KOMİSYON KONUŞMASI

İSA MESİH ŞAHİN (İstanbul) - Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Çok kısa bir değerlendirme yapıp ondan sonra hem ortak sorularım olacak hem de doğrudan sorularım olacak.

Tabii, yerli yapım şirketlerinin bu ülkenin toplumsal yapısını, aile hayatını ve çocukların karşı karşıya kaldığı riskleri küresel şirketlerden daha iyi bildiğini var sayıyoruz. Dolayısıyla toplumsal olarak sorumluluklarınızı da daha fazla görüyoruz, hukuki bir sorumluluktan ziyade bu topluma karşı sorumluluk olarak. Ancak buna rağmen şiddetin, cinayetin, zorbalığın, çeteleşmenin, uyuşturucu kullanımının veya farklı olumsuzlukların rating uğruna tekrar tekrar işlendiğini görüyoruz. Tabii, sonuçta sanatın yanında ticaret yapıyorsunuz, para kazanma motivasyonu var ancak kazancında ilkeleri, ahlaki sınırları ve toplumsal sorumluluğu vardır diye düşünüyoruz. "İzleyici bunu istiyor." diyerek sorumluluktan kurtulmak olmaz. İzleyici talebini yalnızca takip etmiyorsunuz tabii ki, bu talebi sizler de yönlendirebiliyorsunuz; işte yazılan senaryolar, kullanılan karakterler, seçilen görüntüler, haftalarca tekrarlanan sahnelerle bunu siz de yönlendirebiliyorsunuz. Öncelikle şunu ifade edeyim: Çocuklarımız, aile değerlerimiz, toplum yapımız kimsenin öyle rating malzemesi olmamalı, bunun altını özellikle çiziyorum, şiddetin daha fazlası izlendiği için her yeni yapımda dozunu artırmak "ticari rekabet" adı altında meşrulaştırılmamalı, bunu da özellikle belirtiyorum. Şimdi, soruyoruz: Mesela yapımlarınızı hazırlarken çocuk psikologlarından ve pedagoglardan düzenli görüş alıyor musunuz? Alıyorsanız bu şiddet sahneleriyle ilgili kanaatleri nedir? Bunu özellikle paylaşmanızı sizden istirham ediyorum. Şiddet sahnelerinin sadece sayısı değil, nasıl sunulduğunu da değerlendiriyor musunuz? Bunu da özellikle soruyorum. Şimdi, şu kolaycılığa kaçılmamalı: "Geçmişte de şiddet içerikli yapımlar vardı ama toplumda bugünkü ölçekte şiddet yoktu." kolaycılığına da kaçırılmamalı. Bu savunma meseleyi tek sebep üzerinden okumak olur. Bazı virüsler insanı doğrudan ve hemen hasta etmiyor, vücudun direncini aşındırıyor, başka etkenlerle birleşiyor, hastalığın ortaya çıkacağı zemini hazırlıyor; buna özellikle dikkat çekiyorum. Ekrandaki şiddet de her çocuğu ertesi gün hemen suç işlemeye yöneltmiyor, başka etkenlerle buluştuğunda şiddet ortaya çıkıyor. Fakat sürekli tekrarlandığında şiddet olağanlaşabiliyor, merhamet eşiğini düşürebiliyor, zorbalığı meşrulaştırabiliyor ve zaten risk altında bulunan çocuklarımızı işte burada tehlikeli bir davranış kalıbına sokabiliyor. "Bir diziyi izledi, suç işledi." biçiminde basit bir şekilde meseleyi ele almıyoruz, mesele çocuklarımızın hangi kültürel atmosfer içinde büyüdüğüdür. Burada "kültür" demişken de şunu ifade etmek isterim: Tabii, kültür toplumu, devleti ayakta tutan en önemli dinamiktir bence. Yani sizin de sanat dünyası olarak -başında da ifade ettim- bu topluma karşı sorumluluklarınız var. Mesela kültürümüzü yaşatma adına yapımlarınızda bir sorumluluk hissediyor musunuz? Ki hisseden yapımcılar olduğunu görüyoruz, bunu hepinize de ayrı ayrı tekrar ben sormuş olayım. Ya, bu sorumluluk bilinciyle ne yapıyorsunuz? Bunu özellikle sorayım. Şimdi, Ay Yapıma doğrudan şunu soracağım: Şimdi ben Ay Yapımın kitapçığını inceledim. Duruşumuzla ilgili ilk sayfada "mevzuata tam uygunluk" diye bir giriş var. Bu cümleden sonra konuşacak bir şey kalmaz normalde ama bu işin uygulamada böyle olmadığını görüyoruz. Maalesef, bazı reflekslerin, özellikle ticari reflekslerin bazı hassasiyetlerin önüne geçtiğini görüyoruz. Şöyle çok güzel bir ifade kullandınız: "Toplum yapımıza, aile yapımıza uygun yayıncılık anlayışı ortaya koymaya çalışıyoruz." dediniz. Mesela, ben şu soruyu sormak isterim size: Çukur dizisini yani tahlil etmiş biriyim. Çukur dizisi, Aşk-ı Memnu gibi dizileri, toplum yapımızla, bizim değerlerimizle bağdaştırabiliyor musunuz? O dediğiniz ilkeden hareketle, bunu doğrudan soruyorum.

Bir de şunu söyleyeceğim, mesela, dizilerde biz neyi öne çıkarmalıyız? Yani "Güçlü olmak nedir?" diye bir ifade kullandı, sanırım, Köprü filminin yapımcısıydı. Yani güçlü olmak her zaman kazanmak mıdır? İşte, bir mafya liderinin kazanması mıdır, her bölümde birkaç kişiyi vurması mıdır yoksa güçlü olmak yani merhameti mi öne çıkarmaktır? Yani güçlü olmak dizilerde nasıl işlenmeli?

Son olarak da şunu sormak isterim... Şimdi bunu çok önemsiyorum, ben sanat dünyamızın kültürel hayatımızdaki yerini çok önemsiyorum. Bununla ilgili sorumlu yayınlar yapıldığını görüyoruz ama bunun sayısının da artması gerektiğini düşünüyorum. Mesela, bu topraklarda Çanakkale ruhunun yaşıyor olması bence çok önemli bir şey. Bu topraklardaki bizim varlığımız adına önemli bir şey ki ben bu ruhun 15 Temmuzda da tezahür ettiğini düşünüyorum. Dolayısıyla, Çanakkale ruhunu... Az önce "Vefa Sultan dizisinden sonra Vefa Sultan daha fazla keşfedilmeye başlandı, daha fazla ziyaretler yapılmaya başlandı." denildi. Yani bu tür, bu coğrafyayı ayakta tutan, ülkemizi ayakta tutan kültürel hayatımızın önemli dinamiklerini yaşatma adına da farklı diziler, farklı yapımlar da yapmayı düşünür müsünüz Çanakkale ruhu gibi? Ali Bey az önce "Hacı Bektaş" dedi; Hacı Bektaş, Mevlâna bu ülkenin önemli direkleridir. Yani bu direkleri yaşatma adına da kültürel hayatımıza katkı adına da bu anlamda da farklı şeyler düşünür müsünüz, katkılar düşünür müsünüz?

Teşekkür ediyorum.