KOMİSYON KONUŞMASI

İRFAN KARATUTLU (Kahramanmaraş) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Öncelikle bütün hocalarıma teşekkür ediyorum bilgilendirici sunumları için. HUDER'deki avukat arkadaşımın maksadını aşan konuşmalarının bence ifade özgürlüğü içerisinde normal olarak kabul edilmesi, bu kadar tepki gösterilmemesi gerektiğine de inandığımı belirtmek isterim zira baktığımız zaman raporunda, aşırı korumacılığın paradoksu, müfredat tabanlı sivil savunma kültürü gibi gerçekten içi dolu birtakım bilgiler de vermiş, önerilerde de bulunmuş. Zannederim arkadaşımız kendi spontane son cümleleriyle bu işe girişti ama raporları gerçekten diğer raporlar gibi dolu; onu da söylemek isterim.

Selçuk Hocamın raporundaki Maraş'la ilgili tanımlanmasına; şehrim olacak, Maraş Milletvekiliyim ve saat beşte ben oradaydım. Olayda herhangi bir toplu yas yok, yerinden edilme, konteynerde kalma yok; oldukça mali durumu iyi, statüsü iyi, depremden etkilenmemiş, bulunduğu evleri depremde yıkılmamış bir aileden bahsediyoruz ve tanımlayacak olursak modern bir aile yaşantı şekliyle, dolayısıyla belirttiğiniz ifadeler belki genel anlamda doğru olabilir ama bu vaka için, Urfa için doğrudur ama Maraş için doğru olmadığını belirtmek isterim.

Bunun dışında, rekabetçi bir eğitim sisteminden beslenen Türk eğitim sisteminde biz nasıl koordinasyon, eş güdüm veya ekip işi çalışması yapabiliriz ki? Bilginin yerine kariyerin öncelendiği bir statüde siz nasıl bu eş güdümü sağlarsınız? Örneğin, süpervizyon dediniz, süpervizyonu bırakın ülke çapında, kendi kliniğinizde bu süpervizyon yapacağınız insanlarla yapmakta zorlandığınızı ben tahmin edebiliyorum. Niye? E- Çünkü eğitim sistemimiz buna müsaade etmiyor. Ben de bir tıp fakültesi mezunu olarak şu kadar puan aldım, şöyle yaptım, böyle şunu yaptım, TUS'ta bunu yaptım, niye fizyoterapisti dinlerim diyorum ve kendi egomun ve kendi rekabetçi eğitim sisteminin gereğini yapmaya çalışıyorum. Ülkede -az önce de söylendi- üniversitedeki psikiyatri hocası ile sosyal hizmet müdürlüğünün hiçbir bağlantısı yok, sağlık müdürlüğünün hiçbir bağlantısı yok ve eş güdüm ve koordinasyonun gerçekten çok az olduğu bir sistemdeyiz; bunu da belirtmek isterim.

Son sorum Nilay Hocama olacak. Bu tür aileleri gözlemlemişsinizdir muhakkak. Dediğim gibi, depremden etkilenmemiş, maddi seviyesi çok yüksek, aile modern bir aile, çocuğun videolarında görüyoruz dişil eğilimleri var, güzellik salonunda veya kadın giysileri giyiyor; bu noktada anne figürünün bu çocuk üzerinde nasıl bir etki oluşturduğunu düşünebiliriz yani seçenekler var mı? Benim en çok takıldığım nokta, babası ya da şeyi değil; çocuğun manifestosunda, özellikle ablalarına karşı korumacı bir manifestosu var. Yani bu noktada olayın ana gelişiminde yedi yıllık bir gelişimi var. İlkokul öğretmeniyle 2, 3 ve 4'üncü sınıfına bakan öğretmeniyle de görüştüm ve aile hekimiyle de; ilkokul 2'de başlayan bir yalnızlaşması var, kendini bilgisayara veriyor ve okulda uyuyor. Bunu takip eden muhakkak -hepimiz için, kendim için de geçerli- anne figürlerimiz var. Bu konuyla da ilgili olduğunu düşünerek bu tür şiddette anne figürlerinin nasıl bir etki yaptığını ailede biraz açabilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

SOSYOLOJİ DERNEĞİ BAŞKAN YARDIMCISI PROF. DR. NİLAY KAYA - Çok teşekkürler.

Tabii ki ailede bakım ve çocuğun bütün sorumluluğu anneye yükleniyor ama burada annenin de salt ev içi sorumluluğu değil. Galiba öğretmen, işte, dışarıda... Yani çocukla geçirdiğimiz zamanlar çok sınırlı olunca, çocukları yalnızlaştıran bir şey artık çok yoğun iş yükleri yani hem ev içi hem çocuk hem de artık dediğimiz gibi dijital yaşam evin içinde olduğu için hani bunların denetlenmesi, aileyi tek bir ajan olarak ele aldığımızda çocuğun sosyalizasyonunda yeterli olmuyor. Yani biz bunları ne kadar kontrol ettiğimizi düşünsek de dediğimiz gibi... Yani hepimiz, gençlik, ergenlik çağında çocuklarımızın, kapıları kapatıp içeriye girmek... Hani ailesi girmek istediğinde kapılar kapanıyor, onlara izin verilmiyor. Artık ailenin çocuk üzerindeki, dediğiniz gibi, anne figürü olsun, baba figürü olsun, aile içi ilişkiler, doğal olarak -yalnızlaşan bireyler olarak da söylemiştik- etki düzeyini azalttığı için burada annenin etkisi işte, ne kadar müdahale edebilirdi ya da bu çocuk üzerindeki -ne diyelim- yani sorunlarını çözmede ona daha yakın olabilirdi ama bu günümüz gençliğinin bir problemi, artık ebeveynler çocuklar üzerinde bir etki yaratan şeyler değil. Dijital mecralar, akranlar, okul yani çok çeşitli; biraz önce demiştim, yapısal olarak baktığımızda birçok kurumsal şeyin içindeyiz çünkü geçmişte sadece ailenin içinde sosyalleşiyorduk, eğitim alıyorduk, işi orada yapıyorduk, hiç dışarıya ilişkin kaygılarımız yoktu ama değişen bir toplum ve bu, tek başına da -biraz önce dedim- ergenlerin eğitimi sadece anne-babada değil artık, okullarda, dijital medya bunun üzerinde çok baskınsa gençlik üzerine, çocuk üzerine; ebeveynlerin eğitiminde belki onları da biraz sorumlu tutmamız gerekiyor yani burada sadece ebeveyn anne babalığını iyi yapmıyor, onlar suçlu değil bence, yapısal bütünlük içerisinde hepimiz orada taşın altına elimizi koymamız gerekiyor. Gözümüzden hepimizin kaçıyor çocuğumuzun... Benim de çocuğumun ilişkilerinde bana bir şeyi anlatıyor ama üç şeyi anlatmıyor yani yakalamamız çok zor artık. Ben böyle düşünüyorum bir sosyolog olarak.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Doğru.

Evet, size de söz veriyorum Hocam.

Buyurun.

TÜRKİYE PSİKİYATRİ DERNEĞİ GENEL BAŞKANI PROF. DR. SELÇUK CANDANSAYAR - Ben aslında görüş raporunda Maraş'ı tanımlarken aileyi tanımlamamıştım. Orada anlatmaya çalıştığımız... Sorunuz çok önemli, meslektaşımızsınız, anladığım kadarıyla meslektaşız, ne güzel. Maraş'taki toplam olayın sonucu bu, yoksa aile tabii ki eğitimli bir aile. Burada da çok önemli bir yanılgı oluyor. Bakın, yoksulluk, yoksunluk, geleceksizlik şiddetin artmasını sağlıyor ama bu şiddeti sadece yoksul ya da eğitimsiz çocuklar yapmıyorlar, çevremizde yoksulluk ve yoksunluk varsa orta sınıf, üst sınıf, eğitimli, çağdaş, sağcı, solcu, Türk, Kürt, Ermeni fark etmiyor Bir önemli bir şey var, ben Nilay Hocaya sorunuza biraz şey yapmak istiyorum. Şimdi, biliyorsunuz, Türkiye'deki bireysel şiddetin en çok olduğu yer aile, aile içi şiddet yani aile tabii ki çok önemli, insan bir grup içinde var olan bir yer ama "aile, aile" derken ailenin de nasıl olduğunu bilmemiz gerekiyor. Örneğin, ben sizi dinlerken işte, "Acaba anne mi sorumlu?" Yok çünkü bütün çalışmalar gösteriyor ki akran ve okul karakteri daha çok belirliyor. Şimdi, ne yapalım, anneleri istihdam alanından çıkarıp evde oturan ve çocukları kontrol eden kişiler hâline mi getirelim? Anne sorumlu değil, baba sorumlu değil, orta sınıf bir aile olabilirdi, çok eğitimli bir aile olabilirdi, çok dindar bir aile olabilirdi, çok ateist bir aile olabilirdi, sağcı olabilirdi, solcu, Türk, Kürt her şey olabilirdi. Şiddet, tekil aile ya da çocuğun özelliklerinden çok, içinde yaşadığı toplumsal çevrenin etkisiyle ortaya çıkan bir şey. Raporda var, Columbine Lisesi, 1999. Orada mesela 2 çocuk çok üst sınıftan çocuklar ve önceden hazırlıyorlar, kameralar hazırlıyorlar ve medyaya yayıyorlar. Zaten okul şiddetini artıran en önemli etkenlerden biri, dünyaya yayılmasına neden olan şey o olay. O yüzden şeyi unutalım "Yoksullar şiddet uygular." çok yanlış bir bakış. İşte, "Belli toplumsal kesimlerde şiddet daha fazladır." çok yanlış bir bakış. "Bekârlar daha çok şiddet uygular." çok yanlış bir bakış. "Evliler şiddetten korunur." yanlış çünkü evin içindeki şiddet Türkiye'nin en önemli problemi dünyada olduğu gibi ama bağlar, güvenlik hissi, dayanışma, eşitlikçilik, birlikte hareket etme... Konuşmamda anlattım, çocuğu okula gönderirken "Ne güzel okula gidiyor, kafam çok rahat, hiçbir şey olmaz." hissini okul vermeli; okul o hissi verirse hatırlayın kendi çocukluklarınızdan evin içerisinde dayak yiyen çocuk, okulda şefkatli bir öğretmenle çok başarılı olabilirdi, arkadaşları destek olabilirdi. Oysa bugün çocukları okula korkarak gönderiyor veliler. Demek ki okulda bir sorun var, ona bakmamız gerekiyor diye düşünüyorum ben.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Teşekkür ediyoruz.

Evet, ilave edeceğiniz bir şey mi var?

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Evet, Sayın Başkanım.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Buyurun.

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Kıymetli hocam aile içinde şiddetle ilgili biraz bizce kabul edilemez ifadeler kullandı; zabıtlar açısından verilerle bunu ortaya koymak ihtiyacımız var.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Haberlere bakmanız yeterli.

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Türkiye'de her yıl 255 bin kadın kasten yaralama mağduru olarak adli istatistiklerde yer alıyor. Bunun sadece 35 bini aile içindedir. Her nedense kadın hakları savunuculuğunda meydanı kimseye bırakmayanlar bu 220 bin kadın nerede yaralanıyor ve bu olayların faili kim, kimse bununla ilgilenmiyor. Bu konuda adli istatistikleri kontrol etmenizi öneririm.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Biz de size tavsiye ediyoruz kontrol etmenizi.

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Biz ettik, ettik.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Böyle değil çünkü söylediğiniz gibi değil.

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Yok, Adalet Bakanlığından daha bir...

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Türkiye'de katledilen kadınların yarısından fazlası ev içinde ve tanıdıkları tarafından katlediliyor. Sizin okuduğunuz yanlı veridir yani bu şu anda...

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Hayır Hanımefendi, yanılıyorsunuz.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Beritan Hanım...

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Çok özür dilerim, karşılıklı bir şeye girmesin.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Beritan Hanım...

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Hayır Başkanım, bu mesele şu an buranın konusu değil; birincisi bu.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Aile de buranın meselesi.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Kadına yönelik şiddeti şu anda konuşmuyoruz. Kadına yönelik şiddetin...

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Konuşuldu az önce, o zaman itiraz etmediniz efendim.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Hayır, soru geldi, cevap geldi; siz bunu bir polemiğe çeviriyorsunuz.

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Hayır, polemik değil, ben veri söylüyorum.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Eğer kadına yönelik şiddeti konuşacaksak...

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Beritan Hanım...

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - ...bunu başka bir mecrada kadınlarla konuşmayı da tercih ederiz.

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Dinlememiz lazım ya.

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Tabii ki.

Biz burada -çok özür dileyerek- Komisyonumuzun dikkatine bir adli istatistik sunuyoruz, diyoruz ki: 255 bin kasten yaralama mağduru kadın var. Bunun sadece 35 bini aile içinde, geri kalan kadınlar nerede yaralanıyor? Bu sorunun cevabına bakmak lazım ki...

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Nerede ve kim tarafından?

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Evet.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Tamam, sokakta kim tarafından...

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Samimiysek bunun peşine düşelim.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Samimiyiz tabii, size samimiyetimizi mi kanıtlayacağız yani?

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Beritan Hanım...

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Estağfurullah, ben sizi kastetmedim, niye üstünüze aldınız, anlayamadım onu da.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sunuma müdahale etmeyelim, soruya cevap verilsin.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Üstümüze almıyoruz, bu mesele Türkiye'nin en önemli gündemlerinden biri.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Beritan Hanım, burası milletvekili değil, sunum yapsınlar, kayıtları...

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Bizim dinleme hakkımızı elimizden alıyorsunuz.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Siz de dinleyebilirsiniz ama şu anda konudan çıkıyoruz.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Yok, yok, çıkmıyoruz.

Arkadaşlar, lütfen, tamam...

HASAN ARSLAN (Afyonkarahisar) - Biz de dinliyoruz.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Tamam, lütfen.

BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Tamam, dinleyin, dinlemenize bir engel yok.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Siz devam edin Üner Bey.

İSTANBUL AİLE VAKFI YÖNETİM KURULU BAŞKANI ÜNER KARABIYIK - Efendim, buradaki arz etmek istediğimiz hususiyet şu: Aileyi bir "problem alanı" olarak takdim eden anlayışın aksine toplumun yüzde 94'ü diyor ki: "Aile benim için mutluluk, huzur, güven kaynağı." Bunu size sunduğumuz 1.025 sayfalık, 26 ilde yapılmış, 4.202 kişinin katıldığı, siyasi ve demografik kota uygulanmış araştırma sonuçlarında görebilirsiniz. Dolayısıyla, aile bizim sağlam yerimiz, sağlam yeri tamir etmeye çalışarak bozmayalım; biz Aile Vakfı olarak bunu savunuyoruz efendim.

Teşekkür ediyoruz.