KOMİSYON KONUŞMASI

SEVİLAY ÇELENK ÖZEN (Diyarbakır) - 4'üncü madde birçok yönüyle konuşuldu ama şöyle bir argümantasyon var, onun da gerçekten değerlendirilmesi gerekiyor, çok vahim bu. Bu ülkede rektörlük seçimleri "Üniversite barışı bozuluyor, üniversitenin farklı birimleri arasında çatışma doğuyor." diye kaldırıldı. Dekanlık seçimleri kaldırıldı, bütün buralarda atamalar seçimle yapılırdı. Giderek böyle her alanda çalışma barışı ya da çatışma bahanesiyle bunların ortadan kaldırıldığı, aslında seçimlere ilişkin anlayışı da dışa vuruyor. Şimdi, burada da bu merkezileşmenin bir tezahürünü görüyoruz aslında ve yine aynı mantıkla karşımıza geliyor. "Zaten böyle oluyordu." İşte "Genç olanlar hocalarının gözünü oyuyor, biran önce gitsin istiyorlar." Bu saha bizim bildiğimiz saha değil, bilemiyorum, tıp fakültesi, sağlık bilimleri sahasında bu iş nasıl cereyan ediyor ama sosyal bilimler alanında biz bu sorunu bu şekliyle yaşamıyoruz, böyle bir şey yaşamıyoruz. Bizim daha çok tanık olduğumuz şey şudur, bunu ifade etmek isterim, burada da bir deneyimden söz ediyorum, yirmi beş yıllık bir eğitim hayatı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler alanında: Bizde maalesef, son on senede hiç kimse yaş haddini falan bekleyemedi. Ben bu hocaların isimleri de kayıtlara geçsin isterim, tutanaklara geçsin isterim, 50'li yaşlarında çalışamaz hâle getirilen Türkiye'nin en kıymetli siyaset bilimcileri, en kıymetli kadın çalışmaları alanında çalışan hocaları; Eser Köker, Alev Özkazanç, Gülay Toksöz, Siyaset Bilimci Ayhan Yalçınkaya benim aklıma gelen ve emekliliğe 50'li yaşlarda ayrılmak zorunda kalan insanlar çalışamaz hâle getirildiler, üstelik de Mülkiye gibi köklü bir üniversitede, köklü bir eğitim kurumunda iletişim fakültesi gibi Türkiye'nin en eski gazetecilik eğitimi veren okullarından birinde bu hocalar 50'li yaşlarda çalışamadılar. Şimdi, bu dururken bize "Hocalar gitsin diye bakılıyor." filan söylediğinizde bunları hatırlatıp kayda geçirmek gerekiyor. Böyle bir şey söz konusu değil. Bu hep böyle oldu kısmı da doğru değil yani bizim bildiğimiz saha şöyle işliyordu: Biz, ana bilim dalları her sene -bir kadro planlaması çok önemli bir şeydir- ana bilim dalı üyeleri olarak toplanırdı, kadro ihtiyaçlarına karar verilirdi, bu bölüme iletilirdi, bölümden dekanlığa giderdi ve dekanlıktan rektörlüğe giderdi, rektörlüğün bunun üzerinde hemen hiçbir tasarrufu olmazdı. Köklü eğitim kurumları böyledir, bir gelenekleri vardır, YÖK'e giderdi ve bu kadrolar ilan edilirdi.

Teklif ile görüş arasında bir fark yok meselesi de kesinlikle doğru değil. Teklif, idare hukukunda pek çok kişinin bileceği gibi, kararlara esas teşkil eden bir boyutu vardır, bunu görüşe çevirdiğinizde bu anlamda bir keyfîliğe teslim etmiş olursunuz. Görüş ile teklif aynı şey değil. Burada, bir kanun teklifi ne kadar ciddiyse bir ana bilim dalının kadro ihdası teklifi de o kadar ciddiyetle ele alınan bir şeydi dolayısıyla bu bir merkezîleşmedir, bunu böyle "Onlar hocalarının gitmesini istiyor." Bu kadar öznel şeylerle, bir birimin şeyine bırakılamaz. Bir birim dediğiniz, farklı bölgelerde, farklı üniversitelerde, kurumlarda, farklı fakültelerde, birçok yerde yayılmış bir biçimde gelen şeyin tek elde toplanması. Siz tekelde topluyorsunuz, yoksa bir ana bilim dalından çıkıp bir fakülteye oradan üniversiteye giden şeyde böyle bir şey yok. Bu merkezîleşmenin ifadesidir. Bunu da böyle bütün seçimleri ortadan kaldırırken söylediğiniz biz "Bu seçimler zaten çalışma barışını bozuyor." şeyini de asla kabul etmiyoruz. Zaten ülkede artık seçim sonuçlarına hiçbir saygının olmadığı bir yerde bu anlayış bize bunu çağrıştırıyor, bunun da altını çizmek zorundayız.

Teşekkür ederim.