| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 16 .07.2026 |
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Öncelikle, bütün Komisyon üyelerini, bugün burada olan uzmanları, herkesi; saygıyla sevgiyle selamlıyorum.
Sizlere de başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum; başınız sağ olsun.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Çok teşekkür ediyorum, sağ olun.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Bu acılı hâlinizle bugün bu paketi konuşmayı hiç istemezdik, keşke ertelenseydi ama ertelenmemesinin bizi bir kat daha kaygılandırdığını da ifade edeyim.
Öncelikle, detaylı konuşmak ve aktarmak gerekirse bu mesele geçmişi olan bir mesele; bu mesele daha önce üzerinde konuşulmuş, çalışılmış bir mesele. Onuncu ve on birinci yargı paketlerinde hatırlarsınız ki yine biz benzer bir gündemle -tırnak içerisinde söylüyorum- suça sürüklenen çocuklar üzerinde konuşmak üzere bu komisyonlarda, Genel Kurulda, farklı farklı komisyonlarda yer aldık ve bu süreci konuşmaya çalıştık. Bunun akabinde, hem çocuk kurumlarının -yaklaşık 160 çocuk kurumunun- itirazlarıyla hem Genel Kuruldaki konuşmalarla, sizlerin bu konuda daha geniş bir zeminde konuşmaya dair çabalarınızla, önerilerinizle bir Komisyon kuruldu ve açıkça ifade etmek gerekir ki bu Komisyon benim dâhil olduğum, çocuklarla ilgili dâhil olduğum komisyonlar içerisinde muhtevası açısından, yapıp ettikleri açısından çok değerli, çok kıymetli bir komisyondu, gelen uzmanların katkıları çok değerliydi ve açıkça şunu ifade etmek gerekir ki bu Komisyon kurulduktan sonra ve bu Komisyondaki tartışmalardan sonra biz söylediklerimizi daha güçlü söylemeye, sözümüzü daha güvenli kurmaya çalıştık, buna sebep oldu çünkü Komisyonda konuşan her uzman, çocuk adalet sistemi içerisinde yer almış her avukat, her baro yetkilisi bu konuda çok net şeyleri ifade etti, bizim aslında siyaseten söylemeye çalıştığımız şeylerin altını bilimsel olarak, sosyolojik olarak, sosyal hizmet açısından çizdiler, vurguladılar ve biz bu Komisyonun gerçekten bir değişime sebep olabileceğine Komisyona katıldığımız her gün daha da inanarak, daha büyük bir inançla Komisyona daha emek vererek, istikrarlı bir şekilde takip ettik fakat daha Komisyon süreci devam ederken zaman zaman bizim Komisyonun iradesine yapılan müdahaleleri de fark ettiğimizi ve bunu bugün burada dile getirmenin çok önemli olduğunu ifade etmek isterim çünkü daha Komisyon ikinci, üçüncü toplantısını yaparken, ondan sonraki toplantılarda daha henüz sonuçlar, dinlenmemiş uzmanlar varken İçişleri Bakanlığından Cumhurbaşkanlığı Yardımcısına, Akın Gürlek Adalet Bakanına kadar pek çok yetkilinin zaman zaman bu konuya dair, çıkacak olan pakete dair, yasa teklifine dair her gün başka bir bölümünü açıkladığı ve bir şekilde kamuoyuna çocuklara müebbet hapis geliyor, çocuklara ceza geliyor şeklinde Komisyon daha iradesini beyan etmeden Komisyonun iradesine müdahale ettiğini ve açıkçası bize bu Komisyonun şekilsel olarak kurulduğunu ifade ettiği zamanlar, günler, dönemler yaşadık. Şimdi, biz Komisyon esnasında da bunu eleştirdik. Eğer bir Komisyon kurulduysa, eğer bu Komisyon çok yoğun bir mesai yapıyorsa, eğer bu Komisyona sosyal hizmet uzmanlarından psikologlara, psikiyatristlere, çocuk halk sağlığı uzmanlarından çocuk adalet sistemindeki profesyonellere, barolara kadar pek çok muhatap buraya geliyorsa ve sözünü kuruyorsa bu söz şekilsel kalmamalıdır, bu sözün bir gerçeği ifade etmesi ciddiye alınmalıdır ve aynı zamanda yasaya bir yansıması olmalıdır fakat bu müdahale yapıldı. Bu müdahale yapılmasına rağmen bizler yine de Komisyon sürecini ilerletmeye çalıştık, devam ettik fakat bugün görüyoruz ki aslında o gün yapılan müdahaleler ve her gün bir parçası açıklanan o tahayyül bugün bu yasa teklifinde tezahür etmiş, karşımıza çıkmış durumda. Demek ki Komisyon daha bitmeden dahi gelmesi düşünülen bu teklif gerçekten de Komisyonun şekilsel olarak devam etmesine sebep olan, Komisyonu sadece yaptık, ettik, kurduk, tartıştıkta bırakan, Komisyonunun konuştuklarını, önerilerini net yasalar olarak karşımıza çıkarmayan bir içerikle karşı karşıyız. Biz bu sebeple bu Komisyonun konuştuklarını ve yapıp ettiklerini ne yazık ki Komisyonun ve TBMM'nin kendi eliyle berhava ettiğini ve göstermelik kaldığını, şekil şartını yerine getirmediğini ifade etmek isteriz.
Şimdi, Komisyon Başkanı Sayın Cüneyt Bey konuşmasında dedi ki: "Ortak akılla hazırlandı." Hayır, bu rapor, şu an karşımızda duran yasa teklifi, var olan, suça sürüklenen çocuk ismiyle bilinen Komisyonun ortak aklıyla, ortak fikriyle hazırlanmış bir Komisyon raporu da değildi ve şimdi karşımızdaki yasa teklifi de bir ortak aklın ürünü değil, bu bir ortak aklın ürünü olamaz çünkü o Komisyona gelen herkesin en net ifade ettiği bir şey vardı: Çocuk suç örüntüsü cezayla azaltılan, dönüştürülen bir şey değil, böyle bir şey yok, literatürde buna dair bir şey yok, dünya örneklerinde böyle bir şey yok çünkü çocuğun mevcut durumu, ruhsal gelişimi, bedensel gelişimi, nöropsikolojik gelişimi bunu sağlayacak durumda değil, bu noktada değil çocuk. Zaten bu sebeple pek çok uluslararası sözleşmede, pek çok uluslararası anlaşmada çocuk, yetişkinden farklı davranılması gereken kişi olarak biliniyor, bu sebeple çocuk yetişkin gibi değerlendirmiyor. Neden İnsan Hakları Sözleşmesi dışında bir de Çocuk Hakları Sözleşmesi var? Çünkü çocuklarının çocuk olmaktan kaynaklı bazı gereklilikleri var, bazı ihtiyaçları var, yetişkinlerden farklı davranılması gereken kişilerdir çocuklar fakat biz burada ne yapıyoruz? Biz burada çocukları yetişkinlerle çarpık bir şekilde eşitlenmenin yol ve yöntemini arıyoruz. Biz bu mekanizmanın kendisinin yani bugün buradaki değişimin tek başına çocuk adalet sistemiyle ilgili olduğunu değil doğrudan adalet felsefesine yönelik bir müdahale olduğunu düşünüyoruz, doğrudan çocukluğa yönelik bir müdahale olduğunu düşünüyoruz, doğrudan çocukluk tanımına yönelik bir müdahale olduğunu düşünüyoruz ve aynı zamanda, çocukları çocukluktan düşüren bir müdahale olduğunu düşünüyoruz, bunun çok tehlikeli olduğunu düşünüyoruz, bunun sadece adalet sistemiyle sınırlı kalmayacağını biliyoruz. Biz bugün adalet sistemi içerisinde çocukları yetişkinlerle çarpık bir şekilde eşitlersek eğer bu bir ön kabul olarak çocukların erken evlendirilmesi meselesinde de yetişkinlerle çarpık eşitleyen, işçileştirilmesi meselesinde de çocukları yetişkinlerle çarpık eşitleyen bir meseleye döner yani çocuklar çocuk olmaktan çıkarlar.
Yasa tasarısında iyi olarak karşımıza çıkan bazı maddelerde şimdiden bunun belirtilerini görüyoruz. Mesela, SİR raporu bir maddede geçiyor, şu an tam maddenin adını hatırlamıyorum ama ifade ederim. Diyor ki: "15 yaşından küçük çocuklara SİR hazırlanması zorunludur." Bu ilk bakıldığında iyi bir tasarı gibi gelse de aslında çocukluğu 15 yaşıyla sınırlandıran bir tasarıya dönüşmüş durumdadır çünkü neden SİR 18 yaşına kadar yazılmasın, çocukluk tanımı değişti de bizim mi haberimiz yok? Ben anlamadım. Neden 15 yaşta sınırlı bir tahayyüle doğru gidiyoruz? Bu gerçekten tehlikelidir, bu sadece Adalet Komisyonunun hikâyesi, meselesi değildir; dolayısıyla, çok daha kapsamlı bir meseledir.
Şimdi, biz bütün bunları konuşurken, itirazlarda bulunurken elbette yalnız olmadığımızı ifade etmemiz gerekiyor. Komisyona gelen uzmanların da ifade ettiği gibi, bugün Komisyona gelip Meclis kapısında eylem yapan uzmanların, sivil toplum kuruluşlarının da ifade ettiği gibi bu yasa teklifi genel olarak çocukluğa açılmış bir savaş niteliğindedir, çocukluk tanımına açılmış bir savaş niteliğindedir. Bu vesileyle, bugün Meclis kapısında çocuklar için eylem yapan sivil toplum kuruluşlarını da selamlamış olalım ve bir gerçeğin daha altını çizmek gerekirse, bugün burada üzerinde konuştuğumuz yasanın özneleri olan çocuklar burada değiller, dolayısıyla her yasa teklifinden çok daha büyük bir sorumlulukla, çok daha büyük bir hassasiyetle bu meseleye yaklaşmamız gerektiğini unutmamamız gerekiyor. Bugün burada çocuklar yok, yetişkinler çocuklar adına konuşuyor ve çocukların dünyasından bihaberiz, çocukların yaşadığı yoksulluktan bihaberiz, çocukların içinde bulunduğu akran zorbalığından bihaberiz, çocukların işçileştirilmesinden bihaberiz, çocukların MESEM'lerde iş cinayetlerine kurban gitmesinden ne yazık ki bihaberiz. Eğer ölümleri engelleyeceksek en az adalet sistemindeki problemler kadar MESEM'lerde de çocuklar ölüyor; neden oraya dair bir düzenlememiz yok? Dolayısıyla, çocukluktan bihaber bir hâlde çocuklar için bir şeyler üretiyor olmanın ağırlığı var bugün bu Komisyonda, bugün bunu hissediyoruz.
Çok güzel bir Komisyon çalışması yapıldı, çok değerli uzmanlar geldi, Sayın Komisyon Başkanı büyük bir emek harcadı, bir Komisyonda ilk defa bir araştırma yapıldı, çocuklarla bir araştırma yapıldı, bu belki de hiçbir komisyon tarihinde olmayacak bir şey. Bir bilimsel araştırma yapıldığını ifade ediyoruz değil mi? O bilimsel araştırmaların sonucunda ortaya çıkan tabloda biz bugün neden Adalet Komisyonunda oturuyoruzun sorusunu sormak istiyorum. O Komisyon Raporunda konuşulanlardan, Komisyon sürecinde konuşulanlardan sonra biz niye bugün Adalet Komisyonundayız, neden ceza artırımını konuşuyoruz? Oysa, o Komisyon Raporu bize ne demişti biliyor musunuz Sayın Başkan? O Komisyon Raporu bize suç örüntüsü olan 600'e yakın çocukla, şu anda mevcut cezaevinde olan çocukla yapılan görüşmede, yapılan anket çalışmasında çocukların yüzde 73'ünün, suç işleyen çocukların 70 küsurunun bir şekilde okulla bağının suç işlemeden önce koptuğunu söylüyor yani suça sürüklenen çocukların yüzde 70'inden fazlası okuldan kopmuş. Biz niye bugün Adalet Komisyonundayız? Bizim bugün bu meseleyi konuşmak için Millî Eğitim Komisyonunda olmamız gerekirdi. Yine, yapılan anket bize şunu söylüyor: Suça sürüklenmiş 3 çocuktan 1'inin psikiyatrik bir tanısı var. Biz niye bugün Sağlık Komisyonunda değiliz, biz niye çocuklara sağlık tedbirinin uygulanması için bir çaba içerisinde değiliz? Başka bir veriyi ifade edelim: Kanunla ihtilaflarla gelen çocukların yüzde 85'i suçla ilişkilenmeden önce bir işte çalıştığını söylemiş Sayın Başkan. SSÇ'li çocukların yüzde 85'i daha önce bir işte çalışan çocuklar, işçileştirilmiş çocuklar. Neden biz bugün bunu önleyici politikaları konuştuğumuz ilgili bir komisyonda değiliz? Devam edeyim, yine bunların hepsi komisyon sürecinde yazan ve komisyon raporunda yazan gerçekler. Çocukların, suça sürüklenen çocukların, yani şu an cezaevinde olan çocukların yüzde 58'inin ihmal ve istismar geçmişi var ve çocukların pek çoğu ihmal ve istismarın ne olduğunu bilmemesine rağmen, ona edilen küfrü bir duygusal istismar olarak tanımlayamamasına rağmen, ona atılan tokadı bir duygusal istismar olarak tanımlayamamasına rağmen, bu tanımlama eksikliğine rağmen çocukların yüzde 58'inin fiziksel ve cinsel istismara uğradığına dair bir veri var. Şimdi, bu veliye rağmen biz niye Aile Sosyal Politikalar Bakanlığında bu konuyu konuşuyor değiliz de bugün Adalet Komisyonuna ilk geldi bu komisyon? Biz bunu doğru bulmuyoruz yani bunu kabul edilemez buluyoruz. Çocuklar için daha yapıp edilecek binlerce iş varken, ilgili bakanlıklarla üretilebilecek onlarca politika varken bugün Adalet Komisyonunda oluyor olmamızı biz işte komisyon verilerine, komisyon sürecine saygı duyulmadan, komisyon sürecindeyken müdahale edilen ve Adalet Bakanlığının arka koridorlarında hazırlanan ve bir niyetle, bir ön kabulle zaten çocukları cezalandırmayı kafasına koyan bir aklın ürünü olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden kabul edilemez buluyoruz, bu yüzden "Ortak akılla hazırlanmadı." diyoruz. Biz komisyonlarda konuştuk. Bu meselenin en çok da cezadan arındırılarak düşünülmesi gerektiğini söyledik ama bu meseleyi cezadan arındırmak artık mümkün değil eğer bu yasa teklifi kabul edilirse çünkü yetişkinler gibi yargılamayı seçtiğiniz andan itibaren çocuklar için ne eğitici ne tedbir açan ne de çocukların çocuk gibi yargılanmasının önünü açacak politikaları siz bir kenara bırakacaksınız. Bu hep böyle oldu, birbirimizi kandırmayalım. Dolayısıyla, bu meselede yapılabilecek en öncelikli şey komisyonunu ve ilerleyen süreçlerdeki politikaları bu cezalandırıcı, hapse atan tutumdan vazgeçmekti, bu refleksten vazgeçmekti. Bugüne kadar cezalandırmak, hapsetmek, yetişkinlerde bile işe yaramamışken, dünya yetişkinlerde bile onarıcı adalet artık konuşuyorken biz neden çocuklarda hiçbir sonuç ifade etmeyen bir malpraktis olarak literatüre geçen kapatmayı çocuklarda bir seçenek olarak değerlendirelim?
Tekerrürden bahsediyoruz değil mi? Tekerrür bunun en net kanıtı değil mi? Cezalandırdığınız, hapse attığınız çocuk çıktında tekrar suç işliyor, tekerrür ediyor. Demek ki kapatma işe yaramıyor, bir malpraktis. Bunun yerine dünya farklı modellere geçti ama biz dünyaya bakıp en cezalandırıcı kısmı, sosyal politikaları geliştirmeden uygulamaya çalışıyoruz. Bunun kendisinin doğrudan çocuk koruma sistemiyle, çocuk korunma politikasıyla çeliştiğini, dünya örnekleriyle çeliştiğini, Pekin Sözleşmesi'yle çeliştiğini, Çocuk Hakları Sözleşmesi'yle çeliştiğini ifade etmek zorundayız.
Şimdi, çocuklardan bahsederken 22 milyonluk bir gerçekten bahsediyoruz. Çocuklar bu ülkenin 22 milyonu ve çocuklara bahsederken çok sevdiğimiz bir atıf var, hep gelecekten bahsediyoruz, hep bugünlerini kaçırıp gelecekten bahsediyoruz. "Bugün biz geleceği de kaçırmayalım." deyip vurgu yapmak istiyoruz. Çünkü bugün yargıladığınız, cezaevine attığınız, mevcut koşullarla bile bir suç akademisine dönüşmüş cezaevlerine toplumun geleceğine nasıl yansıyacağını sorusunu biz size sunmak istiyoruz. 22 milyonluk bir kitleyi ifade eden çocuklara ve doğal olarak toplumun tamamen yansıması olacak bir meseleye dair kanun teklifinin derinlikte, tekerrürden uzak adliye ve emniyet mensuplarına verilen referanslar dışında hiçbir bilimsel argümana sahip olmayacak şekilde hazırlanması çocukların haklarına erişmesini sağlamaz, bilakis çocuk haklarının temelden reddeder niteliktedir. Aynı zamanda yaş indirim oranlarının ortadan kaldırılması, ceza üst sınırlarının kademeli olarak artırılması, çocukların yetişkinlerle aynı ve benzer yöntemlerle yargılanması, çocukluk evresini yok sayan sürelerde cezalar almasını içeren bu teklifi kabul etmemiz mümkün değildir. Hakeza tekerrür hükümlerinin çocuklar için de uygulanmasına dair öneri, toplumun önüne, çocukların kısa sürede hapisten çıkabilmelerinin önüne geçmek kisvesiyle sunulmaktadır. Oysa çocukların suçla tekrar tekrar ilişkilenmesinin sebebi hapiste kalınan sürede aramak, devletin ayyuka çıkan başarısızlığını örtbas etme çabasıdır. Bu durum, çocuk adalet sisteminin sacayağı olan koruma-önleme ve onarma üçlüsünün hiçbirinin ilgili kamu kurumları tarafından yerine getirilmediği gerçeğini bilinçli bir şekilde halının altına süpürmektir. Dahası, bu teklif, çocuk suç işlediyse ebeveynlerini de soruşturmaya tabi tutma şeklinde bir öneriyle gelmektedir. Bu doğrudan ceza hukukunun şahsiliğine karşı açılmış bir savaştır, bu ilkeyi ayaklar altına almaktır ve bir de boşanmış aileler var mesela orada nasıl olacak bu süreç ya da bir çocuğu suç işlemiş ama geride 5 çocuğu olan aileler için ne olacak? Bize komisyon ne dedi? "Tek ebeveynlik suça sürüklüyor." dedi. Bize komisyon ne dedi? "Suç saatleri var." dedi. "Ebeveynsiz saatlerde çocuklar suç işliyor." dedi. Şimdi, bunu siz şaşırıyorum yani sabah akşam aile güzellemesi yapıyorsunuz. Yani bu doğrudan aileyi parçalayan bir şey değil mi yani? Kendi içerisinde çelişen bir akıl var burada. Aileyi güzellediğimizden değil ama aileye bu yükümlülüğü verdiniz, cezayı çocuktan alıp aileye kestiniz, aileyi de cezalandırdınız sırf devleti cezalandırmak için, devletin yükümlülüklerini artırmamak için, devletin yapıp edeceklerini azaltmak için, e, bu nasıl olacak yani? Bu, toplumsal bir infial demek. Uygulamada sorunlar çıkacak, sorunlar çıktığında işte o zaman bizim bu konuda gerçekten çocuk suçluluğunu önlemek için ne kadar uğraştığımızı göreceksiniz çünkü ceza arttırarak hiçbir suçun önüne geçemeyeceksiniz, aksine o çocuklar daha öfkeli, daha profesyonelleşmiş, hedefi daha belli suç makineleri olarak o cezaevlerinden çıkacaklar. Bu, toplumdaki suç oranını düşürmeyecek. Toplumdaki suç oranlarını düşürmek istiyorsanız, gerçekten çocukların çocukları katletmesini önlemek istiyorsanız o zaman onarıcı adalet mekanizmalarını, psikososyal destek mekanizmalarını, eğitim tedbirlerini ve çok daha genişletilmiş dünya örnekleriyle de kanıtlanmış, defalarca komisyonda konuştuğumuz modelleri esas almanız lazım. Bütün o konuşulanların arasından seçip seçip seçip bugün Adalet Komisyonunda ceza artırımını, çocuklara sağlanan çocuk oldukları için sağlanan ceza indirimlerini yok etmeyin, hiçbir işe yaramadığını göreceksiniz, bu toplumu daha büyük bir krize sokacak.
Teklif mevcut yasal düzenlemeyle çocuk eğitimevlerinde tutulmakta olan hükümlü çocukların cezalarının kesinleştikten sonra infazlarını doğrudan kapalı hapishanelerde başlamasını öngörmektedir. Bununla da yetinmeyerek çocukların kapalı hapishaneden çocuk eğitimevlerine ayrılabilmeleri tıpkı yetişkin mahpuslar gibi üzerinde paralel bir yargılama organına birer engizisyona dönüşen idare ve gözlem kurullarına soyut ve keyfî bir iyi hâl tanımlamaları bırakmaktadır. Sayın Başkan mevcut hâliyle zaten bu kurullar yetişkinler için bile gerçekten dünya tarihine geçebilecek nitelikte ihlal kararları veriyorlar. Bakın, Abdülkadir Kuday örneği gözümüzün önündedir. Daha pek çok örnek sayabiliriz. Bu kurullar zaten mevcut durumda tartışmalıdır, hiçbir geçerliliği ve güvenilirliği yoktur. Siz bir de yetişkinler gibi yargılanmaması gereken çocuklara da bu kurulları getirerek gerçekten kabul edilemez bir iş yapıyorsunuz. Üstelik bu kuralları düzenlemeden getiriyorsunuz. Bu kurullar zaten doğru kararlar vermiyorlar. Şimdi, bunu çocuklara uygulamak bir çocuk hakkı ihlalidir yani. Bunu kabul etmek mümkün değil. Daha fazla ceza, daha fazla hapis odaklı öneriler, toplumda var olduğu iddia edilen cezasızlık algısını falan da değiştirmeyecek. Bu cezasızlık algısını bir kere konuşmamız lazım. Cezasızlık algısı olarak ifade edilen meseleler çocuklara ve kadınlara yönelik işlenen suçlarda devletin üç maymunu oynamasıyla ilgilidir. Devlet zaten istediğinde bir ceza keyfiyeti uyguluyor. Eğer suç kadınla işlenmişse, eğer suç çocuğa karşı işlenmişse, eğer suç Kürt'e karşı işlenmişse, Alevi'ye karşı işlenmişse zaten sonuna kadar savunan bir yargı var, görünmez kılan bir yargı var. Cezasızlık...
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Lütfen, çok tehlikeli bir cümle kurdunuz, buna burada müsaade edemeyiz.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Hiç tehlikeli bir cümle kurmadım, ne kurduğumu...
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Siyasi politik değerlendirmelerimize böyle müdahale edilemez.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Senin müsaade etmenle ben konuşmuyorum, müsaademi senden almıyorum, müsaademi halktan alıyorum.
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Toplumu ayrıştıran bir cümle.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Onlarca örnek var.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Müsaade edip etmemen de beni hiç enterese etmiyor.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Lütfen devam edin, buyurun.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Ben konuşurken müdahale etmeyin.
Dolayısıyla cezasızlık kisvesi...
ŞENGÜL KARSLI (İstanbul) - Herkesin müdahale etmesi gereken bir cümle.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Kimse müdahale edemez, sizden de icazet almıyoruz çok şükür.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Buyurun Sayın Altın, devam edin.
BERİTAN GÜNEŞ ALTIN (Mardin) - Bu cezasızlık meselesi, ceza keyfiyeti meselesi zaten bu konunun uzmanlarıyla konuşulduğunda kimlere ve nereye yönelik yapıldığı çok net ve açıktır. Cezasızlık meselesini çocuğa indirgemek, çocuğu yetişkin gibi yargılamaya çalışmak doğrudan bizim imzacısı olduğumuz yasalara zaten aykırı bir meseledir.
Sonuç olarak şunu ifade edeyim -maddelerde daha detaylı konuşuruz ama- özellikle madde 10'da da bahsi geçen ve bir şekilde çocuklara sosyal sorumluluk olarak verilen ama sadece bir ödev olarak verip çocuğu ilgili mekanizmalara yönlendirmeyen, koruyucu, destekleyici mekanizmalara yönlendirmeyen, üç fidan ekerek çocuğu gerçekten rehabilite edeceğini düşünen bir aklın maalesef bu sorunları çözmenin çok uzağında olduğunu düşünüyoruz. Çocukların gerçekçi sorunları var. Yaptığınız ankette de çıktı, çocukların en büyük sorunlarından biri çocuk yoksulluğu. Dünyada OECD rakamlarına göre çocuk yoksulluğunda Türkiye en son sıralarda. Çocuklar yoksul ve yoksullaştıkları için suç ortamlarında bulunuyorlar. Çocuklar işçileştiriliyor ve işçileştirildiği için suç ortamlarında bulunuyorlar. Çocukların kapısını devlet suçlu oluncaya kadar çalmadığı için, gereken tedbirleri, psikososyal destek mekanizmaları, sosyal hizmet ve sosyal devlet anlayışına dair politikaları yürütmediği için çocuklar suçlu olduğunda gelip çocuklara bütün suçu fatura etmek yetmeyip bir de ailelere fatura edip işin içinden sıyrılamayız, devletin yapıp etmesi gerekenler var. Çocuk koruma hükümleri bununla ilgili çok net.
Daha fazla uzatmak istemiyorum zaten maddelerde detaylı konuşacağız, teşekkür ediyorum.