| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 16 .07.2026 |
GİZEM ÖZCAN (Muğla) - Teşekkür ediyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifi çocukların karıştığı ağır şiddet olaylarının toplumda yarattığı haklı kaygının ardından önümüze gelmiş durumda. Öncelikle şunu açıkça ifade etmek istiyorum: Suçun mağduru olan insanların acısını, ailelerin adalet talebini ve toplumun güvenlik kaygısını paylaşıyoruz. Tabii ki yurttaşlarımız çocukların okula güven içinde gitmesini, sokakta korkmadan yürümesini, şiddet tehdidi altında yaşamamasını istiyor. Bu talep de son derece meşru bir talep. Ağır suçların cezasız kalmaması, cezasızlık duygusunun yaygınlaşması ve suç örgütlerinin çocukları birer araç olarak kullanması kabul edilemez ancak toplumun bu kaygısını ciddiye almak, çözmeye çalışmak başka bir şey, bu kaygıya uzmanların itiraz ettiği şekilde yalnızca ceza miktarlarını artırarak cevap vermek de başka bir şey. Bizim aslında buradaki temel itirazımız, güvenliğin sadece ceza cetvelindeki rakamları büyüterek sağlanacağının düşünülmesi çünkü ceza, evet, işlenmiş bir suçun karşılığı bu anlamda fakat işlenecek bir sonraki suçu tek başına önlemeye yetmemekte. Bir çocuğu daha uzun süre cezaevinde tutmak kolay bir yöntem bu anlamda ama başka çocukların aynı suçla tanışmasının, aynı suçu işlemesinin önlenmesi belki de asıl mücadele edilmesi gereken, asıl zor olan alan.
Sayın Başkan, yasama faaliyetinde -tabii ki burada hafıza önemli- yasama hafızasını silmek aynı hatayı yalnızca yeni madde numaralarıyla tekrar etmek demek oluyor. Biz çocuk adaletini aslında bugün konuşmuyoruz ilk defa. 2005 yılında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nu kabul ettik, cezaları artırdık. Ardından geçen yirmi yılı aşkın sürede ceza kanunlarında, infaz sisteminde, çocuklara ilişkin mevzuatta çok sayıda değişiklikler yapıldı, yeni yaptırımlar getirildi, infaz rejimi defalarca değiştirildi. Şimdi, basit bir soru sormak istiyorum buradan: Eğer cezaları artırmak tek başına çözüm olsaydı 2005 yılında bu sorunu çözmüş olmamız gerekmez miydi? Demek ki mesele yalnızca kanundaki cezanın kaç yıl olduğuyla ilintili değil, suça sürüklenen çocukların ekonomik, toplumsal ve kurumsal koşullarına, güvencesizliğine bakmadan yapılan her düzenleme eksik kalacaktır. Ceza süresine üç yıl eklemek; mahalleye bir sosyal hizmet uzmanı, okula bir psikolojik danışman, çocuğun hayatına güvenli bir gelecek ne yazık ki eklemiyor. Görevimiz de bizim aynı reçeteyi yazmak değil daha önce yazdığımız reçetenin neden sonuç vermediğini irdelememiz gerekiyor aslında burada.
Bu noktada da teklifin geliş biçimi, zamanlaması da başlı başına bir tartışma konusu. Bunlara ilişkin biraz önce de söyledik, bir araştırma komisyonu evet, kuruldu; aylar boyunca çalıştı, pek çok uzmanı dinledik burada, sivil toplum temsilcilerini dinledik. Biraz önce ifade edilen komisyon raporunun sunulmaması burada çok önem arz ediyor. Burada daha sonra şiddet olayları toplumda başka şekilde yaşanınca başka komisyonlar da kuruldu ve tüm bunların içinde çocukların özgürlüğünü, eğitim hakkını, bütün geleceklerini ilgilendiren böyle bir konuyu görüşüyoruz ama ben bir kez daha yine bunu söylemek istiyorum yani bu acele neden bu kadar komisyonlar kurulmuşken? Biz en sonunda yapacağımız şeyi niye en başta eksik bir şekilde yaparak götürme noktasında ısrarcıyız? Ben, mesela bunun da yanıtlanmasını istiyorum yani buradaki acele neden? Bu komisyonların hepsinin bitmesi beklenemez miydi yani bu kadar mı acil bir nokta vardı? Mesele, derdim gerçekten şu: Eksik bir işlem tesis edileceğine daha sonra bu... Hani hukukta usul ekonomisi vardır. Burada da bizim yasama faaliyetini gerçekten sağlıklı yürütebilmemiz için bütün hepsinin değerlendirilmesi lazım ve biraz önceki konuşmamda da bunu net ifade ettim. Yoksa, o zaman neden çağırıyoruz uzmanları? Yani şu hissiyat yaratılıyor: "Bu önceden zaten belli ama biz de burada komisyonu kuruyoruz, o bir şekilde arkadan gelir. Burada ivedi ve acele olan şeylerin geçmesi lazım." gibi oysa gerçekten bu çok katmanlı bir sorun. Bakın, yani bugünden yarına... Üzülerek ifade ediyorum "Biz şunu çıkardık, bunu yaptık. Böylece sorun bitti." denilebilecek bir sorun değil. Keşke öyle olsaydı. Yani bunda hemfikir olduğumuza inanıyorum buradaki tüm milletvekilleri olarak ve gelen uzmanlar da burada dinlediğimiz bilim insanları da aynı şeyi söylüyor. Tek bir yöntemle buradan netice alma imkânımız yok, bizim bu gerçeklikle yüzleşmemiz gerekiyor. O yüzden, bazen acele yapılan kanun sorunun yeni bir parçası hâline gelebiliyor. Tekrar tekrar, bunu yapboz tahtasına çevirmeden, yeniden bir düzenleme ihtiyacı doğmadan, gerçekten tüm hatlarıyla araştırılmış, tüm hatlarıyla ortaya konulmuş...
Burada olumlu göreceğimiz gelişmeler de var, biz bunu biraz sonra da ifade edeceğiz. Mesela, ateşli silahlarla ilgili gelen... Biz de söyledik, gelen uzmanlar da söyledi "Bunlarla ilgili tedbirler alın." diye ama burada daha sonra revizyona ihtiyaç duyabilecek ve toplumda yaratılan bu sorunu kökten çözmeyecek bir şeyle bunu bitirmek bence yasama faaliyeti açısından hem etkin olmayacak hem de burada verilen emeği de yok etmiş olacak. O yüzden, ben bir daha bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Biraz önce de ifade ettim, bu mücadeleyi haklı yapmak zorundayız ve toplumu ikna etmemiz gerekirken kendimizi de burada hepimizin ikna etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi, okul terki, çocuk yoksulluğu; bu komisyonda bunlar da konuşuldu. Aile içi şiddet, bağımlılık, akran zorbalığı, çocukların örgütlü suç yapıları tarafından nasıl kullanıldığı, mahallelerde sosyal hizmet mekanizmalarının bulunmadığı, risk altındaki çocuklara zamanında ulaşılmadığı, kurumlar arasındaki veri ve koordinasyon eksiklikleri, bunların hepsi hem bu komisyonda hem yürüyen komisyonda konuşuldu ama ben önümüze gelen metne bakıyorum, teklife bakıyorum, bunlara dair hiçbir şey yok. E, biz o zaman o uzmanları niye dinledik? Neden onlara ilişkin herhangi bir şekilde bu kanun metni içinde bunlar yok? Biz bunları dinlemedik mi bu süreçlerde? Bunların hepsi tutanaklarda sabit. Meclis kendi çağırdığı uzmanı dinleyip sonra da hiçbir şey duymamış gibi mi yapacak? Bu konular hiç yokmuş gibi mi yapacak? O yüzden, bizler de burada uzman bilgilerini sadece komisyon tutanaklarında yer alması için dinlemiyoruz, onlar da buraya onun için gelmiyor.
Teklifin gerekçesi aslında sorunun nedenlerini önemli ölçüde doğru tespit ediyor. Biraz önce Sayın Adalet Komisyonu Başkanımız girizgâhta gerçekten çok önemli şeyler söyledi ve bunlara, benim söylediğim o eksikliklere vurgu yaptı. Yüzde 100 katılıyorum o konulara ama keşke gelen teklifte de o muhtevayı karşılayacak şeyler olsaydı, biz de bunları tartışabilseydik. O yüzden, bununla çıktığımız zaman sokağa... Bu yasa, bunda ısrar ederek bu şekilde, diğer yönleriyle araştırılmadan, eksik bir şekilde geçtiği vakit gerçekten, yarın bir olay yaşandığında o ailelere de verecek... Yani "Biz bunu yaptık, bitti, bu sorumluluktan kurtulduk." gibi bir duyguyla bu kapıdan çıkamayız. O yüzden, gerekçe sosyal devleti tarif ediyor, buradaki açıklanan gerekçelere uygun ama gelen maddeler ceza devletini kuruyor. Gerekçedeki konulara uygun maddeleri lütfen komisyona getirin.
Teklif, ailelerin ekonomik, sosyal olarak desteklenmesini, okul terkini önleyecek mekanizmaları, ebeveyn destek programlarını, mahalle temelli sosyal hizmetleri veya erken müdahale modellerini güçlendirmiyor. Bunun yerine çocuğun ve ailesinin cezasını artırıyor. Bir takip sistemi yok. Çocuğun üstün yararı öyle bir yarardır ki yerine göre o aileden bile o çocuğu korumayı gerektirir. Yani sadece salt onu yaparak... Aileye ceza verdiniz zaten ihmal edilmiş bir çocuk varsa ortada ondan sonra bu çocuğu kim takip edecek? Sonrasındaki takip mekanizması nasıl olacak? Sosyal devlet hizmetleri orada nasıl işleyecek? Bunları açıklamadan yapacağımız her şey eksik kalacaktır.
Bir de -biraz önce de konusu geçti- MESEM'de ağır koşullarda çalıştırılan çocuk, okuldan koparılan çocuk, uyuşturucu çetesinin kurye yaptığı çocuk ve mahkeme önüne çıkarılan çocuk birbirinden bağımsız vakıalar değildir. Bunların tamamı devletin çocuğa zamanında ulaşamamasının farklı sonuçlarıdır. O yüzden, çocuk olmak yalnızca bazı haklardan yararlanmak değildir. Çocuk olmak devletin özel koruma yükümlülüğü altında bulunmaktır. Devlet çocukları yetişkin sayarak da bu sorumluluğundan kurtulamaz. O yüzden, buraya tüm yönleriyle araştırılan bir çocuk sistemini kuran bir modelin getirilmesi zarureti vardır.
Teşekkür ediyorum.