KOMİSYON KONUŞMASI

ALİYE COŞAR (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu belirtmek istiyorum -benden önceki konuşmacı arkadaşlar da bunu özellikle vurgulamıştı- Suça Sürüklenen Çocukları Araştırma Komisyonunun raporu daha henüz tartışılmadan ve Okul Olaylarını ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu devam ederken bu konuyu bu bağlamdan koparıp Adalet Komisyonunda Çocuk Koruma Kanunu Teklifi'ni konuşuyoruz. Aslında bunların hepsini toplu olarak değerlendirmemiz gerekirken böyle bir konuyu ayırmayı doğru bulmuyorum. Meclisin yasama yılının bitmesine birkaç hafta kalmışken Meclis gündemine getirilmesini de doğru bulmuyorum. Ayrıca, şu anda on ikinci yargı paketi görüşülüyor, hepimizin konuşmaları var, biz burada Komisyondayız maalesef.

Öncelikle çocuklarımızı suça iten nedenlerle başlamak istiyorum. Sosyolojik nedenler, sosyoekonomik durum, yoksulluk, eğitim durumu gibi etkenlere bakmalıyız. Kötüleşen ya da yetersiz olan bu etkenler çocukları organize suç çetelerinin hedefi hâline getiren çevresel faktörlerin başında gelmektedir. 2003 yılında çocuklara en çok verilen ceza oranı yirmi yılmış, daha sonra 2005 yılında yirmi dört yıla artırılmış, şimdi ise çocuklara verilecek ceza oranı yirmi yedi yıl olarak karşımıza getirildi. Cezalandırma yöntemiyle bu sorunun çözülmediği açıktır çünkü cezalar artıyor, suç oranı da artıyor ve dolayısıyla bunu bizim burada tartışmamız gerekiyor. 20 Kasım 1989 tarihinde kabul edilen ve Türkiye'nin de 1995 yılında yürürlüğe koyduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'ye tarafız, bağlayıcılığı var. Çocuk Hakları Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler öncülüğünde çocuk ve gençler için yapılan toplantılarda belirlenen kural ve ilkelerde çocuğun üstün yararı gözetilmektedir. Cezaların artırılması değil, kapsayıcı sosyal politikalar üretecek onarıcı ve yönlendirici uygulamaların yapılması tavsiye ediliyor. Anayasa'mızın 41'inci maddesi çok açık, çocuğun yüksek yararı ve korunmasını hükmediyor. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin de dört temel ilkesi var, bu başlıca dört temel ilke; ayrımcılık yasağı, çocuğun üstün yararı, yaşama ve gelişme hakkı, görüşünü ifade etme ve dinlenilme hakkı. Dolayısıyla bu dört temel ilke varken -Pekin Kuralları da taraf olduğumuz 1985 yılında Birleşmiş Milletler gençlik ve adalet yönetimine yönelik askeri standart kurallardır, çocuk adalet sisteminde orantılılık ve sosyal ihtiyaçları belirler- buna göre, çocuğa verilecek tepki hem fiille hem de çocuğun sosyal ihtiyaçlarıyla orantılı olmalıdır, yargılama çocuğun yaşı ve gelişimi dikkate alınarak yürütülmelidir. Bu kanun teklifiyle cezaların artırılmasına dayalı yaklaşım bu ilkelerle de çelişmektedir. 1990 yılındaki Çocuk Suçluluğunun Önlenmesine İlişkin Birleşmiş Milletler Rehber İlkeleri Kararı, bilinen adıyla RİYAD İlkeleri çocuk suçluluğun önlenmesinde kurumsal cezalandırma yerine kapsayıcı sosyal politika zorunluluğunu ön planda tutuyor. Bu ilkeler ışığında, çocuklarda suçun önlenmesi için daha fazla mahkeme ve cezaevi inşası değil, aile, okul, mahalle düzeyinde kapsayıcı sosyal politikalar uygulanması daha yerinde olacaktır. Bu açıdan teklife baktığımızda, teklifin ve siyasi iktidarın çocukların suça sürüklenmesini münferit bir asayiş olarak gördüğünü, oysaki yoksulluk, eğitimden kopuş, sosyal devletin zayıflamasıyla bağlantılı yapısal kriz olduğunu görmediklerini de burada görüyoruz maalesef. Çocuk yoksulluğunda OECD ülkeleri arasında Türkiye ikinci sırada, çocuk yoksulluğunu tartışmak zorundayız. MESEM uygulamalarında ölen çocuklar, çeteler, uyuşturucu sorunu, eğitimdeki fırsat eşitliği, okul terkleri sorunları çözülmeden, bunlarla ilgili etkin politikalar üretilmeden, çocukları kapatarak cezaları artırmak suçu önlemeyecek. Dolayısıyla sosyal devlet ilkesinden uzaklaştıkça bu sorunlar gittikçe büyüyor. Çocuk yoksulluğu ile çocuğun suça karışması arasındaki ilişki Suça Sürüklenen Çocukları Araştırma Komisyonu çalışmalarında ortaya konulmuş ve siz Komisyonda yer alan arkadaşların bunları bilmesine rağmen hâlen bu konuyla ilgili de bir tartışma konusu açılmadı maalesef. Eğitim hayatından kopuş ile suça yönelme oranı arasında paralellik teşkil etmektedir. Yoksulluk, eğitim, sosyal aktivitelerden uzak kalan çocukların suça karışma oranında artış olmaktadır. Uyuşturucu ve çetelerle ilgili mücadele yapılmıyor. Çocuklar ve gençler çeteler ve uyuşturucu tuzağına düşüyor. Bireysel silahlanmayla etkin mücadele yapılmıyor ama sonuç odaklı cezaları artırma yoluna gidiyoruz. Çocukların karıştığı suç tiplerinin ayrılması, onları suça iten sosyolojik nedenler, sosyoekonomik durumun incelenmesi ve politikalar üretmek gerekiyor, bunlar öncelik olması gerekiyor. Çocuk Koruma Kanunu'na göre çocuğu suç öncesi koruyucu, önleyici ve destekleyici önlemler alınmalı. Oysaki, yine mahkeme kararlarından önce sosyal inceleme raporları alınıyor ama sistem cezaya odaklı olduğu için bu kadar önemli bir konudaki raporlar geçiştiriliyor ve sıradanlaştırılıyor. Her bir vaka için değerlendirme yapılması gerekmektedir burada. Dünyada bunların çok örnekleri var, olumlu sonuçlar alınmıştır. Mahallelerde çocuk merkezleri kurulmalı, çocukları suça sürükleyen etmenler yok edilmeli -önleyici ve destekleyici politikalarla oluyor- burada sosyal devlet devreye girmeli, çocuklara fırsat eşitliği yaratılmalı. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının bütçesi çoğunlukla sosyal yardımlara ayrılıyor, biz bunu defalarca bütçe görüşmelerinde de söylemiştik. Çocuklara fırsat eşitliği ve çocuk yoksulluğunu önleyici politikalara daha az bütçe ayrılıyor, bu durum kadının güçlendirilmesi durumunda da aynı. Her yıl kadının güçlendirilmesine ayrılan bütçe de sistematik olarak düşünülüyor. Önleyici ve destekleyici tedbirler için bütçe maalesef her yıl giderek kısıtlanıyor. Önleme ve korumaya yönelik çocuk adalet sistemi oluşturulmalı ve adalet mekanizması ile sosyal hizmetler arasında daha güçlü bir bağ olmalı. Biz, daha önceki çalışmalarımızda da gördük, bakanlıklar arasında beraber bir çalışma ortamı yok. Bakanlıkların verileri birbirinden farklı, çalışma ortamı olmadığı için de sonuçta hem kadına şiddette hem suça sürüklenen çocuklarla ilgili de oluşacak verilerde maalesef sıkıntılar yaşıyoruz. Çocuk adalet sisteminde, adli süreci veya öncesi, çocuklarla iletişim kuracak ihtisaslaşmış uzman personellerde hâlâ sıkıntı yaşanıyor, daha o konulara bile değinmiyoruz; Çocuk Koruma Kanunu'na göre sosyal inceleme raporları bu kişilerce hazırlanmalıdır.

Kollukta yaşanılan yapısal sıkıntılar devam ediyor. Çocuklara yetişkin gibi muamele yapılıyor. Çocuk mahkemelerinin yetersizliği çocuklar için hak ihlallerine neden oluyor. Her ilde çocuk mahkemeleri oluşturulmalıdır. Çocuklarla bağ kuracak mekanizma iyi oluşturulmalıdır. Adli süreçte adil yargılanma ve çocuğun üstün yararı için uzman kişiler hâlen sıkıntılı bir şekilde devam ediyor. Ceza değil, kapatma değil; mevzuatımızın işaret ettiği eğitim evleri daha etkin olmalı. Çocukların eğitimi, sosyal gelişimi, topluma uyum süreçleri etkin bir şekilde takip edilmelidir; cezalandırmadan ziyade destekleme, rehabilitasyon, topluma kazandırma yöntemlerine başvurulmalıdır. Cezaevi süreci varsa tahliye sonrası tahliye olan çocukları süreci takip ediliyor mu? Bunlar için elimizde herhangi bir veri var mı? Çocukların suça karışmaması için veya çocukları suçtan uzak tutmak için çocuklarla bağ koparılmamalı ve süreci takip edilmeli, barınma sorunları takip edilmeli, iş durumu, eğitim durumu, toplumsal ve sosyal hayata uyumu da takip edilmelidir. Çocuğu daha çok cezalandırma yöntemlerine değil, çocuğu suçtan uzak tutma yöntemlerine başvurulmalıdır ve bu yöntemler de geliştirilmelidir.

Çocuk eğitim evleri, çocuk kapalı infaz kurumları maalesef hak ihlalleriyle anılmaktadır, burada çocuklara uygulanan muameleyle çocukların psikolojik durumu daha da olumsuz etkilenmektedir. Yetersiz hizmetler vardır, buraları denetleyen mekanizma yoktur. Cezaevlerinde güncellenmeyen, geçiştirilen eğitim programları çocuklarının eğitimlerini ve infaz sonrası hayatlarında topluma uyumlarını da zorlaştırmaktadır. Cezaevinden çıkan çocuk için onu yaşamını devam ettirecek ortam ve şartlar takip edilmelidir; ihtiyaç hâlinde destekleyici ve önleyici tedbirlerin bir an önce uygulanması gerekmektedir. Çocuk adalet sisteminde eğitimle topluma kazandırma sorunu sadece yargı sistemi üzerinden görmeyen bütüncül bir yaklaşım modeli olmalı, bunun örnekleri var, Almanya uygulamakta ve örnek oluşturmaktadır. Hollanda'da, Norveç'te ve Kıta Avrupası'nda salt cezalandırmaya dönük olmayan, çocukları yönlendiren birçok kurumun içinde yer aldığı kapsayıcı uygulamalar da bulunuyor. Dolayısıyla, çocuk suç işledi diye cezayı artıralım değil onu suçla karşı karşıya getirmemek gerekiyor, çocuğun tekrar suç işlemesinin önlenmesi ve onu topluma kazandırmak gerekiyor. Dolayısıyla, yapılan çalışmaların da eldeki verilerin de geçmişteki uygulamaların da çocukların suç oranlarını artırarak bu sorunun çözümüne yönelik olmadığı açıktır.

Teşekkür ediyorum.