KOMİSYON KONUŞMASI

ŞENOL SUNAT (Manisa) - Teşekkür ediyorum.

Hem TEDMEM'e hem TEPAV'a hem de Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Derneğinin adına gelen hocamıza ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Gerçekten hem çok güzel vakti kullandınız ama bu kullandığınız vakitte de birçok konuya açıklık getirdiniz.

Ben her 3 kuruma da ilk önce bir ortak soru yöneltmek istiyorum, sonra TEPAV'a ve Danışma ve Rehberlik Derneğine soru sormak istiyorum.

Evet, biliyorsunuz ki ufak yaşlarda değerler eğitimi çok önemli. Bugün gençlerde aidiyet kaybından, kimlik bunalımından ve toplumsal bağların zayıflamasından söz ediyoruz yani birçok şeyde de olayın sonucunda da bunlar var. Ancak geçmişte çocuklara dürüstlük, çalışkanlık, millet sevgisi, vatanseverlik, ortak sorumluluk bilinci aşılamayı amaçlayan öğrenci andı vardı, kaldırıldı. Ortak değerleri ve yurttaşlık sorumluluğunu vurgulayan vatandaşlık dersi vardı, kaldırıldı. Siz ortak değerleri güçlendiren uygulamaların azalması ile gençlerde görülen yabancılaşma, aidiyet ve kimlik krizinin büyümesi arasında bir ilişki kuruyor musunuz?

İkincisi, yine ortak soru: Okul saldırılarını gerçekleştiren çocukların özelliklerine baktığımızda, aidiyetleri olmadığını, kimlik duygusunda zayıflıklar olan öğrenciler olduğunu görüyoruz. Geçmişte ortak kimlik, vatandaşlık bilinci ve ortak sorumluluk bilinci oluşturmaya çalışan öğrenci andı ve vatandaşlık bilgisi derslerinin kaldırılmasının veya etkisiz durumda bırakılmasının bu süreçte bir payı olup olmadığını sizlerden duymak istiyorum.

Evet, gelelim TEPAV'a, en son sizi dinledim. Ben sizin "Türkiye'de Gençlik Şiddeti" konulu raporunuzu sonuna kadar okudum, çok güzel bir çalışma, ha eksikleri mutlaka olur ama çok güzel bir çalışmaydı.

Gençlik şiddetinin temel sebepleri olarak ekonomik sıkıntılar, göreli yoksunluk ve kurumsal güvensizlik gösteriliyor raporda. Ancak aynı ekonomik koşullarda yaşayan milyonlarca genç şiddete yönelmiyor; şiddete yönelenler ile yönelmeyenleri ayıran temel değişkenleri, en önemli temel değişkenleri size sormak isterim, bir.

Raporda aile kurumunun zayıflamasından söz ediliyor ancak boşanma, parçalanmış aile, ebeveyn ihmali, bağımlı ebeveyn, aile içi şiddet gibi değişkenlerin etkisine ilişkin özel bir analiz yok yani onu görmedim. Bu yine, biraz önce de ifade ettiniz, veri analiziyle alakalı bir durum mu? Yine "Suça sürüklenen çocukların yüzde 82'si erkek." diyorsunuz o raporunuzda. O hâlde mesele yalnızca ekonomik ya da kurumsal değil, aynı zamanda erkek çocukların sosyalleşmesiyle ilgili sıkıntıların ne olduğunu, bu sosyalleşmeyi sağlayabilecek... Tabii ki hepsinin sebebinin ne olduğunu hepimiz gayet iyi biliyoruz ama sizden rapora geçmesi açısından cevabını bekliyorum. Yine dijital ekosistemi "yatay güçlendirici unsur" olarak tanımlıyor rapor. Ancak algoritmaların çocuklara şiddet içerikleri önermesi konusunda platform şirketlerinin hukuki sorumluluğu için ne diyorsunuz?

En son soru: Çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerinin yetersizliğini vurguluyorsunuz. Ancak şiddet eğilimi gösteren çocukların ne kadarının sistem tarafından önceden tespit edildiğine ilişkin veri var mı? Türkiye'nin asıl sorunu kapasite eksikliği mi yoksa risk tespitlerinin başarısızlığı mı?

Değerli Hocam, size de rehberlik ve psikolojik danışmanlıkla ilgili bazı sorular sormak istiyorum çok önemli bir konu olduğunu bildiğim için, ben de bir eğitimciyim. Rehberlik öğretmenlerinin yeterli olmadığından yani az olduğundan, en az 20 bin okulda rehberlik öğretmeninin bulunmadığından, yine RAM'ların iyi çalışmadığından, biraz bahsettiniz onlardan. Bir rehber öğretmenin elinde bugün okul saldırısı riski taşıyan öğrenciyi tespit etmeye yarayan bilimsel bir tarama aracı var mı, onu sormak istiyorum. Yine, Türkiye'de rehberlik servisleri daha çok tercih ve sınav danışmanlığına mı dönüştü? Psikolojik risklerin tespitinde yeterince rehberlik yapılabiliyor mu? Okullar için soruyorum ki hani siz tabii ki akademisyensiniz ama okulların durumunu da anladığım kadarıyla tespit ediyorsunuzdur. Bir öğrenci için "yüksek riskli" değerlendirmesi yapıldığında, rehber öğretmenin elinde hangi yaptırım veya yönlendirme mekanizmaları bulunmaktadır? Bugün rehber öğretmenlerin en büyük sorunu personel eksikliği midir, yetki eksikliği midir -kısa kısa cevaplar verirseniz de olur- yoksa kurumlar arası koordinasyon eksikliği midir? Şiddete eğilim gösteren çocukların aileleri çoğu zaman durumu fark ediyor mu yoksa inkâr mı ediyor? Velilere yönelik zorunlu psikoeğitim programları okul saldırılarını önlemede etkili olur mu? Türkiye'de rehberlik servislerinin dijital radikalleşme ve çevrim içi şiddet kültürüyle mücadele edecek donanımı var mı?

Çok soru sordum; çok teşekkür ediyorum, sağ olun, var olun.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Evet, şimdi toparlayarak cevap verelim.

Öncelikle Ekrem Bey, sizden başlayalım.

TEPAV KALKINMA PROGRAMI DİREKTÖRÜ HÜSEYİN EKREM CUNEDİOĞLU - Ya ilki, tabii ki değerler eğitimi önemli. Şu anda da değerler eğitimine yönelik çalışmalar var ama tabii, sayın vekilimin bahsettiği çerçevede değil, çok aşikâr. Ben kendi ortaokul, lise yıllarımdan hatırlarım; bizim vatandaşlık dersine yüzbaşı gelirdi Antakya'da. Onu izleyen bütün erkek öğrencilerde böyle bir vatan, millet sevgisi türerdi ve asker olmak isterlerdi. Antakya'nın en iyi lisesiydi, benim 4 arkadaşım kuvvet komutanlıklarına yerleşti benim kendi sınıfımda; biri ortaokuldan liseye geçerken polis kolejine geçti, şimdi emniyet müdürü. Tabii, işte, hani sadece dersin ne olduğu değil, dersin içeriği ve onu kimin verdiği de buradaki önemli belirleyicilerden biri. Diğer hususlar, bu Talim ve Terbiyecilerin alanına giriyor ama benim datadan gördüğüm bir şey yok hani bununla ilgili kendi kişisel deneyimimi anlatabiliyorum en fazla.

İkincisi, rehberlik meselesi. Yine gözlemlediğimiz, bizim hanelerle yaptığımız anketlerde ebeveynler... Tabii, şeyi unutmamak lazım Sayın Vekilim, toplum genel olarak bir değişimden geçiyor. Yani biz sadece şu an çocukları konuşuyoruz ama bizim çocukluk yıllarımızdaki toplum ile şimdiki toplum aynı değil, ebeveyn de aynı değil. Sayıyı hatırlamıyorum ama ebeveynlerle yaptığımız görüşmeden şu çıkmıştı: Çocuklarının RAM'da olduğu bilgisinin yayılmasından endişe ediyorlar yani "Benim çocuğuma deli muamelesi yapacaklar, benim çocuğumu tecrit edecekler." gibi bir algı var. Belki de önce bunun normalleşmesi gerekiyor, RAM'ın öyle bir mekanizma olmadığıyla ilgili ya da "Çocuğumun RAM'a gittiği öğrenilirse ben çocuğumu özel okula gönderemem." diyen veliler var. O yüzden RAM çalışmıyor bir mekanizma olarak, böyle bir şey var.

İkincisi, erkeklerin neden suça düştüğüyle ilgili. Bir ahlaki boşluğa da siz de zaten Vekilim soruyu sorarken yer verdiniz, bir ahlaki boşluk oluşuyor toplumda. Yeni toplumun zaten kendine bir yön ararken yaşadığı en büyük handikaplarından biri budur. Şu anda biz sadece sosyal eksende değil ekonomik eksende de bir boşluk içindeyiz. Yani işte teknoloji konuşuyoruz, yapay zekâ konuşuyoruz, nereye oturacağı belli olmayan bir trendler silsilesinden geçiyoruz ve bunlara vereceğimiz cevaplar bizim nerede konumlanacağımızı belirleyecek. Bu dinamikler içinde çocuklar işte böyle sığınacak bir liman ararken mesela çocukların ilk devletle muhatap oldukları yer Emniyet oluyor, karakolda ilk defa devletle muhatap oluyor. 14 yaşında bir çocuğun devletle ilk buluştuğu yerin bir karakol olması kadar trajik bir şey yok ve 400-500 bin çocuktan bahsediyoruz.

Demek ki birinci mesele bu. Boşluk eğer aşikârsa ve veriler olduğu kadarıyla az olsalar da bize bunu gösteriyorsa o zaman devletin onlara "Ben buradayım." mesajını daha erken yaşlarda vermesi lazım. Bunun RAM olmaması lazım, bunun karakol hiç olmaması lazım; birincisi bu.

İkincisi, erkek çocuklar zaten hani o bahsettiğim teorik çerçevede de kendilerinin daha çok şeyi hak eden olduğu algısına sahipler. Yani erkekliğin kendisi aslında bir hak ediş olarak algılanıyor psikoloji literatüründe. O yüzden, erkekler ben bunları yapmaya muktedirim, eğer toplum bana bunları vermiyorsa ben bunları kendim edinecek mekanizmalara başvurabilirim dürtüsüyle hareket ediyorlar, çeteler de bu dürtüden besleniyorlar zaten. Demek ki bizim, Millî Eğitim değil ama Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının erkek çocuk odaklı politika tasarımına ihtiyacı var, Aile Bakanlığının görevi bu. Belki raporda eğer kurumlara bir görev ataması yapılacaksa bunu da atlamamakta yarar var.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Çok kısa açıklar mısınız onu, erkek çocuk, Aile Bakanlığını?

TEPAV KALKINMA PROGRAMI DİREKTÖRÜ HÜSEYİN EKREM CUNEDİOĞLU - Ya, şimdi, benim politika önerilerimden bir tanesi zaten psikometrik taramaydı. Bence Millî Eğitim Bakanlığının genel olarak bütün okullarda artık psikometrik tarama yapması gerekiyor; çok da maliyetli bir şey değil aslında, zaten PDR servisleri bunu yapmaya muktedir. Bunu yaparken ayrı bir katman koymak gerekiyor erkek çocuklara özel. Eğer çocuk erkekse ona göre, cinsiyete göre farklılaşan sorular sormak gerekiyor ki erkek ve kızın -az önce sunduğum gibi- farklı motivasyonları var suça sürüklenmede. O yüzden, önce bence bir akademik heyetin toplanıp böyle bir çalışmayı tasarlaması gerekiyor; hem cinsiyet farklarını hem de mekânsal farkları dikkate alan bir anket tasarım yapılıp bu psikometrik çalışmanın ulus genelinde yapılması çok da maliyetli olmayan, PDR'nin de seveceği bir çalışma olur. Yani önerimiz bu Vekilim.

Başka var mı, atladım mı sorularınızı Sayın Vekilim?

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Diğer hocalarımız kaldığı yerden devam eder.

TEDMEM DİREKTÖRÜ SABİHA SUNAR - Ben TEDMEM adına dilersiniz ilk soruya cevap verebilirim.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Tabii, buyurun.

TEDMEM DİREKTÖRÜ SABİHA SUNAR - Soru çok kıymetli bir soru, üzerinde düşünmemiz gereken bir soru ama değerler meselesi içinde bizim daha önce yaptığımız hazırlıklar var çünkü değerler eğitimi Türkiye'de çok tartışılan bir konu. Orada şunu söyleyebiliriz: Değerler eğitiminde evrensel değerlere baktığımızda 10-12 tane değerden bahsedebiliyoruz; sevgi, saygı, hoşgörü, yardımlaşma vesaire. Çocuklara eğitim sistemi sadece bunu kazandırabilmiş olsaydı bile toplumda başka bir görünüm elde ederdik. Millî ve manevi değerler içinde bunun üzerine zaten kurmamız gereken değerler bunlar. Onlar için benim de vereceğim örnekler kişisel örnekler üzerinden olabilir, gözlemlerim üzerine olabilir ama bu evrensel değerleri, işte Japonya'da olduğu gibi, diğer ülkelerde olduğu gibi çocuklarımıza kazandırabilirsek gerçekten başka bir profil hakkında konuşuyor olabiliriz.

Diğer konu da aslında aidiyet meselesi. Az önce Nilgün Hocanın sunumunda vardı aslında. Okula ait hissetmek üzerinden bilimsel veriler çok fazla var. Çocuk okula ait hissediyorsa şiddete karışma olasılığı her defasında düşüyor. Yani bilimsel ihtiyatla da biraz yaklaşırsak eğer, çocuğun okula ait hissetmesini sağlamak zorundayız. Bu tabii ki yine halka halka yayılacak bir şey; okula ait hissedecek, topluma ait hissedecek. Bunun yöntemlerini hem millî, manevi değerler üzerinden hem de küresel değerler üzerinden konuşmamız ve dikkate almamız tabii ki gerekiyor.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Sabiha Hanım, çok teşekkür ediyorum.

TEDMEM DİREKTÖRÜ SABİHA SUNAR - Ben teşekkür ederim.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Evet, şimdi Erdal Bey, siz buyurun.

TÜRK PDR-DER GENEL BAŞKAN VEKİLİ PROF. DR. ERDAL HAMARTA - Şimdi, değerler konusu... Yani eğitimin temel amacı aslında bir değer aktarımı dolayısıyla değer aktarımını eğitimin farklı branş alanlarının içinde bağımsız olarak artı bir değer aktarımı gibi... Aynı şeye benzetiyorum bunu: Ekmeğin içinden kepeğini, ruşeymi çıkarıyoruz, sonra da geri ekliyoruz gibi. Eğitimin temel amacı aslında -tam buğday ekmek gibi farklı bir sınıf oluşturuyoruz- değer aktarımı dolayısıyla bu değer aktarımı millî tarih, vatandaşlık vesaire gibi farklı derslerin içerisinde de verilebilir, bu bir yöntem ama tüm derslerin içerisinde, bunlar içinde verilecek şeylerin ya da evrensel değerlerin tüm dersler perspektifinde verilmesi gerekir. Yoksa, önce eğitimin içinden bunları çıkarıp sonra ekleyerek gerçekleşecek bir süreç değil dolayısıyla tamamıyla eğitim, değer aktarımı olarak bulunmalı ama "O derslerin varlığının bir sakıncası var mıydı?" sorusu araştırabileceğim ya da bu noktada cevap verebileceğim bir durum oluşturmuyor. Benim olduğum zamanlarda aynı hocamınki gibi bu dersler vardı ve bir sakıncasını da görmemiştim açıkçası, öyle değerlendirebilirim.

Rehber öğretmenlerin risk haritasını ya da risk faktörlerini belirleme noktasında bilimsel bir ölçeği var mı? Aslında dünyanın hiçbir yerinde böyle bir ölçek de yok yani erken uyarı işaretlerini fark eden farklı yöntemler, gözlemler. Çünkü okulda rehber öğretmenler sınıfta öğrenciyle bire bir, doğrudan irtibatlı değil aslında; doğrudan öğretmenler kanalıyla pek çok veriyi alıyoruz. Elbette ki anketlerimiz, gözlemlerimiz, farklı yöntemlerimiz var ama bizim öncelikle, öğretmen ve psikolojik danışman arasında veri aktarımını, bilgi aktarımını, etiketlemeye dayalı olmadan aktarımı sağlayacak, orada gördüğü değişikliği fark eden, bunun farkında olan öğretmenleri yetiştirmeye ihtiyacımız var. Tabii, bunun haricinde de psikolojik danışma ve rehberlik alanında bu tür riskleri belirleyen ölçekler, çalışmalar var. Bunlar da Millî Eğitim Bakanlığının çalışmalarında kullanılabilir.

ŞENOL SUNAT (Manisa) - Yani önerirsiniz değil mi Hocam?

TÜRK PDR-DER GENEL BAŞKAN VEKİLİ PROF. DR. ERDAL HAMARTA - Tabii ki önerilebilir yani onunla ilgili çalışmalar yapılır, ülkemizde bununla ilgili çok yetkin çalışmalar var, onlar belirlemek için kullanılır ama sadece o ölçekten elde edilen puanla "Ciddi bir risk faktörüdür." denilmez çünkü biraz önce de belirtmiştim, risk faktörleri çarpan etkisine sahip. Yani bireyin gelişimsel geriliği, sosyal beceri eksikliği, anne-babasının denetimsizliği, okulun bulunduğu bölgenin psikososyal durumları, toplumun düzeni, o anki yapısı, bunlar çarpan etkisiyle ancak risk faktörlerini ortaya çıkarabilir dolayısıyla tek başına belirgin bir ölçekle değerlendirmek uygun olmayabilir.

Psikolojik danışmanlar yeterli mi? Hep söylüyoruz zaten, psikolojik danışmanların sayısı yetersiz.

ŞENOL SUNAT (Manisa) - Söyleyin, kayıtlara geçsin Hocam.

TÜRK PDR-DER GENEL BAŞKAN VEKİLİ PROF. DR. ERDAL HAMARTA - Zaten söylüyorum, psikolojik danışmanların sayısı yetersiz. Psikolojik Danışma Derneği olarak zaten bizim belirlediğimiz 45 bin civarında rehber öğretmen var, bir bu kadar daha ihtiyaç var. Hepsinden önemlisi, biz ilke olarak şunu söylüyoruz: Her okula bir psikolojik danışman. Öncelikli olarak 150'nin altında yani bağımsız müdüriyeti olan her okulun bir psikolojik danışmanı olması gerektiğini savunuyoruz. Çok büyük okullarımız var, oraya da bir rehber öğretmen elbette ki yetmiyor. Onların okuldaki o kadar öğrenciyle ilgilenebilmesi, önleyici ve gelişimsel rehberlik faaliyetlerini yürütebilmesi mümkün değil. Tabii, tüm problemleri rehber öğretmenlerin varlığı tek başına çözer mi? Bu bir ekosistem problemi yani okul psikolojik danışmanlarının da yeterliliği, yetkinliği geliştirilmeli, onların da destek alabileceği... Rehberlik araştırma merkezleri, bugün, 1950'lerden kalma yasayla hâlâ varlığını sürdürüyor. Rehberlik araştırma merkezleri de dediği gibi hocamın, sanki özel eğitime muhtaç çocukların belirlendiği, tanımlandığı merkezler olarak... Elbette ki buna da ihtiyacımız var ama rehberlik araştırma merkezi okuldaki rehber öğretmenlerin ihtiyacını karşılayacak şekilde, onlara süpervizyon desteği verecek şekilde... Yani benim yeni başlayan bir psikolojik danışman olarak bu konuda destek alabileceğim bir mekanizmanın kurulması gerekiyor. Orada yıllardır çalışmış, bu tür okullarla; cinsel saldırıyla, tacizle, şiddetle karşılaşmış, daha önceki yetkin bir psikolojik danışmanın yönlendirmesine, süpervizyonuna ihtiyaç duyabilirim. Bunlara yönlendirecek mekanizmalara ihtiyaç var.

Şimdi, okullarda, hocam da bahsetti, psikiyatri kliniğine başvuru... Burada benim gözlemlediğim en temel şey, etiketlenme kaygısı var. Bana bir arkadaşımız "Ya, bir ergen psikiyatristi tanıdığın var mı yönlendirebileceğin?" dediğinde "Var, Selçuk Üniversitesinde şu hocamız var." "Hocam, kayda girmesin." "Bu niye kayda girmesin?" sorusunda etiketlenme kaygısı, bir; ikincisi, bu çocuğun siciline işleyeceği, başka bir tarafta karşısına çıkacağı kaygısı var. 18 yaş altı, öncesinde tanımlamaların belli bir zaman sonra kaldırılması, herhangi bir yerde dikkate alınmamasıyla ilgili ciddi önlemlere ihtiyacımız var. Elbette ki kritik bölgelere, yerlere girecek bireylerin belirlenmesinde bunlar dikkate alınabilir ama bunun herkes tarafından bilinmesi, insanların bu hizmetlerden yararlanmasını ne yazık ki aksatır duruma geliyor. "Benim çocuğum asker olacak, polis olacak, başka bir şey olacak." denildiğinde bunlardan kaçar hâle geliyor.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Sabıka sınırlaması gibi.

TÜRK PDR-DER GENEL BAŞKAN VEKİLİ PROF. DR. ERDAL HAMARTA - Bu noktada Meclisimiz, bakanlıklarımız çözüm üretebilir.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Pek çok sunumda bu verildi zaten.

ŞENOL SUNAT (Manisa) - Kişisel verileri korumada özellikle çocuk için çok önemli konular.

TÜRK PDR-DER GENEL BAŞKAN VEKİLİ PROF. DR. ERDAL HAMARTA - "Okul psikolojik danışmanlarının bir yaptırımı var mı?" sorusu... Okul psikolojik danışmanlarının herhangi bir yaptırımı yok. Kahramanmaraş olaylarında da rehber öğretmen, siz de belirttiniz Sayın Vekilim, 32 kez görüşmüş. Velinin inisiyatifine bırakılıyor.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Orada bir düzeltme yapalım; ilkokul 2'den beri 32 kez yani son rehber öğretmen 32 kez değil.

TÜRK PDR-DER GENEL BAŞKAN VEKİLİ PROF. DR. ERDAL HAMARTA - Mümkün değil zaten o kadar, 32 görüşme, her hafta bir şey görüşmesi.

ALİ ÖZTUNÇ (Kahramanmaraş) - Mümkün. Bakın, 29 kez aynı öğretmen görüşmüş iki yıl, üç yıl içerisinde.

TÜRK PDR-DER GENEL BAŞKAN VEKİLİ PROF. DR. ERDAL HAMARTA - Sadece şunu söyleyebilirim orada: Velinin inisiyatifinde. Yani bazen veliye rağmen bir şeyler yaptırabilir durumda olmalı okul. Madem zorunlu eğitimimiz var, bu noktada zorunlu psikolojik destek alma sağlanabilir hâle getirilmeli.

Yani genel olarak hatırladıklarım bunlar. Umarım kısmi anlamda cevap bulmuştur.

Teşekkür ediyorum.