KOMİSYON KONUŞMASI

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; sunulan Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi'nde biz Anayasa'ya aykırılıkla ilgili hem iddialarımızı hem de görüşlerimizi açıklayacağız.

Değerli arkadaşlar, Yargı Reformu Strateji Belgeleri 2009, 2014, 2019, 2025. 2009'dan itibaren Yargı Reformu Strateji Belgeleri'yle birlikte hukuk açısından, adalet açısından yaşantınızda bir değişiklik oldu mu? Yani 2009'da siz Çankaya Kapı'ya geldiği zaman öğretmen olarak, atanamayan öğretmenler olarak ya da mülakat mağduru öğretmenler olarak bir açıklama yaptığınız zaman yapabiliyor muydunuz? Güvenpark'ta yapabiliyor muydunuz? Siz Kuğulu Park'ta yapabiliyor muydunuz 2009'da? Yapılabiliyordu, evet, ama 2025'te 4 tane Yargı Stratejisi Reform Belgesi açıklanmış, 2 tane de İnsan Hakları Eylem Planı açıklanmış ama yapamıyorsunuz. Yapan öğretmenler, mülakat mağduru öğretmenler saçlarından tutularak yerlerde sürükleniyor. Toplantı ve Gösteri Yürüyüş Kanunu'na aykırılıktan haklarında işlem yapılıyor ve ilginçtir yani hep direnme hakkından, kamu görevlisine direnme hakkına yönelik, direnmeye yönelik suçtan dolayı gözaltına alınıyor. Ya arkadaşlar, 2009 ile 2026 arasındaki bir dengeye bakın. Emeklinin aldığı maaşın aldığı çeyrek altından bahsetmiyorum. Ekonomi zaten çarpmış duvara, emeklinin aldığı, en az emekli aylığıyla 2009'da ne alacağı konusunda bir örnek her zaman veriyorum. 2018'de bir emekli aldığı bayram ikramiyesi olan bin lirayla Kurban Bayramı'nda 850 lirasıyla 1 kurbanlık koyun alıyordu. Şu anda aldığı 4 bin lira bayram ikramiyesiyle koyunun bacağını alamıyor. Onları bir kenara koyuyorum yani, ekonomi konusundaki durumu. Hukuka bakıyorum ben, hukukta geldiğimiz noktada ya kafasını kaldıranın güvenliği yok, can güvenliği, hukuki güvenliği yok. Düşünebiliyor musunuz, burası neresi Çankaya? Çankaya, Türkiye'nin en büyük 3'üncü ilçesi. Esenyurt'ta Belediye Başkanımızı haksız hukuksuz yere 30 Ekim 2024'te gözaltına aldınız, kayyum atadınız. Ondan sonra yargılama devam etti, daha sonra serbest bıraktınız ve şu anda kayyumla idare ediliyor. Gelinen noktada 3'üncü büyük ilçesi olan Çankaya Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Anıtkabir'in ve Türkiye Cumhuriyeti için önemli noktaların olduğu Çankaya Belediye Başkanımız haksız hukuksuz yere hukuk dışı olarak gözaltına alınıyor ve tutuklanıyor. Ya, hiçbirimizin güvenliği kalmadı, hukuki güvenliği kalmadı. Ben avukatım, otuz beş yıllık avukatım, ceza avukatıyım ve öngöremiyorum artık. Evvelden bana geldikleri zaman "Şu işlemi, şu fiili yaptığım zaman başıma ne gelir?" dedikleri zaman şu gelir diyordum. Şimdi, ne gelir diyemiyorum. FETÖ yargılamasında, Ergenekon'da, FETÖ yargılamasında o kaçaklar, o darbe teşebbüsünde bulunan teröristler, terörist hukukçular ne diyordu biliyor musunuz? "Şurada toprağı kazarsanız buradan silah çıkacak." diyorlardı. Gidiliyordu, toprak kazılıyordu, silah çıkıyordu ama ilginçtir, şimdi ise "Toprağın altına silah var." denildiğinde toprak kazılmıyor. "Silah var." diye iddianamelerde yazılıyor. Gelinen noktada düşünebiliyor musunuz, belediye başkanı yurt dışında, hakkında soruşturma yapılmış diye geliyor, Türkiye'ye geliyor, kaçma şüphesi yok ve saat dört buçukta Çankaya Belediyesine operasyon yapılıyor. Operasyonda CMK Hak getire, CMK'deki 134'üncü madde arama, el koyma, dijital verilere ilişkin birçok operasyon yapılıyor. Ofisinde, avukatlık ofisinde, evinde ve belediyede avukat alınmıyor. CMK (120/3) ne işe yarıyor? Aramalarda, el koymalarda, bilgisayarlarda ne yapılıyor? Hem ilgili kişisi, hem de ilgili kişi yoksa avukatına orada bulunma şartı getiriliyor değil mi? Nerede? Savcı almıyor "Almıyorum kardeşim ben." diyor. "CMK nedir, almıyorum." diyor ya. Biz de bağırıyoruz: Alınan, el koyulan dijital verilerle, siz bu verilerle ilgili kopyalamayı -kopyalarını da vermediğinize göre- bu delil teşkil etmez diyoruz. Sonra alıyorsunuz. Sonra hakkında 4 suç isnadında bulunuyorsunuz, diyorsunuz ki: "İhaleye fesat karıştırmak. 2'ncisi örgüt kurmak, 3'üncüsü rüşvet alma ve rüşvet verme." Bakıyoruz, Emniyetteki ifadesinde, 7 sayfalık ifadesinde, Emniyetteki arkadaşlar örgüt kurmadan ve rüşvet verme ve rüşvet alma iddiasıyla ilgili soru sormuyor. Sordukları soru şu: İhaleye fesat karıştırma. İhaleye fesat karıştırmayla ilgili konu da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından böyle bir iddia takipsizlik kararıyla kesinleşmiş. Böyle bir iddia Danıştayın 13'üncü Dairesinde tartışılmış ve soruşturma izni verilmemiş. Böyle bir iddia MASAK'da yok, bilirkişi raporlarında yok, böyle bir iddiayla ilgili olarak hiçbir hukuki veri yok. Böyle bir iddiayla ilgili olarak hiçbir belge yok, bilgi yok. Aksine, CMK'nin 170'inci maddesine göre takipsizlik kararı verilen hususta, aynı hususta o takipsizlik kararı kaldırılmadan yeniden işlem yapılamaz hükmü de var ama ne yazık ki savcılığa ifadeye gönderiliyor. Savcılığa gönderilen ifadede de gene örgütten, rüşvet alma ve rüşvet vermeden soru sorulmuyor, ihaleye fesat karıştırmadan dolayı tutuklamaya sevk ediliyor. O konuyla ilgili her ay Çankaya Belediyesine 4 milyon 5000 TL'lik bir kamu yararı olduğu savcılık tarafından ve Danıştay tarafından karara bağlanmışken ilginçtir örgütten, soru sorulamayan örgütten, soru sorulamayan rüşvet vermeden, sorunun sorulmayan rüşvet almadan bir hukukçu Belediye Başkanı tutuklanıyor. E arkadaş, o zaman, biz ne yapacağız? Şu elimizdeki belgeleri, Anayasa'yı rafa attınız, CMK rafta, TCK rafta, ikili hukuku uyguluyorsunuz, uygulamaya devam edin. İşte, kaos ortamı burada, çıkıp Cumhuriyet Halk Partisinin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'na yönelik olarak da 142 tane eylemden sorumlu tutuyorsunuz. İlk başta Ekrem İmamoğlu "İlk sözü bana verin." diyor. Mart 19'da başlayan duruşmada "Hayır, siz her eylemden sorumlusunuz. Bu nedenle, en son konuşmayı geniş bir şekilde yapacaksınız." diyor mahkeme hâkimi. Daha sonra sonuna geliniyor "9 Temmuzda sana altı saatlik sorgu süresi, savunma süresi, altı saat de avukatların savunma yapacak." deniyor. Yahu, nereden nereye! Hep diyoruz ya 12 Eylül faşist darbesinde DİSK'in Başkanı Abdullah Baştürk'e yüz yirmi bir gün verildi savunma hakkı, diyoruz ya şuna verildi, buna verildi; geldiğimiz nokta bu. Kimsenin hukuki güvenliği yok. Can Atalay'ın, şu anda, Hatay'ın iradesi olan milletvekilinin Silivri Cezaevinde olduğu, Cumhuriyet Halk Partisinin Cumhurbaşkanı adayına siz 142 eylemden dolayı altı günlük avukatlarıyla savunma hakkı verme durumunda ihlal yaptığınız ve Türkiye'de hak, hukuk, adalet arayan barolara karşı operasyonlara devam ettiğiniz ortamda ne var? Hukuk yok, hukuk devleti yok, o yok, bu yok ama biz burada ne yapıyoruz, Adalet Komisyonunda neyi tartışıyoruz? Dokuz aydan beri Anayasa Mahkemesinin iptal kararına göre getirilmeyen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıyla ilgili düzenlemeyi son anda getiriyorsunuz buraya, Anayasa Mahkemesi kararlarına uymadığınız ve aynı teklifi getirdiğiniz hâlde diyorsunuz ki: "Eğer bu yasa teklifi çıkmazsa kaos çıkacak." Kaos. Sayın Adalet Bakanlığı yetkilileri -zaten vekillerimiz yapmıyor teklifleri hazırlamıyor- dokuz aydan beri neredeydiniz? Dokuz aydan beri niye o teklifleri getirmediniz? Ama, şundan getirmediniz, son anda getiriyorsunuz, getirdiğiniz teklifleri dayatıyorsunuz. Anayasa Mahkemesinin hak ihlali kararını siz burada Türkiye Büyük Millet Meclisine dayatıyorsunuz. Bakmayın altındaki milletvekili imzalarına, bugün de söyledim: Adalet Bakanı Akın Gürlek ne dedi? Açık ve net şunu söyledi: "On ikinci yargı paketini Beştepe'ye gönderdik. Beştepe'den sonra Adalet Komisyonuna gelecek, sonra Genel Kurula gelecek." Sonra uzlaşma görüşmeleri yapıyoruz. Uzlaşma görüşmelerinde "Yok, bu maddeyi geri çekemeyiz, kaos olacak. Yok, o maddeyi çekemeyiz, kaos olacak." Evet, biz sizin, Adalet Bakanlığının bürokratlarının oyuncağı mı olacağız burada? Biz neyiz burada? Milletvekiliyiz. Böyle yok. Burada İç Tüzük'ten kaynaklanan haklarımızı koruyacağız, savunacağız. İç Tüzük ne diyorsa burada olacağız. İster bir günde, ister iki günde, ister üç günde burada sabahlayacağız. Sonuna kadar bu paketlerin halk nezdinde tartışılması konusunda çalışmalarımıza devam edeceğiz. Yok öyle bir şey! Biz burada Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayıp da son anda dayatılan kararları, yasa tekliflerini kabul etmek zorunda olan milletvekilleri değiliz. Biz halkın temsilcileriyiz burada. Halkın temsilcileri bürokratların getirdiği, önümüze koyduğu şeyleri kabul edemez. O nedenle çok şeyler var.

Şimdi, Çocuk Koruma Kanunu'yla ilgili yasa teklifi geldi. Sayın Başkana teşekkür ederiz, çok geniş açıklamalarda bulundu. İçerisinde güzel maddeler var yani çocukların haklarını koruyucu birçok madde var ama bizim de itirazlarımız var ve şunu söyledik, sabah da söyledik: Ya, arkadaşlar, ne aceleniz var? Üç komisyonun daha raporunu Genel Kurula sunmadığı ortamda, Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu raporu yok, sunacak, TBMM Dilekçe Komisyonunun Akran Zorbalığı Araştırması Alt Komisyonu raporunu sunacak. Bu iki komisyonun raporundan başka Okul Olayları ve Dijital Riskleri Araştırma Komisyonu raporu sunacak. Ondan sonra daha geniş, daha kapsamlı, daha adil bir Çocuk Koruma Kanunu'yla ilgili bir çalışma yapsak daha doğru olmaz mı diyoruz ama çok ilginç önümüze getirdiniz. Şimdi, biz onu tartışıyoruz ama çok ilginçtir, bu TÜİK denilen emeklilerin, memurların maaşlarını gasbeden, yaptığı istatistikler, açıklamalarla yüzde 1,5 olan aralık ayı enflasyonunu ocak ayında yüzde 4,5 yapan TÜİK denilen... Daha sonra hesap göreceğiz, TÜİK'in hesabını göreceğiz iktidara geldiğimiz zaman bu milletin cebinden çaldığı, tespit yaptırdığı birçok istatistiğin yalan olduğuna, doğru olmadığına ilişkin hukuk devletinde adil yargılanma hakkını sağlayarak onlardan hesap soracağız. Şimdi, TÜİK ne yapıyor? Sormuyorsunuz Sayın Başkan, TÜİK'e şunu sormuyorsunuz: 2016'dan beri kaybolan ve kaybedilen çocuklara ilişkin verileri niye açıklamıyor? Komisyon Başkanısınız, öyle bir madde getirseniz ya, 2008 ile 2016 arasında Türkiye'de toplamda 104.531 çocuk kaybolduğu hâlde 2016'dan sonra bu TÜİK neden bu kayıp çocuk vakaları konusundaki sayıları açıklamıyor? Bu TÜİK ne iş yapar? Bu TÜİK emeklinin, memur emeklisinin, SGK emeklisinin cebindeki parayı, enflasyon miktarını yalan açıklayarak cebinden para almaktan başka ne işe yarar? İşte, görevini yapsın, yapmıyor görevini. Sayın Başkan sormuyor, Sayın Genel Müdür sormuyor bir madde getirerek. Yahu, bu TÜİK bunları doğru açıklamazsa bunlar hakkında sorumluluk getiren yasa teklifleri de gelmiyor. Şimdi, bakın arkadaşlar, TÜİK, İstatistik Kurumu, suça sürüklenen çocukların karıştırdığı olay sayısıyla ilgili açıklamalarda bulunuyor. Bunları açıkladığımız zaman da diyeceksiniz ki: İşte kanun teklifini getirdik ya! Kanun teklifi hemen gelip de hemen çıkmaz, bunun altyapısı vardır, üst komisyonun raporları gelecek, bu tartışılacak ve topluma mal olacak, ondan sonra çıkacak. Şimdi, TÜİK, Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı kaynaklı verileri paylaşırken 2016'dan itibaren yalnızca güvenlik birimlerinde gelen, götürülen çocukların istatistiğini paylaşıyor ama burada -yine dediğim gibi- kayıp çocuk verileri bulunan Emniyete bildirilen, resmî kayıtlarda tutulan ifadelere indirgeniyor. Hâlen bulunamayan çocukların sayısı kamudan gizleniyor arkadaşlar, kamudan gizleniyor. Bu durumda toplum gerçek kayıp riskini alamıyor. TÜİK'in "kayıp" adı altında bulunan çocuk sayılarını açıklaması şeffaflık ve çocuk hakları açısından sorunlu. Yani bunlar üzerine düşmüyoruz, TÜİK hakkında gerekli işlemleri yapmıyoruz.

Arkadaşlar, bir de derin yoksulluk ağı var, çocuk yoksulluğu var. Derin yoksulluk ağının çocuk yoksulluğu verileri var. Siz diyeceksiniz ki: Bu veriler tartışmalı. Hayır, Aile Bakanlığının verileri var. Şu anda sosyal yardım konusu yapılan 2025 verilerine göre 17 milyon kişiye sosyal yardım yapılıyor. İşte, bu derin yoksulluk ve bununla birlikte yaklaşık 7 milyon 866 bin çocuğun yoksulluk ve sosyal dışlanma riskiyle karşı karşıya olduğuna ilişkin derin yoksulluk ağının çocuk yoksulluğu verileri var ve çocukların Türkiye'de yüzde 36'sı, yüzde 37'si yoksulluk ve sosyal dışlanma riski altında bulunuyor. Sağlıktan gıdaya, güvenli konuta, eğitime, sağlık hizmetlerine, giysiye, kitaba, sosyal yaşama erişememekte, çocuk yoksulluğunun temel boyutları içerisinde yer alıyor. E, bunlarla ilgili herhangi bir çalışmamız var mı? Tamam, kanun teklifi geldi, Çocuk Koruma Kanunu'yla ilgili. Bunun bir de nesi var? Arka planı var. Arka planında ne var? Derin yoksulluk var. Yani çocuk adaleti yönünü sadece güvenlik açısından değerlendirmemek lazım. Yani burada sonuç sadece güvenlik değil; açlık, okul terki, şiddet, güvencesiz çalışma, bağımlılık, çete baskısı, yoksulluk bu noktaya getiriyor çocukları, bu noktaya getiriyor. Biz bu noktaya gelen çocukları ne yapıyoruz? Bu noktaları çözmeden, yoksulluğu çözmeden, çocuk derin yoksulluk ağını çözmeden biz sonuca yönelik şeyler getiriyoruz.

Bir de arkadaşlar, "çocuk" deyince eğitim dışında kalan çocuklarımız var. Eğitim Reformu Girişiminin Millî Eğitim Bakanlığının resmî verileri üzerinden hazırladığı eğitim izleme raporuna göre 2025'te, 2024-25'te eğitim dışındaki çocuk sayısı 797 bin 84 olarak hesaplanıyor. Arkadaşlar, 2025'e göre 2024 ve 25'te eğitim dışında kalan çocuk sayısı 797 bin 84. Nedir? Büyük bir rakamdır bu rakam. Bu çocuklar ne yapar? Yani eğitime erişemeyen çocukların yaklaşık 604 bin 446'sı Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı arkadaşlar, 192 bin 638'i de yabancı uyruklu, büyük ihtimalle Suriye'den gelenler. Arkadaşlar, bir MESEM var, bir de ISIC verileri var. Yani burada TÜİK verilerine göre 15-17 yaş grubunda yaklaşık 995 bin çocuk iş gücünde yer alıyor, 995 bin çocuk iş gücünde yer alıyor. MESEM kapsamında mesleki eğitim merkezleri kapsamında iş yerlerinde bulunan yaklaşık 500 bin çocuk da hesaba katıldığında toplam 1,5 milyon çocuğun çalışma yaşamıyla temas hâlinde olduğu ifade ediliyor. 1,5 milyon çocuğun çalışma yaşamında bulunduğu ifade ediliyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin verilerine göre ise 2025 yılında en az 94 çocuk çalışırken hayatını kaybediyor arkadaşlar, şu anda altıncı ayın içerisindeyiz 34 çocuğumuz MESEM'de çalışırken hayatını kaybetti. Bu çocuklar, bizim çocuklarımız değil mi? Bu çocukların korunması gerekmiyor mu? Yani sadece güvenlik tedbirleriyle bu işler yürümez. Bu derin yoksulluk ağını, çocuk yoksulluğunu çözmenin yasal düzenlemelerini buraya getirmek zorundayız. Bu çalışmalar da takdir edilen çalışmalar. Bu Meclisimizde bulunan komisyonların raporları da çok önemli raporlar. Bunları biz, ete kemiğe büründürmek zorundayız. Bunları ete kemiğe büründürürsek çocukların hakları konusunda çoğul noktayı çözmüş oluruz.

Değerli arkadaşlar, sorunlar büyük, konuşulacak çok şey var. Burada, başından beri söyledim Anayasa rafta. Anayasa'da haberleşme özgürlüğü, ifade özgürlüğü, hürriyetlerin sınırlanması, basın özgürlüğü, hak arama özgürlüğü, masumiyet hakkı, örgütlenme özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüş hakkı artık uygulama da yok. Ben bu hâkim savcıları anlayamıyorum. Bugünün yarını var, bugünün yarını var. Bu, hukuka uymayan, Anayasa'ya uymayan, kanunlara, TCK ve CMK'ye uymayan hâkim ve savcılara sesleniyorum: Her şeyin bir vakti var, zamanı var, her şeyin bir yararını var. Böyle şey olabilir mi? On üç ay önce sen çıkacaksın evinde saat dört buçuk, beşte gözaltına alacaksın, gözaltına aldıktan sonra on üç ay sonra gideceksin, iddianame düzenleyeceksin. Bir yıl iddianame düzenlemeyeceksin, ondan sonra duruşmaya çıkacak Gaziosmanpaşa Belediye Başkanımız, ondan sonra duruşmada Aziz işten Aktaş'ın adamı Dölekli diyecek ki: "Ben para vermedim." O da "Almadım." diyecek. Adamın tutukluluğunu üç ay daha devam ettireceksin. Bu nedir ya? Bu zülümdür ya! Bu zulümdür ya! Savunma hakkını kenara iteceksin, savunma hakkı ihlallerini en yüksek noktaya koyacaksın. Ya, hadi getirin. Yani sayın vekillerime bir şey demiyorum, vekillerimiz burada bayağı zor şartlarda çalışıyor. Adalet Bakanlığının yetkililerine söylüyorum. Hadi getirin bakalım. Cumhuriyet savcılarının gözaltından sonra, tutuklama kararından sonra üç ay içinde iddianame düzenleme noktasına getirin. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılarının bir aydan üç aya çıkarılması için getirdiğiniz yargı on ikinci paketi var ya, hadi getirin üç ay içinde! Ya, bunların keyfî... Bunların çocukları yok mu? Bunların anaları babaları yok mu? Bunlar eve gittikleri zaman başlarını yastığa koydukları zaman affedersin, en küçük bir iddiada bile on ayda, on iki ayda iddianameyi düzenlemeyen savcı olabilir mi ya? Kim bunlar ya? Bunlar nerede yaşıyor? Bunlar hukuk devletinde yaşamıyor mu? Şu anda 24 belediye başkanımız tutuklu durumda ve yüzlerce Cumhuriyet Halk Partisinin üyesi ve bürokratı tutuklu durumda. Hani davalar nerede? Kaç yıl sürecek bu davalar? İnsanların masumiyet hakkı yok mu? Lekelenmeme hakkı yok mu? AK PARTİ'nin getirdiği en büyük haklardan birisi Anayasa'da 2009'da getirdiler bireysel başvuru hakkı yok mu? Lekelenmeme hakkı yok mu? AK PARTİ'li milletvekillerime sesleniyorum: Lekelenmeme hakkı nerede uygulanıyor, nerede uygulanıyor? Televizyonlarda bas bas gizli ya da gizli tanık ifadeleri yayınlanıyor. Yahu gözaltına alınmadan, tutuklanmadan bir bakıyoruz, yandaş medyalarda şu şunu demiş, bu bunu demiş, şudur demiş. Ya, avukatlara soruyorum: "Sizlerin de bu konularda bilginiz var mı?" "Yok." Bir bakıyorsun tutuklama çıkıyor, gizli tanık ifadeleri, gizliliğe aykırı ifadeler CMK ne oldu? Ya, TCK ne oldu? Gizliliğe aykırı hareket eden kamu görevlileri hakkında bir tek işlem yok şu ana kadar, bir tek işlem yok. Yani nereden tutsak elimizde kalıyor, nereden tutsak elimizde kalıyor. Arkadaşlar, bu iş bizde yarın size döner. Bu, açıkça müşfik... Şu Barrack var ya, Barrack denen bir vatandaş var, çıkıp "Müşfik otokrasi olacak sizde, daha iyi, demokrasiye ihtiyacınız yok." dedi. Biz bunu kabul etmiyoruz. Biz cumhuriyeti kurduk. Demokrasi ve özgürlüklerin yaşandığı, anayasal hak ve özgürlüklerin yaşandığı bir Türkiye'yi birlikte yapalım, birlikte getirelim, birlikte inşa edelim diyoruz. Amerika'nın biz burada sömürgesi değiliz. Amerikan Büyükelçisi Türkiye'ye yönetim tarzı çizemez. Çizdiği takdirde 1920'lerde ne yapmışsak, 1970'lerde ne yapmışsak 2000'li yıllarda da gereğini yaparız. Bu nedenle bu özgürlükler hepimize gerekiyor, bu özgürlüklerle hepimiz beraber olmamız gerekiyor, yaşamamız gerekiyor. Bizler diyoruz ki: Bugün bize bu özgürlükleri, bu mahkûmiyetleri, bu hukuksuzlukları, bu yasa dışı tanımazlıkları reva görülmesine siz de "hayır" demeniz lazım. Siz de "hayır", diyebilmeniz lazım. Ya, böyle bir şey olabilir mi? Önceki dönemde Millet Meclisinden, bu kademelerden çıkan arkadaşlarımız Bakan oluyordu, bir sorumlulukları vardır. Önceki dönemlerde burada milletvekili olanlar Bakan Yardımcısı oluyordu. Nerede Bakan Yardımcısı? Hani, hani? Sayın Başkanım, Bakan Yardımcısı var mı şu anda? Çocuk Koruma Kanunu'yla ilgili en önemli madde var. Bakan Yardımcıları ne iş yapar? Bakan Yardımcıları ne iş yapıyor biliyor musunuz? Bakan Yardımcıları şu anda Cumhuriyet Halk Partisinin kurumsal kimliğine yönelik davalarla, Cumhuriyet Halk Partisinin belediye başkanlarının itibarsızlaştırılmasına yönelik operasyonlarla çalışıyorlar. Hani Bakan Yardımcısı? İlk defa bir bir Bakan Yardımcısının gelmediği bir toplantı görüyorum. Nerede? Yok. Nerede? Bakan Yardımcıları nereden? Savcıdan oluşuyor, Bakan Yardımcıları bürokrasiden geliyor. Buradan Kırıkkale Milletvekilimiz vardı bizim Ramazan Bey vardı, Ramazan Bey Milletvekilliğini Mecliste yapan kardeşimizdi, farklı görüşlerde olsak dahi, Adalet Bakanlığıyla bir bağımızı kurabiliyorduk, taleplerimiz olabiliyordu muhalif milletvekilleri olsun, diğer milletvekillerimiz olsun, diğer bakanlar da aynı şekilde. Yahu, şu anda Adalet Bakanlığı tam bir bürokratik bir yapı içerisinde, millet Meclisiyle artık bağlantısını kesmiş durumda, Gazi Mecliste milletvekilleriyle bağlantısını kesmiş durumda. Bürokrasi, devam edin haksız hukuksuz yere işlemlerinize, devam edin CMK'ye, TCK'ye, Anayasa'ya aykırı işlemlerinize.

HALİL ÖZTÜRK (Kırıkkale) - Zamanımız çok, toparlayalım, sıra bize de gelsin.

SÜLEYMAN BÜLBÜL (Aydın) - Daha bir şey yok Sayın Halil Bey kardeşim, daha bir şey değil, daha yeni başladık. Dur bakalım, daha dur, Mecliste devam edeceğiz, on ikinci yargı paketinde devam edeceğiz. Sen istersen Kırıkkale'ye selam söyle beş gün filan sonra geleceğini söyle, çoluk çocuk beklemesin seni yani.

Değerli arkadaşlar, bu hukuksuzluklar, bu hukuka aykırı dayatmalar, bu hukuk devleti dışındaki işlemler devam ettiği sürece bugün Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz tavrımızı her zaman hukukun yanında koyacağız, biz CMK'nin uygulanmasını isteyeceğiz, ikili hukuka "hayır" diyeceğiz, ikili hukuk ayrışmalarına "hayır" diyeceğiz ve Avukatlık Yasası'ndan kaynaklanan savunma hakkına yönelik müdahaleleri de "hayır" diyeceğiz.

Değerli arkadaşlar, bakın, İstanbul Barosu Başkanlığı İbrahim Kaboğlu'na açtınız davayı. Karar verdiniz ve ceza davasına devam ediyorsunuz. Sonra bakıyoruz, Kuşadası'nda yürüyüşü takip eden Aydın Barosunun 5 avukat hakkında mesleği gereği görevlerini yaptıkları hâlde soruşturma yapılıyor. Sonra bakıyoruz, İzmir Barosu yöneticileri hakkında 19 Mart operasyonlarına karşılık toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanan vatandaşlara yönelik yapılan davalarda onlar avukatlık mesleğinin gereğini yerine getiriyor, destek veriyor ve Menemen ve Kırklar Cezaevindeki aramalar ve yapılan hukuksuzluklara karşı onlara destek verdiği için haklarında soruşturma yapıyor. Yahu, belediye başkanını al içeri at, muhalifsen ifade özgürlüğünü kullandı diye içeri at, basında basın özgürlüğünü kullandın diye içeri at, ondan sonra çık, savunma organı olan ve barolar olan, Avukatlık Kanunu'ndan kaynaklanan görevlerini yerine getiren barolara da aba altından sopa göster, fezleke gönder. Böyle bir dünyayı kabul etmiyoruz. Böyle bir dünyada biz yokuz. Böyle bir dünyada biz direneceğiz, Mecliste de direniyoruz, sokakta da direneceğiz. Hukukun uygulanması konusunda taviz vermeyeceğiz ve şunu her zaman söylüyoruz: Bu direnmeyle birlikte rahmetli 2'nci Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü'nün dediği gibi yeni bir dünya kurulur, orada orada Türkiye Cumhuriyeti hukukta, cumhuriyette, demokraside, özgürlüklerde yerini alır diyorum.

Teşekkür ediyorum.