| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 21 .07.2026 |
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Teşekkür ederim Başkanım.
Kıymetli hocalarım, hoş geldiniz. Ben geçen hafta yoktum, o yüzden bu hafta kısa bir giriş yapıp sonra 4'üncü maddeye geçeceğim.
Şimdi, Başkanım, hatırlarsanız, bu suça sürüklenen çocuklarla ilgili on birinci yargı paketinde bayağı uzun uzun tartışmıştık, sonra Komisyondan geçti -hocam siz de buradaydınız- Genel Kurul aşamasındayken dediniz ki: "Tamam, biz bir muhalefeti dinleyelim, bir hocaları dinleyelim."
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yok, "Komisyon kurulacak." dedik, komisyon kuruldu.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Sonrasında komisyon kurulacak diye Genel Kuruldan geçmedi ve komisyon kuruldu. O komisyona da geldik, gerçekten çok kıymetli gerçekten hocalar geldi, hatrı sayılır mesailer yapıldı burada ama en nihayetinde, geldiğimiz aşamada yine cezaları artıran, ailelere ceza vererek çocukları suçtan aslında arındıran bir yöntemi tercih etmiş olduk. Şimdi, mesela biz bazen burada, bu yasada gelen işi, bu maddelerdeki olumsuz olan şeyleri konuştuğumuzda diyorlar ki: "Hiç mi iyi bir şey yok." Elbette ki iyi bir şey vardır fakat kökeninde bir hukuksuzluk var, kökeninde bir hukuk tekniği açısından sıkıntı var. Tabii ki suça sürüklenen çocuk demek yerine adli süreçteki çocuk demek önemlidir, SİR raporlarına dair düzenlemeler, bunlar tabii ki önemlidir ama en nihayetinde biz Komisyonda, burada uzun uzun tartıştık, dedik ki: Çocukları cezalandırmak demek, cezalarını artırmak demek çocuğu suçtan alıkoydurmaz, devlet kendi yükümlülüklerini yerine getirmesi gerekiyor. Bu iş sadece ve sadece aileye yüklenemez, aileyi sen cezalandırarak çocuğun iyi olma hâlini gözetemezsin diye uzun uzun konuştuk ama ne oldu? Daha bugün burada konuşuyoruz tekrardan, yine çocukların cezalarının artırıldığı, ailelere suçun isnat edildiği ve aileleri de suçlayan, ailelerde suçun şahsiliği ilkesinin de ortadan kalktığı bir aşamaya gelmiş olduk. Şimdi, bakın Hocam, ben bu 4'üncü maddede kısmen sizin gibi düşünmüyorum çünkü yani uygulamada olduğumuz için maalesef ki uygulamada sizin dediğiniz gibi olmuyor. Bu 4'üncü madde nasıl açığa çıktı onu da konuşmak gerekiyor. Elbette ki Sayın Başkan, sürekli olarak münferit olaylardan örnek veriyor ama hukuk yapma tekniği münferit olaylar üzerine yapılamaz çünkü öyle bir hukuk sistemimiz yok bizim. Daha genel, anayasadaki belirlenebilirlik hükümlerine göre, ölçülülük, belirlenebilirlik, buna göre yapmamız gerekiyor. "Yok, o olayda bu bunu yaptı, o zaman bu bunu yaptı, biz şunu yaptık, bu gereklidir." diyemeyiz, bu bir. İkincisi, Avrupa örneklerinden bahsediliyor. Ya, Avrupa'da bir kere devletin çocukları koruma gibi yükümlülüğü var ve bunu en âlâ yerine getirdiği hâlleri de var, bizim ülkemizde öyle mi? Değil. Bir kere kıyaslayamayız bile. Şimdi, biz, devlet kendisi çocuğu koruyamadığı bir yerde, tam olarak kollayamadığı bir yerde, tam olarak gözetim altına alamadığı bir yerde, çocuğun iyi olma hâline dair politikalar üretmediği bir yerde gelmişiz, diyoruz ki: "Yok, Avrupa'da..." İyi de biz de peki ne? Devlet hangi yükümlülüklerini yeteri kadar yerine getiriyor? Devlet yerine getirememişken kaldı ki aileye bu yükümlülüğü getiriyoruz. Şimdi, 4'üncü madde nasıl açığa çıktı? İşte, böylesi münferit olaylarda, sosyal medyada müthiş bir basınç, işte "Bu tek başına çocuğun fiili değildir, aile de cezalandırılmalıdır, ailenin de suçu vardır, ailede böyle olmalıdır." diye diye, dediler ki: "Tamam, o zaman, biz en iyisi aileyi de cezalandıran bir hükmü ortaya koyalım." Yani, ben uzun uzun düşünülen, tartışılan bir şey olduğunu düşünmüyorum. Evet, hukuken çok yerinde tespitler de yaptınız, özellikle yani 38'e karşı benim kafamda bazı soru işaretleri vardı. Evet, doğru, suçun şahsiliğindeki o iki kısmında belki ikna olabiliriz ama gelin görün ki uygulaması böyle olmayacak Hocam. Evet, çok dar ifade ettiğiniz biçimiyle fakat biz, uygulayıcıların bunu nasıl uyguladığını çok iyi biliyoruz. Hele hele, eğer o ortaya çıkan suç, ortaya çıkan olay, münferit olay bir basına da yansımışsa, gelin, görün, bakın, aile ne hâle getirilecek cezalandırma yöntemiyle, böyle olduğunu düşünmüyorum.
Şimdi, teklifin 4'üncü maddesine bakacak olursak Ceza Kanunu'nun 233'üncü maddesinde düzenlenen, aslında aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlali suçuna ilişkin cezaları artırmakta. Evet, daha önce düzenlenen kısmı ama bunun yanında maddeye yeni bir şey ekleniyor. Şimdi, biz, "Yeni bir şey ekleniyor." diyemeyiz, eklenmiş, demiş ki: "Birinci ve üçüncü fıkralarda düzenlenen yükümlülüklerin ihlali sonucunda çocuğun kasten öldürme veya neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama suçunu işlemesi hâlinde ebeveyn veya yükümlülüğü ihlal ettiği kabul edilen kişi hakkında, bu madde uyarınca verilecek cezanın yarısından iki katına kadar artırılması öngörülmekte." Bir kere belirlilik yok. Mesela, ben, burada, bu soruyu sormak istiyorum, burada belirlilik ilkesi neye göre olacak? "Ailelerin hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlali" denilen kısım son derece geniş ve yoruma açık. Yani, münferit olayda bunu nasıl değerlendirecek savcı veya hâkim? Hangi davranış ihmal sayılacak? Yine bir belirlilik yok. Anne ve babanın ne ölçüde gözetim yapması beklenecek? Bu da belli değil. Yine, boşanmış ailelerde sorumluluk kimde olacak? Bu da belli değil. Yine, çocuk uzun süre okulda, yurtta veya iş yerinde bulunuyorsa, gözetim yükümlülüğünün sınırı nerede başlayacak? Buna dair de bir belirlilik yok ve teklifin bu sorunların hiçbirini cevaplamadığını da görebiliyoruz. Şimdi, biz bu hâliyle getirdiğimizde, uygulayıcı nasıl yapacak hocam bunu? Bence olduğu gibi alacak, diyecek ki: "Hoş güzel, ben sana bu cezayı vereceğim çünkü bana kanun bunu emrediyor." Ama bu bahsettiğimiz belirlilik ilkesi, ailenin sorumluğunun nerede başladığı, hangi hükümler içerisinde yer alacağına dair hiçbir belirlilik yok. Hâliyle bu hâliyle getirmek demek, ben bu soruna çözüm getireceğini düşünmüyorum.
Şimdi, bir diğeri ise, elbette ki bu teklifin bana göre temel yanılgısı da şu: Devlet, kendi sorumluluğunu yerine getirmeden, ortaya çıkan bütün toplumsal sonuçların faturasını aileye kesmek istiyor. Önce bir dönecek, madem öyleyse bu düzenlemelerde devletin yükümlülüklerine dair de getirelim düzenlemeler, neden bu yükümlülüğü görmüyoruz? Neden bunu sadece aileye atfediyoruz? Bugün bizim ülkemizde...
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Devletin zaten var.
DİLAN KUNT AYAN (Şanlıurfa) - Hayır, sadece satışlarla ilgili belki var, az önce ondan bahsettim, onun iyi ve olumlu bir düzenleme olduğundan bahsettim. Tabii ki şerhimiz var, eksiklik var ama öncelikle bunu da yapmak gerekiyor eğer bu işin dengesi ortaya konmak isteniyorsa.
Bugün çocukların suça sürüklenmesini konuşuyoruz ama önce çocukları suça karşı kim koruyacak? Öncelikle bu koruma mekanizmasını kimin ortaya koyması gerekiyor, bunu konuşmak gerekiyor.
Yine, Anayasa’nın 41'inci maddesinde devlete çocukları ihmalden, istismardan ve her türlü şiddetten koruma görevi verilmiş mi? Verilmiş, anayasal bir şey bu. Yine 42'de ne diyor? "Eğitim hakkını güvence altına almak gerekiyor." diyor. Yine 58'de ne diyor? İşte, suçtan koruma, uyuşturucu ve uyarıcı kötü alışkanlıktan koruma olarak devletin sorumluluğunu birinci dereceden görevli olarak ortaya koyuyor. Şimdi, hâl böyleyken, biz buna dair bu yeteri kadar koruma mekanizmalarını yapmayıp suçu getirip ailenin üzerinden meşru hâle getirmeye çalışıyoruz. Peki, bugün devlet bu görevleri yerine getiriyor mu? Vallahi getirmiyor. MESEM örnekleri, vekilim defaatle bunu dile getirmiş. Yine seçim bölgem olan Urfa'da yakın tarihte yaşanan bir olay, MESEM öğrencisi bir çocuk, çalıştığı bir yerde çocuğun makatına hava basılması sonucu yaşamını yitirdi. Aile hâlen hak mücadelesini sürdürüyor. Peki, bunun sorumluluğunu kim alacak? Ya, siz, biz, çocukları korumayan, çocukları kollamayan, MESEM'lerde çocukları perişan eden, çocukları belki o işçiliğin en kötü hâline sürükleyen bir yerdeyken buna dair bir düzenleme yapacağımıza, bunları eleştireceğimize, çocukları koruyan mekanizmalar ortaya koyacağımıza, tam aksine, çocukların işlemiş olduğu suçlardan bunu engellemek yerine, aileleri de sorumlu tutan, daha da yükü aileye bindiren, aslında devletin kendi sorumluluğunu, yükünü paylaşan bir yerde olduğunu görüyoruz. Bu uygulamalara dair bir düzenlemenin yapılması gerekirken görüyoruz ki maalesef böylesi bir düzenlemenin yapılmadığını. Şimdi yani ben hâlâ bunu yine not olsun diye düşmek istiyorum, siz izahat getirdiniz ama hukuki açıdan da teklifin ciddi sakıncalar içerdiğini düşünüyorum. Neden? Her şeyden önce ceza hukukunun en temel ilkelerinden biri de ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi. Şimdi, Anayasa’nın 38'inci maddesi ve Türk ceza hukukunun yerleşik sistemi gereğince herkes yalnızca kendi kusurlu fiilinden dolayı sorumludur. Şimdi, biz aileye her ne kadar sizin ihmaliniz vardır, sizin az önce vermiş olduğunuz trafik ışıkları örneğindeki gibi bakın, spesifik örnekler bunlar ama gelin görün ki birçoğunda böyle kullanılmayacak, uygulaması böyle olmayacak. Suçun şahsiliği ilkesi de hâliyle ayaklar altına alınmış olacak ve bu düzenlemede de ebeveynin cezası doğrudan çocuğun işlediği ağır suçla bağlantılı olacak. Çocuk eğer çok ağır bir suç işlemişse otomatikman ebeveyni suçlu yapacak sistem yani göreceğiz, hepimiz aynı anda ölmeyeceğimize göre illaki göreceğiz. Getireceğiz, diyeceğiz ki: "Bakın o zaman demiştik size bunları." diye. Burada sorulması gereken temel bir soru, bir anne veya babanın aile hukukundan doğan yükümlülükleri ihlal ettiği hangi objektif unsurlar açısından tespit edilmiştir, mesela ben merak ediyorum bunu, nasıl belirlendi. Yine daha önemlisi, bu ihmalle çocuğun işlediği kasten öldürme veya neticesi sebebiyle ağırlaştırılmış yaralama suçu arasında nedensellik bağını nasıl kuracağız ya? Bunu da ortaya koymak gerekiyor. Yine, teklif bu soruların hiçbirine cevap vermemekle birlikte, ceza hukukunda bir kimsenin cezalandırılabilmesi için yalnızca yükümlülüğü ihlal edilmiş olması yeterli değil, değil mi? Sadece bunu ihmal etmesi yeterli olmayacak, aynı zamanda o ihmalle meydana gelen netice arasında açık, somut ve ispatlanabilir bir illiyet bağının da kurulması gerekiyor. Şimdi, böylesi bir durumda biz uygulamanın böylesi bir noktada olmayacağını düşünüyoruz. En nihayetinde bu 4'üncü maddenin de teklif metninden çıkarılması gerektiğini düşünüyoruz.
Teşekkürler.