| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 21 .07.2026 |
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Bütün Komisyon üyelerini, uzmanları, gelen dernekleri, kurumları, herkesi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.
Gerçekten Türkiye'nin gözünün kulağının burada olduğu bir yasayı konuşuyoruz ve eminim her birimiz konuşurken ne kadar mühim bir meselenin üzerinde tarihsel bir sorumlulukla konuştuğumuzu da hissediyoruz. Ağzımızdan çıkan her kelimenin çocukları ve mağdurları bir arada etkilediğini de fark ederek konuştuğumuzu ifade edeyim.
Sayın Başkan, geçen günkü Komisyon toplantılarında 1'inci ve 2'nci madde üzerine değerlendirmelerimi yapmamıştım, onlar üzerinde de konuşmak isterim. Öncelikle, 1'inci maddeyle düzenlenen silah meselesi, çocuğun silaha erişimi meselesi noktasındaki sorumluluğun sadece aileye verilmesinin devletin kendi yükümlülüklerinden kaçmasıyla ilgili ve bağlantılı olduğunu düşünüyorum çünkü "Çocuk eğer bir silaha ulaşıyorsa ve bu bir suçsa, bundan kaynaklı çocuk bir suç işliyorsa, aile bu noktada tedbir almışsa dahi çocuk o suça ulaşıyorsa, o silaha ulaşıyorsa bu sefer sorumluluk kimde?" sorusu bunun ne kadar yüzeysel bir düzenleme olduğunu gösteriyor çünkü devlet eğer bu noktada bir sorumluluk almazsa, bununla ilgili tedbirler oluşturmazsa, faturayı çocuğa ve aileye keserse bu bize devletin asıl yükümlülüklerini aileye ve çocuğa fatura ettiğini gösterir.
Bir diğer sorun da şu: Çocukların neden silahlarla bu kadar haşır neşir olduğuna dair bir sorunun cevabının peşindeyiz. Aynı zamanda Komisyon üyesi olduğum Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da okul saldırıları için kurulan komisyonda da bu sorunun peşindeyiz. "Neden çocuklar silaha bu kadar kolay erişiyor, neden çocuklarda silahlı suç işleme oranları arttı?" sorusunu da hep birlikte soruyoruz. Biz orada da dile getirdik, burada da dile getireceğiz. Bizim bu konuyu konuşacağımız komisyonlardan biri Millî Eğitim Komisyonunun ta kendisidir çünkü Millî Eğitim Komisyonu dönem başında Yerli Malı Haftası kapsamında ilkokuldaki, anaokulundaki çocuklara İHA ve SİHA maketleri götürerek bir savaş mühimmatı imgesini çocukların zihnine zaten düşürdü. Bizler kendi yapıp ettiklerimizdeki bu militarist aklı görmeyip "Çocukların neden silaha erişimi arttı, çocuklar neden silaha özeniyor, neden bu kadar silahlı suç işleniyor?" meselesinin etrafında bir kısır döngü şeklinde dönüp duruyoruz. Öncelikle bu meselenin kendisinin devletin okullara militarist mühimmatı taşımasıyla bağını kurmamız gerekiyor. İlkokuldaki bir çocuğun silahla ne işi var? İHA'yla, SİHA'yla ne iş var? Bunun maketiyle ne işi var? Elbette Millî Eğitim Bakanlığı kapsamında yapılıyor bunlar. Biz o zaman da söyledik. İlkokuldaki, anaokulundaki bir çocuğa insansız hava aracını tanıtıp ne yapacağız yani biz?
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Bir gün müsait zamanda İHA'nın, SİHA'nın ne anlama geldiğini bu ülke için size izah ederim.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Teşekkür ediyorum, izah etmenize gerek yok, ben de size izah ederim, ben de size izah ederim, gayet de iyi izah ederim, savaşa tanıklık etmiş biri olarak izah ederim, ne olduğunu gayet iyi biliyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ama benim gayem şudur ki bu militarist aklın okullara kadar yayıldığı ve silaha olan övgünün her gün arttığı bir yerde dönüp dolaşıp faturayı aileye, çocuğa keserek bu işin içerisinden çıkamayacağımızdır. Öncelikle, burada bir arındırmaya gitmek gerekir. Dolayısıyla bireysel silahlanmanın sonucunu aile ve çocuktan ziyade devletin yapıp ettiklerinde aramamız gerekir. Dolayısıyla bir öneri olarak sunuyoruz ki bireysel silahlanmanın önü bu kadar açılmışken siz çocuklara ne kadar ceza verirseniz verin bu meseleyi çözemezsiniz.
HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Hayır, biz ne konuşuyoruz, burada ne konuşuluyor ya? Hiç mi hırsızın suçu yok?
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Çocukların, silaha erişimi artmış durumda. Burada aileyi suçlayabilirsiniz. Aile tedbir aldı diyelim, ne olacak? Çocuk bir şekilde yine ulaştı silaha.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Altın, ilk toplantıda Zülküf Bey de bu konuları dile getirdi. Yani aslında bu pakette yani görüştüğümüz teklifte buna ilişkin maddeler de var.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - İlişkin maddeler...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Anne babanın işte daha dikkatli olması, daha özenli olması, silahların saklanması noktasında, 18 yaş altındakilere özellikle silahların ve kesici aletlerinin satışıyla ilgili yani bu teklifte aslında bu maddeler var.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Anlıyorum, biliyorum ama bunun yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Şu sebeple: Burada mesele aile... Bunun bir şekilde tespit edilmesi de çok zor, aile, "Sakladım." der bir şekilde yani bunu tespit etmenin kendisi de sorun, uygulamada da sorunlar çıkacak zaten ama bu meseleye eğer devlet gerçekten kafayı taktıysa, eğer bununla ilgili bir sorun olduğunu düşünüp bu maddeyi getiriyorsak, o zaman bunun etkili olabilmesi için devletin yükümlülüklerini, bireysel silahlanmadaki bu ivmenin azalması gerektiğini de konuşmamız gerektiğini düşünüyorum ancak böyle gerçekçi bir çözüme ulaşabileceğimizi söylüyoruz.
2'nci ve 3'üncü maddeyle ilişkili olarak da arkadaşlarımız çok fazla görüşmelerde de dile getirdiler, anlattılar. Aslında burada bu meselenin suçun nöropsikolojisine dair uzun uzadıya konuşmak isterdim ama arkadaşlarımız gerçekten bu konuda hiçbirimize söz bırakmayacak kadar meseleyi anlattılar.
Sanırım ezcümle şunu söylemek gerekir: Çocuk beyni ile yetişkin beyni aynı gelişim evrelerinde değildir. Dürtü kontrol meselesinin ne olduğunu da açmak gerekirse, "dürtü" demek, insanın aklına bir fikir geldiğinde onun sonuçlarını hesaplamadan, onu hemen pratize etmesi demektir ve çocuklar da, özellikle ergenler neden-sonuç ilişkisini kuramadığı için, buna dair beynin ilgili yerleri henüz yeterince olgunlaşmadığı için sonucunu düşünmeden davranışı gerçekleştirme eylemi daha fazladır, daha sıklıkla olur. Bu sebeple tek başına ceza vermek de çocuğu durdurmaz. Dolayısıyla nöropsikolojik olarak bu mesele cezayla çözülebilecek bir mesele değildir.
Şimdi, "Cezayla çözülecek bir mesele değildir."i konuşurken tekerrüre gelmek istiyordum. Şu anda Türkiye'de çocuklar zaten bir suç işlediklerinde ceza alıyorlar ve kimse... Mağdurları da gözeten bir yerden konuşuyoruz, "Suçlar cezasız kalsın." falan filan da demiyoruz zaten. Çocuklar zaten şu an mevcut düzlemde ceza alıyorlar. Ceza almalarına rağmen eğer cezaevinden çıktıklarında tekrar suç işliyorlarsa, bu en açık ifadeyle, cezalandırma biçiminin çocuklarda suçu önlemediğinin kanıtıdır. Eğer ceza işe yaramış olsaydı tekerrür suçları bu kadar fazla olmazdı. Dolayısıyla bu madde kendi içerisinde zaten kendini ele veriyor, diyor ki: "Cezalandırarak suç oranını düşüremezsiniz çünkü beni bir kere cezalandırdın, ben bir çocuğum, bir suç işledim ve tekrar beni cezalandırdın ve ben çıktığımda bu suçu tekrar işledim çünkü o ceza ben çocuk olduğum için bende işlemiyor, ben de hayata geçmiyor, bana başka bir şey yapman lazım, bana başka bir mekanizma kullanman lazım."
Biz şu anda yasama yapan kişileriz, aynı zamanda çocukların gözünde de devletiz. Devlet çocukları cezaevine atıyor. Cezaevine attıktan sonra çocuklara ne bir psikososyal destek veriyor ne sağlık tedbiri uyguluyor ne eğitimle ilgili bir teşvik var. Çocukları orada unutuyor ve sonra diyor ki: "Sen git sadece cezaevine kapatıldığı için akıllan, çıktığında da suç işleme." Mekanizma böyle işlemiyor.
Şimdi, soracaksınız bunu nereden biliyorsunuz? Hemen söyleyelim: Adalet Komisyonu üyemiz sayın Nevroz Uysal ile ben dün aynı zamanda Diyarbakır Çocuk Hakları Merkezi Barosu Başkanı Metin Arkaş avukat arkadaşımızla birlikte Diyarbakır Cezaevini ziyaret ettik, dün ziyaret ettik. Ziyaret etmemizin sebebi şu: Bu kadar önemli tarihsel bir mesele konuşulurken çocukların cezaevinde kalacağı sürelerin artırıldığı, ağır cezaların verileceği bir zaman diliminde acaba cezaevlerinde bu çocuklar ne yaşıyorlar? Daha önce Komisyon da Sincan ziyaretinde bulundu. Diyarbakır Cezaevine gitme teklifimizi de sunmuştuk Komisyona. Planlanamadığı için gidemedik, biz gittik, gördük. Açıkça ifade edeyim Sayın Başkan, görüştüğümüz çocuklardan yüzde 90'ı uyuşturucu madde kullandığı için cezaevinde ve cezaevinde bulunduğu süreç içerisinde tek bir kere dahi tedaviye yönelik bir adım atılmamış. Tedavi edilmiyor çocuklar ve çocuklar tekerrürle oradalar. Bir çocuk üçüncü kere madde kullandığı için cezaevinde ve sordum üç kere neden oradasın diye. Üçünde de madde kullandığı için orada. Üçüncü sürede bu süreye kadar hiç tedavi edildin mi dedim. "Hayır, edilmedim." dedi. Hiç tedavi... Psikoloğa gidiyor musun dedim. "Psikoloğa gitmiyorum." dedi. Psikoloğa gitmek için birileri seni teşvik ediyor mu dedim, "Onu da yapmıyorlar." dedi. Yani çocukları oraya atıp çocukların kendi kendilerine tedavi olmasını bekleyen bir akıl var yani.
MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Beritan Vekilim, kullanıcılara ceza yok.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Kullanıldığı için alınmış. Hem kullanıyor hem satıyor yani.
MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Hayır, hayır, "sadece kullanmaktan" dediniz ya.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Bir dakika arkadaşlar, bir saniye, bir saniye.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Hayır kullandığı ve sattığı için. Sadece kullanan da var.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Durgut, söz mü istiyorsunuz cevaben.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Yok istemiyor, müdahale ediyor.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Ama aradan bakın, arkadaşlarınıza da söyleyin, aradan cevap vermeyelim. Söz isteyin, cevap verecekseniz, ben size söz vereceğim.
Buyurun.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Sayın Başkanım, bunu satıyor olması bağımlı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Satıyor da olabilir, kullanıyor da olabilir. Çocuk kullandığını ifade etti. Kullandığını ifade ettikten sonra ve üç kere kullandığı için tekerrüründen cezaevinde bulunduğunu söylemesine rağmen eğer çocuk cezaevinde tedavi edilmiyorsa biz nasıl bir iyileşme bekliyoruz? Bu çocuk çıktığında neden aynı suçu işlememesini düşünüyoruz? Sordum, neden psikologla görüşmüyorsun dedim. Çok başka bir şey anlattı, "Mesuller var." dedi. Çocuk cezaevlerinde çocuklar şu anda bir defakto sistemin içerisindeler. Bir koğuş ağası gibi bir mesul var ve mesul istemezse o çocuklar psikolog için dilekçe veremiyorlar, kantinden hiçbir şey satın alamıyorlar. Aile görüşü... "Eğer mesul istemezse yemek bile yiyemeyiz." dediler bize. Dolayısıyla ve çocuklar...
Çok çarpıcı bir şey daha söyleyeyim Sayın Başkan. Çocukların bir kısmı, görüştüğümüz çocukların bir kısmı 18 yaşlılarına yirmi beş gün kalmıştı, on üç gün kalmıştı, yaş sayıyorlardı çünkü yetişkin cezaevinin çocuk cezaevinden daha iyi olduğunu düşünüp bir an önce çocuk cezaevinden çıkıp yetişkin cezaevine geçmek için gün saydıklarını söylediler. İnanın eğer orada rehabilite edildiklerine dair bir şey görmüş olsaydık burada söylerdik ama çok açıkça ifade edelim, Diyarbakır Cezaevi için konuşuyoruz, diğer cezaevlerini de ziyaret edeceğiz ama şu an etmediğimiz için baroların raporlarıyla ifade ediyoruz. Çocuklar cezaevine atıldıktan sonra unutuluyorlar ve çocuklar aynı zamanda suç işlemeden önce de unutuluyorlar. Çocuklar suç işleyinceye kadar devletin aklına gelmiyor.
Bakın, bir örnek vereyim: bir çocuk, görüştüğümüz bir çocuk babasını öldürdüğü için oradaydı ve şunu ifade etti "Benim babam defalarca annemi darp etti, defalarca annemi öldürmeye çalıştı, defalarca ben annem ile babamı ayırmak için dayak yedim. Ben aslında daha önce hiçbir disiplin suçu bile olmayan bir çocuğum, çok başarılıyım, çok başka bir hayatım olabilirdi ama annem devlete başvurmasına rağmen hiçbir şey yapılmadı ve babam annemi boğmak üzereyken benim silah aklıma geldi ve korkutmak için ateş açtım. Hem annemi yaraladım, hem babamı öldürdüm." dedi. Şimdi, çocuklar, aile içi şiddetin kendisi, çocukların yaşadıkları devletin gündemi olmak zorunda Sayın Başkan. Devlet çocukları hatırlamak zorunda, çocukların yaşadıklarını görmek zorunda, çocuk yoksulluğunu görmek zorunda. Görüştüğümüz bütün çocuklar ki Meclis komisyonunun yapmış olduğu, çocuk cezaevindeki çocuklarla yapmış olduğu ankette de ortaya çıktı ki çocukların yüzde 78'i okulu bırakmış çocuklar. O zaman burayla ilgili politika üretmemiz lazım.
Yine, Komisyonumuzun yapmış olduğu çalışmada, anket sonucunda çocukların yüzde 86'sı istedikleri suçun suç olduğunu bilmediklerini, eğer bilselerdi o suçu işlemeyeceklerini söylediler. Dolayısıyla mesele bu kadar ihmal içerisindeyken, mesele bu kadar devletin unuttuğu bir yerdeyken şu anda çocuklara ceza vermek ne yazık ki suçu dönüştürmeyecek. Bizim bugün burada amacımız bir daha hiçbir çocuğun, hiçbir çocuk tarafından öldürülmesinin politikasını üretmek, politikasını yazıp çizmek. Bunun politikasını yazmak için ceza literatürünün ve bilimin de bize dediği, dünya örneklerinin de bize dediği bunu yapmak sadece cezalandırmakla olmaz. Zaten şu anki mevcut cezaevlerinin kapasitesini artırdık diyelim... Sayın Başkan, sormak istiyorum, cezaevlerinin kapasitesini artırdık peki, bizim cezaevlerinde o kapasite artırımına karşılık verecek çocuk ve infaz kurumlarının kapasitesi uygun mu? Kurumların fiziki koşulları bu çocukları kaldırabilecek düzeyde mi? Eğitim ve rehabilitasyon hizmetlerini şu anda bile sağlayamıyorken daha çok çocuğu daha çok cezaevine attığımızda sağlayabilecek miyiz? Soruyorum, burada Ceza Tevfikevlerinden Müdür var. Psikolog, sosyal hizmet uzmanı, öğretmen ve infaz personeli sayısı şu anki mevcut düzenlemeyle eş güdüm içerisinde mi? Çocukların aileleriyle temasını sağlayabilecek miyiz? Pekin Sözleşmesi'nin en önemli şartı olan kapatmanın son seçenek olduğu ve alternatif olarak eğitim evlerinin öne çıktığı yeni dünya düzeninde çocukları eğitim evlerine gönderebilecek miyiz? Gerçekten bunu sağlayabiliyor muyuz? Tahliye sonrası topluma dönüş için bir programımız var mı? Soruyorum, bunu kapasiteyi kaldırabiliyor muyuz? Çünkü biz dün ziyaretimizde şunu gördük, çocukların hepsine tek tek sorduk Nevroz Vekilimle birlikte. Siz cezaevinden çıktıktan sonra ne yapacağınızı sizinle konuşan birileri var mı? Çünkü kapatmanın asıl amacı ne? Hepimize sorsak, hepimiz rehabilite etmek olduğunu söyleriz ama o çocuklar rehabilite edilmediklerini ve cezaevinden çıktıktan sonra onları bekleyen hayata dair herhangi bir programın çocuklar için yapılmadığını söylediler ki bunun teknik adı da bireyselleştirilmiş iyileştirme programıdır. Bunun çocuklar için zaten yapılması gerekir ama oradaki hiçbir çocuğa bunun yapılmadığını öğrendik ve gördük.
Dolayısıyla madde kullanmış olan, madde satmış olan, herhangi başka bir suç işlemiş olan, çete üyesi olmuş olan çocuklara yönelik rehabilite edici hiçbir mekanizma şu an cezaevlerinde gördüğümüz ve baroların raporlarından okuduğumuz kadarıyla yok ve siz bu yasayı çıkardıktan sonra daha fazla çocuğu hapsederek, daha az rehabilite ederek, daha öfkeli, suçta profesyonelleşmiş, çıktığında öfkeyle topluma daha fazla zarar verecek çocuklar inşa edeceksiniz. Eğer hepimizin ortak derdi toplumun güvenliğiyse, eğer hepimizin ortak derdi, topluma karşı şu anda işlenen suçları azaltmaksa o zaman bizim daha fazla iş birliğine, kurumlarla daha fazla istişareye, dünya modellerini daha fazla incelemeye, ortak aklı da fazla icra etmeye, aynı zamanda çocuklarla birlikte bu meselenin üzerinden gelmenin yol ve yöntemini bulmaya ihtiyacımız olduğunu söyleyeyim.
Hepinizi saygıyla selamlayayım.