| Komisyon Adı | : | (10/4004,4005,4006,4007,4008,4009) Esas Numaralı Meclis Araştırması Komisyonu |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 21 .07.2026 |
İSA MESİH ŞAHİN (İstanbul) - Şenol Hocam, bütün soruları sordunuz.
Evet, Sayın Başkanım, değerli Komisyon üyelerimiz, değerli misafirler; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Sunumlar için teşekkür ediyorum bütün genel müdürlerimize, değerli bürokratlarımıza ancak küçük bir sitemde bulunmak isterim kendi adıma Başkanım. Maalesef sunumlarda biz istediğimiz, beklediğimiz notları bulamadık. Sadece Gençlik Spor Genel Müdürümüzün hakkını vermek isterim. Gerçekten çok faydalı bir sunum oldu. Yani biz burada aylardır gerçekten Türkiye'nin bu önemli sorununa ilişkin bir çözüm arayışı içerisindeyiz, bir gelecek perspektifi çizmek istiyoruz. Buradan kurumlarımıza, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisine bir yol haritası sunmak için gayret gösteriyoruz. Tabii, bugüne kadar bürokrasiden çok sayıda değerli yöneticimizden faydalı bilgiler de aldık, o ayrı bir konu.
Şimdi, bu kısa bir girişle başlayayım. Ben genel olarak Diyanetle ilgili birkaç düşüncemi paylaşmak istiyorum Değerli Hüseyin Hocam. Onun haricinde, oraya girmeden önce 2 sorum olacak: Birisi Çocuk Hizmetleri Genel Müdürümüze. "Okulda devamsızlık yapan çocuklarla ilgili genel bir takibimiz var." dediniz değerli Hocam, "Aileleri vesaire bu anlamda destekleyecek çalışmamız var." dediniz. Bu anlamda bizim ciddi devamsızlığı olan ve takibimiz altında olan yani bu şekilde tespitiniz kaç çocuk var değerli Hocam? Ya, bunun elimizde bir verisi var mı? Yani riskli çocuk olarak konuşuyorum. Mesela, Çekmeköy'de öğretmenimizi şehit eden fail çocuk takip edilen bir çocuk muydu? Furkan Bakalım, bu anlamda takip edilen bir çocuk muydu? Bu soruyu özellikle sormak istiyorum.
Bir diğer sorum Halk Sağlığı Genel Müdürümüze: Önemli bir şey dediniz değerli Hocam, risk faktörlerinin okullarda taranmasıyla ilgili bir projeye başlanacağını söylediniz. Bununla ilgili takvimsel bir planlama var mı? Bu çok önemli. Bunu özellikle sormak istiyorum.
Şimdi, Diyanetle ilgili birkaç düşüncemi paylaşmak istiyorum dedim, bir iki sorum da olacak. Maalesef, ne yazık ki karşımızda ciddi bir manevi bunalım, manevi yokluk yaşayan bir kuşak var. Tarihte her zaman kuşaklar arası çatışma olmuştur ama ilk defa bu kadar keskin bir çatışma yaşıyoruz. Günümüzün sahte dijital dünyası gençlerimize sürekli aynı telkinde bulunuyor: Daha fazla tüket, daha fazla görünür ol, daha fazla haz peşinde koş. İnsanın değeri artık sahip olduklarıyla ölçülüyor maalesef bu dünyada. Başarısı sosyal medyanın sanal dehlizlerindeki etkileşimle, mutluluğu ise tüketim gücüyle ölçülüyor; böyle bir sorun var önümüzde. Sabır, kanaat, merhamet, fedakârlık, sorumluluk duygusu gündelik hayatın gerisinde kalıyor maalesef. Mesele hazzı, tüketimi merkeze alan bu dünya düzeninin karşısına gençlerimizin benimseyebileceği güçlü yaşanabilir bir alternatif koyabilmek. Burada, tabii, hepimizin şapkayı önümüze alıp düşünmesi gerekiyor. İmkânları artan fakat huzuru azalan, dünyanın her köşesinde binlerce kişiyle iletişim hâlinde olan ama yan odadaki ebeveynle iletişimi olmayan, kendisini yalnız hisseden çocuklar, hatta kendi çocuklarımızla karşı karşıyayız. Konuşmamın başında ifade ettim, manevi boşluk tam da burada ortaya çıkıyor. İnsan kendisinden daha büyük bir anlamla bağ kuramadığında hayatın yükünü taşımakta zorlanıyor, aidiyet duygusu zayıflıyor, gelecek tasavvuru bulanıklaşıyor. Öfke ise zamanla bu boşluğun en görünür ifadelerinden birine dönüşüyor. Bazen arkadaşına, bazen ailesine, bazen de insanın kendi bedenine ve hayatına yöneliyor. Şimdi, burada biz psikologlarımızdan da dinledik. O çocuk çoğu zaman görülmek, duyulmak ve bir yere ait olduğunu hissetmek istiyor. Şimdi, bu manevi bunalımı, bu kimlik çatışmasını durdurmanın, duygusal boşluğu doldurmanın önemli bir yolu değerlerimizi yaşamaktan geçiyor. Tam da burada din faktörü önemli bir yer ediniyor diye düşünüyorum. Tabii, burada Diyanetin rolünü çok önemsiyoruz. Tabii, ne anlatacak Diyanet, bu çok önemli, nasıl anlatacak ve kimlerle anlatacak? Burası çok önemli. Burada bir örnek vermek isterim: Kuşu öldüğü için üzülen Ebu Umeyr'in kederini fark eden, onunla konuşan ve acısını paylaşan bir Peygamber'in ümmetiyiz. Bir çocuğun kuşunun ölümünü dahi küçümsemeyen, önemseyen bu merhamet çocuklarla kuracağımız ilişkinin bence önemli bir ölçüsü olur diye düşünüyorum. Çocuğun, gencin gönlüne ulaşmadan davranışını değiştiremeyiz. Onları anlamadan, acısını anlamadan, öfkesini anlamadan öfkesinin kaynağını göremeyiz. Çocuklarımıza dinimizi yalnızca kurallar üzerinden değil, hayatı anlamlandıran ve insanı onaran bir ahlak olarak anlatmak durumundayız. Başkanımız da az önce altını çizdi, esasında dinin kendisi ahlaktır yani.
Burada, tabii, biz mükemmel, eksiksiz bir dinin mensuplarıyız, İslam'ın mesajında asla bir eksiklik yok fakat bu dini günümüzün çocuklarına anlatacak insanımızın da taşıdığı mesajın seviyesine uygun bir bilgiye, dile -dil çok önemli burada değerli Hocam- temsil gücüne sahip olması gerekir. Şimdi, burada şunu ifade etmek isterim: Biz öğretmenlerimizi sorguluyoruz. Nasıl bir öğretmenimiz olmalı, nasıl bir temsil gücü olmalı? Aynı şekilde bu anlamda dini anlatacak din görevlilerimizi de bu anlamda sorguluyor muyuz? Bu soruyu ben sormak isterim değerli Hocama.
Tabii, burada değerli Hocam, dini kimin anlattığı da önemli, çok önemli burası. "İslam'ın dışında din adına açıklamalar yapılıyor." dedi Başkanımız. Mesela, şu açıklama çok vahim bir açıklama ve sosyal medyada dolaşıyor bunlar ve yanlış algılara da sebep oluyor. Mesela, "İmam Şafii anne karnında İmam-ı Azam Ebu Hanife'ye saygıdan dolayı dört yıl bekledi." Muhtemelen duymuşsunuzdur Hocam bu açıklamayı ve sonunda da diyor ki: "Şu edebe bak." diyor, edebi anlatıyor. Yani şimdi, onun için dedim, kimlerin dini anlattığı da çok önemli. Bu anlamda, sonunda bununla ilgili bir sorum da olacak Değerli Hocam. Şimdi, bu nedenle, din görevlilerimizin yalnızca dinî bilgiyle değil, çocuk psikolojisi, gençlik dili, dijital kültür, bağımlılık, akran zorbalığı ve şiddetin erken işaretleri konusunda da desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum ben. Burada, tabii, şu da çok önemli: Söz ile hâl arasındaki uyum da çok önemli. Zira, gençler dijital çağda nasihatten samimiyete, hükümden önce anlaşılmaya ihtiyaç duyuyorlar.
Toparlıyorum. Şimdi, gençlerin öfkesini bastırmanın ötesinde, hayatlarını anlamlı kılacak hangi sözü, hangi ilişkiyi ve hangi umudu kurabiliyoruz? Burada bizden eğer beklentileriniz varsa yasal düzenlemeler yönünde yani kültürel ve manevi aktarımlarla ilgili yasal düzenlemelerle ilgili bir şey varsa bunu da paylaşmanız bekliyorum, bu da bir soru şeklinde olsun. Var mı böyle beklentileriniz?
Dilin dili konusunda -ben kendi adıma söylüyorum- bir güncellemeye, dinin dilinin güncellemeye ihtiyacı olduğunu düşünüyorum çünkü nasıl anlatıldığı önemli eksiksiz olan dinin.
Son olarak da az önceki dediğim din adına konuşan, maalesef yanlış şeylere sebep olan kişilerle ilgili de bir yaptırım sorunumuz var mı veya bununla ilgili yapılması gereken düzenlemeler var mı Hocam? Bunu da ifade etmiş olayım.
Şu örnekle de bitireyim: Ben Kadıköy'de uzun yıllar siyaset yaptım. Kadıköy'de bir mahallemizde bir din görevlimiz bir mahalleyi elinde tutuyordu. Yani bir hocamız, muhtemelen isim vermeyeyim burada, siz de tanıyorsunuzdur, bir mahallede bütün mahalleyle etkileşim hâlinde değerli Başkanım, gençlerle ilgileniyor, aşevi kurmuş, gece çorbalar dağıtıyor, bütün mahalleyle iletişim hâlinde. Yani bazen bir kişi bir mahalleye dokunabiliyor ama o mahallede çok sayıda bizim görevlimiz var. Şu da yanlış anlaşılmasın: Ben sadece bu sorun da Diyanetin alacağı sorumluluğa dikkat çekmek istiyorum. Diyanetin de rolünü ne kadar önemsediğini özellikle belirttim.
Bu duygularla tekrar sunum yapan değerli bürokratlarımıza teşekkür ediyorum. Başkanım, size de teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.