| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 23 .07.2026 |
SUAT ÖZÇAĞDAŞ (İstanbul) - Çok teşekkür ederim Başkanım.
RTÜK heyetine de teşekkür ediyorum. Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun görevlerine genel olarak baktığımızda, yayın düzenleme ve denetleme, lisans ve frekans işlemleri, araştırma ve diğer görevler diye kabaca 3 yerde toplayabiliriz. Yayın düzenleme ve denetleme bölümünde de yayınları izlemek, yaptırım uygulamak ve özgürlükleri korumak olarak gözüküyor. Ben bugüne kadar RTÜK'ün herhangi bir özgürlüğü koruduğuna şahit olmadım. Burada bulunmanız bugün kıymetli ama bu ülkede özgür yayıncılık yapan hangi kanal varsa RTÜK tarafından acımasızca cezalandırıldığını ama belirli gruplara yakın olan kanalların istedikleri her haysiyet cellatlığını yapmasına izin verildiğini gördüm. Örneğin, Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız tutuklandığı gün devletin kanalından balya balya dolarlar çıkan kasalar gösterildi ama RTÜK bunlarla ilgili hiçbir işlem yapmadı. Oysa öyle bir kasa yoktu, öyle bir para da yoktu. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve 15 milyon yurttaşımızın Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu tutuklandığında "1.200 telefon dağıtıldı, parkelerin altından paralar çıktı. İşte, Ekrem'in arabaları." denilen yayınların hiçbirine -sonra utanmadan bu yalanları söyleyenler "Ya, arada yalan da söylüyoruz." deyip kendi kanallarında konuştular- RTÜK'ten bir eylem göremedik. Adını vererek söyleyeyim TGRT'yse, A Haber'se, buna benzer kanallarsa her şeyi söyleme özgürlükleri var. Halk TV'yse, Sözcü'yse, Tele1'se -ki kendisine çöküldü- bu kanallarda ağzını her açana ceza var. Bunu özgürlükleri korumak maddesiyle nasıl aynı yerde bağdaştırdığınızı merak ediyorum. Yani mesela, bu kanallarda bu haysiyet cellatlığının her gece saatlerce yapılması, RTÜK'ün hiç ilgisini çekmiyor mu? Bunu merak ediyorum.
İki, 6112 sayılı Kanun ihlallerinin madde bazlı dağılımı. 1/1/2020-20 Temmuz 2026 arasında millî, manevi değerler, genel ahlak ve ailenin korunması 160; çocuk gelişimine zararlı olanlar 140; dilin düzeysiz, kaba, argo kullanımı 42 diye böyle gidiyor. Mesela, ben bunların içerisinde hiç politik bir ceza görmüyorum şimdi, buradaki rakamlarda yok. Oysa bu kanalların böyle kapatıldığını biliyoruz. Hangi maddeyle kapatılıyorlar mesela? Nezaketsiz konuştukları için mi? Eğer nezaketsiz konuşuyorlarsa bazı kanalları benim dinlemeye terbiyem müsaade etmiyor mesela ama onlara hiçbir şey olmuyor, buraya yansımıyor.
Bir başka mesele millî, manevi değerler. Burası 86 milyonluk bir ülke. Bu 86 milyonluk ülkenin içerisinde birbirinden taban tabana zıt yaşam formları var. Herkes bunu biliyor, taban tabana zıt; hayata bakışları, giyim kuşamları, özgürlük anlayışları, ilişki anlayışları, her şeyleri farklı ama tek bir formla bütün toplum onun üzerinden değerlendiriliyor. Bu ülkede bir ilde yaşayanlar ile öbür ilde yaşayanlar, bir bölgede yaşayanlar ile öbür bölgede yaşayanlar, bir cinsiyetten olan ile öbür cinsiyetten olanlar, o inanıştan olanlar ile bu inanıştan olanlar; hepsinin farklı farklı anlayışları var ve hepsi çok saygın, hiçbirisi diğerinden daha değerli değil ama RTÜK sadece bir tanesi üzerinden yürüyor. Bunu özgürlüklerin korunmasıyla nasıl bağdaştırdığınızı merak ediyorum.
Ve önemli bir konu, dördüncü önemli konu; okul saldırıları üzerine çalışmalar yapıyoruz. Çocuklar her gün ister istemez televizyonları izliyorlar, sosyal medyayı takip ediyorlar, rol modelleri alıyorlar. Nasıl oluyor da birtakım dizilerde sürekli birileri birilerini öldürüyor, mafya aileleri var, bir yeri basıyorlar, 15 kişiyi öldürüyorlar, hatta o kadar çok insan öldürüyorlar ki artık öldürdükleri insanlar hep sürekli maskeli, figüran yetişmiyor çünkü, hep maskeli insanları öldürüyorlar. Mafya dizileri buna döndü, çünkü yeni figüran bulunamıyor. Ve hayatta hiçbir şey olmamış gibi, bu dizi kahramanları sanki bu ülkede bir hukuk yokmuş gibi, bu ülkede kolluk yokmuş gibi, bu ülkede yargı yokmuş gibi hayatlarına devam edebiliyorlar ve bu bir normal olarak gözüküyor. Evet, çocukların yaşadıkları süreçlerde dijital medya çok önemli, birtakım oyunlar çok önemli, yurt içi ve yurt dışından bazı grupların etkileri çok önemli ama bu çocuklar aynı zamanda akşam televizyonda belirli bir güç odağı ailesine mensup birilerinin istediklerini öldürüp sonra kendi dükkânlarına dönüp, kebap yiyip, yemek yiyip ertesi gün tekrar yaşadıklarını görebiliyor. Bu, hayatın olağan akışına aykırı bir durum, böyle yaşayamazsınız yani. Bu da bir rol model durum oluşturuyor. Küçük küçük Kurtlar Vadisi görüyoruz her yerde, topluma sirayet ediyor. RTÜK'ün bununla ilgili, bu dizilerle ilgili, örneğin Kahramanmaraş'taki çok acı olay yaşandıktan sonra -Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta- bazı diziler benim bilebildiğim kadarıyla, yanlışsa düzeltin lütfen, bir, iki hafta kadar yayınlanmalıdır, sonra kaldıkları yerden devam ettiler. Bunu nasıl rasyonalize ediyoruz? Bunu nasıl kabul edebiliyoruz? Bazı güç sahiplerinin ülkenin televizyonlarından "İstediğimi vururum, istediğimi öldürürüm, ertesi sabah da işe giderim; bir şey de olmaz." mesajını topluma bu kadar rahat verebilmesi niye bizim engelleyemediğimiz bir şey?
Çok teşekkür ediyorum.