KOMİSYON KONUŞMASI

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Teşekkür ediyorum.

Bu konuda zaman sıkıntısı, zaman sıkışıklığı yaratmadan uzun uzun konuşmaya ihtiyaç olduğunu düşünüyorum ben de çünkü bu yasa sadece bugün suça sürüklenen çocukları ve onların -tırnak içinde- mağdur ettiği çocukları değil bir bütün olarak yani geleceği de "çocukluk" mefhumunu da çok ciddi biçimde etkileyecek. O yüzden, hem birbirimize hem konuya hem çözüm önerilerine sabır göstermemiz lazım.

Şimdi, bir kere, neden böyle bir yasa teklifini konuşmak durumundayız, neden bu noktaya geldik, nasıl geldik bu noktaya? Pek çok arkadaşımız vurguladı ama ben de dikkat çekmek istiyorum, bugün bu noktadayız, aslında bu kadar ağır cezalandırılmaları tartışıyoruz çünkü açık bir biçimde bu toplumda yoksulluk derinleşti, açık bir biçimde yoksulların sayısı arttı, yoksulların çeperi genişledi; açık bir biçimde sosyal hizmetler çöktü; açık bir biçimde özellikle yoksul mahallelerde çetelerin önü açıldı, suç her yerde sistematik hâle geldi; açık bir biçimde eğitim çökertildi, eğitimden kopan çocuk sayısı arttı; bağımlılık arttı, bağımlılıkla mücadele eden kurumların mekanizmaları çökertildi, personel sayısı, etki alanını zayıflatıldı. Yani, aslında, biz bu noktaya bir bütün olarak toplumsal, siyasal, ekonomik bir çöküşün sonucunda geldik ve -bu çöküşün en hızlı zarar verdiği kesime- zaten bu çöküşe neden olan politikalar bu zamana kadar karşımıza çıkarıldığında "Yapmayın, bunlar çocuklara zarar verir, çocukları gerçekten de en hızlı etkilenen kesim hâline getirir." diye hep söyledik.

Şimdi, ben bu yasa teklifinin iktidar eliyle bugün karşımıza çıkarılmasını tam da bunun kabulü olarak, ikrarı olarak görüyorum, bir itirafta bulunuyor aslında. "Evet, bütün bunlar yapılmadı, bu suç oranları arttı, suç oranlarının artmasını bunları yapmadığımız için engelleyemiyoruz. O zaman sonucunda çocukları cezalandıralım ve sorumluluğumuzla kurtulalım." gibi aslında bir anlayış var. Acılardan bahsediyoruz ya hani ailelerin acılarından, bu suçların yarattığı sonuçlarla mağdur olan çocukların ailelerinin acılarından aslında bu acıları bizzat artıran şeyin kendisi bu politik aklın ta kendisi. Ortaya çıkan sorunlar katmerlendi ve eğer bu teklif gerçekten, buna, bu suçlara neden olan asıl meseleler tartışılmadan ve onlara ilişkin bir önlem zinciri ortaya konmadan geçerse sorunları çok daha artıracak, acıları çok daha artıracak. Ben o yüzden, burada sadece bu teklifi karşımıza çıkaran vekillere değil bir biçimiyle toplumsal olarak bütün bu sorunları ortaya çıkaran gerçekliği tartıştırmayan ama sosyal medyada ya da çeşitli alanlarda hınç, intikam duygularıyla hareket etmeye zorlanan, teşvik edilen acı içindeki insanlara da seslenmek istiyorum: Aslında bu intikam duygusu ve bu intikam duygusunu bir biçimde çerçeveleyen bu teklifin kendisi acıları dindirmekten ziyade daha çok artmasına neden olacak. Hiç kimse böyle bir sorumluluğun ve yükün altına girmemeli.

Şimdi, bakın, maalesef, biz bu yasa yapma tekniğini sadece çocuklarla ilgili değil pek çok başka yasada da gördük; bu, ailelerin acısının aslında istismar edilmesi anlamına geliyor. Aynısını biz maalesef, hayvanları katletme yasasında da gördük; biz aynısını maalesef, maden talanı yasasında köylüler ile termik santral işçilerinin Komisyonda karşı karşıya getirilmesinde de gördük ve biz bunu hınç, intikam, linç güç toplumun yaratılmasının artık bir mantığı, bir yasa yapma yöntemi olduğunu düşünüyoruz ve sorunun esasını, esastaki iktidar sorumluluğunu konuşturmadan cezayı, kapatmayı, intikam mı bir biçimiyle bu toplumun en temel tartışma konusu hâline getirmek, kusura bakmayın, açık söyleyelim, faşist otoriterliklerin ancak yapabildiği bir şey; o yüzden, bunda dikkatli olmak gerekiyor.

Şimdi "çocukları korumak" bu teklifte neden sadece bir lafazanlık kalıbı? Buna ilişkin çeşitli veriler vermek istiyorum ve bu veriler aslında benim verilerim değil bizzat Komisyonunun çağırarak dinleyip görüşlerini aldığı uzmanların verileri. Şöyle bir çerçeve çizmemiz lazım: Bu teklifin en büyük sorunu, geneli itibarıyla en büyük sorunu çocukluğun "çocuk" mefhumunun devlet eliyle ilga edilmesi sevgili arkadaşlar. Bakın, buna daha önce de teşebbüs edildi. Maalesef, biz son yirmi yıl içerisinde çeşitli tekliflerle, çeşitli yasa önerileriyle ve önergelerle çocukluğun devlet eliyle ilga edilmesine yönelik başka teklifleri de gördük, yaşadık ve sonuçlarına bugün katlanıyoruz. Hatırlatma yapmak istiyorum ben. Bakın, 2016 yılında, kamuoyunda boşanmaların önlenmesi komisyonu olarak bilinen ama resmî adı Boşanmaların Araştırılması Komisyonu olan Komisyon bir rapor açıkladı, 479 sayfalık raporda çocuk istismarcısının tecavüz ettiği çocukla beş yıl boyunca sorunsuz ve başarılı bir evlilik sürdürmesi hâlinde denetimli serbestlikten yararlanması anlamına gelecek bir öneri yapmıştı ve biz o zaman da bu rapora karşı çıkarken dedik ki: "18 yaş altındaki herkes çocuktur ve bunun gereğinin yerine getirilmesi için devlet sorumludur." "Çocuk değil, anne o." diye yanıt verilmişti o zaman, o raporların tartışıldığı bir süreçte. İşte zaten neden çocuk değil, anne olmak zorunda kalıyor bu çocuklar tartışması yapmamızın önü kesilmişti. Yine, 2020 yılında TCK 103'te yapılmak istenen değişikliklerle çocuk istismarında rıza yaşı mevzuata sokulmak istenmişti arkadaşlar. Bakın, rıza yaşının düşürülmesi yönünde girişimde bulunmuştu bu iktidar. Yine 15 yaş kriterini biz bu mevzuat değişikliğinde görmüştük, o zaman da tartışmıştık, demiştik ki: "18 yaş altındaki her yurttaşı çocuk olarak kabul etmezseniz eğer, rıza yaşı gibi bir şey getirirseniz bu sorunları daha da derinleştirir." Bir şey daha yaptı bu iktidar, çocukluk mefhumunu, çocuk mefhumunu aslında ortadan kaldırmak, ilga etmek için. Bakın, MESEM'ler eliyle, devlet eliyle çocuk işçilik bu memlekette yasallaşmış durumda. Çocuk işçi yaşı bugün 14 oldu. Bunların hepsi çocukluğu çocuk olmaktan çıkarmaya yönelikti. Bu girişimler, bu uygulamalar, bu yasa teklifleri, bugün karşımızda duran teklifin kendisi bir bütün olarak çocuk hukukunda, çocuk koruma sisteminde, çocuk adalet sisteminde gedikler açmayı yöneliktir ve açmaya da devam ediyor. Bakın, bu çok tehlikeli. Bunun sorumluluğunu siz bile üstlenemezsiniz çünkü bir kere çocuğu tüm fizyolojik, psikolojik, nörolojik, sosyolojik, gelişimsel özellikleriyle özel korunması gereken yurttaşlar olmaktan bir kere bile çıkardığınız anda, çocuk işçi yapmak için çıkardığınız anda "Aile onlar ne yapalım, aile birliği mi bozulsun? Çocuk evliliğe göz yumulabilir, rıza yaşı var." denildiği noktada "Yetişkin gibi cezalandırılabilir çünkü farklılıklar var." dediğiniz her anda aslına bakarsanız bir bütün olarak toplamda bu memleketin çocuk hukukunu, çocuk adalet sistemini ve çocuk koruma sistemini yerle bir etmişsiniz demektir. O yüzden "Bu teklifle biz bunu yerle bir etmiyoruz, sadece yeni bir başlık açıyoruz." demenizin hiçbir karşılığı yok arkadaşlar. Eğer böyle yaparsanız çocuk evlilikten çocuk işçiliğine her şeye bir kılıf bulmanın yolu açılır ve çocuk hakları bakımından da kazanılmış bütün haklar artık tartışmaya açılmış, bombanın pimi çekilmiş demektir. Tekrar söyleyelim: Bunu siz de biliyorsunuz aslında, bilmiyor değilsiniz çünkü komisyonda bunlar anlatılırken kafa da sağlamışsınız "Evet, doğru." da demişsiniz ve bazen söylüyorsunuz da bunu. Suçu üreten toplumsal, siyasal, ekonomik düzenini aklayıp suçu yaratan koşulların üstünü kapatıp suça sürüklenenleri daha da kapatarak, cezalandırarak bataklık kurutamayacağımızı siz de her fırsatta her vesileyle söylüyorsunuz. Bakın, komisyonda uzmanlar ne dedi arkadaşlar? Acıbadem Üniversitesinden Hocamız Profesör Doktor Mehmet Oğuz Polat suça sürüklenen çocuklarda en karakteristik özelliklerinden birinin okul devamsızlığa olduğunu söyledi. Ben soruyorum bu iktidara: Lise, çağında uzaktan eğitime onay veren kim? Kim lise çağ itibarıyla artık kız çocuklarının okula gitmesi yönündeki zorunluluğu ortadan kaldıran? Kim lisede nişanlanmanın önünü açan arkadaşlar? Yine Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri... Burada polislerin meseleleri çok tartışıldı. Bizzat Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Esra Çetinöz söyledi: "Çocukları korumada en önemli üs okuldur." dedi. Bakın, Polis Akademisi hocası söyledi, bunu "Polislere yetki verilmesidir." demedi. Okulları bir üs hâline getirmeliyiz. En çok suç okul saatleri bittikten sonraki saatlerde gerçekleşiyor." Demek ki başka bir uzmanın söylediği gibi Komisyonda, bizim aslında çocukların okuldan sonra psikolojik, sosyal destek, eğitim desteklerini arttırmamız lazım. Ama, biz burada ne tartışıyoruz? Bambaşka bir şey. Bakın, sadece kamuoyu böyle istiyor diye bütün çalışmaları görmezden gelip suç işlemiş çocuklara cani olarak yaklaşıp hepsini cezaevine tıkmanın hiçbir anlamı yok. Rehabilite etmek yerine çocuğu cezaevine tıkmanın yeniden suç yaratmaktan başka hiçbir getirisi yok arkadaşlar. Bizzat Komisyonda Ozan Selçuk anlattı, kendi yaptığı araştırmayı anlattı arkadaşlar, çocukların cezalandırılmasının, tek bir sefer bile gözaltına alınmasının çocuklarda ruhsal bozukluk ve travma yaşama oranını arttırdığını ifade etti. O çok örnek verilen Amerika'da oku polis uygulamasının suçları azaltmadığını söyledi. Bunu devlet yetkilileri de söylüyor, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdür Yardımcısı ne dedi? Bütün dünyadaki istatistiklerin cezaevi koşulları ne kadar arsa çocukların yeniden suç işleme oranlarının o kadar yüksek olduğunu gösterdiğini söylüyor. Bizim cezaevlerimiz zaten hâlihazırda çocuklarla dolu arkadaşlar, zaten hâlihazırda çocuklarla dolu ve şuan çocuk cezaevlerinde. Bu Millet Meclisi çatısı altındaki Cezaevi Komisyonunun raporu bu. Çocuk cezaevlerindeki çocukların aynı zamanda tekrar suç işleme olasılıklarının ne kadar yüksek olduğunu ve çeteleşme dinamiklerinin de asıl olarak orada başladığını bilmeyen mi var bu memlekette? Siz de biliyorsunuz. Bakın Türkiye Çocuklara Yeniden Özgürlük Vakfı kendi modellerini, çalışmalarını yine Komisyonda anlattı ve dedi ki "Biz çocuklara sadece birey olarak değil, aile, okul, mahalle ekosistemi içinde güçlendirmenin planını çıkardık, bu programa dahil edilen hiçbir çocuk adli sisteme girmiyor." Ya, ben soruyorum buradan: Yirmi yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz bir küçük derneğin şu kadarcık çocukla, bu kadar az olanakla yaptığı şeyi bu devlet yapamıyor mu arkadaşlar, yapamaz mı, yapma olanağı yok mu, yapma iddiası olamaz mı? Bir derneğin yaptığını koca devet yapamayacak mı? Sincan hapishanesi örneği işte... O "cani" denilen çocuklar, "mükerrer suç kariyeri inşa eden çocuklar" diye adlandırılan çocuklar arasında araştırma yapılmış, ne diyor biliyor musunuz orada çalışmacı olan yetkili Senem Sarıoğlu? "Konuşuluyor ya 'suça sürüklenmiş çocuk yerine başka isim verelim.' diye ne isim verirsek verelim hiçbir şey değişmeyecek çünkü temelde bunlara çocuk olarak bakmak zorundayız, kategoriye ayırmak sadece kurumları farklılaştırır ama zihnimizde, uygulamada asla farklılaştırmamalıyız. Mükerrer suçlulara baktığımız zaman orada yoksulluğu görüyoruz, aile parçalanmasını görüyoruz, eğitimde erken kopuşu görüyoruz çünkü çocuk çalışmak zorunda kalmış." diyor. Bunlar raporda var arkadaşlar. Biz bu iktidarın, devletin bütün olanaklarını elinde tutan, Millî Eğitimden Sağlık Bakanlığına, sosyal hizmetin bütün alanlarından adalet sistemine, hatta yerel yönetimlere kadar bu kadar alanı tek bir elde toplanmış koca bir saray iktidarının bunları yapamayacağını mı düşünüyoruz? Şunu yapamayacak mı mesela bu devlet: Geldi anlattı, sağda canhıraş çalışan meslek elemanları Komisyonda "Personelimiz yetersiz." dedi. Adalet Bakanlığı Adli Destek Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanı Meral Gökkaya "Personel sayımız yetersiz, adli görüşme odalarında personelin mesai mefhumu olmadan düşük ücretlerle çalıştığını, herkes çok büyük özveriyle çalışmasına rağmen çok büyük ihtiyaç olduğunu, üç yıldır atama yapılmadığını, 700 personel talebinde bulunulmasına rağmen sadece 275 uzman atandığını söyledi. Ya, bir uzman bile atanmamış bu vakte kadar, gerek yerine getirilmemiş. Bu gereğin yerine getirilmemesinin faturasını nasıl çocuklara kesebiliriz? İstanbul'da 2 bin öğrencili bir okulun rehber öğretmeni öğretmen başına 500 öğrenci düştüğünü söylüyor arkadaşlar. Öğretmen, rehber öğretmen başına 500 öğrencinin düştüğü bir Millî Eğitim sistemi içerisinde suça sürüklenen çocukların kendisini değil, Millî Eğitim Bakanlığının kendisini aslında adli süreçlerin konusu hâline getirmemiz lazım bizim. 1 rehber öğretmene 500 öğrenci düşebilir mi ya, böyle bir şey olabilir mi?

Bakın, bu rapordan onlarca şey aktarabilirim ama son noktada hepimiz şunu bileceğiz: Uzmanları dinleyeceksiniz arkadaşlar, bilim insanlarını dinleyeceksiniz, saha çalışanlarını, bizzat buradaki bürokratik mekanizmaların içinde çalışan ve bu çocuklarla yüz yüze gelen, emek veren saha uzmanlarınızı dinleyeceksiniz, ihtiyaçlarını karşılayacaksınız, buna bütçe ayıracaksınız, bunun için yasalar eksikse onları tamamlayacaksınız ve biz de "Tamam, çocukların suça karışmasını önlemek üzere bir bütçe ayrılıyor. Evet." diyeceğiz. "Bu mekanizmaların güçlendirilmesi, çocuk koruma mekanizmasının güçlendirilmesi için yapılıyor bu." diyeceksiniz, bunu ispatlayacaksınız "Evet." diyeceğiz. Ama son noktada, yirmi üç yıldır çocuk koruma sistemini bütünleştiren, bütün sorumlu bakanlıkları ortak bir mekanizma hâline getiren, bunun için bütçe ayıran, personel görevlendiren ve bilimin ışığında adım atan hiçbir şey yapmamışken çocukların üzerine yürüyemez. Bu teklif, çocukların üzerine yürüme, çocukları kapatma teklifidir.

Bakın, yasa gerekçesinde, çetelerin çocukları kullandığına dikkat çekiliyor. Önemli bir tespit. Ben size şu kitabı öneriyorum sevgili arkadaşlar: Buyurun, Yeni Nesil Çeteler. bu çetelerin nasıl çocukları tetikçi hâline getirdiğini, bütün o yoksul mahalleler üzerinden tek tek o çocukların aileleri, konu komşu üzerinden anlatıyor. Lütfen okuyun. Okumanıza gerek yok aslında zaten gayet iyi biliyorsunuz çünkü o çeteler bugün, maalesef, bizzat bu iktidar elinde, o yoksul mahallelerde göz yumulan ve hatta cezasızlık sistemiyle teşvik edilen bir noktaya geldi. Yetişkinlerin, yetişkin suçluların bu kadar aklandığı bir yerde, onların tetikçi hâline getirdiği çocuklara bu cezalandırmayı reva görmeyi nasıl açıklayabiliyorsunuz gerçekten de?

Şimdi, son nokta, sevgili arkadaşlar, bu kısım önemli. Şimdi, açıkçası, buradaki bazı tartışma ve rakamlar beni çok şaşırtıyor. Biraz önce vekillerimizden birisi "Bu mükerrer suç işleyen cani çocuklar yüzünden -tırnak içinde- 276 çocuk öldürülmüş." dedi. Bakın, devlet bu veriyi ayrıştırabilir durumda değil ki, 276 çocuk; çocuklar tarafından mı öldürüldü, akran, çete ya da başka bir şey mi? Bunun verisi yok ama hepsini, bütün bu suçları çocuklar işlemiş gibi bir algı yaratılıyor. Ben burada soruyorum size ve lütfen bir cevap verin, iktidar vekillerinden bunun cevabını istiyorum: Bakın, bir yılda, sadece bir yılda MESEM'lerde iş cinayetiyle öldürülen çocuk sayısı, akran şiddetiyle yaşamını yitiren çocukların tam 4 katı; 4 katı arkadaşlar. Neden peki, biz sorumluluğumuz gereği akran şiddetiyle öldürülmüş çocukları tartışıyoruz da MESEM'lerde devlet eliyle öldürülmüş çocukları bu oranda tartışıp onlara "Yeter artık bu MESEM." size dedirten bir noktaya varamıyoruz. Neden kimse "MESEM'ler çocukları öldürüyor; kapatalım." demiyor ya?

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Nereden, hangi veriye dayanarak...

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Nereden aldınız o bilgiyi, 4 katı öldürüldüğünü?

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Bu, karşılaştırmalı bir veri sevgili arkadaşlar.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Söyler misiniz, nereden aldınız? Kaynağı söyler misiniz? Nereden aldınız o bilgiyi? Yani resmen uyduruyorsunuz?

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Bu, karşılaştırmalı bir veri. FİSA Çocuk Hakları Merkezi; arkadaşlarımız da burada sevgili arkadaşlar.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Bir dakika arkadaşlar.

Sayın Köse, bir saniye.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Ben de zannettim ki doğru düzgün bir kaynak göstereceksin; "bilim" diyorsun, "istatistik" diyorsun.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Durgut, bir saniye.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Cevap vereyim Sayın Başkanım, bu soruya.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Yok, bir dakika.

Sayın Karaca, soruyu bir daha alabilir miyiz, soruyu bir daha alalım.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - TÜİK olmayınca inanmıyorsunuz.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - TÜİK'le ne alakası var?

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Tabii.

Sayın Başkan, MESEM'lerde bir yılda, son bir yılda öldürülen çocuk sayısı, akran şiddetiyle yaşamını yitiren çocukların sayısının 4 katı.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Kaç kişi? Kaç kişi?

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Bu veriye sahip olan, bu veriyi ortaya çıkaran çocuk hak derneği olan FİSA aramızda; eğer bu konuyla ilgili, bu verinin nasıl ortaya çıkarıldığı ve neden bu konuyu önemsedikleriyle ilgili bir sorunuz varsa açalım mikrofonları onlara, bunu bize anlatsınlar, aktarsınlar. Biz onların Komisyonda da dinlenmesi gerektiği konusunu... DEM PARTİ'li arkadaşlarımız da Komisyonda bunu iletmişlerdi. Şayet eğer Komisyonda dinlenebilselerdi, onlar gelebilirlerdi.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - MESEM'e geldiniz mi? Kendi milletvekilleriniz bile ikna oldu, "Bir daha konuşmayalım." diye kendi aralarında espri yaptılar, hakikaten ikna oldular yani.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Biz, Halil Bey'e öyle söyledik, bir daha konuşmayacağız diye değildi. Biz konuşuruz, tabii ki de konuşuruz. MESEM'ler meselesine biz de katılıyoruz.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - MESEM'ler bu ülkenin geleceğidir.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - "MESEM'ler bu ülkenin geleceği." deyip, MESEM'lerde sakat bırakılan, ölen, çocuklukları çalınan çocukların da aynı biçimde, o zaman, yani, devletin bizzat ölüme sürüklediği, fizyolojik...

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Olmayan bir veri üzerinden...

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Hayır, bu, olmayan bir vergi değil.

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Uydurulmuş bir veri üzerinden konuşuyorsunuz?

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Bu uydurulmuş bir veri değil.

Bu, uydurulmuş bir veri değil.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Kaç kişi, kaç akran cinayeti...

MUSTAFA KÖSE (Antalya) - Kaç kişi öldürülmüş MESEM'lerde, kaç kişi sakat bırakılmış; kim yapmış bunu?

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Bakın, siz eğer bunun üzerine bir çalışma yaptırmış olsaydınız...

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Millî Eğitim Bakanlığından isteyelim.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Durgut, bir saniye.

Bir dakika, arkadaşlar.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Ben burada cevap vermeyi istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Arkadaşlar, bir dakika, bir saniye.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Buna bir cevap vermeyi istiyorum izniniz olursa.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Tamam, vereceksiniz; bir saniye.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Bilimsellikten bahsediyorsunuz...

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Durgut, bir saniye.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - ...sonra kendi görüşlerinizi bilim gibi dayatıyorsunuz, kanıt göstermiyorsunuz.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Gösteriyorum tabii, şimdi göstereceğim.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Durgut, bir saniye.

Şimdi, soru varsa benim vasıtamla sorulsun. Lütfen karşılıklı konuşmayalım. Bakın, saat ilerliyor, karşılıklı konuşmayalım. Soru olacaksa -hem konuşmacı vekilimize söylüyorum hem sizlere söylüyorum- benim vasıtamla istediğiniz kuruma soru sorabilirsiniz. Eğer soruysa onun için dedim, eğer soruysa...

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Soruya ilişkin kısa bir yanıtım var, o yanıtı vermek istiyorum.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buyurun, verin yanıtı.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Sayın Başkan, bakın, maalesef, bu ülkede MESEM'lerde öldürülen, iş cinayetinde hayatını kaybeden, sakat kalan çocukların resmî verilerini -ben bir milletvekiliyim- soru önergesiyle Millî Eğitim Bakanlığına soruyorum, cevap olarak gelmiyor. Bu konuda istatistiklerde eksiklik olduğunu kendisi de kabul ediyor ama bu ülkede neyse ki gazeteciler var, basın diye bir gerçeklik var arkadaşlar ve bütün bu yaşanan kıyımlar yansıyor ve sadece kısıtlı olanaklarla basına yansıyanlardan elde edilen bilginin kendisi bile bunu "en az" diye ifade edebileceğimiz verileri veriyor. Ben buradan rica ediyorum o zaman sizin vasıtanızla: Akran zorbalığıyla hayatını kaybeden çocukların sayısı ile MESEM'lerde hayatını kaybeden çocukların sayısı resmî bir istatistik olarak lütfen karşımıza gelsin.

Bu konuyu geçiyorum izninizle.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Bir saniye.

Millî Eğitim Bakanlığından gelen arkadaşımız...

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Evet, son noktada, arkadaşlar...

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Bir saniye Sayın Karaca; bir soru sordunuz, Millî Eğitim Bakanlığı bu konuyla ilgili...

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Ben konuşmamı tamamladıktan sonra da gelebilir cevap, ben devam edeyim, kısa bir şeyim kaldı çünkü.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Arkadaşlar, bu konuyla ilgili Millî Eğitim Bakanlığından açıklama var mı? Yoksa Sayın Vekilimiz devam edip, daha sonra da verebilirsiniz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI EĞİTİM POLİTİKALARI DAİRE BAŞKANI ASLIHAN İLHAN - Şu an sayısal verilerle ilgili Komisyonla her hangi bir veri paylaşamayacağız ama daha sonra yazılı olarak...

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - 2016'dan beri 13; 3.080 iş kazası, 13 diye bilgi, teyit etmek lazım.

BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Siz de var mı Sayın Durgut? Buyurun, siz cevap...

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Teyit etmeliyim, daha şey olması açısından.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - O Google.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Bakın, Nevroz Hanım "Teyit etmem gerekir." dedim. Burada kanıt gibi, sizin biraz evvel savunduğunuz arkadaşınız gibi sanki bilimsel kanıt gibi sunmadım.

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sivil toplum kuruluşları bilimsel araştırma yapar, veri de yayınlar, biz o verileri de kullanırız, bu onu çürütmez.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Lütfen, öyle "Google verisi" deyip böyle kendinizce istihza yapmayın.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Sayın Durgut, bakın, bu veriyi...

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Burası birbirimizle alay edeceğimiz bir ortam değil, bir hakikati...

NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Hayır, ben de bakıyorum şu an Google'a.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Tamam, öyle konuşun o hâlde.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Sayın Durgut, bakın, bu veriyi "Böyle bir şey yoktur." diye küçümsemek yerine, mesela şöyle yapmayı tercih etmeniz lazım...

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Yaptığınız kıyas çok... Bu sene bile kaç çocuk, çocuk cinayeti... Yani şu anda ben en az 10-15 çocuk cinayeti sayabiliriz. İstatistikine şimdi bakacağız...

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Evet, biz de zaten bir resmî veri olmasını, bunun verilerinin tutulması...

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - "Çarpı 4" diyorsunuz.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Hayır, çarpıtmıyorum.

MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Hayır "'Çarpı 4' diyorsunuz." diyorum. "Çarpı 4" dediniz.

SEVDA KARACA DEMİR (Gaziantep) - Tamam.

Bakın, zaten bizim en büyük sorunlarımızdan biri şu: Ben bir milletvekili olarak Millî Eğitim Bakanlığına, Çalışma Bakanlığına bu verileri soruyorum soru önergesiyle; arkadaşlar her 10 soru önergesinden 8'una mevzuat ekleyip gönderiyorlar cevap olarak. Dolayısıyla, bu veri bu zamana kadar şu çatı altında doğru bir biçimde bize gelmedi arkadaşlar ama bu konuyu geçiyorum.

Bakın, yetişkinler arasında bu kadar şiddet artmışken, toplumsal kutuplaşma bu kadar kışkırtılırken, faturayı çocuklara kesip biz ruhumuzu falan kurtaramayız. Ailelerin -dediğim gibi- adalet talebinin kendisi kısasa kısas şeklinde ilerliyor olabilir ama bir hukuk devleti iddiasında olan, bir sosyal devlet iddiasında olan devlet kısasa kısastan ziyade gerçekten de çocukları o noktaya getiren sorunların kendisiyle uğraşır. Bununla ilgili bir adım atmamız lazım. Bu ülkede bir çocuk sorunu var. Bu sorun, devletin çocuğu koruyamaması sorunu, MESEM'ler eliyle işçileştirilen çocuklar sorunu, çetelerin tetikçi yaptığı çocuklar sorunu, Mecliste bile taciz edilen çocuklar sorunu ve aynı zamanda hastanelerde çeteler eliyle öldürülen çocuklar sorunu var bu ülkenin ve gerçekten de diğer vekillerimizin söylediği gibi, sokakların tümüyle bu kadar güvensiz hâle gelmesinin, okulların boşalmasının, sosyal hizmet alanının bu kadar içinin boşaltılmasının sorumluluğunu üstlenmeden bize ceza artırımıyla gelmeyin. Bunun vebali çok ağır olur.