| Komisyon Adı | : | ADALET KOMİSYONU |
| Konu | : | |
| Dönemi | : | 28 |
| Yasama Yılı | : | 4 |
| Tarih | : | 16 .07.2026 |
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bürokratlar hepinizi selamlıyorum.
Anayasa aykırılık önergemizi dağıttılar. Fark ettiyseniz çok ayrıntılı ve detaylı bir şekilde verdik çünkü burada teklifin baktığı yerin neredeyse bütünüyle çocuğun suçla ilişkilendirilen sonraki aşamasını ele almasını bir bütünen eleştirip ve reddettiğimizi ifade ediyoruz. Çocuklar bakımından ceza sınırlarını ağırlaştırıyor, hâkime çocukluk statüsünü daraltılabilecek geniş bir takdir yetkisi veriliyor. Çocukluk dönemindeki mahkûmiyetin tekerrüre esas alınmasının...
Buyurun bir sorun mu var?
HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - ChatGPT'ye mi yazdı gerekçeyi?
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Yok, biz onun katbekat fazlasını yazabilecek durumdayız Sayın Öztürk.
HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Mutlaka.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Bilmiyorum, sizin uygulamalarınızı ChatGPT mi yazıyor bilemem ama bizim öyle değil yani.
HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Ben kullanmayı bilmiyorum.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Biz meseleyi önemsediğimiz için o kadar uzun gönderdik, umarız ki okursunuz.
Başkan, baştan başlayacağım.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrardan, yeni baştan başlayacağım.
Anayasa'ya aykırı önergemizin ayrıntısını her ne kadar buna "evet" diyenler okumayacaksa umuyoruz ki burada bugün bizi izleyen halkın kendisi, toplumun kendisi gereken takdiri ve değerlendirmeyi yapacaktır. Bu teklif, çocuklar bakımından ceza sınırlarını ağırlaştırıyor, hâkime çocukluk statüsünü daraltabilecek geniş bir takdir yetkisi veriyor, çocukluk dönemindeki mahkûmiyetlerin tekerrüre esas alınmasının önünü açıyor, çocuğun hangi kurumda yani cezaevinde özellikle ne kadar sürede tutulacağı yeniden keyfî düzenlemelerini ve bununla ilgili bazı meseleleri yönetmeliklere bırakıyor yani teklifin merkezinde önleme, koruma, destekleme değil ceza ve infaz sistemi odaklı olarak yer alıyor. Ailelerin yükümlülüklerini yerine getirmemesi hâlinde ailelere yönelik yaptırımlar öngörülüyor. Çocuğun ceza sistemindeki bazı hususları netleştiriliyor. Peki, devletin sorumluluğuyla ilgili neden bir şey burada yer almıyor? Devlet sadece suç işlendikten sonra mı ortaya çıkar, bundan sonra mı devreye girer? Çocuk yoksulluğuyla ilgili çok şey söylendi; okuldan kopuşlar, devam sürekliliği, çocuk işçiliği, şiddet, ihmal, sosyal dışlanmayla karşı karşıya kaldığı süreçte devletin koruyucu ve önleyici mekanizmalarının işletilmesiyle ilgili neden bir şeyi biz tartışmıyoruz? Bunların tekine bile bakmayan, meseleyi daraltan bir teklif var karşımızda. Çok işletiyoruz, koordinasyon kuruyoruz -bu teklifte de var diyeceksiniz- ama bugüne kadar çocuklarla ilgili ortaya çıkan yaralanmalarda, mağdur olduğu meselelerde, yaşamını yitiren olaylarda, işçilikten tutalım MESEM'lere kadar, devletin nasıl bir sorumluluğuyla ilgili bir cezalandırma yapıldı ki bugün aile üzerinden bir cezalandırmasının değerlendirilmesine gidiliyor? Bu teklif metnini, AKP iktidarının toplumsal sorunlar karşısındaki çocuk boyutuyla siyasal tercihlerinin bir itiraz tutanağı olarak biz görüyoruz. Suçu doğuran düzeni değiştirmeyince çocuklar üzerindeki yaş üzerinden, cezaların süresi üzerinden bir değişiklikle işin içinden çıkılacağı zannediliyor. Yoksullukla ilgili bir azaltma ekonomik kriz koşullarında yok. Çocuk işçiliğin takip edilip edilmediği, ne gibi edildiği, hangi politikalarla koordinasyon sağlanacağı yok. Devam süreçleriyle ilgili -alt komisyondan çok tartışılan meseleydi- bir tedbir meselesi yok. Sosyal hizmetlerin işletilmesiyle ilgili bir meselesi yok. Ardından tüm bu başarısızlığın faturasını dönüp dolaşıp çocuğa kesiyoruz. Bu teklifle yalnızca cezalar büyütülmüyor, iktidarın bu sorumluluğu olabildiğince küçültülüyor, görünmez kılınmaya çalışılıyor. İktidar çözmekle sorumlu olduğu birçok toplumsal sorunda olduğu gibi bu sorunu da nihai sona erdiğinde çevresine yüksek duvarlar örerek çözeceğini zannediyor. Teklifin adında çocuk koruma, özünde ise cezalandırma ve ceza sistemi var. Çocuk korumakla yükümlü iktidar, bu teklifte çocuğu çocukluktan çıkarmaya, onu yetişkinlerin ceza infaz rejimine yakınlaştırmaya çalışarak işin içinden çıkıyor. İşte, bizim için Anayasa'ya aykırılık meselesi tam da bu meselede başlıyor çünkü Anayasa’nın çocuklar için çocuk özel koruma rejimi ya da çocuklarla ilgili hususların birçok meselesi ve temel ilkesi tersinden ele alınıyor. Anayasa’nın 10'uncu maddesi çocuğun yetişkinlerle aynılaştırılmaması meselesini, farklı ve güçlü koruma mekanizması emrediyor. 41'inci madde, devlete çocuğu koruma görevi yüklüyor. 5'inci madde, çocuğun gelişimini engelleyen sosyal ve ekonomik engellerin kaldırılması gerektiğini hatırlatıyor. 13'üncü madde ise hak sınırlandırması -ki burada çocuk hakkından bahsediyoruz- belirli, ölçülü, demokratik kriterlere uygunluk meselesini zorunlu kılıyor. 11'inci maddede de tartışma bitiriliyor "Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz." deniliyor. Bugün yasa yapımındaki vekil sayısı, iktidar olmanızdan kaynaklı usül ve prosedür olarak getirdiğiniz nokta, maalesef, normlar hiyerarşisini tersine çevirmiş olmuyor. Elbette ceza siyasetinin, kanun koyucunun takdir alanındadır; elbette birçok düzenleme yapmamız gerekir hele ki bu kadar artık alarm veren bir sorunda ancak takdir yetkisi Anayasa’nın işlemeyeceği bir alan hâline getirmez. Kanun koyucu olarak cezaları değiştirebiliriz, kimi meselelerde değerlendirme yapabiliriz ancak suçun ağırlığına bakarak çocukluğu kanunla ortadan kaldırabilecek değiliz. Teklifin 2'nci maddesi tam da bunu yapmış. 12-15, 15-18 yaş grubu için ceza sınırlarını artırıyor. Bazı suçlarda 15 ila 18 yaş gurubuna özgü hükümlerin uygulanmamasına, 12-15 yaş grubundaki çocuğa ise daha büyük çocuklarla ilgili hükümlerin uygulanmasına sebep verecek düzenleme getiriyor. Aynı yaşta aynı gelişim evresindeki 2 çocuktan 1'isi çocuk sayılmaya devam ettirilirken 1'isi fiilin hukuki niteliği gerekçe gösterilerek yetişkin ceza sistemine çocukluktan ayrılarak ayrı bir sisteme getiriliyor. Oysa ağır bir fiil, işlenen bir sürecin varlığı çocuğu yetişkin hâle getirmiyor. Çocuğun biyolojik, bilişsel, psikolojik gelişimi de geriye dönük olarak ortadan kalkmıyor ve bugün hem teklifin gerekçesinde hem de bugün Cüneyt Başkanın ve yapılan sunumlarda ifade edilen caydırıcılığın kendisi de buradaki yapılacak düzenlemelerle sağlanmayacak. Üstelik kastın ağırlığı, amaç, saik, suçun işleniş şekli gibi genel kavramlar bu mesele için yeterli sayılıyor. Tekil uygulama değil genel bir uygulama riski taşıyor. Çocukluk statüsünü nesnel güvence olmaktan çıkarıp belki de hâkimin geniş takdirinin... Şu an önden bir şey söylemeyin, hele uygulamaya bakalım diyeceksiniz ama ülkedeki yargının tarafsızlığı, bağımsızlığı ve hâkimlerin bir yasayı uygulama biçimine baktığımızda maalesef ki çok gerçekçi bir risk olarak önümüzde duruyor.
Yine, teklifin Anayasa’nın 90'ıncı maddesi bakımından ciddi bir sorun taşıdığı açık çünkü usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir. Bununla ilgili çokça ifade ettik. Aynı temel hak ve özgürlüklere ilişkin çocuk hakları meselesinde -ki birçok hak içerisinde barındırıyor- sözleşmeler ile kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi hâlinde sözleşme hükümleri esas alınır diyoruz ve biz şu an yasa yapıyoruz. Bunun bir Anayasa’nın değerlendirme hükmüne gerek kalmadan bu aradaki hiyerarşiyi ve anayasal değerlendirmeyi esas alabilecek nitelikteyiz. Türkiye'nin taraf olduğu, çocuk adaleti bakımından doğrudan hüküm içeren Çocuk Haklarına Dair Sözleşme başta olmak üzere, uluslararası sözleşmeler yasama organının dilediğinde dikkate alacağı tavsiye metinleri değil tam aksine gözetmesi gereken bağlayıcı hukuk normlarıdır. Bunu hatırlatmak isterim size: Bu sözleşme hükümlerinin çocuk adaleti alanındaki anlamını somutlaştıran Birleşmiş Milletler Pekin Kuralları'nın, Çocuk Hakları Komitesinin genel yorumlarının bu yasa yapım sürecinde dikkate alınmadığını görüyoruz. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3'üncü maddesi, yasama organı dâhil çocukları ilgilendiren tüm işlemlerde çocuğun üstün yararının bir ölçüt olmasını, bilimsel verilere dayandırılmasını, saha gerçekliği verileriyle desteklenmesini hatta uygulamaya geçtikten sonra neyi ne kadar etkileyeceğinin dair -işte, bu etki analizi meselesini hep konuşuyoruz ya- ne kadar etki edeceğinin bile değerlendirilmesi gerektiğini yasama organlarına farz kılıyor. Yine, Sözleşme'nin 40'ıncı maddesi çocuğun yaşı, onuru, yeniden topluma katılımı esas alınarak çocuklara özgü bir adalet sistemi kurulmasını emrediyor. Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 14'üncü maddesi de çocuk yargılamalarda yaşın ve rehabilitasyon amacının dikkate alınmasını öncelikli kılıyor. Uluslararası hukuk "Çocuğun yaşını merkeze al." derken biz ise suçun ağırlığına göre çocukluk kavramını geri plana iten bir sistem getiriyoruz.
Teklifin 3'üncü maddesi aynı yanlışı yapmakta devam etmiş. Mevcut hukuk, 18 yaşından önce işlenen fiilleri tekerrüre esas almayacak diye bir hüküm varken bu teklif bunu 15 yaşa indirmiş olacak. Böylece çocukluk dönemindeki mahkûmiyetler sonraki yaptırımı, infazı ağırlaştıran kalıcı bir etikete dönüştürülecek. Yani çocuğa şunu söylemiş olacağız: "Ben seni ilk seferde suçtan koruyamadım, topluma yeniden kazandıramadım; eğitim, sağlık, ruhsal destek, aile desteği gibi meselelerde yetersiz kaldım, şimdi de bu başarısızlığı senin aleyhine kullanacağım." İşte, bu, adalet değil; bu, devletin başarısızlığını çocuğun siciline yazmakla ilgili bir meseledir.
Teklifin 6'ncı, 7'nci, 8'inci maddeleri de çocuk infaz hukukunun yönünü bütünüyle değiştiriyor. Çocuklar bakımından eğitimevi esas alınması gereken teklifte, kapalı infaz kurumu başlangıç noktası hâline getiriliyor. Eğitimevine geçişi idare ve gözlem kurulu iyi hâl değerlendirmesine bağlıyorsunuz -bizce en sorunlu maddelerden biri bu- ve burada kesinleşmemiş olsa bile disiplin işlemlerini dahi çocuğun kapalı kuruma gönderilmesinde bir gerekçe hâline getiriyorsunuz. Çocuğun hangi kurumda ne kadar süre tutulacağına ilişkin esaslı konuların bir bölümünü de yönetmeliğe bırakıyorsunuz. Anayasa’nın 19'uncu maddesi, özgürlükten yoksun bırakılma istisna olması gerekirken kapalı hapishaneleri yani kapalı tutulma mekânlarını bir başlangıç kuralına dönüştürmüş oluyorsunuz ki biz DEM PARTİ olarak ve burada bulunan birçok sivil toplum kuruluşu da çocuklar için kapalı tutulma mekânlarının ilkesel olarak fayda sağlamadığını, ilkesel olarak olmaması gerektiğini, olması hâlinde öncelikli ve temel değil en son mekanizma olarak değerlendirmesini savunuyoruz.
38'inci maddedeki masumiyet karinesi bakımından kesinleşmemiş disiplin işlemi veya başka bir dosyadaki tutuklama kararı yani tekerrür meselesinin de haricinde değerlendirme meselesini peşinen bir yaptırıma çevirmiş olacağız. Tutuklama kararı mahkûmiyet kararı değildir, mahkûmiyet kararı olması hâlinde de sorumluluklar ve çocuğa ilişkin yaklaşım biçimi değişmesi gerekir. Kanunilik, hukuki güvenlik bakımından da idare ve gözlem kurullarının, buna karar verebilecek idari bir yetkiyken, bir mahkeme yetkileriyle donatılmaması gerektiğini biz savunuyoruz. Çocuğun özgürlüğüne ilişkin temel ölçüt, iyi hâl gibi geniş bir kavrama ve yönetmeliğe bırakılamaz. Yetişkinler bakımından -ki burada çokça, defalarca söyledik- paralel bir yargı gibi işleyen, suç tipine göre karar veren; tarafsızlığı, bağımsızlığı, bilimsel değerlendirmesi çokça tartışmalı olan bu kurulların biz kaldırılmasını savunuyorken siz şimdi bir daha, bir de yetmiyor gibi, çocukları da bu kurullar eliyle aynı mekanizmaya teslim edelim diyorsunuz. Uluslararası hukuk da bunun tersini söylüyor bize, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 37'nci maddesinde çocuğun hapsedilmesini ancak son çare ve mümkün olan en kısa süreyle uygulanabilecek bir yöntem olarak görülürken biz bunun artırılabileceğinin bir mekanizmasını önden kurmuş oluyoruz. Yine, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5'inci maddesi, çocuklara özgü özgürlükten yoksun bırakma hâlleriyle ilgili eğitim gözetim amacı öncelikli olması gerektiğini söyler. Bu konuda AİHM'in vermiş olduğu birçok karar da var, bunların da dikkate alınmadığını biz buradan görüyoruz. Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi'nin 10'uncu maddesi de çocukların yaşına, hukuku statülerine uygun bir rejimin -özel rejim, istisnai rejim, paralel rejim, nasıl isimlendirilebilirse ki kısmen var İnfaz Kanunu'nda- infazın toplumsal rehabilitasyonu hedeflemesinin çocuklar için olmazsa olmaz olduğunu hatırlatıyor. Yani özetle, sözleşmeler eğitimi esas, kapatmayı istisna kabul ediyor ancak biz teklifte kapatmayı esas, eğitimi de bir yan çalışma gibi destekleyici bir mekanizma olarak kurgulamış oluyoruz.
8'inci madde 15 yaşından önce hapishanede geçirilen bir günün iki gün sayılmasına ilişkin çocuk lehine olan bir güvenceyi kimi suçlar bakımından kaldırmış oluyor. Bu güvence bir minnet, bir ayrıcalık değil ki çocuklar için; çocukluk statüsünün ve kapatılmanın çocuk üzerindeki ağır etkisinin bir sonucu ve bu maddenin kendisi dünya örneklerinden, bilimsel gerçekliklerden bilimsel temeli ve arka planı olan bir madde. Şimdi, bunu değiştiriyoruz. Bilimsel bir araştırması var mı, verisi var mı? Yok. Dünya örneklerinden örnek almış mıyız? Yok. Bir infiale sığınan bazı olaylar üzerinden bu kadar temelsiz bir meseledeki ısrarı ve getirmeyi çocuklar aleyhine bir değişiklik olarak görüyoruz. Suçun adı değiştiğinde, maalesef, çocuğun yaşı değişmiyor, çocukluk değişmiyor, fiilin ağırlığı da çocuğu yetişkin hâle getirmiyor. Bunun çözümü de cezalandırma değil belki ağırlığına göre getirilebilecek tedbirler ve kurumsal koordinasyonlar. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme hapsetmenin mümkün olan en kısa süre için olmasını ifade ederken bu teklifin 10'uncu maddesi ise apayrı bir vahamet taşıyor. Niyet güzel, evet, tedbirler üzerinden ele alınmış ama uygulama açısından büyük bir sorun addediyor.
Ceza sorumluluğu olmayan bir çocuk için üç yüz saate kadar bir görev veriyorsunuz; çevre temizliği, belirlenen eserleri okuma, üç aydan iki yıla kadar dijital takip ve bunun için de bazen kolluk yardımı gereksinimi olursa kullanabiliriz diyorsunuz. Şimdi, ceza sorumluluğu yok fakat cezaya benzer bir yükümlülük var. Tedbir demek, yaptırımı anayasal güvenceler dışına çıkaracağımız anlamına gelmiyor. Bir çocuğun telefonunu, hattını, bilgisayarını, dijital hareketlerini iki yıla kadar takip edebilecek bu tedbir yükümlülüğü kapsamında fakat verinin kapsamı, erişimi, saklanması, silinmesi, üçüncü kişilere karşı korunması, periyodik yargısal denetim meselesi belirsiz. Daha on ikinci yargı paketini konuştuğumuz süreçte de bilgisayar kütükleri meselesi gündeme gelmişti. Orada da yine aynı reflekse on beş yıldan yirmi yıla kadar bu verilerin saklanmasıyla ilgili bir düzenleme getirdiniz, silinmesiyle ilgili ise bir sürü prosedür getirdiniz. Aynı hükmü çocuklar açısından kullanmak açıkçası bizler açısından bir sorun çünkü çocuğun da Anayasa'nın 20'nci maddesine göre kişisel verilerin korunması hakkı vardır, korunması gerekir, bunun usuli düzenlemelerinin de kanunla yapılması şarttır.
Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 12'nci maddesi çocuğun dinlenilme hakkını, 16'ncı maddesi özel hayatın ve haberleşmesinin korunması hakkını, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi 17, yine İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8'inci maddesi de çocuğa karşı kişisel velileri ve özel hayatın korunması güvencesini sağlıyor. Çocuğu dinlemiyorsunuz, yargılamanın belli bir aşamasında tutuyorsunuz ancak izliyor, gözetlemeyi sürdürüyorsunuz. Üç yüz saate kadar zorunlu görev ve temizlik meselesi aynı zamanda bizce Anayasa’nın 18'inci maddesindeki zorla çalıştırma yasağına da ciddi bir sorun doğuracaktır. Kitabı yaptırıma dönüştürürseniz eğitim meselesini, okumayı da terbiye aracına indirgemiş olacaksınız. Sosyal hizmetin yanına kolluğu koyarsanız -ki kolluk büyük ihtimalle birçok meselede devreye girecek yaratacağı meselesinde- meseleyi bir tedbire, bir desteğe, bir çocuğu korumaya değil asayiş meselesine çevirmiş olacaksınız.
MÜŞERREF PERVİN TUBA DURGUT (İstanbul) - Çok pardon, kısa bir parantez açabilir miyim.
Mesela, bir parkta bir iki çocuk ağaçları yakmıştı...
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Durgut, söz isterken lütfen oradan söz alacağınızı belirtecek mikrofonunuza basın ama hatibin sözünü kesmeden.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - İsterseniz bitireyim, sonra soru-cevap yapalım.
BAŞKAN CÜNEYT YÜKSEL - Sayın Durgut, hatip bitirsin, ondan sonra size söz vereceğim.
Buyurun.
NEVROZ UYSAL ASLAN (Şırnak) - Bu nedenle, Komisyon üyelerine ve dinleyicilere son olarak söylemek gerekir ki Türkiye'nin taraf olduğu sözleşme, Çocuk Hakları Sözleşmesi, Medeni ve Siyasi Haklar, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin bağlayıcılığını, Anayasa 90'ı hatırlatarak çocuğun özel korunması ve eğitim hakkının güvence altına alınmasını hatırlatıyorum. Anayasa 90 sadece bir süs değil diğer maddeler de hakeza bir süs değil ve temel hakları düzenlerken uluslararası örnekleri sadece -tırnak içerisinde- kötü örnek ülkeler babında değil ülkenin imzalamış olduğu ve bağlayıcı olduğu sözleşmeler üzerinden değerlendirelim diyorum.
Yerleşik uluslararası standartların ortak sözü açıktır: Çocuk yetişkin değildir, çocuğun üstün yararı önceliklidir, hapsetme son çaredir, infazın amacı çocuğu da yeniden topluma ve hayata kazandırmaktır. Oysaki, sizin bu teklifiniz bunun tam tersini, cezayı artırıyor, çocukluktan çıkarıyor, tekerrürü genişletiyor, kapalı hapishaneleri başlangıç noktasına çevirerek aslında henüz ceza sorumluluğu olmayan bir çocuğu dijital gözetimin nesnesi hâline getiriyor.
Bugün Türkiye'deki hapishanelerin kapasite meselesi her zaman büyük bir sorun olarak anlatılıyor. Şu an 304 bin kapasiteye karşın 427 bin insan tutuluyor ve bunların 4.563'ü çocuk. Bu kadar çocuğun bulunduğu bir hapishane sistemine daha fazla çocuğu daha uzun süreyle ekletmeyi tartıştığımız bu paketi kabul etmemiz mümkün değil. Hapishaneler topluma kazandırmaların mekânı olsaydı biz bugün tekerrürü değil yeniden kurulan hayatları örnek olarak konuşmuş olurduk. İktidarın kafa yorması gereken alan çocukları hapishaneye götüren yolları kapatmak olmalı. Siz o yolları kapatmak yerine yolun sonuna daha yüksek duvarlar örüyorsunuz. Bu teklif Anayasa’nın 2'nci, 5'inci, 10'uncu 11'inci, 13'üncü, 18'inci, 19'uncu, 20'nci, 38'inci, 41, 42 ve 90'ıncı maddeleri olmak üzere anayasal güvenceyle bağdaşmamaktadır. Çocuk adaleti, çocuğu toplumsal risklerden koruyan ancak bütüncül, çocuk merkezli, onarıcı, dönüştürücü, adli sistem dışı alternatiflerle önleyecek biçimde gerçekleştirilebilir. Öncelikli olan olan çocuk koruma sistemidir. Biz bu nedenle Komisyon görüşmelerinin durdurulmasını, bu paketin geri çekilerek yeniden tartışılmasını talep ediyoruz.