları ama böyle olmaz bu işler. Yani bunların her biri maalesef bizim bir türlü düzeltemediğimiz eksikliklerimiz diye düşünüyorum. Bu da doğru olmamıştır, bu Komisyon tamamlanmadan bu kadar önemli bir kanun teklifinin Meclise gelmesi doğru olmamıştır, çok daha boyutlu olmalıdır. Kanun teklifinin çokça tartışılan ama benim desteklediğim maddeleri var ama bu kanun teklifinin içerisinde önleyici hiçbir madde yok. Yani olayları çözmek üzerine değil sonunda cezalandırmak üzerine olan kısmen haklı bulduğum işler var. Dolayısıyla bunlar sıkıntılı tarafları. Şunu Başkanlık Divanına sunmak isterim: Biliyorsunuz, bir gün buradaki toplantılara katılmadık çünkü o gün 6 sendika buradayken 7'nci sendika Meclisin önünde yerlerde sürükleniyordu, gözaltına alınıyordu ve biz de böyle bir koşulda burada duramayacağımızı söylemiştik. Aynı şekilde, KESK'e ve BİRLEŞİK KAMU-İŞ'e bağlı olan sendikalar da toplantıya katılmadılar. O yüzden Başkanlık divanından talebim, ricam KESK, BİRLEŞİK KAMU-İŞ ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikasının konuyla ilgili görüşlerini en azından yazılı olarak alalım. Yani o gün yaşanan tatsız olay nedeniyle... Ki birisinde EĞİTİM-İŞ, öbüründe EĞİTİM SEN gibi çok büyük iki sendika var, farklı perspektifler olduğu da doğrudur. Dolayısıyla en azından bu tarihî Komisyonun içerisinde görüşlerin yazılı olarak da bulunmasında ben yarar görürüm. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası da keza öyle. Dolayısıyla bu 3 sendikan da görüşlerin alınmasında fayda var.
Şimdi, kusura bakmayın, biraz partimin de Yeni Partinin görüşlerini özetleyeceğim için çok kısa olmayacak maalesef ama umuyorum yararlı olur Komisyon çalışmaları açısından. Çok boyutlu bir sorun, o boyutlarının her biriyle ilgili önermelerimiz var, tabii, onun dışında, yazılacak, konuşulacak konular da var. Birincisi, yapısal, ekonomik ve toplumsal politikalarla ilgili konular var. Her şeyden önce, her şeyden bağımsız eğitim sisteminde yaşanan yapısal eşitsizlikler ve fırsat eşitsizliğine yol açan niteliksizleşme süreçleri acilen dönüştürülmeli; birincisi bu. Uygulanan ekonomik programların ve derinleşen yoksulluğun çocukların temel haklarına, yaşam koşullarına ve güvenliğine etkileri merkeze alınmalı. Bu bir gerçek Türkiye açısından. Derinleşen gelir adaletsizliğiyle sınıfsal ayrışmaların toplumsal barışı ve çocukların geleceğini tehdit eden yaşamsal boyutu raporda açıkça ortaya konulmalıdır. Bu bizim beklentimizdir. Siyasetin ve kamusal söylemin ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı dili eleştirel bir perspektifle ele alınarak toplumsal huzuru zedeleyen yönleriyle incelenmelidir. Okul çağındaki çocukların erken yaşta iş gücüne katılımını ve eğitime devamsızlığını önlemek için etkin denetim mekanizmaları kurulmalı, dezavantajlı aileler bu kapsamda desteklenmelidir. Çocuk işçiliğinden medet umar hâle gelmemelidir aileler. Dezavantajlı bölgelerdeki okullardan başlayarak tüm öğrencilere -iktidar partisinin de seçim programında olduğu gibi, bizim de olduğu gibi- bir öğün ücretsiz ve sağlıklı okul yemeği ve temiz içme suyu ücretsiz olarak verilmelidir. Bu arada, toplumda şiddetin önlenmesi, övülmesinin engellenmesi, cezasızlığın ortadan kaldırılması, adalet sistemine olan güvenin tesis edilmesi bu sorunların kökünde olan nedenler arasındadır, bunlara ihtiyaç vardır. İkinci alan, okul içi iklim, demokrasi ve önleyici eğitim programlarıdır. Şunu üzülerek söylemek durumundayım: Çocukları anlamıyoruz -burada gelen uzmanlarımız da söyledi, önceki dönem milletvekilimiz de söyledi- çocukları anlamıyoruz, okullar bir çocuk hapishanesi gibi. Biraz önce sayın vekilim de söyledi -yani camları dışarı bakarlarsa ne olacağı düşünülmüş acaba, bilmiyorum- camları tamamen kapatılmış, içeri tıkıyorlar, yedi sekiz saat aynı küçücük mekânın içerisindeler, rahatsız sıralarda iki kişi, üç kişi oturuyorlar oysa okulun yaşanabilir bir ortam olması lazım, çocuğun hayatının çoğunu geçirdiği bir alan dolayısıyla mekânsal olarak baştan bakmamız gereken işler var. Çocukları bir özne ve aktör hâline getirmemiz gerekiyor okullarda. Öyle olmayınca kuşkusuz çoğu sıkıntı yaşıyor ama onlardan bir ya da birkaçı hiç istenmeyen işlere tevessül edebiliyorlar dolayısıyla yaşanabilir okullar sağlamanız lazım. Okullarda akran zorbalığı -ki çok büyük bir sorun, artan bir sorun- şiddet, önyargı, ayırımcılık, kutuplaşma ve sosyal dışlanmaya karşı eleştirel farkındalık getirecek; öğrencilerin empati, duygu düzenleme, etkili iletişim ve çatışma çözme becerilerini sistematik olarak destekleyen yaratıcı drama, rol oynama, deneyimsel öğrenme temelli önleyici eğitim programları yaygınlaştırılmadır yani okul sadece bilginin edinildiği bir yer olmamalıdır, hayatın deneyimlendiği bir yer olmalıdır, farklı toplum kesimlerinin olduğu bir yer olmalıdır ve bunu çocukların öğrendiği ve içselleştirdiği bir alan olmalıdır. Bu arada, sayın vekilimin bahsettiği, gerçekten felsefe, psikoloji, sosyoloji gibi derslerin bir biçimde detayını hepimizin bildiği nedenlerle neredeyse eğitim ortamından sürülmüş olması da sorun. Türkiye ne zaman ki felsefe grubu derslerini bu kadar azalttı -belirli bir nedenle, tartışma açmak için söylemiyorum- bu, Türkiye'nin mahvolmasıdır. Düşünmeyen birey, toplumla sağlıklı ilişkilenemeyen bir birey başka hiçbir şeyde hayırlı bir iş yapamaz dolayısıyla bunlar önemlidir.
Rehber öğretmenler, sınıf öğretmenleri, branş öğretmenlerinin kullanabileceği bilimsel temelli etkinlik paketleri hazırlanarak ülke genelinde standart uygulamalar geliştirmelidir. Okullarda otoriter, cezalandırıcı, ayrımcı disiplin anlayışı yerine öğrencilerin karar alma süreçlerine katıldığı demokratik okul iklimi yaratılmalıdır; bu, çok temel bir mesele. Öğrenciler özne değiller, sokuyoruz onları sabahtan akşama kadar, kapıları da kilitliyoruz. İlk konuşmamda söylemiştim hatırlarsanız, öğrenci teslim alma yeri diye yazı yazmışlar okulun kapısına yani bu derece, hapishaneyle eşleşmiş bir okul düzeni. Öğrenci teslim alma yeri diye yazmışlar, Ankara'da, burada. Dolayısıyla öğrencilerin kendilerini güvenle ifade edebilecekleri, aidiyet duygusunu güçlendiren sanat, drama, yaratıcı yazarlık ve benzeri kulüp çalışmaları yaygınlaştırılmalı, sosyal izolasyon riski taşıyan öğrencilerin bu çalışmalara katılımı teşvik edilmelidir. Spor, sanat, bilim, teknoloji okulun ana faaliyetleri olarak derslerin yanı sıra belirli bir zamanla buraya eklenmelidir. Ders saatleri uzatılmalıdır, okul saatleri uzatılmalıdır. Okullarda öğrencilerin yalnızca akademik başarıya göre değerlendirildiği rekabetçi eğitim anlayışı yerine iş birliği, dayanışma, katılım ve eleştirel düşünmeyi temel alan demokratik eğitim modeli yaygınlaştırılmalıdır.
Bir başka çok önemli alan, biraz önce Zuhal Vekilim de söyledi, diğer vekiller de söyledi; öğretmenleri canından bezdiren, idarecileri eksik hissettiren, çözüm unsuru olarak kendilerini değerlendirmedikleri bu yönetim anlayışı ortadan kalkmalıdır. Öğretmenler güçlendirilmelidir, idareciler yetkilendirilmelidir, her konuda ilçe il millî eğitim müdürlüklerinin iki dudağının arasına bakmayacakları bir sistem oluşturulmalıdır. Bugün itibarıyla öğretmenlerimiz ve idarecilerimiz sistemin en büyük mağdurları durumundadırlar, süratle güçlendirilmeleri gerekir.
Üçüncü alan, psikososyal destek, okul sosyal hizmeti ve ruh sağlığı. Bunu uzun uzun konuştuk, buraya gelen akademisyenler neredeyse ağız birliği etmişçesine bundan bahsettiler. Her okulda öğrenci-rehber öğretmen oranı uluslararası standartlara çekilmeli yani her 250 öğrenciye 1 öğretmen olmalı. Şimdi, istatistiklerde 300 civarında öğrenciye 1 rehber öğretmen var gibi gözüküyor ama 500'ün altında öğrencisi olan okulların sayısının çok olması nedeniyle o öğrenciler aslında istatistiği aşağı çekiyorlar yoksa çok daha yüksek sayıları, en az 500. Dolayısıyla Türkiye'de öğrencilerin bir kısmının ya okulunda hiç rehber öğretmen yok, olan okullarda da en az 500 civarında. Dolayısıyla bu konuda Sayın Mahmut Özer'in bir sözü de olmuştu, rehber öğretmenlere derhâl bir istihdam oluşturulmalıdır. Türkiye bunu karşılayabilir, böyle bir kaynağımız var. O yüzden her 250 öğrenciye 1 rehber öğretmen, her 100 öğrencisi olan okula 1 rehber öğretmen istihdam edilmelidir. Öğrencilerdeki davranış değişikliklerini ve riskleri erken tespit etmek için kapsamlı psikososyal tarama mekanizmaları kurulmalıdır. Risk altındaki çocukların tespitinde kullanılmak üzere bilimsel temelli, çok boyutlu psikososyal değerlendirme araçları geliştirilmeli ve tüm okullarda standart biçimde uygulanmalıdır. Bu araçların kullanımı için okul personeline düzenli eğitim sağlanmalıdır. Öğretmenlere şiddet eğilimleri ve erken uyarı işaretlerini fark edebilmeleri için zorunlu kriz ve gözlem eğitimleri verilmelidir. Bunun ne kadar önemli olduğunu çok acı bir şekilde, çok üzüntüyle hepimiz Kahramanmaraş'ta ve Şanlıurfa'da maalesef deneyimledik.
Kişisel verilerin korunması ile bütünleşik ve sürekli hizmet dengesi arasındaki açmazın derhâl sonlandırılması lazım. Biraz önce diğer vekillerimiz de dile getirdi; bir yandan etiketlenme, gelecek kaygısı var, bu nedenle hizmetten yararlanamıyor ama bunun birtakım bedelleri var. Çocukların ille bir başka çocuk grubuna zarar vermesi gerekmiyor. Yeterli sağlık hizmetini almayanların ömürleri boyunca yaşayacakları sıkıntılar da onlarla beraber geliyor ki hekim olan vekillerimiz de burada bunu dile getirdiler. Dolayısıyla, bu bizim açmamız gereken sorunlardan biri.
Her okulda öğrencinin aile sistemi, sosyoekonomik koşulları ve toplumsal bağlamını değerlendirebilecek okul sosyal hizmet uzmanları istihdam edilmelidir; bu, Türkiye'de yeni konuştuğumuz bir şey, benim uzun bir süredir dile getirdiğim bir konu. Bu uzmanlar vaka yönetimi, aile görüşmeleri, kurumlar arası koordinasyon ve risk değerlendirmesi işlevlerini üstlenerek rehber öğretmenlerle eş güdümlü çalışmalıdır. Rehber öğretmen okulda 1 kişi, en fazla 2 kişi; ailelere gidecek zamanı yok, diğer kurumlarla iş birliği yapacak zamanı yok. Dolayısıyla, sosyal hizmet uzmanları olayın sosyoekonomik boyutlarını da değerlendirecek şekilde, dışarıya gidecek şekilde görevlendirilmelidir. Okul sosyal hizmet programının ve uzmanlarının olmaması toplumda yaşadığımız bütün eşitsizlikler, şiddet, ayrımcılık, ayrıştırma, kutuplaşma, bunların hepsinin okullarda tezahür etmesine, yeniden yaşanmasına neden olan en temel sebeptir. Dolayısıyla, onların görev tanımları, etik standartları, müdahale protokolleri yasal düzeyde tanımlanmalıdır, mesleki denetim ve süpervizyonları da oluşturulmalıdır. Dezavantajlı bölgelerdeki okullarda öncelikli olmak üzere okul sosyal hizmetin yaygınlaştırılması için üniversitelerin sosyal hizmet bölümleriyle iş birliği protokolleri geliştirilmeli, stajyer ve mezun istihdamını kolaylaştıran teşvik mekanizmaları kurulmalıdır.
Her okulda tam zamanlı okul sağlığı hemşiresi istihdam edilmelidir; bu, aynı zamanda şûra kararıdır, Latif Vekilim de hatırlayacaktır. Okulun içinde bin öğrencimiz var, o bin öğrencinin içinde kronik hastalıkları olan var, geçici mevsimlik hastalıkları olan var, ilaç kullanmak durumunda olan var, taramaların yapılması gerekiyor, obeziteyle savaşılması gerekiyor, akran zorbalığı ve benzeri konularla ilgili bilgilendirme yapılması gerekiyor, ailelerle ilgili konuşulması gereken konular oluyor. Bir önleyici hekimlik alanı olarak birinci derece sağlık hizmeti... Türkiye'nin 18 milyon yurttaşı her gün bir okula gidiyorsa, bir kamu binasına gidiyorsa orada en azından bir okul sağlığı hemşiresi olmalıdır ki o sağlık hizmeti verilebilsin ve daha büyük sağlık hizmetleri eksiklikleri, ihtiyaçları oluşmasın. O yüzden, bunu çok temel bir mesele olarak görüyoruz. Bunun için daha önce yasa teklifi vermiştik, reddedildi; hep beraber, el birliğiyle bir sağlık hizmetini tanımlamalıyız. 18 milyon çocuğu hastanelere gitmek zorunda bile bırakmamalıyız, çok azı gitmek durumunda kalmalı. Dolayısıyla bunu da dikkatlerinize sunmak isteriz.
Okullarda görev yapan tüm psikososyal destek personeli, psikolojik danışman, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, psikiyatrist, okul hemşiresinin düzenli mesleki süpervizyon alması zorunlu hâle getirilmeli ve süpervizyon sisteminin kurumsal altyapısı oluşturulmalıdır. Bizim alanımızda -ben de psikoloğum, biliyorsunuz- süpervizyon en temel meseledir; bu, yapılmadığı sürece hizmetler eksik kalacaktır, vekilimin de ekleyeceği konular olacaktır.
Çocuk koruma, travma bilgili bakım ve kriz müdahalesi alanlarında okul personelinin sürekli eğitim alması zorunlu kılınmalı. Bu eğitimlerin içeriği ve standartları sosyal hizmet ve çocuk ruh sağlığı alanlarının bilimsel katkısıyla geliştirilmelidir. Rehberlik araştırma merkezlerinin güçlendirilmesi hem kadro yapısı açısından hem işleyişleri hem görevleri hem de yetkileri alanında var olan eksiklerin onlarla birlikte çalışarak, sahadaki arkadaşlarımızdan geri dönüşüm alarak yeniden tanımlanmalıdır.
Üçüncü alan: Aile desteği, çocuk koruma ve kurumlar arası koordinasyon. Ailelere yönelik rehberlik ve eğitim programlarını yaygınlaştırmaya ihtiyacımız var. Bir çocuğu okula kaydettirmek yeterli değil eğer bir çocuğunuz varsa okula kaydettirdiyseniz sizin de öğrenmeniz gereken, sizin de bilmeniz gereken, sizin de geliştirmeniz gereken birtakım ebeveynlik becerileri var. Dolayısıyla, bu, eğitim sistemimizin çok önemli bir unsuru olarak yeni dönemde tanımlanması gereken konulardan bir tanesi. Ebeveyn eğitim programları yalnızca bilgilendirici seminerler formatıyla sınırlı kalmamalı; etkileşimli grup çalışmaları, ev ziyaretleri ve bireysel aile danışmanlığını kapsayan katmanlı bir model olarak tasarlanmalı, bu programlarda sosyal hizmet uzmanları etkin rol üstlenmeli. Ekonomik yoksulluk, ebeveyn ruh sağlığı sorunları ve aile içi şiddet gibi çocuğun okul güvenliğini dolaylı olarak tehdit eden risk faktörlerine yönelik erken müdahale programları okul tabanlı sosyal hizmetle entegre biçimde yürütülmelidir. Çocuk ihmal ve istismarının evde, sokakta veya dijital ortamlarda erkenden tespit edilmesi amacıyla okullar, sağlık kuruluşları ve sosyal hizmetler arasında entegre bir ihbar ve takip ağı oluşturulmalıdır. Sosyal hizmet uzmanları, okul ve ailelerle koordineli çalışarak dezavantajlı ve risk altındaki çocukları yakından izlemelidir. Şiddetin ve riskli davranışların kökeninde yer alan ailevi, kültürel ve çevresel etkenlerin tespiti için okul, aile ve sosyal hizmetler arasında veri temelli erken uyarı ve takip mekanizmaları işletilmelidir. Okula devamsızlık ve okul terki vakalarında -ki bunu da bu örneklerde yaşamıştık hatırlayacaksınız- salt idari işlem yerine sosyal hizmet temelli müdahale protokolü uygulanmalıdır; bunları uzun uzun konuştuk biliyorsunuz İstanbul'da. İlk devamsızlık bildiriminin ardından belirlenen süre içinde okul sosyal hizmet uzmanı aileyle temas kurmalı ve çok disiplinli değerlendirme başlatmalıdır, farklı meslek hizmet uzmanlarıyla. Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı arasında çocuk koruma alanında ortak vaka yönetimi protokolleri oluşturulmalı, kurumlar arası bilgi paylaşımını düzenleyen yasal çerçeve güçlendirilmelidir. İlçe ve il düzeyinde okul, sosyal hizmet birimi, çocuk psikiyatrisi ve savcılık temsilcilerinden oluşan çocuk koruma koordinasyon kurulları oluşturulmalı, risk altındaki vakalar bu kurullar aracılığıyla çok disiplinli biçimde izlenmelidir. Burada "çok disiplinli"den kastımız çok farklı disiplinler aracılığıyla, onu eklemek isterim. Çocuk ihmali ve istismarı vakalarında okulların ihbar yükümlülüğü netleştirilmeli. İhbar sonrası kurumlar arası müdahale süreçleri standart protokollere bağlanmalı ve takip mekanizmaları güçlendirilmelidir. Öğretmen ve okul personelinin ihbar sürecinde hukuki güvencesi sağlanmalıdır. Suça sürüklenen veya adli süreçte temas eden çocukların okula dönüşünü desteklemek amacıyla çocuk mahkemeleri, denetimli serbestlik ve okul sistemi arasında yapılandırılmış geçiş protokolleri oluşturulmalıdır; bu süreçlerde okul sosyal hizmet uzmanı koordinatör rolü üstlenmelidir. Ceza ve ıslah kurumlarından dönen çocukların okul ortamına yeniden entegrasyonunda damgalanma ve dışlanma riskini azaltmak için okullar, rehberlik ve araştırma merkezleri ve sosyal hizmet birimleri yeniden ortak entegrasyon planı oluşturmalıdır, kişi bazlı.
Dördüncü alan, yerel yönetimler, mahalle temelli destekler ve çocuk katılımı. Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; çocukların suça sürüklenme riskinin yüksek olduğu bölgeler başta olmak üzere mahallelerde, 12-18 yaş grubundaki çocuk ve gençlerin ücretsiz olarak vakit geçirebilecekleri, spor, sanat, kültür, bilim ve sosyalleşme imkânlarına erişebilecekleri güvenli ve kapsayıcı atölyeler ve alanlar yerel yönetimlerle iş birliği içinde oluşturulmalıdır. Bu, takvimlendirilebilirse önümüzdeki beş sene içerisinde el birliğiyle, iktidarı muhalefeti tüm belediyelerle çözebileceğimiz bir meseledir. Bu amaçla -daha önce uzunca anlatmıştım- okul bahçelerinin kapatılmasını engellememiz gerekir, buraya kadrolu personel tahsis etmemiz gerekir. Okul bahçeleri ve uygun okul mekânları eğitim saatleri dışında çocukların kullanımına açılmalıdır ve bu alanlar hafta sonları da dâhil erişilebilir alanlar hâline gelmelidir. Gündüzleri açık, akşamüstünden itibaren, haftanın iki günü de tamamen kapalı; bir kamu kaynağının verimsiz kullanımı, bu tamamen bir personel meselesidir, çözülmelidir. Mahallelerde kurulacak spor ve sosyal alanların yeri, tasarımı, çalışma saatleri ve faaliyetleri çocukların görüşleri alınarak belirlenmelidir. Özellikle kız çocuklarının, engelli çocukların ve sosyoekonomik eşitsizlikler nedeniyle bu imkânlara erişmekte zorlanan çocukların ihtiyaçları gözetilmelidir. Okullarda ve yerel yönetimlerde çocukların güvenlik, akran ilişkileri, dışlanma ve ihtiyaç duydukları destekler hakkında görüşlerini düzenli olarak iletebilecekleri çocuk danışma kurulları ve katılım mekanizmaları oluşturulmalı, çocukların önerilerinin hangi kararlara nasıl yansıdığı kendileriyle paylaşılmalıdır. Yani yerel yönetimler alanında da çocukların sürece katılımıyla ilgili bir reforma ihtiyaç vardır. Okul ve mahallelerde çocuklarla birlikte düzenli güvenlik ve ihtiyaç haritalamaları yapılmalı, çocukların kendilerini güvende ya da tedirgin hissettikleri yerler, kullandıkları güzergâhlar, destek alabildikleri kişiler ve erişebildikleri imkânlar belirlenerek yerel önleme ve destek politikaları aktarılmalıdır. Yani sadece emniyet güçlerinin gözüyle değil, çocukların da gözüyle, velilerin de gözüyle o güzergâhların, okul hatlarının ele alınması gerekmektedir. Çocukların ihmal, istismar ve suç risklerine karşı haklarını öğrenmeleri ve koruma mekanizmaları konusunda bilinçlenmeleri için eğitim programlarına yaşlarına uygun hak temelli eğitimler eklenmelidir; bugün bizim temel eksikliklerimizden bir tanesi bu, bu konuya daha çok eğilmeliyiz. Yalım Vekilimin söylediği Danimarka örneği buradan kaynaklanıyor, Danimarka'da çok daha fazla sorun olduğundan değil, Danimarkalı çocukların sorunlarla ilgili çok daha fazla bilgileri olduğundan, içselleştirdiklerinden belki bazen yerli yersiz ama bir biçimde bu mekanizmayı raporluyorlar.
Gelelim -önemli bir alan, vekillerimiz çok söyledi, buraya ciddi bir vurgu da görüyorum, önemli de buluyorum- medya, dijital alanlar ve teknoloji güvenliği meselesine. Bir kere, şiddet içeren değil şiddeti teşvik eden. Bakın, ikisinin arasında bir fark var: Çünkü şiddet içeren dediğinizde, örneğin -ne bileyim- büyük savaş oyunları oluyor, hiçbirine şey yapamazsınız, o zaman çocuklar başka yöntemler bulurlar kendilerine ama şiddete teşvik eden... İşte, biraz önce de adı söylendi "Öğretmenini nasıl öldürürsün?" vesaire gibi. Yoksa hani, sonuçta çok çeşitli oyun alanları var, işte, birtakım mücadeleler gerektiriyor, puan kazanmanız gerekiyor vesaire falan. Topyekûn davranmayan, gerçekten çocukları teşvik edip etmediğine bakan evrensel standartlarda dijital oyunların ve çocukları riske atan çevrim içi platformların erişimi denetlenerek sınırlandırılmalıdır. Çocukların okul içinde maruz kaldıkları dijital tehditleri ve siber zorbalıkları takip etmek için özel ihbar mekanizmaları kurulmalıdır. Televizyon kanallarında ve yayın akışlarında şiddet, suç ve silah kullanımını özendiren içeriklerin denetimi sıkılaştırılmalı ve caydırıcı yaptırımlar getirilmelidir. Bunu uzun uzun konuştuk hep beraber yani her hafta leblebi gibi insan öldüren birtakım diziler var, artık figüran bulamıyorlar, maskeli insanlar öldürülüyor ha bire ve bunlar hayatına devam edebiliyorlar, çok ünlü karakterler olarak yollarına devam edebiliyorlar. Dolayısıyla, bu çok kritik. Ailelerin, ebeveynlerin dijital okuryazarlık becerilerini güçlendiremezsek çocukların gerçekten, dijital olarak ne kadar güvende olduklarını anlamamız çok zor. O yüzden, ebeveynlere yönelik açılacak bu eğitimlerin, fırsatların da çok kritik önemde olduğunu, çok teknik bilgilerin, basit bilgilerin ebeveynlere nasıl takip edeceklerine yönelik bu programlar içerisinde kazandırılması gerektiğini söylemek isteriz. Medya organlarında okul saldırısı haberlerinin kopya intihar veya saldırı etkisi yaratmayacak şekilde etik ilkeler doğrultusunda sunulması zorunlu hâle getirilmelidir.
Bir diğer alan fiziksel güvenlik, kriz yönetimi ve hukuki tedbirler. Her okulda çocuk hakları, çocuk psikolojisi ve kriz yönetimi eğitimi almış en az 1 okul güvenlik görevlisi istihdam edilmelidir. Bakın, bu olaylar yaşandıktan sonra İçişleri Bakanlığımız okullarda süratle polis görevlendirmesi yaptı. Şu soruyu sorarım o zaman: Önceden gerekmiyordu ise olaylardan sonra niye yapıldı? Gerekiyordu ise önceden niye yapılmadı? Şimdi, bazen şöyle söyleniyor: "Efendim, okulları böyle bir alana çevirmeyelim. Üniformasız olsunlar, silahsız olsunlar ama oradaki çocuklar da bilsin, dışarıdaki de bilsin." Bu arada, tek mesele silahlı okul basması meselesi değil ki; okula geliyorlar, çocukları dövüyorlar, harçlıklarını alıyorlar, öğretmenlere saldırıyorlar. Şimdi, bakanlıklarda var, Mecliste var, belediyelerde var, AVM'lerde var, kamu kurumlarında var, il, ilçe millî eğitim müdürlüklerinde, sağlık müdürlüklerinde; hepsinin kapısında güvenlikçi var ama ülkenin, bir numaralı korunması gereken yurttaşlarının kapısında bir tane güvenlik görevlisi yok. Dolayısıyla, elbette ki sorunun tamamını çözmez ama caydırıcı bir unsurdur, erken müdahale unsurudur. Dolayısıyla, biz bunu çok önemli buluyoruz, her okulda bir özel güvenlik görevlisi kamu görevlisi olarak istihdam edilmeli.
Okullarda hapishane görünümü yaratmayan çeşitli fiziksel güvenlik tedbirleri alınmalı, okul kampüslerine giriş ve çıkışlar güvenli erişim ilkeleri doğrultusunda yeniden düzenlenmeli, ziyaretçi kayıt sistemi, kimlik doğrulaması, kontrollü giriş noktaları, acil durumlarda uzaktan kilitleme altyapısı kademeli olarak tüm eğitim kurumlarında hayata geçirilmeli.
Bu toplumun temel sorunlarından biri -adını koymamız gerekiyor- bireysel silahlanmadır. Kültürün bir parçası olarak övülüyor, anlatılıyor. Türkiye'de halkımızın güvenliğini sağlayacak olan devlettir, silah taşıma hakkı da devlette olmalıdır. Yurttaşların silahlanmalarının topluma da, devlete de bir faydası yoktur. Ben milletvekili olarak hakkım olmasına rağmen bir silah almadım, doğru da bulmuyorum. Kolluk gücü devlette olmalıdır, devlet güvenliği sağlamalıdır. Dolayısıyla, bireysel silahlanma kesinlikle önlenmelidir. Sayın Cumhurbaşkanının açıkladığı tedbirler arasında da vardı, bu konuda ivedilikle bir düzenleme yapılmalıdır. Kamu görevlilerinin birden fazla silah edinmesi de engellenmelidir. Bunun diğer olumsuz tarafları da zaten göz önüne alınmalıdır. Şu an itibarıyla, hanelerde bulunan ruhsatlı, ruhsatsız silahların erişimi ve onlardan sorumlulukla ilgili -şimdiki, gelen yasa teklifinde de var- bu meselenin üzerinde daha hassasiyetle durulması gerekmektedir.
Okulları hedef gösteren, şiddeti öven, silah temin etmeye çalışan kişilere yönelik hukuki yaptırımlar caydırıcı hâle getirilmelidir. Her okulda saldırı, yangın, deprem, rehin alma, toplumsal şiddet olaylarına yönelik standart kriz yönetim planı hazırlanmalı, öğrenci, öğretmen ve diğer personelin katılımıyla düzenli olarak senaryo temelli tatbikat gerçekleştirilmelidir. Örneğin, her ay en az bir tane tatbikat yapılmalıdır okullarda. İlgili bakanlıkların risk denetimlerini birlikte yapmaları sağlanmalıdır. Biraz hızlanmak açısından artı yorum yapıyorum.
Şiddet eğilimi, ağır davranış bozukluğu, ciddi tehdit söylemi veya saldırı planlaması tespit edilen öğrenciler için rehber öğretmen, okul yönetimi, aile, çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanıyla sosyal hizmet uzmanın katılımıyla bireysel risk yönetimi ve izleme planı hazırlanmalı, öğrencinin eğitim hakkı korunurken toplum güvenliği ve erken müdahale ilkeleri doğrultusunda düzenli takip sağlanmalıdır. Çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerinin kurumsal yapısı güçlendirilmeli ve bir ruh sağlığı yasası hazırlanmalıdır.
Son olarak, yönetişim, veri analizi, hesap verebilirlik ve izleme mekanizmaları. Komisyon raporunda yer alan tüm politika önerileri ve uygulamalar için sorumlu kamu kurum ve kuruluşları açıkça tanımlanmalı, yetki ve görev dağılımı net bir şekilde belirlenmelidir, gerekiyorsa bir ay geciksin uzmanlarımızın çalışması ama biz görevleri, beklentilerimizi ilgili bakanlıklara ve kamu kurumlarına tevdi edelim. Öngörülen tedbirlerin hayata geçirilebilmesi için merkezî bütçeden ve ilgili bakanlık kaynaklarından ayrılacak finansman kalemleriyle bütçe planlaması şeffaf bir şekilde rapora dâhil edilmelidir. Her bir eylem ve uygulamanın hangi takvim ve süre sınırlaması içinde tamamlanacağına dair bağlayıcı bir uygulama takvimi kısa, orta ve uzun vadeli oluşturulmalıdır. Alınan kararların ve atılan adımların takibi için yasama denetimini ve kurumlar arası koordinasyonu sağlayacak yazılı ve bağlayıcı mekanizmalar kurulmalıdır. Yalım Vekilimiz bunlardan bahsettiği için örnek vermiyorum. Yapılan çalışmaların, harcanan kaynakların ve hedefe ulaşma düzeyindeki ilerlemenin düzenli olarak kamuoyuna şeffaf ve erişilebilir raporlar hâlinde sunulması zorunlu hâle getirilmelidir. Millî Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bu raporda yer alan tavsiyelerin uygulanma düzeyini ve performans göstergelerini içeren ortak ilerleme raporunu her yıl Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmalıdır. Bu amaçla, bakanlık, il, ilçe ve okul düzeyinde çok paydaşlı koordinasyon yapıları oluşturulmalı, sorumlu kurumlarla ölçülebilir izleme göstergeleri belirlenerek sonuçlar kamuya açık biçimde raporlanmalıdır. Okullarda öğrencilerin demografik, sosyoekonomik, aileye ve yaşam koşullarına ilişkin verilerin bütüncül olarak toplandığı, analiz edildiği ve veriye dayalı karar alma süreçlerinin işletildiği resmî bir araştırma ve veri analizi birimi kurulmalıdır. Bu birimlerde görev yapacak yetkin ve yetkilendirilmiş uzman personel istihdam edilerek okul yönetimlerinin öğrenci profiline ve risk faktörlerine anında erişebileceği şeffaf ve güvenli bilgi altyapıları oluşturulmalıdır. Devamsızlık artışı, akademik performans düşüşü, sosyal izolasyon ve davranış değişikliği gibi göstergeleri izleyen MEB bünyesinde dijital tabanlı bir erken uyarı sistemi kurulmalıdır. Bu sistem, veri güvenliği ve çocuğun mahremiyeti güvence altına alınarak okul, rehberlik servisi ve sosyal hizmet birimleri arasında bilgi akışını sağlamalıdır. Erken uyarı sistemleri öğrencileri kalıcı biçimde etiketlemeyecek, yoksulluk veya göçmenlik gibi durumları tek başına risk göstergesi saymayacak ve dijital risk birimleri uzman değerlendirmesi olmadan disiplin işlemine dayanak oluşturmayacak biçimde tasarlanmalıdır. Öğrencilerin aidiyet duygusu, güven algısı, zorbalık düzeyi ve öğretmen-öğrenci ilişkileri yılda en az bir kez bilimsel ölçeklerle değerlendirilmeli, sonuçlara göre iyileştirme planları hazırlanmalıdır.
Sayın Başkanım, bu raporumuzu, önerilerimizi daha da şey olarak takdim edeceğiz. Siz biraz önce yoktunuz, ilk bölümde kısa bir süre dışarı çıkmıştınız, tekrar yenilemek isterim: Bu Komisyonun sağlıklı bir şekilde çalışması için vermiş olduğunuz desteğe, yönetime çok teşekkür ediyoruz. Gerçekten yoğun, sıkı bir çalışma oldu, bunun rapora yansımasını da umuyoruz. Biz de Yeni Parti Grubu olarak bütün bunların raporlarda kalmamasını umuyoruz, yeni yaklaşımların Türkiye'de geçerli olması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye'nin huzura ihtiyacı var, Türkiye'nin ortak akla ihtiyacı var, Türkiye'nin yeni politikalara ihtiyacı var, bunun da Parlamentodan başlayacağına inanıyoruz. O yüzden, size de Başkanlık Divanınıza da milletvekillerimize de uzmanlarımıza ve basın mensuplarımıza tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.