KOMİSYON KONUŞMASI

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kıymetli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle sözlerime başlamadan önce Kahramanmaraş'ta yaşamını yitiren öğrencilere başsağlığı diliyorum, ailelere sabırlar diliyorum. Yine, Siverek Ahmet Koyuncu Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde yaşanan silahlı saldırıda yaralanan öğrencilerimize, öğretmenlerimize, polis memuruna acil şifalar diliyorum.

Elbette ki Komisyon kurulduğu günden beridir çok kıymetli işler yaptınız, Urfa'ya da geldiniz, arkadaşlarla da görüştük. Gerçekten de önemli Yani bu sorunun köküne inebilmek açısından, sorunun kökünü ortaya çıkarabilmek açısından ve bir daha ülkemizde böylesi bir vakanın, olayın yaşanmaması açısından çok kıymetli, hepinizin emeğine, yüreğine sağlık. Fakat elbette ki yapılan önemli, kıymetli işlerin yanında bizim de belli başlı eleştirilerimiz var. Bu aşamaya nasıl geldik, nasıl olur da ülkemizde böylesi saldırılar meydana gelir, hayata geçer? Bence bunun birazcık içerisinde inmek gerekiyor.

O kısma gelmeden önce Urfa'ya özgü olarak şu durumdan bahsetmem gerekiyor: Hepinizin de bildiği üzere 2003 yılından bu yana Urfa'da görevde bulunan Asım Sultanoğlu isimli bir Millî Eğitim Müdürümüz vardı, Şube Müdürü vardı, bugün itibarıyla yani geçen hafta itibarıyla kendisi merkeze çekildi, umarım katkınız olmuştur çünkü bizim için önemliydi görevden çekilmesi neden önemliydi? Çünkü Asım Sultanoğlu 2012-2015 yılları arasında Karaman İl Millî Eğitim Müdürü olarak görev yaptığı sürede Türkiye'nin en ağır istismar vakalarından biri olan Karaman'daki Ensar Vakfında bağlantılı istismar skandalı yaşandı ve o zaman kendisi oranın İl Müdürüydü. Evi hâliyle kendisini de ihmali olmasından kaynaklı olarak bizler Urfa'ya atandığı günden itibaren böylesi bir kişinin, hakkında idari soruşturma başlatılmış olan bir kişinin görevde olmaması gerektiğini, Urfa'ya atamaması gerektiğini Karaman'da çocukları koruyamayan ve hakkında böylesi bir idari soruşturma yürütülen bir kişinin Urfa'da bir şube müdürü olmaması gerektiğini defaatle dile getirdik. Sadece biz dile getirmedik, biz kentin vekili olarak bunu biz söyledik ama aynı zamanda sendikalar, meslek örgütleri, öğretmenler, hocalar, veliler, bunların tamamı dile getirdi yani "Asım Sultanoğlu'nun Urfa Millî Eğitim Müdürü olarak görev yapmasını istemiyoruz." dediler. Fakat maalesef, hiçbir şekilde bu konuda yapmış olduğumuz sözler, itirazlarının hiçbiri ciddiye alınmadı. Tabii ki şunu açıkça ifade edelim, şöyle bir şeyden bahsetmiyoruz: Siverek'te yaşanan vakanın, Siverek'te yaşanan olayın tek müsebbibi Asım Sultanoğlu'dur demiyoruz ama böylesi bir ağır ihmali bulunan bir kişinin Urfa gibi 3 milyonluk bir kentte şube müdürü yapılması ihmaller zincirinin bir parçası olarak görüyoruz.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Dilan Hanım, önce bir düzeltme...

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Başkanım, kesmezseniz sevinirim.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Müsaade eder misiniz?

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Kesmeyin, bitireyim. Bitirdikten sonra söyleyebilirsiniz.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Şube müdürü değil, il müdürü.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Pardon, il müdürü.

BAŞKAN YUSUF BEYAZIT - Maddi hata var da onu düzelteceğim.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Ha, buysa kurban olsun, tamam, kesebilirsiniz.

NAZIM MAVİŞ (Sinop) - Öyle dediğine bakma, her zaman düzeltme için kesmez.

DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Yok, umarım Başkanın katkısı olmuştur alınmasından çünkü biz defaatle dile getirdik. Neden dile getirdik? Çünkü ihmaller zincirinden de öte bu olay yaşandıktan sonra da sahaya inmedi, gerekli açıklamalar yapmadı defaatle biz çağrıda bulunduk fakat bunu da yapmadı. Fakat ne oldu, Siverek'teki olayda? Ne yaşandı mesela, kim görevden alındı? İşte, oradaki okul müdürü. Şimdi, bu peki, neyi rahatlatacak, neyi düzeltecek tek başına, tek sorumlu onlar mıydı? Değildi elbette ki. Hâlen ve hâlen kendisi hakkında bir soruşturma olmadığına dair bilgimiz var yani biz en azından öyle biliyoruz, değilse bile düzeltin lütfen. Şimdi, bunu niye söylüyoruz? Şimdi, az önce, sayın vekilim çok kıymetli bir şey söylüyor, diyor ki: "Hepimiz sorumluyuz." Ya, tamam, evet, vicdanen sorumluyuz kabul ama biz defaatle uyardık, söyledik, tehlikeler oluyor dedik, bireysel silahlanmaya dair bir sürü uyarıda bulunduk fakat muhalefeti dinlemediniz, dinlemediniz. Yani, söylediğimiz şeylerin tamamı, sanki suni veya çeviren bir muhalefet yapan bir yerde değildi. Gerçekten de çocukların üstün yararı, menfaati için yapılan için yapılan bir şeydi. Şimdi bunu niye söylüyorum? Hâlen dinlememe ve devam ediyor. Nasıl devam ediyor? Dün gece saat 01.00'e kadar biz Adalet Komisyonunda suça sürüklenen çocukların iyi olma hâlleri nasıl düzeltebiliriz diye saatlerce mesai yaptık fakat ne oldu, ne çıktı o Komisyondan Başkanım? Tekrardan çocukların cezalarını artıran, ailelere ceza yükleyen bir tasarı çıktı oradan ve muhtemelen yakın tarihte de Meclisten geçecek. Peki, ben size soruyorum: Çok kıymetli mesai yaptınız, değil mi "Çocukları suçtan nasıl arındırabiliriz, çocukları topluma kazandırabiliriz, bunun için neler yapmamız gerekiyor?" diye sizler de bir sürü çalışma yaptınız, günlerce mesai harcadığınız değil mi? Peki, bunun sonucunda çocukların cezasını artırmak mıdır sizce çözüm? Çocukları suçtan çekebilmenin tek amacı bu mudur? Çocukları kapalı hapishaneye gönderip ıslahevlerinden, eğitimevlerinden men etmek midir? Değil, değil. Bu bir çözüm olmayacak. Aileleri cezalandırmak mıdır? Vallahi bu da çözüm olmayacak. Ha, çözüm nedir? Tabii ki oraya da gelelim ben şunun da çözüm olmadığını düşünüyorum -Sayın Vekilim, siz uzun uzun izah ettiniz ama- tek başına televizyon programlarında şiddeti öven ya da şiddet döngüsünü gösteren programlar da değil çocukları şiddete iten şey, devletin politikasının eksikliğidir. Devletin çocuklar üzerindeki, çocukların iyi olma hâllerine dair politikalarını yeteri kadar işletmemesinden kaynaklıdır. Yine, şiddetle mücadele yöntemlerini, şiddet ağlarını geliştirmemesinden kaynaklıdır. Sorumluluğu görmek gerekiyor. Birinci sorumlu devlettir. Anayasa açık Anayasa'da çocukların eğitim hakkının devlet tarafından korunması gerektiği yazıyor mu? Yazıyor. Bakın, Anayasa'da güvence altına alınmış. Yine, çocukların suça, uyuşturucuya bulaşmaması gerektiği Anayasa'da güvence altında ve devletin bu konuda birinci derecede sorumlu ve yükümlü olduğu yazıyor mu? Yazıyor. Peki, bunca asli sorumlu devletken ve bu politikalar yeteri kadar işletilmediği için, devletin bu politikaları eksik yapmasından kaynaklı olarak bunların tamamı artan bir yerde. Biz istediğimiz kadar televizyon programlarında, işte, şiddeti teşvik edecek dizileri yasaklayalım ki bence bu da özgürlükleri engelleyen bir şey de. Dünyanın her yerinde bu diziler var, milyonlarca şiddet içerikli film var. Biz bu işin tek müsebbibi ya da bir parçasını, işte, bunu engellersek, işte, bu, gündüz kuşağı programlarını kaldırırsak, mafya dizilerini kaldırırsak bu sorun çözülmeyecek, aha tarihe not düşelim, çözülmeyecek. Nasıl çözülebilir? Devlet açık açık bu politikalarını ortaya koyması gerekiyor, eğitim politikasında bunu arındırması gerekiyor, şiddet mekanizmalarını ortaya koyması gerekiyor, hukuki politikaları ortaya koyması gerekiyor, çocukları MESEM denen işçileştirme yöntemiyle değil, çocukların gerçekten çocukluklarını yaşayabilecekleri zeminleri hazırlamak gerekiyor. Biz ancak ve ancak bu şekilde bunun üstesinden gelebiliriz.

Ha, ailenin sorumluluğu yok mu? Elbette ki var ama aileye dair de politikayı üretecek olan devlettir, iktidardır. Ancak ve ancak bununla birlikte biz bu işi büyütebiliriz. Yoksa tek başına sorumluluğu aileye veren, aileyi cezalandırma yöntemiyle bu işin içerisinden çıkamayız. En nihayetinde, çok üzülerek ifade ediyorum ki dün çok geç saate kadar bunun mücadelesini yürüttük ama yine de çok, böyle, ufak tefek değişikliklerle Komisyondan geçti ve yine, çocuklara ağır cezalar yükleyen, yine, çocukları kapalı hapishaneye gönderen yöntemlerle, yeni kanun tasarılarıyla Türkiye gündemde ve Meclisten geçecek de bu. Bu, bu derde deva olmayacak, bu derdi çözmeyecek ve maalesef ki çocukları şiddetten arındırmayacak. Yine, ifade ediyorum, tekrar olacak belki ama bunu da ancak ve ancak devletin şiddet mekanizmasındaki politikalarını büyütmesiyle söz konusu olabilir.

Bir diğer durum ise -Urfa vekillerimiz çok iyi bilir- maalesef ki bölgemizde bireysel silahlanma her geçen gün artan bir yerde. Biz buna dair defalarca gerekli yerlerle görüştük, önergeler verdik. Ya, gidin bakın, hemen hemen her evde, her evde rahatlıkla... Bırakın hani silaha erişebilmeyi çocukların, zaten asılı yani ve bunların birçoğu ruhsatsız silahlar. Ha, bunu önlemenin yolu... Siverek'te mesela biz bunu dile getirdikten sonra Siverek'te Valilik tarafından işte yunus polisleri her gün devriye geziyor. Çözüm bu mu? Değil. Bireysel silahlanmanın önüne geçmek tek başına Emniyetin devriye gezmesiyle olacak bir şey değil. Bu silaha erişimi nasıl? Bu silahlar nasıl gidiyor, satışları nasıl yapılıyor? Bunların hepsi bir politika ve buna dair önleme olmadığı sürece de çocukların silaha ulaşmasını bırakın, bireysel silahlanmanın önüne geçmek gerekiyor ve Urfa'da da çok üzülerek ifade ediyorum ki seçim bölgem olan Urfa'da da fazlasıyla yaygın olduğunu biliyoruz ki sizler de gözlemlemişsinizdir bunu ve buna dair belki politikaları arttıran bir yerde olmamız gerekiyor.

Yine, sonuç olarak, şimdiye kadar çok kıymetli işler yaptınız, bugün de buraya bizleri davet ettiğiniz için de teşekkürlerimizi iletiyoruz. Umuyoruz ki Adalet Komisyonundan geçen yasayı da etkileyecek düzeyde bir rapor çıkar, çocukları cezalandırma yöntemiyle suçtan arındıramayacağımıza dair burası da bir rapor sunar, belki orayı etkiler diyeyim, teşekkürlerimi sunayım.